Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 1

Kalbin Derinliklerinden Gelen Dua

“Yarısı” yazıldığına göre, yarısından fazlasının bizden talep edilmediğini anlıyoruz; bizim yarımıza ‘dua’ deniyor. Dua, duygularımızın bir sonucu olarak kalbimizden fışkırır. Kalbimizdeki duyguyu aklımızla eleştirmeye başlamadan, onun hakkında düşünmeye ya da onu anlamaya başlamadan önce, kalbin derinliğinden kopup gelmelidir. Biz onu kontrol etmeye çalışmadan önce, kalpte saklı olan duyguya “dua” denir.

Eğer dua, bizim onu kontrol etmemizden önce geliyorsa, neden sanki dua bizim çabalarımıza ya da özgür seçimimize bağlıymış gibi bize dua etmemiz ve duaya ulaşmamız gerektiği söyleniyor?

Yanıt, bizi doğru arzuya ulaştırmaya yardımcı olan çeşitli eylemler ve araçlar yoluyla “dua” adı verilen arzuya ulaşmamız gerektiğidir. Dua bir özettir; hazırlıklarımızın sonucudur. Buna göre, her dua ettiğimizde, Yaradan’la kalbimizde belli bir tür bağ hissederiz ve Yaradan’a duamız her zaman yenidir.

Bir kişi, iki bin yıl önce Büyük Meclis’in Adamları tarafından yazılmış sıradan bir dua kitabını açabilir ve her gün aynı kelimeleri söyleyerek her gün yeni bir şey hissedebilir. Yorum o kadar çok değişir ki, dün söylenen sözler artık bugüne uymaz. Böyle bir duada, bugün söylediğimiz sözleri hiç söylememiş olduğumuzu hissederiz.

Dualarımızda hangi sözcükleri hedeflemeliyiz? Öncelikle Yaradan’ın yüceliğinden söz eden sözcükler olmalıdır. Neden? Çünkü Yaradan’ın yüceliğinde O’nun özünden -kim olduğundan ya da ne olduğundan- bahsetmeyiz; O’nun ihsan etme niteliklerden ve bu nitelikleri nasıl takdir ettiğimizden bahsederiz. Yaradan’ın ihsan etme niteliklerine ne ölçüde değer verdiğimiz, Yaradan’la olan bağımızın, yakınlığımızın ve uyumumuzun gücünü ne ölçüde ölçtüğümüzdür.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Önceki yazı: