Category Archives: Yaradan

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 81

Yaradan İle İlişkimiz Bireysel İse, Nasıl Gruptan Güç Alabiliriz?

Grup davranış kuralları, tam bir metodoloji, bir tekniktir. Kabalistler her zaman gruplar halinde çalışmışlardır, örneğin Rabbi Şimon Bar Yohai, ARİ, Maymonides, Baal Şem Tov ve diğerleri. Onlar, eksiksiz bir metodoloji ve grup davranış kurallarına dair birkaç örnek aktardılar.

RABAŞ’ın toplumla ilgili makaleleri, bir grupta nasıl davranılacağını, grubun doğru bir şekilde nasıl inşa edileceğini, gruptan nasıl güç alınacağını ve grubun nasıl güç sağlaması gerektiğini açıklar. Bir grup olmadan hiçbir şey başaramayız.

Grup kurmak neden gereklidir? Grup, manevi bir meseledir. Manevi ilerleme için gerekli gücü elde etmek için, bir grup kurmak çok önemlidir.

Niyetimizi Yaradan’a Aktarmak

Soru: Kişi, Yaradan’a memnuniyet getirme niyetine dahil olduğunda, bunu mantığa dönüştürmekten nasıl kaçınır? Sonuçta, Yaradan’a ihsan ettiğini, O’na bağlandığını anlar ve hisseder.

Cevap: Ancak kişi, Yaradan’a yalnızca niyet aracılığıyla bağlıdır. Başka hiçbir şey yapmaz. Yalnızca niyetini Yaradan’a atfeder.

Soru: Peki, bundan haz almaktan, bunu mantığa dönüştürmekten nasıl kaçınır? Bu niyetin bir sonraki aşaması, devamı nedir?

Cevap: Yaradan’ın kişiden ne yapmasını istediğinin bir önemi yok. Bu konu alakasızdır. Hemen orada durabiliriz.

En önemli şey, niyetimizi değiştirmiş olmamızdır ve bu durumda ne ortaya çıkarsa çıksın, her şeyi Yaradan’a aktarmayı arzulamamızdır. İşte o noktada, bu belirli durumun o anda bittiğini söyleyebiliriz.

Soru: Doğru niyette olduğumuzda, eylemler eklememiz gerektiğini söylediniz. Bu nasıl yapılır?

Cevap: Tek başına niyetin hiçbir anlamı yoktur; mutlaka eylem de olmalıdır. Ancak maneviyattaki eylem, elle tutulur, elden ele aktarılabilecek bir şey değildir; çünkü maddesel değildir.

Aksine, yalnızca düşüncemin başlangıcını ve sonunu kendimden Yaradan’a aktarırım.

Karanlık, Yeni Bir Derecenin Başlangıcıdır

Soru: Kongrenin ilk gününde bir ışık okyanusu hissettik. Ama ikinci gün, sanki bir yere daldık ve iniş – çıkışı duygumuzu tamamen kaybetmiş gibiydik; dengemizi kaybetmiştik.

Bunun akmasını ve bizi birleştirmesini sağlamak için ne eklememiz gerekir?

Cevap: Karanlıktan yoksunuz. Tüm dünyanın küçük doyumların yokluğu olarak hissettiği boşluk değil, gerçek karanlık. Karanlık, Yaradan’ı ifşa etme özleminden kaynaklanan acıdır; hayatın anlamından, kaynağından ve olması gerekenden kopuk olmanın acısıdır.

Bir yandan, tüm yaratılış bize ne kadar birbirine bağlı, mükemmel ve bizden üstün olduğunu gösterir. Öte yandan, kendimizi yönlendirmeye çalıştığımızda, içinde hiçbir şey görmediğimizi hissederiz: ne başlangıç, ne son, tam bir yönsüzlük.

Aslında bu, en iyi histir; bu, manevi alanda ustalaşmaya, Yaradan’ı ifşa etmeye doğru her ilerlediğimiz her an içimizde ortaya çıkar. Her an, ya O’na yaklaştığımızı ya da uzaklaştığımızı, düştüğümüzü ve karanlığı hissederiz.

Eğer dün bir “ışık okyanusu” hissettiyseniz, bugün tam tersini hissedeceksiniz, hem de sadece aynı şekilde değil, hatta daha da kötüsü. Bu durum her seferinde tekrar edecek. Düşüşler daha derin olacak ve buna karşılık edinimler daha yüksek olacaktır.

Karanlıkta ve yönsüzlükte ilerlemeye alışmalıyız; çünkü tam olarak bu, bizi egoist yönlendirmelerden, rehberliklerden ve tanımlardan tamamen kurtulmamıza yardımcı olur.

Alıştığımız parametrelerde, yönlerde ve duygularda yönümüzü kaybettiğimizde, hiçbir şey anlamadığımızda ve bilmediğimizde, kaybolmuşluk ve hatta belki de karanlık hissettiğimizde, bunun yeni bir aşamanın başlangıcı olduğunu fark etmeliyiz. Tam da bu karanlıkta yükselme ve onun içinden ışığı, Yaradan’ı görme fırsatı bize verilir. Bu, ilerleyişimizde büyük bir yardımdır.

Bu nedenle, kendimizi özellikle bu karanlık koşuluna gömmeli ve ondan ışığı ifşa etmeliyiz.

Bizim çalışmamız budur. Aksi halde Yaradan’ı asla ifşa edemeyiz; çünkü O’nu ancak O’na zıt durumdan ifşa ederiz.

İnsan Olmak İçin Burada Toplandık

Bizler, burada, Baal HaSulam’ın metodunu ve yolunu izlemeyi arzulayanlarla beraber, insan derecesine yükselip, bir hayvan gibi kalmamak için bir grup oluşturmak üzere toplandık. (Rabaş, Makale No. 1, Bölüm 1, 1984 – Toplumun Amacı – 1)

Bu makaleden çıkarmamız gereken temel ilkeler şunlardır:

  1. Toplanmak ne demektir?
  2. Baal HaSulam’ın metodu nedir?
  3. İnsan derecesi nedir?
  4. İnsan, haz almak için mi yoksa Yaradan karşısında huşu için mi yaratıldı?
  5. Tüm bunlara ulaşmanın koşulu, Yaradan’la niteliklerin benzerliğidir.
  6. Alma arzusu kendi başına kötü değildir; bu, yaratılışın özüdür. “Kötü eğilim” (Yetzer Ra) denen şey, birleşmek istemeyişimiz, ruhun parçalarına (bireysel ruhlarımıza) ayrılışını ıslah etmeyi reddetmemizdir.
  7. Egoist arzuyu yok etmeyiz, yalnızca onun niyetini, kendim içinden, başkaları içine ıslah ederiz.
  8. Alma arzusunda, her zaman Yaradan’ın zıttıyız, fakat ihsan etme niyetinde O’na bağlanırız.
  9. Yaradan’la yapışma, O’nun niteliklerine benzemekle mümkündür. İhsan etme niyeti, grup içindeki çalışma ile elde edilir. Bu, hem ulaşılabilir hem de doğrulanabilir bir görevdir. İnşa ettiğimiz ortak ihsan etme arzusu, Yaradan’ın doldurduğu ortak ruhtur.
  10. İçinden geçtiğimiz her koşul, iki zıtlıktan oluşur ve ilerledikçe bu ikisi arasındaki uçurum büyür. Şunları ifşa ederim:
    • Değersizliğimin giderek artması
    • Amacın yüceliğinin giderek artması

Bunları tek bir noktada birleştirmeliyim ki, ruhlar arasındaki parçalanmayı öyle derinden hissedeyim ki, bu da üst ışığı beni ıslah etmesi için zorlasın. O zaman, ihsan etme, benimle başkaları arasında hüküm sürecektir.

Buna Tora’nınıslah ışığının – verilmesi denir.

Ve bundan sonra, Tora’nın vereni, başkalarına karşı ıslah olmuş tutumumuzun içinde, ortak manevi kap (Kli) içinde ifşa olur.

Yaradan Benim İçin Savaşıyor

Bizim büyük haz alma arzumuzda bir kıvılcım, ruhun embriyosu vardır. Bu nedenle, Yaradan’dan gelen her şey iki kısma ayrılmalıdır: Biri, “beden” denen, egoizm olan haz alma arzusuna göre hareket eder; diğeri ise, yaratılışın amacı olan, bu noktayı büyütmek ve onu giderek Yaradan’a daha çok benzer hale getirerek manevi merdivenin basamaklarında yükseltmek için, ruha göre hareket eder.

Bu nedenle, günahkârların tökezlediği yerde, erdemliler sevinir ve yükselir. Sonuçta, günahkârlar ve erdemliler, kötü ve iyi eğilimlerdir.

Yaradan için çalışmayan kişi, hayatın zorluklarından dolayı ağlar; diğeriyse bu zorluğu kendisine değil, haz alma arzusu olan egoizmine vurulan bir darbe olarak görür. Dolayısıyla, bunda Yaradan’a yükselmek için bir araç görür. Yaradan onu bu şekilde uyandırır ve egoizmini iptal etmesine, kalbindeki noktaya, üst güce bağlanmasına yardımcı olur.

Hayatınızın her anına bu şekilde yaklaşmalısınız. Yaradan, herkese “engeller” gönderir. Eğer kişi bu nahoş etkilerin, egoist arzusunu ezmek için gönderildiğini anlarsa, sevinir. Çünkü artık bu darbeyi egosuna yönelik olarak değerlendirebilir ve kalbindeki noktayla Yaradan’a tutunmaya ve daha da yükselmeye çalışabilir.

Anlaşılan o ki, tüm engellerimiz, Yaradan’a daha sıkı tutunmak adına, onları doğru bir şekilde aşmak amacıyla çaba göstermemiz için birer çağrıdır. Hoş olmayan duygular, egomuza karşı çalışır; onun varlığını işaret eder ve onu ezmemize yardımcı olur.

Kişinin savaşması gerekmez, sadece Yaradan’ın etkisini ayırt etmeli, olumsuz etkiyi egomuza yönlendirmeli ve olumlu etkiyi ise Yaradan’a bağlanmamıza, kalpteki noktayı yükseltmemize yardımcı olması için kullanmalıyız. Bu nedenle “erdemlilerin geçtiği yerde günahkârlar tökezler.”

Yaradan, bize engeller göndererek zaten bizim için savaşıyor. Kral’ın sarayında savaşılacak düşman yoktur. Sadece yukarıdan gönderilen sorunları egomuza ait olarak değerlendirip, onu daha fazla bastırmaya ve kalpteki noktayı giderek daha çok yükseltmemiz gerekir.

O zaman, Yaradan’ın, Yaradan’ın çalışması denilen, bu işi yaptığını görürüz. Yaradan, bu savaşı yürütüyor ve benim için tamamlayacaktır. O her şeyi yapacak; benim ise her defasında duyarlı olmam ve Yaradan’ın nahoş etkisinin nereye yöneldiğini, nasıl egoma vurduğunu ve kalbimdeki noktayı davet ettiğini doğru bir şekilde belirlemem gerekir.

Kişi kendisini daima ikiye ayırmalıdır: ezilmesi, kullanılmasının durdurulması ve kısıtlanması gereken bir egoist arzu; ve her fırsatta Yaradan ile birleşmeye yönlendirilmesi gereken bir kalpteki nokta.

Dua Kapıları Kilitli Değildir

Maddesellikte kapıyı, açıklığı gördüğün gibi görürsün. Oysa maneviyatta sadece açıklığı görürsün. Fakat açıklığı bütün ve saf bir inanç olmadan göremezsin. Sonra kapıyı görürsün ve o anda kapı açılır çünkü O birdir ve O’nun adı “Birdir.” (Baal HaSulam, Mektup 26)

Öyle ki, önümde, içinden geçmenin, etrafından dolaşmanın veya üzerinden atlamanın imkânsız olduğu bir duvar durduğunu görürüm. Fakat inanç niteliğini ifşa ettiğim anda, bu nitelik duvarda bir giriş oluşturur ve ben geçerim. Bunu hepimiz için diliyorum.

Dua kapıları kilitli değildir. Dostlarımızla birlikte, sürekli olarak Yaradan’a dua etmeye çalışmalı, O’ndan birleşmemize yardım etmesini, ihsan etme gücünün ne olduğunu bize netleştirmesi ve bu ihsan etme gücüyle O’na ulaşmamızı sağlamasını dilemeliyiz.

Böyle bir duruma ulaşmakla yükümlüyüz; gözyaşı kapısına varmak için gerekli olan tüm nicelik ve nitelikteki çabayı vermeliyiz. Kişi ancak gözyaşı kapısından geçerek üst dünyaya, maneviyata girebilir.

Gruptaki her dostumuzun gözyaşı kapısına, manevi dünyaya, her şeye ulaşabilmesi için dua etmeliyiz. “Dostu için dua eden, ilk önce cevaplanır.” Bu, insanları büyük ölçüde ilerletir.

Ama bu, sözlerle ilgili değildir; dua “kalpteki çalışma” olarak adlandırılır.

Gözyaşı kapısı, yalnızca kişinin en küçük bir ihsan etme eylemini bile gerçekleştirecek hiçbir gücünün olmadığını anladığında açılan özel bir kapıdır. Ancak aynı zamanda, ne olursa olsun bu ihsan etme eylemlerine ulaşmalıdır. Her şeyi feda etmeye hazırdır, yeter ki ihsan eden biri olabilsin. İşte o zaman bu kapılar açılır.

Yaradan Rızası İçin Çalışmak

Soru: Bir öküz, sahibinin baskısı altında, zorla çalışır. Yani sahibi, onun hayatında fiilen mevcuttur. Onluyu, bizi ilerlemeye zorlayan böyle bir faktör haline nasıl getirebiliriz?

Cevap: Bunun için yapabileceğimiz birkaç eylem var. Öncelikle dostların birbirlerine nasıl güç verdiklerini, birbirlerini nasıl motive ettiklerini, yolda nasıl tuttuklarını gözlemleyin. Bu şekilde, her birimizin sahip olduğu azıcık coşkuyu yavaş yavaş birbirimizle paylaşır ve ilerlemeye devam ederiz.

Soru: Çalışmada görünür bir unsur olan onluyu, aynı zamanda Yaradan’ın bir uzantısı haline getirebilir miyiz ki, tıpkı o sahip gibi, Yaradan çalışmada ifşa olsun?

Cevap: Hayır, Yaradan bunu yapmaz ve yapmayacaktır. Çünkü o zaman Yaradan için çalışmamızın sebebi, O’nu hissetmemiz olurdu.

Soru: Ama amaç Yaradan rızası için çalışmak değil mi?

Cevap: Amaç, Yaradan’a memnuniyet vermek istediğimiz için, Yaradan rızası için çalışmaktır.

Soru: Bir öküz, zorla değil de, sahibini memnun etmek istediği için çalıştığı bir duruma ulaşabilir mi?

Cevap: Bunun için birkaç koşulun yerine gelmesi gerekir. Çalışma, Yaradan’dan gelen bir baskı altında yapılmamalıdır. Kişi, Yaradan’a yönelik arzusunu doğru şekilde inşa etmelidir; yani Yaradan’a memnuniyet vermek istemeli ve bu konuda özgür olmalıdır. Amacının Yaradan’a memnuniyet vermek olduğuna kendi başına karar vermelidir.

Yaradan’la Nasıl Uyum İçinde Olabiliriz?

Soru: Neden çalışmamız, öğretmen ve Yaradan’la çelişebilir? Yaradan ile uyum içinde olmak ve O’na karşı olmamak için nasıl hareket edebiliriz?

Cevap: Eğer ıslah olup, doğru eylemleri gerçekleştirmeye başladığımızda, o zaman Yaradan ile uyum içinde olmanın ve O’na karşı gelmemenin nasıl mümkün olduğunu göreceğiz.

O zamana kadar, sürekli olarak Yaradan’a yaklaşmak, O’na benzemek istediğimizi hissedeceğiz, fakat aynı zamanda çeşitli çelişkiler yaşayacağız. Aslında bu çelişkiler, bizi Yaradan ile doğru yakınlığa yönlendiren işaretlerdir.

Manevi Çalışma İle Sorular – 243

Soru: Kişi, manevi çalışmaya herhangi bir ekleme istemediğinde, bu doğru duanın zorunlu bir koşulu mudur, yoksa onun sonucu mudur?

Cevap: Bence böyle bir his, Yaradan’a, O’nun çalışmasına ve yaratılışın amacına karşı doğru bir tutumun sonucu olarak ortaya çıkar.

Soru: Yazılmıştır ki, kişi “gözleri kapalı olarak Yaradan’a inanmak ister. Ve gücünün yettiği kadarını yapar.” Gücümüzün yettiği şey nedir?

Cevap: Gücümüzün yettiği şey, O’nun bizden istediği her şeyi yapmaktır. Yaradan’ın bizden istediği her şeyi yapabiliriz ve yerine getirmeliyiz.

Soru: Göklerin krallığının yükü nedir? Eğer bu kutsal ise, Yaradan ile bağlıysa, nasıl bir yük olabilir ki?

Cevap: Kişi, göklerin krallığının (Malchut Shamayim) baskısı altında olduğunu hisseder ve bu ona ağır gelir.

Soru: Bu, kişinin çalışmasının başlangıcı mıdır?

Cevap: Muhtemelen, bu o kadar da önemli değildir. Biz ilerlemeye devam edelim. Bunu daha sonra çözeriz.

Gözyaşı Kapısı

Gözyaşı kapısı, Yaradan’a açılan özel bir kapıdır. Yaradan’a giden birçok kapı vardır, ancak yalnızca biri açılır: gözyaşı kapısı.

Zohar bunu çok basit bir şekilde açıklar: Yaradan’a yalnızca tek bir giriş vardır, kafa karışıklığına gerek yoktur.

İnsan, gerçekten gücü kalmadığında, artık böyle yaşamaya devam edemeyeceğini hissettiğinde, elinden gelenin tamamını verdiğinde ve bundan dolayı içtenlikle ağladığında, üst güçle temas kurar. İnsan gözyaşlarına boğulduğunda, Yaradan ona Kendini ifşa eder.

Bir gün RABAŞ’ın önünde, kalbimin derinliklerinden ağlamaya çalıştım. Yüzüme güldü. O zaman onu parçalamaya hazırdım. Ama yapacak bir şey yoktu. Bu, öğrenmenin nispeten erken bir aşamasında olmuştu.

Gerçekten bütün kapılar kilitlidir, gözyaşı kapısı hariç. İnsan, kendi egosunun tüm boyutlarını, bütün arzusunu ifşa edip, her şeyi Yaradan’a verip O’na bağladığında son noktaya ulaşır: “Bu kadar! Daha yapabileceğim hiçbir şey yok!”

Ama yanıt alamazsa, bu demektir ki bunlar boş gözyaşlarıdır; tıpkı herhangi bir sebepten dolayı ağlayan bir çocuk gibi. O zaman kişi çalışmaya devam etmek zorundadır ve bir gün her şey ona ifşa olur.

Doğru arzu, gözlerinden yaşlar boşalana kadar ağlamak değildir. Bu, bir yandan tamamen güçsüz, diğer yandan ise Yaradan’a O’nun için hazırladıklarını vermek isteyen ama Yaradan’ın bunları kabul etmediği bir koşuldur.

Böyle bir koşul içinde, insan aniden, “saf” manevi özlemlerinin içinde, derinlere gizlenmiş maddi egoist arzuyu ifşa etmeye başlar. Ve onu kendinden söküp atmaya, kendini ondan arındırmaya başlar.

Sonra tekrar bir taleple Yaradan’a döner ve birden daha önce ona tamamen saf ve temizlenmiş gibi görünse de, içinde sıkışıp kalmış egoist arzuyu yeniden fark eder.

Burada asıl önemli olan asla pes etmemek ve Yaradan’a karşı tutumunuzun, Yaradan’ın size karşı tutumuyla aynı olduğunu fark etmektir. Bu, tam bir yansımadır. Yaradan, tamamen sükûnet halindeki üst ışıktır; değişen sadece yaratılmış olandır.

Dolayısıyla, size Yaradan’da değişiklikler var gibi görünüyorsa, bunlar sizde olan değişikliklerdir, kendinizi eğri bir aynadaymış gibi görürsünüz. Çünkü kendinizi ıslah etmeden önce, Yaradan’ı, kendinize zıt şekilde, pozitifin negatif yansıması gibi algılarsın.

Şöyle yazılmıştır: “Yaradan, sizin O’na yakın olduğunuz ölçüde size yakındır.” Baal Şem Tov bunu şu sözlerle açıklamıştır: “Yaradan senin gölgendir.” Yani gölgenizi, beyaz ışığın fonunda yansımanızı görebiliyorsanız, o zaman bu Yaradan’dır.