Category Archives: Yaradan

“Sessizlik Oyunu”

Soru: Sessizliğin gücü hakkında sıkça konuştunuz. Onlu içindeki sessizlik, Yaradan ile olan bağı nasıl güçlendirebilir?

Cevap: Sessizliğe önem verdiğimiz ölçüde, bu, Yaradan ile olan bağı güçlendirebilir. Bir yemek ya da birliktelik amaçlı bir etkinlik sırasında “sessizlik oyun” oynamayı deneyin.

Başka bir deyişle, sessiz kalın, düşünün ve Yaradan’a yönelik niyet enerjisini toplayın. Kendinizi dostlarınızla birleştirin, hepsini tek bir düğüm haline getirin ve Yaradan’a yöneltin. Bu çok iyi bir çalışmadır. Bunu günde en az bir kez yapmanızı öneririm.

Kendinizi Yaradan’a Yönlendirin

Soru: Kusurlarımızı kabul etme hızı, ıslah olması için dua etme hızından daha hızlıysa, bu ne anlama gelir?

Cevap: Bu, hatalarınıza daha fazla dikkat etmeniz ve mümkün olan en kısa sürede onları normal koşula getirmek için çalışmanız gerektiği anlamına gelir.

Soru: Hem farkındalık hem de dua, Yaradan ile iletişim mi demektir?

Cevap: Evet, elbette.

Soru: Her ikisinin de Yaradan’dan olduğu hissini nasıl eşitleriz?

Cevap: Hiçbir şeyi eşitlemeye gerek yok. Sadece kendinizi mümkün olduğunca Yaradan’a doğru yönlendirmelisiniz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 218

Soru: “Satın al ama satma” denir. Öte yandan, dağıtım yapmalı ve ihsan etmeliyim. Bu iki şey birbiriyle nasıl bağlantılı? Bu nasıl anlaşılmalıdır?

Cevap: Bu, kişinin Yaradan’la olan bağını sürekli olarak önemsemesi gerektiği anlamına gelir; bunu başka bir şeyle değiştirmeyin, sadece genişletin.

Soru: Arzuların bir hiyerarşisi olduğunu öğreniyoruz: yemek, cinsellik, aile, para, onur ve bilgi. Hangi arzu gücünün ya da hangi bağ hattının beni Yaradan’a geri getirebileceğini ayırt etmeli miyim?

Cevap: Bu size gösterilecektir. Yaradan’a ya sağ taraftaki bağ ile ya da sol taraftaki bağ ile yaklaşabilirsiniz.

Soru: Dünyamızda ebeveynlerin çocuklarına her şeyi verdiği ama çocukların sonunda onlardan nefret ettiği ya da örneğin zengin bir akrabanın herkese yardım ettiği ama herkesin gizliden gizliye onu hor gördüğü örnekler var. Yaradan ona her şeyi verdiği için, Allah korusun, kişi Yaradan’ı sevmek yerine O’ndan nefret eder hale gelebilir mi?

Cevap: Hayır, Yaradan ile bu imkânsızdır.

Bağın İki Sinyali

Soru: Hayal gücümüzü kullanmamız ve kalplerimizdeki Yaradan ile iletişim kurmamız gerektiğini söylediniz. Bunun aramızdaki bağda Yaradan’ı aramakla nasıl bir ilişkisi var?

Cevap: Bizden Yaradan’a neyin gittiğini ve O’ndan bize neyin döndüğünü tanımlayabileceğimiz Yaradan’la olan bir bağa kendimizi ayarlamayı hedefliyoruz.

Bu sadece iki sinyali içerir: Yaradan’a gönderdiğimiz sinyal ve O’ndan aldığımız sinyal. Görevimiz, almakla ilgili olanla ihsan etmekle ilgili olanı net bir şekilde ayırt etmektir.

Tüm bunlar aramızdaki bağ içerisinde gerçekleşir.

Yaradan İle Bağı Koparmayın

Soru: Yaradan’a hitap ettiğinizi bildiğiniz halde nasıl hata yapmazsınız? Bir çeşit doğrulama var mı?

Cevap: Hayır, O’na nasıl isterseniz öyle hitap edin, hata yapın; önemli olan O’nunla her zaman iletişim halinde olmaktır.

Ne isterseniz yapın, sadece O’nunla bağınızı koparmayın. En önemli şey kesintisiz diyaloğu her zaman sürdürmektir.

İki Yönlü İletişim

Soru: Kolektif duygularımızla Yaradan’ın isteğimize yanıt vermesine layık hale geldiğimizi söylediniz. Bu hangi noktada gerçekleşecek?

Cevap: Alma ve ihsan etme arzularımız ve taleplerimiz Yaradan’ın bize yönelik arzusuyla hizalandığı anda Yaradan’ın yanıtına layık hale geliriz. O zaman birbirimize bağlı hale geliriz.

Yaradan’ın bana gönderdiklerini, O’ndan alırım ya da ben Yaradan’a gönderirim ve O alır. Aramızda iki yönlü bir bağ oluşur. Birçok Kabalistik kaynak bundan bahseder. Böylece bu bağın nasıl kurulduğunu ve deneyimlendiğini çabucak anlayacağız.

Gerçek Minnet

Soru: Gerçek minnettarlık nedir? Nihayetinde, ödüle, Yaradan’ın bize armağanlar vermesine duyulan şükran vardır.

Bu şükran, tüm çalışma ve yükselişten önce gelen bütün koşullar için de olmalıdır. Gerçek minnettarlık nedir? Neyden kaynaklanmalıdır?

Cevap: Doğru minnettarlık, kişinin başlangıç koşuluna olan farkındalığından ve nihai koşul olan yükselmeye dair farkındalığından kaynaklanmalıdır.

Yaradan’ın bende tüm bunları yaptığını gördüğümde, bana böyle bir hizmette bulunan bir kişiye nasıl teşekkür edeceğimi ve O’na nasıl teşekkür edeceğimi hayal etmeliyim.

Yaradan’a minnettarlık, çok güçlü bir eylemdir. O halde, bunu başarmaya çalışalım.

Dünyada Savaş Varken Bir Kabalist Ne İçin Dua Eder?

İnsanlar bana dünyada savaş varken bir Kabalistin ne için dua ettiğini soruyorlar. Bir Kabalist, asıl savaşın dünyanın herhangi bir yerinde olmadığını, kalplerimizden geçtiğini bilir. Bu yüzden bu savaşın ortadan kalkması, bizi ayıran nefretten nefret etmeye başlamamız ve tek kalpte tek adam olarak birleşmeye çabalamamız için dua eder. Bu savaştan bu şekilde çıkabiliriz.

Savaşın amacı, Yaradan’ın yüceliğini yüceltmek, O’nu her birimizin sahip olduğu diğer tüm hedeflerin ve bağların üzerine çıkarmaktır. Sadece aramızdaki bağ kalplerimizde ifşa olduğunda, kötü eğilimimize karşı savaşı kazandığımızdan emin olabiliriz.

Eğer savaş, sadece içsel değil aynı zamanda dışsal, maddesel dünyadaysa, o zaman bize tek kalpte tek adam olarak birleşmemizi engelleyen şeyin ne olduğunu bularak, aramızdaki iyi ilişkiyi ifşa etmekten başka bir seçenek bırakmaz.

Her aşamada, bizi birbirimizden uzaklaştıran ve bağımızı bozan pek çok güç iş başındadır. Bunlara karşı mücadele etmeli ve savaş güçlerinin üstesinden gelerek yakınlaşmamıza ve birleşmemize yardımcı olabilecek güçleri aramalıyız.

Her savaş gücü, bizi bölmeyi ve birbirimizden ayırmayı amaçlar. Eğer kişi başkalarına bağlı değilse, o zaman tamamen güçsüzdür, tam sıfırdır. Kişinin gücü, başkalarıyla olan bağının sonucudur. Bu bağdan çıktığında, elinde hiçbir şey kalmaz.

Dolayısıyla bunu sürekli hatırlamalı ve yalnızca birlik için mücadele etmeliyiz. Eğer dünyada gerçekten barış istiyorsak, kendimizi o kadar sıkı bir şekilde birbirimize bağlı hayal etmeliyiz ki bu bağın kendisi, Yaradan’ı aramızda Kendisini ifşa etmesi için uyandırsın.

Bu şekilde, nihayetinde hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu ve Yaradan’ın birliğimizin merkezinde olduğunu keşfedene kadar, tüm ayrılık güçlerinin üstesinden yavaş yavaş geleceğiz.

Ahişena Yolunda Neşe

Kendi çabalarımızla, Yaradan’la olan bağımızı sürekli olarak koruduğumuz ve kolektif Kli (kap) yani grubumuzun hem içinde hem de dışında, hayvansal ve manevi bedenimizin her hücresinde neler olup bittiğini gözden kaçırmadan, birbirimizle ve O’nunla bağda kalmaya çalıştığımız bir koşula ulaşmaya gayret etmeliyiz.

Tüm bunlar yalnızca O’nun arzusuna, niyetine ve etkisine göre gerçekleşir. Ancak biz O’nun sürekli niyetinde ve sürekli çağrısında olmayı arzuluyoruz. Bu şekilde, içimizde meydana gelen her türlü değişimden, her türlü dalgalanmadan sevinç duyarız çünkü bunlar bize bir yerlerde var olduğumuzu ve bir şeyler yaptığımızı hissetme fırsatı verir.

Sonuçta, eğer böyle bir hareket olmasaydı, hiçbir değişiklik hissetmezdik. Rahatsızlıkları hissetmeseydik, yaşamı ya da onun içsel hareketini de hissetmezdik. İşte bu yüzden, ne olursa olsun, her türlü rahatsızlıktan memnuniyet duyarız! Bunlar bizi karşılıklı destek içinde birbirimize daha da yoğunlaşmaya zorlar çünkü ancak bu şekilde kendimizi Yaradan’ın önünde, O’nunla bir çift oluşturacak şekilde nasıl konumlandıracağımızı anlayabiliriz: O ve biz.

Bu nedenle, hayatımızı, Yaradan’la yakınlık kazanmakta değil O’na doğru hareket etmekle hissetmeye başlarız ki bu bizim için en önemli, en neşeli ve en tatmin edici şey haline gelir. Başka bir deyişle, amaç O’nunla benzerliğe ve birleşmeye ulaşmak değil, aksine buna doğru çabalamaktır çünkü manevi yaşamın hareketini tam da bu çabada deneyimleriz.

Bu herhangi bir yaratıcılık biçimine benzer; kişi yarattığında yaşar. Sürecin kendisi bir yaşam hissi verir çünkü harekettir; yeni sorunların, yeni arzuların ve bunların çözümlerinin ifşa olmasıdır. İşte bu yüzden, bu şekilde hareket ediyoruz.

Her gün ve her an, Yaradan’a doğru Ahişena yolunda ilerleme uğruna gösterebileceğimiz çabalardan sevinç duymamız gerekir.

Manevi Çalışmanın Başlangıcı

Soru: Bir eylemin Yaradan olmadan hiçbir anlamı olmadığını söylediniz. Her eylemi Yaradan’la birlikte nasıl yapabiliriz?

Cevap: Yaradan olmadan yapılan bir eylem genellikle makul bir eylem olarak görülmez çünkü içgüdüsel olarak her zaman O’nunla ilişki kurarsınız. Tek soru bunun sizin tarafınızdan bilinçli olup olmadığıdır.

Yeni doğmuş bir bebek de içgüdüsel olarak annesini ve ona karşı tutumunu hisseder. Ancak onu öyle bir şekilde algılar ki, hayatta ihtiyaç duyduğu her şeyi ona sağlamak zorundadır ve bunu annesinden talep eder.

Yaradan ile ilişkimizdeki durumumuz da böyledir. Bu, her şeyin O’na bağlı olduğunu, bizim O’na bağlı olduğumuzu, O’nun bizim için her şey olduğunu ve O olmadan var olamayacağımızı hissetmemizle karakterize edilen küçük bir koşuldur!

Bu koşulu içimizde ne kadar kritik hissetmemiz gerektiğini görüyor musunuz? Bu bizim hayatımız! O’nunla aramdaki küçük bağ tüpü aracılığıyla ben her şeyi alıyorum, ama O olmadan hiçbir şey yok. Bu küçük koşulun başlangıcıdır; pratikte bu bir gebeliktir, bir embriyodur.

Sonra bu koşullar daha bilinçli hale gelir. O’na tamamen bağımlı olmadığımı ama O’na karşı tutumuma bağlı olarak, seçici bir şekilde talep edebileceğimi ve alabileceğimi anlarım.

Bu nedenle, taleplerimi analiz eder ve bir şekilde onları özel bir yolla Yaradan’a yönlendiririm. Buna uygun olarak, O’ndan benim üzerimde sıralı eylemler almaya çalışırım. İşte o zaman harfler, kelimeler ve cümleler ortaya çıkar yani benden O’na ve O’ndan bana sıralı sinyaller gelir. Bu hisler manevi çalışmanın başlangıcıdır.