Category Archives: Yaradan

Talep Herkesten Gelir

Soru: Kabalistlerin duasını örnek alıp, onun nasıl yoktan var olduğunu, büyüdüğünü ve sonunda nasıl dolduğunu sizinle birlikte çalışabilir miyiz?

Cevap: Bu duayı her biriniz, ayrı ayrı oluşturmaya çalışmalı ve sonra bunları birleştirmeye başlamalısınız, böylece sonunda çoğunluğun duası ortaya çıkacaktır.

O zaman, Yaradan’a dönmek için birbirinizle nasıl birleşeceğiniz daha net hale gelecektir. Yaradan çok fazla şey talep etmez, asıl önemli olan bunun mümkün olan en yüksek nitelikte olmasıdır. Ve siz buna sahipsiniz.

Soru: Genellikle herkes onlu grubun duasını oluşturmaya katılmıyor; aynı dostlar, örneğin üç kişi katılıyor. Her bir kişinin duaya katkı yapması ne kadar önemli? Yoksa bu üç kişinin, onlunun tamamı adına talebi sunması yeterli mi?

Cevap: Fark etmez. Yine de talep herkesten gelir.

Gerçeğin Dünyasına Giriş Kapısı

İnsan, “Gözyaşı kapısı”na nasıl gelir? Yaradan’ın benden gizlendiğini, hayatımda mevcut olmadığını, yaklaşmadığını ve Kendisini ifşa etmediğini hissederim. Yaradan’a daha yakın olmanın ve manevi dünyaya girmenin yolları olduğunu düşünmüşümdür ama şimdi hiçbir şeyin ifşa olmadığını, her şeyin kapalı olduğunu anlarım.

Ancak maneviyat arzusu ortadan kalkmaz; arzu çok büyüktür ama fırsat yoktur. Maneviyata ulaşmanın, ihsan etme niteliğine yaklaşmanın hiçbir yolu yoktur.

Ve sonra ihsan etme niteliğini edinmenin bir yolu olduğunu keşfederim! Yaradan ile bağ kurmanız gerekir. Artık anlarım ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak; ihsan etme ve sevgi niteliğiyle bağ kurmak, herkesle birleşmek ve herkesle Yaradan’ın herkese duyduğu gibi ilgilenmek demektir. İşte buna Yaradan ile bağ kurmak denir.

Bu, daha önce düşündüğüm gibi değildir. Yaradan ile bağ kurarak daha fazlasını göreceğimi, daha fazlasını hissedeceğimi ve daha fazlasını anlayacağımı – yani dolacak olanın ben olacağını – ümit etmiştim. Ama şimdi görüyorum ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak, herkese verme, herkesle ilgilenme fırsatına sahip olmak demektir. Herkesi öyle çok sevmek, herkese her şeyi vermek isterim ki, gözyaşlarına boğuluyorum! İşte bu, ‘gözyaşı kapılarının önünde durduğum’ anlamına gelir.

Bu çok iyi bir koşuldur. Sonuçta kendimi hiç düşünmek istemem ama herkese vermek isterim ve insanlara iyilik yapamadığım için acı çekerim. Başkalarına fayda sağlayamazsam tüm dünya ve hayatım bana karanlık gibi gelir.

Gözyaşı kapısı, sevgi ve ihsan etme dünyasına giriştir, kişinin kendisinden çıkıp mantık ötesi inanca gidiş yoludur. Gerçeğin dünyasına, gerçek gerçekliğe bu şekilde gireriz. Aslında, onun içinde varız, ancak şimdi dünyamızı hissettiğimiz ve kendi içimizde yaşadığımız sıkışık bir kapsülün içinde hapsolmuş durumdayız.

ARİ’nin Metodunu Uygulamanın Eşsizliği

Soru: ARİ’nin metodunu uygulamamızda özel olan nedir?

Cevap: Özel olan; aramızdaki bağın içinde, ARİ denilen gücü yani bizi birbirimize bağlayan ve tek, birleşik bir bütün hâline getiren gücü ifşa etmeye çabalamamızdır.

Bunu yaparken, Yaradan’dan alabileceğimiz şeyi alırız: yeni, ıslah olmuş bir koşul, yeni bir arzu.

Çektiğimiz ışık, ruhlarımızı Yaradan’a doğru tek bir hareket içinde açığa çıkarır ve biz de Yaradan’ı üzerimizde tek parlak bir bütün olarak hissederiz.

Girişler Uğruna Çıkışlar

Çabanın ölçüsü, giriş ve çıkışların (yükseliş ve düşüşlerin) sayısına göre belirlenir. Şöyle yazıldığı gibi: “Çünkü Siyon’dan, Tora çıkacaktır” (yani düşüşlerden – Yetsiot’tan). Yaradan, insanı yoldan atar; yine de o, inatla çalışmasına geri döner ve devam eder. İlerlemesi tam da bu düşüşlerden, bu çıkışlardan inşa edilir.

Bir düşüş, Yaradan’ın insana haz alma arzusunu eklemesi ve onu yoldan çıkarması demektir. Buna rağmen, insan bu yeni egoist arzuyla birlikte çaresiz kalarak ve gözlerini kapatarak tekrar yola döner: “Boyunduruğa koşulmuş bir öküz gibi, yüke koşulmuş bir eşek gibi.” Böylece sonunda, çalışmalarda ve grupla bağ kurmada yeterli arzu ve çaba ölçüsünü biriktirir ki, artık nerede olduğunu, kiminle uğraştığını ve bu sürece nasıl dahil olabileceğini hissetmeye başlar.

İnsana nasıl egoizm eklendiğini ve onu yoldan çıkardığını ama her şeye rağmen nasıl çalışmalara ve gruba tutunduğunu fark etmeye başlar. Bu tam bir uyuşukluk ve anlayışsızlık halleri kolay olmasa da, kişi yavaş yavaş bilincine döner ve yenilenmiş bir ilham yaşar. Ve sonra, bir kez daha kalbin katılaşması gelir.

İşte bu çıkışların hepsinden Tora ortaya çıkar. İnsan, sürecin tam da böyle olması gerektiğini, asıl önemli olanın Yaradan’a yapışmak olduğunu, bunun için de gruba yapışması gerektiğini anlamaya başlar.

Bütün bu süreç, Pesah Bayramı hikâyesinde, Mısır sürgününde ayrıntılı şekilde anlatılır. Tora tarih veya coğrafyadan bahsetmez; yalnızca insanın manevi gelişiminin temel aşamalarından geçen yolculuğunu anlatır: alma arzusunun, yani başlangıçtaki egoist doğasının hâkimiyetinden, farklı bir doğaya – ihsan etme arzusuna geçişini. Bu, yeni bir niteliğe, manevi dünyaya gerçek bir doğuşu işaret eder.

Bundan sonra yol, artık bu kadar kritik dönüm noktaları içermez. En büyük dönüşüm, egoist niyetten çıkıp ihsan etme niyetine girmektir.

Kabala’nın Bakış Açısından Mutluluk

Soru: Kabala’nın bakış açısından mutluluk nedir?

Cevap: Kabala’nın bakış açısından mutluluk, Yaradan’ı mutlu etmektir.

Yaradan’ı mutlu etmek demek, O’na haz verdiğinizi hissetmek, O’nu mutlu ettiğinizi hissetmek demektir çünkü O size baktığında sevinir. Siz de O’nun sizden sevinç duyduğunu hissedersiniz; bu, mümkün olan en yüce koşuldur! Bunu nasıl ifade edebileceğimi bile bilmiyorum.

Belki bu, anne babaların çocukları için sevinmeleriyle kıyaslanabilir. Bunu ben kendim de çocuklarım ve torunlarım aracılığıyla hissettim, yaşadım; şunu söyleyebilirim ki, anne babanızın sizin için mutlu olması büyük bir sevinçtir.

Ama Yaradan’la olan bambaşka bir seviyededir!

Kabalada çift yönlü, karşılıklı bir bağ vardır: Yaradan, bizim O’nu mutlu etmemizden dolayı sevinir; biz de O’nun sevincinden dolayı mutlu oluruz.

O’nunla birleşiriz ve bu nedenle duygular iki kat olur; tek bir duyguda birleşirler. Öyle ki, hem ben hem de O birlikte aynı şeyi hissederiz. O’nun mutluluğu ve benim mutluluğum ayrılmaz hale gelir.

Soru: Kişi Yaradan’ı nasıl mutlu edebilir?

Cevap: Yaradan, hepimizin tam anlamıyla bir arada, uyum içinde, birleşme, içsel duygusal ve bilinçli bağ içinde olmasıdır. Tüm kalplerimiz ve zihinlerimizle birleşmiş olan bizler Yaradan’ız. Her şey tek bir bütün halinde bir araya geldiğinde, onu Yaradan olarak algılarız. Dolayısıyla, Yaradan ancak bu şekilde, birbirimizle olan bağımız aracılığıyla edinilir.

Soru: Yaradan’ın kim veya ne olduğuna dair hiçbir fikri olmayan biri nasıl mutlu olabilir? O’na doğru nasıl çabalayabilir?

Cevap: Yaradan mutlaka ifşa edilmelidir! Anlayış eksikliği ve belirsizlik bize özellikle O’nu ifşa edelim diye verilmiştir. Eğer bu zaten bilinseydi, insan manevi-hayvansal bir koşulun içinde var olurdu; tıpkı bu dünyada hayvansal koşul içinde yaşadığımız gibi. Yani bu yeni koşula kendimiz ulaşmalı, bize verilen araçları kullanarak onu kendi içimizde yaratmalıyız! Ama insan, aslında kendini yontar ve biçimlendirir.

Anlaşılan o ki, kişi sanki bir maddeyi alır ve onunla çalışmaya başlar. Ve yavaş yavaş, içindeki cansız maddeden canlı bir madde oluşmaya başlar: önce bitkisel, sonra hayvansal, sonra insan. Çeşitli varyasyonlar ve dönüşümler ortaya çıkar.

Sonuçta insan, bu tüm yapıyı, bağı, sonsuz kombinasyonları kendi içinde inşa eder! Tüm bunlar Sefirot, Sefirot, Sefirot… Sonunda DNA’ya, proteinlere, sarmallara, biyolojide gözlemlediğimiz şeylere dönüşür.

Ama tüm bunlar daha yüksek bir seviyededir: insanın sadece doğa yasalarına göre şekil verip inşa etmekle kalmayıp, aynı zamanda bu yasaları bizzat ifşa ettiği ve bizzat uyguladığı amaç seviyesinde! Özünde, bu muazzam bir yaratıcı çalışmadır. İşte bu yüzden insan bu çalışmaya katılır ve buna Yaradan çalışması denir.

Kişinin bütün bunları kendi içinde yaratmasından daha büyük bir haz yoktur! Ve bu, her birimizi bekleyen şeydir!

Soru: Yaradan’dan almakla, O’na vermek arasındaki mutluluk farkı nedir?

Cevap: Hiçbir fark yoktur. Hatta Yaradan’dan almak bile, eğer birlik ve O’na benzerlik içinde birleşme uğrunaysa, O’na vermekten daha değerlidir.

Bağ İçin Talep Etmek

Bu nedenle, eğer kendi iyiliğimiz için değil, sadece Yaradan’ın iyiliği için çalışmak istiyorsak, bu zor bir çalışmadır çünkü Yaradan’ın yarattığı Kli’ye karşı savaşmalıyız.

Işıkların ayrılması, kapların kırılması, Keduşa, Tuma’a, Sitra Ahra [diğer taraf] ve Klipot gibi öğrendiğimiz tüm eksiklikler, bu çalışmadan gelir. (Rabaş, 26. Makale, “Çalışmada ‘Kendini Kirletene Yukarıdan Kirletilir’ Ne Demektir?”).

Soru: Kişinin kendi yararı için olmayan çalışmanın zor olduğu, çünkü Yaradan’ın yarattığı Kli’ye karşı savaşmamız gerektiği söyleniyor.

Öyleyse, özellikle şimdi “en dar zamanlar” (bein ha-metzarim) döneminde, parçalanmanın dışsalda değil de, aramızda içsel çalışmamızda gerçekleşmesi için ne tür bir çalışma yapmalıyız?

Cevap: Sadece bunda ısrarcı olmalı ve Kelim’imizin içinden tekrar tekrar bağ, yapışma (devekut) vb. için talep etmekten korkmamalıyız. Zaten yaptığımız şey budur, yalnızca daha etkin olmamız gerekir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 244

Soru: Parçalanmanın ifşasına nasıl hazırlanabiliriz?

Cevap: Birbirimizle ne ölçüde bağ kurarsak, aramızdaki parçalanmayı çalışmaya ve onu hissetmeye o kadar derinlemesine dalabiliriz. Bu şekilde ıslaha giden yolumuzu kısaltabiliriz; yani parçalanmayı ıslah etmek için onu kendimize daha da yakınlaştırabiliriz.

Soru: Çalışmada ne kadar çok çaba harcarsak, dünya da kötülüğünü o kadar ifşa ediyor. Dünyanın başlangıçta ıslah olmuş olduğu konusunda, Yaradan’ı nasıl haklı çıkarabiliriz?

Cevap: Dünyanın başlangıçta ıslah olmuş olduğunu yine de ifşa etmek zorundayız. Ancak o zaman doğru duaya yani aramızda ve Yaradan’la yakınlık için duaya ulaşabiliriz.

Soru: Onluda aramızda birlik hissediyoruz, fakat tüm onlular arasında tek bir Kli içinde birleşme hissi yok. Bu parçalanmayla nasıl çalışmalıyız?

Cevap: Bunun üzerinde çalışmalıyız. Çalışmak demek, her onlunun içinde var olan egoizme rağmen bağ kurmak demektir.

Dostları, Islah Olmuş Olarak Görürseniz

Soru: Dostları, tamamen ıslah olmuş olarak gördüğümüz koşul nedir? Bu koşulda, onlar gibi olmak,  onlara yakınlaşmak için, çalışma gücü vardır. Burada ne tür bir çalışma gereklidir?

Cevap: İhtiyacımız olan en önemli şey, başımıza gelen her şeyin, birbirimizden uzak olmamızdan, bir arada olamayıp birbirimizi destekleyemememizden kaynaklandığını ifşa etmektir. Kendi içimizdeki ıslah ihtiyacını uyandırmak, yani aramızdaki yakınlaşma ihtiyacını uyandırmak dışında, ıslah olmuş koşula yaklaşmanın başka bir yolu yoktur. O zaman başarılı oluruz.

Soru: Peki,  dostlarımızı zaten ıslah olmuş olarak gördüğümüzde, bizden ne tür bir çalışma talep edilir?

Cevap: Bu, bize sadece ıslah olmuşuz gibi geliyor. Kökümüze, Yaradan’a kıyasla ne ölçüde hala ıslah olmamış olduğumuzu belirlemeliyiz. O zaman tam olarak neyi ıslah etmemiz gerektiğine dair net bir anlayış kazanacağız.

Son Kapılar

“Gözyaşı kapıları hariç tüm kapılar kilitlidir.” 

Tüm kapılar kilitliyken, o zaman gözyaşı kapıları için yer vardır ve o zaman onların kilitli olmadığını görürüz. “Ruhum gizlice ağlayacak” sözlerinin anlamı budur, yani kişi gizlilik koşuluna geldiği zaman, “Ruhum ağlayacak” tır, çünkü başka bir seçeneği yoktur. “Edinebilmek için elinizin ve gücünüzün yapabileceği her şeyi yapın” sözlerinin anlamına budur. (Baal HaSulam – Şamati 18)

Ve sonra gözyaşı kapılarına geleceksiniz ve onu açmak için zorlayacaksınız.  Yaradan’ın sarayına, üst dünyaya bu şekilde gireriz;  sadece kendi gücünüzden tamamen umudunuzu kestiğinizde ve hiçbir şeyin size yardımcı olamayacağını, ancak hedefe ulaşmanız gerektiğini bildiğinizde, gözyaşı kapılarından geçersiniz. Bu, büyük bir çalışmanın sonucudur.

Ekleyecek hiçbir şeye sahip olmadığınızdan yüzde yüz eminsinizdir ve o zaman maneviyata giriş size açılır. Yavaş yavaş, “gözyaşı kapıları” denen bu durumu oluştururuz.

Kapılar nedir? Bir şeyler yapabileceğinizi düşündüğünüz sürece, önünüzde bir duvar görürsünüz. Sonra birden duvarda bir açıklık, bir geçit, bir giriş fark edersiniz ve içeri girersiniz.

Maneviyatta da durum böyledir: Önünüzde giderek güçlenen ve yükselen, aşılmaz bir duvar durur. Yine de onu aşmaya çalışırsınız, ama duvarda hiçbir kapı bulamazsınız ya da bütün kapılar kilitlidir.

Önünüzde bir duvar görmek, çok ileri bir safhadır. Ama sonra bu duvar açılır ve aniden içinden bir geçit belirir. Öğretmenim Rabaş, bir keresinde bana maneviyatta işlerin böyle yürüdüğünü söylemişti: ya bir duvar ya da bir giriş vardır ve duvarda girişin nerede olacağını önceden görmek imkânsızdır.

Bu, kalbinin etrafındaki duvardır. Kalbinizin duvarlarında bir delik açamazsınız ki böylelikle Yaradan’ın niteliği, ihsan etme niteliği oraya girebilsin. Kalp kapalıdır, mühürlüdür ve aşılmaz, sert bir kabukla kaplıdır. Geriye kalan tek şey duadır, gruptan gelen dua.

Onluda birlikte birleşmek ve talep etmek gerekir; herkes için talep etmek, sonra bir kişi için Talep etmek. Bugün bir dost için, yarın bir başkası için, sırayla her biri için dua ederiz. İşte bu şekilde, Yaradan’dan dostlarla ilgilenmesini talep etmeye alışmaya başlayacağız.

Yaradan’ın Arzusuna Göre Çalışmak

Bizler, kendi duygularımızı dikkate almadan, “yükü çeken bir öküz, yükü taşıyan bir eşek gibi.” mantık ötesi inançla çalışmalıyız. Bir zamanlar öküz ve eşek gibi evcil hayvanlar özgürdü, kendi aileleriyle, sürüleriyle doğada kendi hayatlarını yaşıyorlardı. Ama şimdi tüm hayatları efendilerinin isteklerini yerine getirmeye adanmış durumda. Kendilerini bir kap yem karşılığında sattılar ve efendilerinin istediği her işi yapmaya hazırlar.

Aynı şekilde, bizler de Yaradan’ın arzusuna göre tüm işi yapmayı kabul etmeliyiz, “yükü çeken bir öküz ve yükü taşıyan bir eşek gibi”. Peki, ama hangi ödül için? Var olmak için gereken en asgari düzeyde bir şeyden başka bir şey için değil. Kendim için hiçbir şey istemiyorum, sadece var olmak istiyorum, peki ne amaçla? Sadece Efendimin arzusunu yerine getirmek için, böylece O beni öküzü veya eşeği gibi sevsin.

Efendi neden hayvanlarını besler ve temizler? Çünkü onlar çalışırlar. Benim istediğim de tam olarak budur, daha fazlası değil. Kendimi saf niyete alçaltmam gerekir.