Category Archives: Yaradan

Yaradan’ın Mesajı Herkes İçin Ortak Olsun Diye

Soru: Dün çok güçlü bir birlik günüydü. Hepimiz, yaşadığımız Hisaron’un (eksiklik) bize ait olmadığını, Yaradan’dan geldiğini hissettik. Ve sonra, çabalarımı nereye yönlendirmem gerektiğini göremeyeceğimden korktum. Bununla nasıl başa çıkmalıyım?

Cevap: Yaradan’dan bir arzu aldığınızı hissetmeniz elbette kötü bir şey değildir. Ama bundan sonra ne yapacaksınız?

Bundan sonra, tüm dünya grubuyla bağ kurmalı ve bunu arzunun içinden, kelimelerle değil, eylemlerle onlara aktarmalısınız. O zaman Yaradan’dan gelen bu mesaj herkes için ortak hale gelecektir.

Yaradan’a Olan İhtiyacı, Onlunun Bir Niteliği Haline Nasıl Getirebiliriz?

Soru: Söylediğiniz her sözde, onsuz yaşamaya devam etmenin imkânsız olduğu, Yaradan’a karşı bir Hisaron eksikliği hissi var.

Sizinki gibi bir Hisaron’u, onlumuzun bir niteliği haline getirip, onu ezberlenmiş cümlelerin, kelimelerin veya formüllerin arkasına saklamadan, gerçekten acı verecek şekilde yapabilir miyiz?

Cevap: Benim ıslah çabamda özel bir şey yok. Bu nedenle, isterseniz, birbirinizle ve Yaradan’la, dünyadaki tüm dostlarımızla bağ kurabilir, bu Hisaron’u yükseltebilir ve onu Yaradan’a döndürebilirsiniz. Yapmanız gereken budur.

Soru: Ama yine de, Yaradan’a olan içsel ihtiyacı nasıl onlunun niteliği haline getirebiliriz ki herkese acı versin?

Cevap: Bunun hakkında konuşulması gerekiyor, sonra birbirinizle bağ kuracaksınız. Ortak arzunuzda, ortak Hisaron’unuzda, eksik olan her şeyi toplayıp Yaradan’a döndürebileceksiniz. Ve Yaradan kesinlikle buna cevap verecektir.

Geçmişe Bakmayın

Soru: Yaradan’a döndüysem ama hala bir cevap alamadıysam, aynı düşüncelere, duygulara ve hislere daha fazla çaba göstermeli miyim?

Cevap: Kesinlikle! Daha da fazla çaba gösterin.

Soru: Belki de Yaradan’a yakarışımda bir şeyi değiştirmem gerekiyor? Belki de yanlış bir şey yapıyorum.

Cevap: Geçmişteki eylemlerinizi düzeltmeye çalışmayın. Yarın doğru olacak olan her şeyi düzeltecektir. Asla geçmişte daha fazlasını yapmanız gerektiğini düşünmeyin.

Eşek Sürücü

Hepimiz farklı seviyelerde ve farklı arzularla kendi benzersiz ruh kökümüzle doğmuş olsak da, ruhların karşılıklı dahiliyeti nedeniyle her kişi başkalarının arzularını benimseyebilir. Dahası, herkesin Musa’nın seviyesine yükselebileceği söylenir. Ama ruh köküm küçükse bu nasıl mümkün olabilir?

Ancak her şey kişiye bağlıdır! Kişi düşük bir ruh köküyle doğmuş olsa bile, daha yüksek arzularla bağ kurabilir, onları ıslah edebilir ve en yüksek seviyeye yükselebilir.

Buna, Yaradan’ın ona bir eşek sürücü (eşek, “Homer” kelimesinden gelen “Hamor”, maddi) göndermesi denir; bu, onun daha yüksek arzulara bağlanmasına ve bunları ıslah etmesine yardımcı olan bir ruhtur. O zaman herkes, en büyük ruhlar olan Ataların (İbrahim, İshak, Yakup) seviyesine ve peygamberlerin en büyüğü olan Musa’nın seviyesine yükselebilir.

Bu nedenle, kişi manevi dünyada doğduğunda (kendini doğurduğunda), diğerlerinden onların arzularını alabilir ve bunları kullanarak en yüksek ruh kadar önemli hale gelebilir. Ve bunda ruhlar birbirlerini engellemezler. Hepsi aynı, en yüksek ıslah seviyesine, NRNHY’ın tam ışığına kadar yükselir.

Arzuları Netleştirin

Soru: Kişinin bir arzusu olması ve bu arzunun Yaradan’ı memnun etmesi için doğru bir analiz yapması gerektiğini söylediniz. Analizde nerede durmalıyım ki Hisaron’u (eksikliği) ertelemesin?

Cevap: Yaradan’a hangi arzuyla döndüğünüzü sürekli hissetmelisiniz. O zaman, dostlarınızın veya tüm dünya Kli’sinin ihtiyaçları için Yaradan’a dönmeyi bıraktığınız ve bunun yerine O’ndan sizi kişisel olarak doldurmasını istediğiniz noktanın nerede olduğu size netleşecektir.

Yaradan’ı Nerede Aramalıyız?

Soru: Neden sadece aramızdaki bağdan bahsedip, Yaradan ile olan bağımızdan bahsetmiyoruz?

Cevap: Şu anda, misyonumuzun gerçekleştirilmesinden bahsediyoruz ve bu yüzden aramızdaki bağa bu kadar çok önem veriyoruz. Nihai hedef, form eşitliği yasasına göre Yaradan ile birleşmektir, bu da bizim için “İnsan”, “Adem” yani Yaradan’a benzer hale gelmek anlamına gelir.

Bunu başarmak için, manevi kabımızı (Kli) üstteki kabın benzeri olacak şekilde hazırlamalıyız. Bu Kli, tüm parçaları tek bir kalpte tek bir insan olarak birleşen, herkes için tek bir kap olmalıdır. Tüm nefretimizi, kıskançlığımızı, hırsımızı, gururumuzu ve iktidar arzumuzu içermelidir ve tüm bunların ötesinde, Yaradan’a benzemek ve O’na bağlılığı edinmek için yükselip birleşmeliyiz.

Yaradan’ın bizim dışımızda bir yerde var olduğunu düşünebiliriz, ama sonunda O, aramızda inşa ettiğimiz aynı ortak manevi Kli içinde ifşa olur. Bu nedenle, doğru bakış açısına sahip olmak için, her şeyi tek bir yerde var olarak algılamalıyız. Yaradan’ın ifşa olması için bu yeri inşa ediyoruz! Bu yer, egoizmimizin üstünde birbirimizle birleştiğimiz yerde var olur.

Egoizmimiz aşağıda kalır ve onun üzerinde aramızda bağlar kurarız. Ve eğer bağımız, ıslah eden ışığın gücüyle gerçekten güçlü hale gelirse, o zaman onun içinde Yaradan’ı (Boreh) ifşa ederiz, bu da “gel ve gör” (bo–reh) anlamına gelir.

O, cennetin yükseklerinde bir yerde değil, ben de burada aşağıda O’nu ifşa etmek için bir şeyler yapmıyorum. Onu tam olarak ruhlar arasındaki bağ içinde, manevi bedenin organları arasında onu dolduran iç ışık olarak ortaya çıkarıyorum.

Ancak insanlar, Yaradan’ı tartışmamızdan ayırdığımızı ve sadece birbirimizle olan bağımızdan bahsettiğimizi düşünüyorlar. Bunun nedeni, içsel olarak, çalışmalarımız, araştırmalarımız, dağıtım çabalarımız, birbirimizle birleşme çabalarımız ile Yaradan arasında bir bağ olduğunu kabul etmeye hazır olmamalarıdır.

Herkes Yaradan’ı yüce bir varlık olarak hayal eder ve O’nunla birleşmeye istekli olur ama başka bir insanla birleşmeye istekli olmaz. Bunun aynı şey olduğunu anlamazlar. İnsanlar arasındaki daha derin bağ, “Yaradan” olarak adlandırılan ihsan etme niteliğidir ama insan doğası buna razı olmaya izin vermez…

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 109

Zaten Maneviyatta Olan Bir Kişi, Yine De Yaradan’ı Unutur Mu?

Maneviyatta bile, her seviyede, birbirinin varlığını reddeden iki çizgi içinde, birbirine zıt birçok koşulla çalışmamız gerekir. Ancak, asıl çalışma; gerçek duygularımızı deneyimleyip içinden geçtiğimizde, duygularımız artık belirsiz veya net olmayan bir hal almadığında başlar. Engelin (Mahsom) ötesinde, koşullar çok canlı hale gelir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 245

Soru: Ayrılık ve bağ koşullarının değişmesiyle, Yaradan’ın doğasını anlayabileceğimizi söylediniz. Bu nasıl olur?

Cevap: Bilmiyorum! Ona doğru ilerleyeceğiz ve sonunda bizi ayıran niteliklerin içinden, bu niteliklerin üzerinde nasıl bağ kuracağımızı yavaş yavaş öğreneceğiz. Bu şekilde Yaradan’ın ne olduğunu ve bizim için neyin hazırlandığını anlayacağız.

Soru: Baal HaSulam şöyle yazar: “İlk olarak, beden bölünür ve onu tamamen ruhun parıltısından mahrum bırakır. Tora ve Mitzva’nın (emirlerin) gücüyle beden arınır ve arındığı ölçüde ortak ruh onun üzerinde parlar.” Ortak ruhun bu parıltısı nedir?

Cevap: Onu edindiğimizde, o zaman bunu hissedecek ve anlayacaksın.

Önemin Derecesi

Şöyle yazılmıştır, “Efendi yücedir ve alçak olan görecektir,” sadece alçak olan bu yüceliği görebilir. Yakar (değerli) sözcüğünün harfleri, Yakir (bilecek) sözcüğünün harfleri ile aynıdır. Bu, kişi bir şey onun için değerli olduğu ölçüde, onun yüceliğini bilir anlamına gelir.

Kişi bir şeyden, onun önemine göre etkilenir. İzlenim, kişinin kalbine bir hissiyat getirir ve bu izlenimin önemini takdir ettiği ölçüde, içi sevinçle dolar. (Baal HaSulam, Şamati 26 “Kişinin Geleceği Geçmişe Duyduğu Minnete Dayanır ve Bağlıdır”)

Her şey, çevreye bağlı olan, önemin derecesine bağlıdır.  Eğer insanlar her yerde maneviyattan söz ediyorsa, içimde bir arzu alevlenir ve ne olduğu hakkında hiçbir fikrim olmasa bile, bunu takdir etmeye başlarım. Bu durumda, yolu takip edecek yakıta ve güce, herkesin konuştuğu, benim görüş alanımdan kaçan geçici bir şeye sahip olurum. Bu bir sorun değildir; başkalarını gözlerim kapalı takip etmeye hazırımdır.

Toplum beni bu şekilde “hipnotize” eder ve ileriye doğru iter. Dünyamızda bu, en sonunda benim en ufak bir ihtiyacım olmayan şeyleri anlamsızca satın almamla sonuçlanır. Fakat bir grup içinde, bu, beni manevi bir hedefe doğru iter ve bu hedefi yavaş yavaş ifşa ederim, ta ki bütünüyle ifşa olana kadar. Bu yolun tamamı, manevi merdivenin tüm basamakları, yalnızca çevreden gelen, hedefin önemiyle aşılandığım için elde edilir.

Bu nedenle, eğer kişi aşağılığının, çağdaşlarından daha ayrıcalıklı olmadığının farkında ise, yani kişi bu dünyada en basit şekilde bile kutsal çalışma için ona güç verilmemiş birçok insanın var olduğunu görürse; hatta niyet etmeden ve Lo Lişma’da (O’nun hatırı için değil) bile ve hatta Lo Lişma’nın Lo Lişma’sında bile ve Keduşa’nın (kutsallık) kıyafetlenmesine hazırlık için hazırlanmada bile, bazen mümkün olan en basit şekilde bile olsa, kutsal çalışmayı yapma arzusunu ve düşüncesini kazandığı zaman, kişi bunun önemini takdir edebilirse, kutsal çalışmaya değer verdiği ölçüde, kişi bunu övmeli ve bunun için minnettar olmalıdır.

Bu böyledir, çünkü Yaradan’ın Mitzvot’unu (emirler) niyet olmadan bile, yerine getirmenin önemini takdir edemediğimiz doğrudur. Bu koşulda kişi, kalbinde sevinç ve mutluluk hissetmeye gelir.

Kişinin övgü ve şükran duyguları genişler ve kutsal çalışmanın her bir noktasında coşku duyar ve kimin hizmetkârı olduğunu bilir ve böylece giderek daha da yükselir. Bu yazılmış olan, geçmişte “Bana gösterdiğin bu lütuf için, Sana teşekkür ederim” sözlerinin anlamıdır ve bununla kişi güvenle şunu söyleyebilir ve der ki “ve Sen benimle bunu yapmaya yazgılısın,” der. (Baal HaSulam, Şamati 26 “Kişinin Geleceği Geçmişe Duyduğu Minnete Dayanır ve Bağlıdır”)

Yaradan’ın huzuruna çıkmaya layık kimse yoktur. Dahası, hiç kimse başkalarından önce Yaradan’ın huzuruna çıkmayı hak etmez. Ne tür bir erdem olabilir ki?

Dolayısıyla kişi, en azından sürece dahil oluyorsa, Yaradan onu Kendisine doğru çekiyor olsa bile maneviyata yöneliyorsa, buna minnettar olmalı; büyük bir önem ve anlam vermelidir. Kişi, kendi içinde geliştirdiği önem ve duyarlılık derecesi sayesinde, Yaradan’ın onu karşılıklı bir ilişki içinde nasıl yukarıya doğru çektiğini hisseder. Anlaşılan o ki, kişinin tüm hikâyesinin, insanı bugüne kadar bilinçli olarak yönlendiren tüm suçların ve yanlış adımların arkasında Yaradan vardır. İşte o zaman insan altıncı bir his edinmeye başlar: Yaradan’ın hissiyatını. Bu, yalnızca sahip olduğu önemin ölçüsündedir.

Formül neden bu kadar basittir? Neden Yaradan’dan bir karşılık alabilmek için sadece maneviyata önem vermemiz gerekir?

Aslında bu önem bilinci her şeyi kapsar. O’nun rızası için “Efendi yücedir ve alçak olan görecektir” denildiği gibi başımı eğmeliyim. O’nu gözümde yüceltirim yani verme niteliğini, ve kendimi alçaltırım yani alma niteliğini.

Bunun için çevreden güç alırım, bu da küçük bir birey olarak katılmam gerektiği anlamına gelir. Sonuçta, büyük olandan öğrenebilecek olan, küçük olandır çünkü onları gerçekten öyle algılar. İşte bu yüzden bir gruba katılırım ve bunu yaparak ihsan etme, komşuma sevgi ve birlik olma niteliklerini geliştiririm.

Aynı zamanda Yaradan’ın eylemlerini de çalışmam gerekir: tüm gerçekliği nasıl kurduğunu. Ayrıca bu mesajı başkalarına da yaymam gerekir. Sonuçta O’nu onurlandırırım ve bu nedenle ne istediğini öğrenirim. O, Kendini herkese göstermek, başkalarına ihsan etmek ister ve ben de bu doğrultuda hareket ederim.

Öyle anlaşılıyor ki, Yaradan’ın önemine dair tek bir kavram bile, bende var olan her şeyi, kapta ve ışığın önündeki her şeyi, bu eyleme eklemek yeterlidir.

Her Şey Tek Bir Düşünceyle Yaratıldı

Her şey tek bir düşünceyle yaratıldı ve bu tek düşünce, yaratılışın başlangıcından sonuna kadar her şeyi kapsar ve içine alır. Oradan gelen her şey zaten orada mevcuttur; ancak bizim ıslah eksikliğimiz nedeniyle bize parçalanmış ve aşırı derecede çelişkili görünür.

Ancak tüm bu bölünme ve ayrışma, bu parçalar arasındaki tüm “antagonizm” ve karşıtlık, yalnızca içimizde, algımızda mevcuttur. Onları tek bir bütün olarak görecek, her ayrıntının birbirini tamamladığı bir birlikten yoksunuz.

Eğer arzularımızı ihsan etme niyetiyle donatarak ıslah edersek, bu iki kutup (sol ve sağ çizgi) birleşir ve orta çizgide bütünleşir. O zaman hem Yaradan’ın gücü hem de yaratılışın gücü tek bir noktada birleşmiş olur. Bizi ayıran tüm bu ayrıştırıcı güçlerin, aslında birliği ortaya çıkarmak için gerekli olduğunu anlarız. Onlar olmadan bu birliğe ulaşamazdık. Işığın avantajı, karanlığın içinden elde edilir.

Işığın, birliğin, ihsan etmenin, sevginin üstünlüğü ancak karanlık aracılığıyla, onun zıt koşullarıyla elde edilir. Aksi takdirde, bunu edinemez, yapışmanın tadını anlayamaz ve hissedemezdik. İnsan her şeyi ancak iki zıtlığın arasındaki karşıtlık sayesinde kavrar.

Dolayısıyla yaratılış düşüncesinde tek bir nitelik vardır. Ancak yaratılanın içine, kendisini düzeltebilmesi ve bu iki zıt niteliği tek bir bütünde birleştirebilmesi için, iki zıt nitelik yerleştirilmiştir. Bunu yaparak yaratılan Yaradan’a benzer hâle gelir.

Yaradan’ın mükemmelliği, O’nun eşsiz niteliği olan ihsan etmede yatar. Yaratılan ise, iki niteliği: ihsan etme niyetiyle alma arzusunu içerdiğinde mükemmelleşir. Niyeti, ihsan etmektir, buna karşılık doyum alma arzusuna sahiptir. İşte bu iki nitelik arasındaki farktan, birliği algılar.

Bu yüzden “Kişi ne kadar büyükse, egosu da o kadar büyüktür” denir. En büyük ayrılık ve zıtlık, sonsuzluk dünyasını edinmeden hemen önce ifşa olur. O noktada kişi, alma ve ihsan etme arasında sonsuz bir boşluk hisseder, bu iki niteliği birleştirmenin ve birbirini tamamlamalarının imkânsızlığını hisseder. Bu, kişinin son ıslahı yapmadan hemen önce hissettiği şeydir.