Category Archives: Yaradan

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 119

Bu Süreç Önceden Belirlenmiş Midir?

Sürecin kendisi kaçınılmazdır. Yol boyunca karşımıza çıkan her engel, biz daha var olmadan önce yazılmıştır. Eğer tüm yolu önceden görebilseydik, hangi darbenin geleceğini ve bunun bize ne öğreteceğini görürdük. Ancak bu darbeleri gerçekten deneyimleyip onlarla yüzleşmeden büyümek imkânsızdır. Yazıldığı gibi, “Yaradan adama vurur ve ‘Büyü!’ der.”

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 118

Dua, Çalışmak İçin Güç İstemek Midir?

Dua, başka seçeneğimiz olmadığı zaman talep etmek anlamına gelir. Yalnızca başka alternatifimiz olmadığında Yaradan’a döneriz. Yavaş yavaş, Yaradan’ın varlığını hatırlamaya başlarız ve bu hatırlama bile Yaradan’ın yaptığı bir şeydir. O, sanki O’nu kendi başımıza hatırlıyormuşuz gibi gösterir. Gerçekte, kendi başımıza Yaradan’ı asla düşünmeyiz.

Alma arzusu, tamamen kendi içinde kapalı olacak şekilde yapılandırılmıştır. Bu, kapalı bir sistemdir. Yaradan, küçük, algılanamaz bir ışık huzmesi gönderir ve aniden şöyle düşünürüz: “Ah, Yaradan var!” O’nu, hiçbir yardım almadan, sanki kendi başımıza hatırlamış gibi hissederiz.

Ama gerçekte, bize varlığını hatırlatan ve O’na dönmemizi sağlayan Yaradan’dır. Bu süreç tekrar tekrar gerçekleşir ve tüm amacı O’nunla olan bağımızı güçlendirmektir. Bu süreç sayesinde, içsel manevi sistemimizi inşa ederiz. Yaradan’ın niteliklerini bu şekilde edinir ve O’na benzer hale geliriz.

Ancak, bunun gerçekleşebilmesi için, Yaradan’ın tam tersini tanıyabilmemiz için, “kendimizi” anlayabilmemiz için, Yaradan’ın bizi, ulaşmak üzere olduğumuz durumun tam zıttı olan hoş olmayan durumlara sokması gerekir.

Yaradan’ın İç Sesini Yakalayın

Soru: Kabala’nın bakış açısından bilinçaltı nedir?

Cevap: Kabala’da böyle bir terim yoktur.

Soru: Bir insanın hayatındaki tüm olayların %99’unun sanki onun dışındaymış gibi yani bilinçsizce gerçekleştiği açıktır. İnsan, her şeye içgüdüsel olarak tepki verir ve yalnızca küçük bir kısmını algılar. Kabala’da olayların %99’unun farkına varır mısınız?

Cevap: Kabala’da, üst ışığın, Yaradan’ın içimizde tezahür etmeye başladığı, O’nu içimizde hissetmeye başladığımız ve üzerimizdeki etkisine daha açık hale geldiğimiz koşullar yaratmaya çalıştığımız içgüdüsel alıştırmalar vardır.

İçimizdeki Yaradan’ın iç sesini yakalamalıyız. Bunlar özel koşullardır. Genellikle grup içinde kendimizi doğru bir şekilde ayarladığımızda ortaya çıkarlar.

Dostlarımızla birleşerek ve Yaradan’ın ifşa olabileceği türden ilişkiler kurarak, O’nun iç sesini yakalarız. Yaradan’ı algılamak için sensör, bağımızdır.

Soru: Bunun egoizmin sesi değil, Yaradan’ın sesi olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Cevap: Kişi bunu hisseder ve aynı zamanda Yaradan’ın ifşasının hala onun egoist nitelikleri içinde gerçekleştiğini keşfeder. Ancak bu onu ileriye doğru iter.

Yaradan Hakkında Şok Edici Bir Söz

Yaradan’ın Kendisi yoktur.

Yorum: Bu açıklama herkesi şok ediyor.

Cevabım: Ama bu doğrudur! Kişi buna nasıl tepki verirse versin, bu onun bileceği iştir. Konuyu açıklığa kavuşturmalıyım. Yaradan’ın Kendisi yoktur. Var olan şey, sevgi ve ihsan etme niteliğini ifşa etmek için karşılıklı çabayla ortaya çıkan, başkalarıyla yakınlık duygusudur.

Soru: Yani bu duyguya Yaradan’ın ifşası mı diyorsunuz?

Cevap: Evet, Yaradan sevgidir. Ve bunun erkek, kadın, çocuklar arasındaki ilişkiyle hiçbir ilgisi yoktur, kim veya ne olduğu önemli değildir. Bu, sadece, benim dışımda algıladığım her şeyle bir ilişkidir.

Soru: Peki benim dışımda sadece sevgi olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: İçimde sevgi yok. Ama dışımda sevgi var mı?

Cevap: İçimde egoist, önceden belirlenmiş, üzerine çıkıp gerçek sevgiyi hissetmem gereken bir şey var.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 117

Çaresizlik Koşulundan, Çalışma İçin Gücü Nasıl Kazanabiliriz?

Gerçek bilgiden yoksun olduğumuzu fark eden, okuduklarımızdan hiçbir şey öğrenemediğimizi hisseden, maneviyat kapısının önümüzde kapalı olduğunu gören bizler, bu çalışma başkalarına değil de sadece bize düşüyorsa, nasıl ilerlemek için güç bulabiliriz? Bu çalışma için gücü nereden alabiliriz?

Birbirine bağlamaya eğilimli olduğumuz tamamen farklı iki koşul vardır. Birincisi, tamamen önemsiz ve hayvani olduğumuz, hiç manevi gücümüzün olmadığı bir koşuldur. Manevi dünya hakkında hiçbir şey anlamayız, hatta bu dünya hakkında da hiçbir şey anlamayız. Bir sonraki anda bize veya dünyaya ne olacağı hakkında hiçbir fikrimiz yoktur. Her şeyin nasıl yapılandırıldığı ve işlediği hakkında hiçbir fikrimiz yoktur. Gözlerimizi ne kadar açarsak, Newton’un bilimsel çalışmalarını tanımladığı gibi, o derece kendimizi uçsuz bucaksız okyanusun kıyısında çakıl taşlarıyla oynayan küçük bir çocuk gibi hissederiz.

Ve bu doğru bir duygudur. Bir dereceye kadar, doğanın muazzam güçlerini hissetmek budur. Bu bizim gerçekliğimizdir. Bu kavramı kendi gücümüzle kavrayamayız.

Yukarıda anlatılan bu koşul, aslında aktif bir koşula sıçrama tahtasıdır. Ne şekilde aktif? Güç talep edebileceğimiz ve içimizde ıslahlar yapılmasını isteyebileceğimiz şekilde. Önceki koşul, bize şu anki seviyemizde bunun gerçekten bizim gerçekliğimiz olduğunu göstermek içindir.

Bundan nasıl yükselebiliriz? Biz bu güçlerin gerçekten eksik olduğunu unutuyoruz. Yaradan, neden her adımda takılıp kaldığımızı ve bir hiç olduğumuzu fark etmemizi sağladı? Bu çaresizlikten, Yaradan’ın varlığını hatırlamamız için. Sonra Yaradan’a döneriz ve O da ilerlememizi, anlamamızı, harekete geçmemizi vb. sağlayacak şekilde her şeyi bizim için düzenler.

Yaradan neden bunu böyle yaptı? Çünkü tüm bu süreç, Yaradan ile bağ kurmamız için bir araçtır. Amacı, teslim olmamız, Yaradan’a ihtiyaç duymamız ve bu ihtiyaç sayesinde Yaradan’ın niteliklerini kazanmamızdır.

Sonuçta Yaradan, bizim O’nun gibi sonsuz ve mükemmel olmamızı ister.

Yaradan her seferinde bize zayıflık, çaresizlik, umutsuzluk, cehalet ve gerçekliği kavrayamama gibi, Kendi koşulunun tam tersi olan nitelikleri gösterir, böylece O’na dönüp hissettiklerimizin tam tersini elde etmek isteyeceğiz. “Hissettiklerimizin tam tersi” demek, Yaradan’dan, O’nun niteliklerinden ve seviyesinden bir şey elde etmek demektir.

Böylece, zıtlık yoluyla her seferinde daha eksiksiz bir koşula ulaşırız. Kötü olanı ne kadar derinden hissedersek, zıtlık yoluyla o kadar büyük bir iyiliğe ulaşabiliriz.

Tüm manevi seviyeler bu şekilde inşa edilir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 116

“İhsan Etme Kabı” Kavramı, Hem Kapta Hem De İhsan Edende Nasıl Mümkün Olabilir?

Gerçekten de, ihsan etme kabı, ihsan etme uğruna alma arzusu kavramlarında, garip bir şey var. Kabalistler manevi koşulları ifade etmek için dilbilimsel araçlardan yoksun oldukları için, çeşitli basitleştirilmiş ve yoğunlaştırılmış formülasyonlar kullandılar. Bunu yapmasalardı, Ibur (embriyonik koşul), Katnut (küçüklük), Roş (baş), Toh (iç kısım) vb. gibi koşulları tanımlamak için kitaplar yazmak zorunda kalacaklardı ve bu bile yeterli olmayacaktı. Bu nedenle, manevi koşulları ifade etmelerini sağlayacak bir dil geliştirdiler.

Bu dil nasıl çalışır? Önceden düzenlenmiş bir tür “şifre” aracılığıyla bilgi aktarılır. Bu şifre, konuyla ve yazarın niyetiyle ilgili kapsamlı ayrıntılar içerir. Okuyucu, yazar ile aynı manevi seviyedeyse, ortak bir kavramsal çerçeveyi paylaşırlar ve şifrenin anlamı onlara hemen net hale gelir.

Örneğin, İbranice’de “Roş” (baş) kelimesinin anlamını bilmeyen biri, bu kelimeyi duyduğunda ne yapacağını bilemez. Anlamını anlamak için kelimeye aşina olmamız gerekir.

Ancak, kelimeye aşina olmak, tam olarak anlamını kavramak için yeterli değildir. Terimin arkasındaki niyeti de anlamamız gerekir.

Kabala dili, sadece kodlarını tanıyanların, kelimelerin ardında gizli olan anlamı anlayabildiği şifreli bir dil gibidir. Yani, Kabalistik metinleri okumak için Kabalistlerin terimleriyle ne demek istediklerini bilmeliyiz. Onlar birbirlerine, şifreli mesajlarla iletişim kuran casuslar gibi yazarlar ve yazdıklarını kendileri dışında kimse anlayamaz.

Kabalistik kitapları okumak neden gereklidir? Baal HaSulam, “On Sefirot Çalışmasına Giriş” (madde 155)’de, kelimelerin içsel içeriğini anlamayı çok istediğimizde, kendimizi hayali, fiziksel temsiller oluşturarak kandırmadan (insanların Tora’yı tarihsel bir anlatıymış gibi okurken sıklıkla yaptıkları gibi) ve metni bedensel, materyalist bir şekilde yorumlamadan, bunun yerine kelimelerin gerçek, içsel anlamını kavramayı derinden arzuladığımızda, metnin tanımladığı koşuldan saran ışığı (Ohr Makif) kendimize çekeriz.

Ancak, Kabalistlerin yazdıklarının daha derin katmanlarına dalmak yerine, bu dünyadan görüntüler hayal edersek, hem anlatı hem de imgeler bu dünyanın çerçevesi içinde kalır. Böyle bir durumda, yukarıdan herhangi bir aydınlanma çekemeyiz ve ilerleyemeyerek durgun kalırız.

Bu, Kabala metodu ile Tora’yı incelemeye yönelik diğer yaklaşımlar arasındaki temel farktır. Kabala’da, saran ışığı kendimize çekmeye çalışırız. İçsel anlamı anlamaya çalışırız. Buna Tora’nın içsel yönünü incelemek, yani onun şifreli dilinde tam olarak neyi ifade ettiğini öğrenmek denir.

Sonra, çalışmamız süresince saran ışığı tekrar tekrar çekerek, manevi dünyaya girene kadar yavaş yavaş ilerleriz.

Kararı Kim Veriyor?

Soru: Üst ışığın, niteliklerin benzer olduğu noktada yaratılana dokunduğunu söylediniz. Niteliklerin benzerliği hakkındaki karar, yaratılan hazır olduğunda üst ışıktan mı gelir, yoksa yaratılan önce bu benzerliği yaratır ve ancak ondan sonra mı üst ışık gelir?

Cevap: Hayır, yaratılan kendi başına hiçbir şey yaratamaz. Yalnızca üst ışığın etkisi altında hareket eder.

Yaradan İle Tüketme Oyunu

Yaradan biz olmadan fazlasıyla acı çeker. Yaradan, verme, doyurma, yaratma arzusuna sahiptir ve bunu isteyen kimse hiç kimse yoktur.

Soru: Ama bizler tatmin olmak, almak istiyoruz, değil mi?

Cevap: Ama biz O’ndan veya O’nun tarafından tatmin olmak istemiyoruz! Dolayısıyla, burada, bunun bir sinir harbi gibi göründüğünü söyleyebilirim; ilk pes edip “Seni seviyorum!” diyecek olan kim olacak?

Bu, gerçekten de bir tüketme oyunudur.

Soru: Peki, sizin dediğiniz gibi, Yaradan’ı tamamladığımızda, bizim varlığımız nedir?

Cevap: Gerçek şu ki; eylemde Yaradan için gerekli hale geliriz; zaten gerekliyiz ama bu eylemde, O’na yaklaştığımız, birleştiğimiz, O’nunla bütünleştiğimiz, evreni tamamladığımızdadır. Biz, tüm evrende bir doluluk, tüm yaratılışı dolduran yüce bir ışık uyandırıyoruz. Ve biz olmadan, evren boş, soğuk ve karanlık olurdu.

Soru: Yaradan bizden ne tür bir katkı bekliyor?

Cevap: Işığı yakmamızı. Bu dünyada ışığı yakın ki evren, Yaradan’ın ışığıyla, sevgiyle, iyilikle, birlikle ve her türlü mükemmellikle dolsun.

Yorum: Aynı zamanda, bu çılgın savaşlarla nereye varacağınızı bilemediğiniz bugünlerde bunu söylüyorsunuz…

Cevabım: Hiçbir şey yapmak zorunda değilsiniz. Sadece sakince, bunun gerçekleşeceğine güvenerek beklememiz gerekiyor.

Soru: Ve yine de bunu istemeli mi?

Cevap: Evet, isteyin ve talep edin, sessizce Yaradan’dan talep edin.

Soru: Bizden istenen sadece bu mu?

Cevap: Evet, gereksiz gürültü, sözler veya tartışma olmadan, hiçbir şey yapmadan.

Yaradan Çalışması

Zohar Kitabı’nı tekrar tekrar açtığımızda, bir süre sonra ilk ilham kaybolur.

Bu ilham bize yukarıdan verilir, tıpkı bir kişinin Kabala bilgeliğine geldiğindeki kalpteki nokta gibi. Yukarıdan gelen bu uyanış (Itaruta deLeila) bize üst güç tarafından verilir.

Doğal olarak, bu “yakıt” ile, üstte olanın arzusu ile, kişi parlayan gözlerle ileri atılır ve kitabın içinde gizli olanı, kendisi hakkında tam olarak ne söylendiğini hissetmek için, giderek daha fazla arzu duyar. Sonuçta, kendisi ve kitap arasındaki bağa doğru yukarıdan uyandırılmıştır.

Ve sonra bu ilham kaybolur. Kaybolur çünkü insana yeni arzular gelir, yukarıdan, içinde Yaradan’dan uyanışın olmadığı arzular.

O, bunlara aşağıdan, kendisinden bir uyanışı da eklemek zorundadır ve böylece her seferinde şu soruların cevaplarını arayarak ilerler: “Bu çalışmaya neden ihtiyacım var? Neden?”

Yaradan, kişinin her seferinde kendi başına üstte olanın önemini, O’nunla bağ kurmanın acil gerekliliğini ve bu bağa ulaşmanın tüm araçlarını, Zohar Kitabı’nın önemini ortaya çıkarmasını ister, böylece kişi tüm bu içsel tanımları kendi içinde tekrar tekrar arayabilir.

Ve burada kişi, kendi içinde manevi bir kap olan Tapınağı ve tüm içeriğini inşa etmek için “Bezalel’in çalışması” ile meşgul olduğunu anlaması gereken bir koşula gelir. Bu, kapsamlı bir ön hazırlık gerektiren muazzam ve aşamalı bir çalışmadır.

Gerçekte, kişi kendi başına hiçbir şey başaramaz; ondan istenen tek şey hazırlık, arzu ve niyettir.

Her şey yukarıdan, Bina’nın gücüyle gerçekleştirildi, ancak aşağıdan uyanış yoluyla. Bu tam olarak kişinin çalışmasıdır. Bu, onun bunu gerçekleştirdiği anlamına gelir.

Bu nedenle, bir yandan çalışmamız, her adımda çaba sarf etmek ve açıklamalar yapmaktan ibarettir.

Ancak diğer yandan, bu çalışma “Yaradan çalışması” olarak adlandırılır çünkü insan tarafından değil, Yaradan tarafından gerçekleştirilir.

Kişi sadece bir arzuya, bir talebe, bir duaya, “yarım kuruş”a ulaşmalıdır, gerisi Yaradan tarafından yapılır; “Yaradan bunu benim için tamamlayacaktır”.

Yaradan’ı Hangi Pratik Çalışmalar Memnun Eder?

Soru: Yaradan’ı hangi pratik çalışmalar memnun edebilir? Grup içinde ortak bir Hisaron’u (eksikliği) aramak mıdır? Yaradan’ın doldurabileceği ortak bir Hisaron’a ulaşmak mıdır? Sonuçta, Yaradan’a ihsan etmek O’nun için bir hazdır. Grup içinde bununla meşgul olmayı tavsiye eder misiniz?

Cevap: Sadece tavsiye etmekle kalmıyorum, ayrıca meşgul olmaya değer başka bir şey de yoktur! Kişi tam da buna odaklanmalıdır. Böylece, tıpkı O’nun bize davrandığı gibi, Yaradan’ı memnun etmek niyetiyle O’ndan almanın başka bir olasılığını ortaya çıkarmak için birbirimizle birleşebiliriz.