Category Archives: Yaradan

Sonsuzluk Dünyasının Malhutu Ne Hisseder?

Soru: Sonsuzluk dünyasının Malhutu, dünyaları ve yaratılanları yaratma arzusunu nasıl hisseder?

Cevap: Her şey onun içinde gerçekleşir. Bunu uzak bir yerden alması gerekmez. Işık ona etki eder, arzusunu ortaya çıkarır ve onu doldurur. Bizler bu sürecin sonuçlarını inceliyoruz.

Soru: Malhut’un Yaradan’dan – Keter’den etkilendiği anlaşılıyor. O zaman, utanç nereden geliyor?

Cevap: Malhut henüz Yaradan ile birleşmediği için, onun ile Yaradan arasında bir fark vardır. Yaradan her şeyi mutlak surette verir, ancak o sadece O’ndan alır ve şu anda bu konuda hiçbir şey yapamaz.

Soru: Peki sonsuzluk dünyasının Malhut’u, Yaradan’ın niyetini yani dünyaların yaratılışını yine de hisseder mi?

Cevap: Hayır, o bir yandan Yaradan’ın gizli olduğunu, diğer yandan da O’nun verdiğini, doldurduğunu ve Kendisinden gelen her şeyde, arzusuna göre kendini ifşa ettiğini hisseder. Dolayısıyla aralarında fark vardır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 249

Soru: Işığın merkez noktada eşit olarak kısıtlanması ne anlama gelir?

Cevap: Belirli bir yöne veya niteliğe öncelik verilmediği anlamına gelir. Bu yüzden her şey bir döngü içinde gerçekleşir.

Soru: Yaradan’ın yaratılana yönelik koyduğu kısıtlama, O’nun bize karşı sergilediği en büyük ihsan niteliğidir. Eğer O’na yönelik bir kısıtlama yaparsak, bu aynı zamanda Yaradan’a karşı da aynı ihsan niteliği olur mu?

Cevap: Deneyin, göreceksiniz.

Soru: Yaradan’ı memnun etmek ve bir kısıtlama yapmak için, şimdi hangi eylemi gerçekleştirmeliyiz?

Cevap: Bilmiyorum, bunu kendiniz netleştirmelisiniz.

Soru: Dünyamızda alma arzusunun büyümediğini, sadece yükselip arındığını ve bu nedenle ondan haz alma yeteneğimizi kaybettiğimizi söyleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, ihsan etme arzusuna giderek yaklaşıyoruz. Bunu giderek daha fazla anlamaya başlıyor ve ona yaklaştığımızı hissediyoruz.

Yaradan, Tüm Taleplerin Köküdür

Soru: “Herkes kendi bozukluğuna göre yargılar.” diye yazılmıştır. Bir Kabalist, bir yandan dünyanın kötü koşullar ve savaşlarla dolu olduğunu görür. Diğer yandan, tüm bunları kendisinin yaptığını anlar ve kendini bunlarla ilişkilendirir. Bu iki durum nasıl bir araya gelebilir? Nasıl mümkün olabilir?

Cevap: İnsan dünyaya baktığında kendini, kendi yansımasını görür. Tüm bunların kendi içinde olduğunu anlar. Ancak hiçbir şeyi kendi başına düzeltemeyeceği için ona bir grup (onlu) verilir. Kendini suçlayacak hiçbir şeyi yoktur. Her şeyi olduğu gibi kabul eder.

İnsan Yaradan’ı suçlayabilir. Bununla kendisinin hiçbir ilgisi yoktur. Bu, kendisinin bozulmuş ruhudur ve onu ıslah edebilmesi için verilmiştir.

Kendini ne kadar ıslah ederse, görüşü o kadar keskinleşir ve dünyayı daha da bozulmuş görür, çünkü en küçük kusur bile ona çok büyük bir şey gibi görünür. Aynı zamanda, Yaradan’a karşı tek bir talebi vardır: O’ndan ıslah eden ışığı almak. Ve bunun için Yaradan’a minnettardır çünkü dünyanın olumsuz ve zaten ıslah edilmiş olumlu niteliklerini kendi içinde özümseyerek, Yaradan’ın yüceliğini edinmeye ve O’na benzemeye başlar.

Soru: Bu, bir Kabalistin kendisinden başka kimseye karşı hiçbir talebi olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Kendisine karşı da değil, zira her şey Yaradan tarafından yapılır. Yaradan, tüm koşulların, var olan her şeyin köküdür ve bu nedenle tüm yakarışlar O’na yapılmalıdır. Açıklığa kavuşturulması gereken tek şey, kişinin O’na nasıl yalvarması gerektiğidir. Yaradan neden bize böylesi kötü nitelikleri verdi? Neden onları Kendisiyle bağlamamıza yardım etti? Onlarla ne yapmalıyız?

Soru: İnsanların birbirlerine karşı değil de yalnızca Yaradan’a veya kendilerine karşı talepleri olsaydı, dünya farklı mı görünürdü?

Cevap: Talepleriniz olmasaydı dünyayı ıslah edemezdiniz. Kimsenin talebi olmasaydı, herkes sadece hayvan olurdu. Hayvansal seviyede, biri diğerini yer ama talepsizce. İnsanlar birbirlerine karşı talepte bulunmalı ve aynı zamanda onların köklerinin Yaradan olduğunu anlamalıdırlar. O, ruhlarımızı bilerek kırdı ki, onları birleştirmeye çalışıp başarısız olalım, başaramayalım ve sonra O’ndan onları düzeltmesini ve ruhun ıslahında O’nun ortağı olmayı talep edelim.

O zaman, en başından beri ne istediğini, neden tek bir ruhu yarattığını, onu parçalara ayırdığını ve ardından ruhun ıslahını üstlenip, O’ndan yardım dilememiz için bize yöneldiğini açıkça anlardık.

Ve tek ortak ruhun ıslahına doğru attığımız her küçük adımla, O’ndan yardım ister, O’nun ortağı olur ve böylece O’nun seviyesini ediniriz. İnsanlığın nihai koşulu, Yaradan’a eşit olmaktır.

Işık İfşa Olsun Diye

Soru: On Sefirot Çalışmasını dinlerken, bunun dostlar arasında ifşa olması ve kişiyi yoldan saptırmaması için koşul nedir?

Cevap: Sizi hiçbir şekilde yoldan saptırmayacaktır. İlerleyeceksiniz. Bu nedenle, ilerlemenizde nasıl birlikte olabileceğinizi düşünmeniz yeterlidir ve bunun gerçekten de sizi daha fazla etkilediğini göreceksiniz.

Ya zaten var olan şeyin içinde kalacaksınız ya da ilerleyeceksiniz, neler olduğunu anlamaya çalışacak ve ışığın kendiliğinden üzerinize parlaması için hangi niteliklerin eksik olduğunu giderek daha fazla hissedeceksiniz. O zaman her şeyi anlayacaksınız.

Tam Arzu

Yorum: Bazen o kadar umutsuz hissediyorum ki boğazım düğümleniyor.

Cevabım: Bu normaldir, ancak bu tür durumlar doğru ve rasyonel bir şekilde kullanılmalıdır. Tek ayakla yürüyemezsiniz, ancak iki ayakla yürüyebilirsiniz. Yaradan’a olan arzu ve arzunun gücü dengelenmelidir. Bu yüzden birçok kişi bunu ifade etmek ister, ancak yapamaz.

Bir yandan Yaradan’a karşı bir arzuları vardır ama diğer yandan, bu sadece kuru bir arzudur, bir çocuğun arzusu gibi. Yaradan’a ulaşmak için, bu arzuya ek olarak şunlar da olmalıdır: tam olarak ne istiyorum, ne için, neden vb. O zaman Yaradan’ın cevap vereceği tam bir arzunuz olur.

Son Hisaron

Soru: Onlunun çabalaması gereken Hisaronot’un (eksiklikler) bir ana, nihai Hisaron’u (eksiklik) var mıdır? Varsa, onlu Yaradan’dan hemen böyle bir Hisaron (eksiklik) talep edebilir mi, yoksa belirli aralıklarla çabalamaları mı gerekir?

Cevap: Özel bir eylem gerekmez. Sadece dostlarınıza, herkesi Yaradan’a yükseltmek istediğiniz tek bir bütün olarak hissedip algılayabileceğiniz kadar yakın olmaya çalışmanız yeterlidir. O zaman bu gerçekleşecektir.

İçten İçe Tükendiğimde Ne Yapmalıyım?

Yorum: Normal bir hayat sürüyordum, normal bir şekilde çalışıyordum, işime tutkuyla bağlıydım ve sonra birdenbire, bam, bomboş hissettim. Birdenbire, hiçbir şeyin anlamı kalmadı. Çalışma var, iş var, para var ama bunların hiçbirinde anlam göremiyorum.

Cevabım: Bu doğaldır. Bu, bir insanın büyümesidir. Bu, insanın kademeli gelişimidir.

Kişinin egoizmi artık tatmin olmuyor. Bu hala bizim temelimiz olan aynı egoizm. Ama tatmin olduğu zamanlar vardı; işten, onurdan, şöhretten, bilgiden, paradan ve tüm bunları bir şekilde gerçekleştirme fırsatından haz alıyordu. Ve bugün, hayır. Başkalarının görüşü önemli değil; bir merdiveni tırmanmak önemli değil.

Belki herhangi bir metal veya malzemede bir tür yorgunluk olduğunu söyleyebilirsiniz, burada da aynıdır.

Yorum: Buna “tükenmişlik” deniyor. Böyle bir terim bile var.

Cevabım: “Tükenmişlik”, güzel söylenmiş, evet.

Egoizm bir sonraki çalışma moduna geçti. Artık her şeyin, eskiden tatmin, doygunluk, kibir tatmini vb. getiren şeylerin ona verilmesi yeterli değil. Artık değil. Ne yapmalıyım? Neden bir şey yapmam gerektiğini bilmiyorum. Neden yaşamalıyım veya çalışmalıyım? Bilmiyorum! Basitçe hiç ilgilenmiyorum.

Hiçbir tatmin, hiçbir doygunluk, hiçbir doyum yok. Neden çalışayım? Neden yaşayayım? Hiçbir neden yok. Hepsi bu. Bana bir hap verin, hepsi bu. İnsanlar bu noktaya gelecek!

Yorum: Evet, kesinlikle öyle olacaklarını hissediyorum.

Cevabım: Neden olmasın? Acıdan kurtulmanın bir yolu. Unutmak ve uykuya dalmak istiyorum.

Soru: Öyleyse hapı veriyorsunuz. Şimdi diyelim ki bizi bu çıkmaza soktunuz. Hatta bunun olacağını da açıkça hissediyorum. Neredeyse eminim ki olacak. Peki, böyle bir durumda insan ne yapmalı? Sürekli böyle evrensel bir haykırış olacağını söylüyorsunuz.

Cevap: Evet, ama bu haykırış, hayatın anlamını anlamak için gerçek arzunun farkındalığıdır. Başka bir deyişle, tüm bunlara neden ihtiyacım var?

Öyle bir dereceye kadar ki, bir insan için, özellikle de bir kadın için en önemli şey olan çocuklar bile artık neşe getirmeyecek.

Her şeye, kesinlikle her şeye sahip olacaksınız ama işinizi mekanik olarak bile yapamayacak, onlar için bir şey yapamayacaksınız. Hiçbir şey! Bu, egoist Kli’nin boşluğundan kaynaklanan gerçek umutsuzluktur.

Soru: Peki kurtuluş ne zaman gelecek?

Cevap: Bu durumdan kurtuluş, göklere doğru büyük bir feryat yükseldiğinde ve insanlık neden gerçekten var olduğunu anlamaya başladığında gelecek, daha önce değil.

Bu, ancak hayatın anlamını anlamak için gerçek bir ihtiyaç ortaya çıktığı zamandır. Bunu göreceğiz!

Yaradan’a Doğru Üç Adım


Bizler, “bu dünya” denilen bir koşulun içindeyiz. Bu dünyada olmamızın sebebi, kendi çabalarımızla Yaradan’a benzerlik seviyesine yükselmek, O’nun seviyesine ulaşmaktır, şöyle dendiği gibi: “Yaşamın boyunca kendi dünyanı göreceksin.”

Kabala bilimi, Yaradan’ı bu dünyadaki yaratılışa ifşa etmenin bir metodudur. O’nu nasıl ifşa ederiz? O’na benzer hale gelerek. Sadece ışık gibi bir arzuyu, manevi kabımı edinirsem, içindeki ışığı, Yaradan’ı ifşa edebilirim.

Kendimi, ışığı ifşa edip beni dolduracak bir kap haline nasıl getirebilirim? Bunun için bize iki araç verilmiştir. Birincisi, dışarıdaki arzuları, yani başkalarının arzularını içine alacak kadar genişlettiğim maddi arzumdur.

İçimde sadece, ne olduğunu bilmediğim halde, maneviyata doğru ilerlemek isteyen bir nokta vardır. Sadece bir şeyin eksik olduğunu hissederim. Bu sadece bir arzu noktasıdır. Bu noktada, ne bir hacim ne de üst, alt, sağ ya da sol yönler vardır.

Orada bastırılamaz bir arzu dışında hiçbir şey hissedemiyorum – bir şey istiyorum ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Maneviyatı hayal etmeye çalışabilirim ama ne bulursam bulayım, hepsi bu dünyanın aleminden gelen bir fantezidir, gerçek realite değil.

Bu noktaya nasıl hacim ekleyebilirim? Özel, bütün, mükemmel bir organizmayla, Yaradan tarafından yaratılan büyük bir arzuyla: sonsuzluğun Malhut’uyla bağ kurmalıyım. Benim için bu bir gruptur ama aslında tüm insanlıktır. Ama tüm insanlığın ne olduğunu bilmediğim için bir grup benim için yeterlidir. Bu ilk bileşendir.

Eğer bir grupla bağ kurmaya çalışır ve onun bir parçasıyla bağ kurabilirsem, sanki ondan belli bir bölgeyi kesip alır gibi, o parça bana ait olur. Böylece aslında bir hacim kazandığım ortaya çıkar ve bu hacim benim arzumdur. Artık bir nokta değil de bu kadar büyük bir arzuya sahipsem, onun içinde bir şeyleri hissetmeye başlayabilirim. Peki, o zaman neyi kaçırıyorum? Işık gibi olma arzusundan yoksunum. Yani, birinci aşama arzunun edinilmesi, ikinci aşama arzunun ıslahı ve üçüncü aşama ise arzunun doldurulmasıdır. Hepsi bu!

Arzuyu edinmek için, kendimi grubun önünde, onların birliği önünde iptal etmeliyim; onlara, rahim duvarına tutunmuş bir damla meni gibi bağlı olmalıyım. Bu, birinci aşamadır.

İkinci aşama dostlarımla birlikte olmaktır, gruba girmemi, onlarla olan bağımı, verme uğruna gerçekleştirmeye çalışmalıyım ki, şu anda kazandığım arzu ışığa benzesin.

Bunu, saran ışık (O”M) olarak adlandırılan, kaynağa geri dönen ışığı kullanarak başarırım; bu, “Tora’nın Işığı” olarak da adlandırılır.

Bundan sonra arzu, Hohma ışığıyla dolar.

Bu nedenle, büyük bir güce sahip olan Zohar Kitabı gibi bir kaynağı okurken, kendimizi ortak bir arzu içinde hissetmeli ve ortak arzumuzun ıslah edilmesini, ışık gibi verici olmasını istemeliyiz.

Böyle bir ıslahı meydana getirmek için, Zohar Kitabı’nı okurken bunu beklemeliyiz ki arzularımız, birliğimiz ihsan etme uğruna olsun, böylece tek bir bütün gibi hissedelim ve gerçekten bir Şehina, üst ışığın, Yaradan’ın ifşa olduğu bir “yer” olalım. Bu “yeri” en azından bir dereceye kadar vermek uğruna ıslah edersek, bu ölçüde Yaradan onun içinde ifşa olacaktır.

Yani, kaynağa geri dönen ve hepimize ortak ve bütünsel bir bağ hissi veren ışığın yardımıyla, grupla bir bütün olarak, karşılıklı verme, karşılıklı garanti ve birlik içinde bağ kurarım. O zaman, aramızdaki birlik ölçüsünde, içimizde hüküm süren Yaradan’ın ışığı olan ihsan etme niteliğini ifşa ederiz.

Bu nedenle, bu görevi unutmamaya çalışalım ve kendim için böyle bir resmi inşa etme çabasında sürekli kalmanın, şu anda Zohar Kitabı’nı okurken yapacağımız içsel çalışmamız olduğunu fark edelim. Sonuçta, Zohar okuması sırasında, büyük bir ışık ortaya çıkar. Işık için, ıslah etsin ve doldursun diye doğru arzuyu hazırlıyor muyuz?

 

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 114

İbur (Döllenme) Koşulu İçinde “Erkek” ve “Dişi” Neye Denir?

“Erkek” (Zachar) ve “dişi” (Nekeva), embriyo içindeki koşullardır. Bunlar, ihsan etme ve alma kaplarını temsil eder; ihsan etmek için ihsan etme ve ihsan etmek için alma, ıslahın farklı seviyelerine karşılık gelir.

Alma kaplarıyla çalışıyorsak, bu “dişi” (Nekeva) olarak adlandırılan, bir eksikliktir. Tersine, bu eksiklikler ıslah edildiğinde “erkek” (Zachar) olarak adlandırılırlar.

“Nekeva” kelimesi, eksiklik, hâlâ düzeltilmesi gereken boş bir yer anlamına gelen “Nekev” (oyuk) kelimesinden gelir. Öte yandan Zachar, zıttı olan ihsanı temsil eder. Bu terimler, aynı kişide, aynı ruhta, her manevi seviyede mevcut olan ıslah edilmiş veya edilmemiş koşulları tanımlar.

Ruh, Yaradan’a göre, erkeğe kıyasla daima dişildir, çünkü tüm düzeltmeler O’ndan gelir. Hem arzuların düzeltilmesi için bir talep olarak MAN’ın yükseltilmesi hem de arzuların yerine getirilmesi için MAN’ın yükseltilmesi söz konusudur. Her iki durumda da, Yaradan erkek taraf olarak hareket eder ve ruh, O’na karşı Nukva (dişi) olarak, alıcı olarak hareket eder.

Kabala’da bu, Atzilut’un ZON’u, Zeir Anpin ve Atzilut dünyasının Nukva’sı olarak tanımlanır. Atzilut’un Zeir Anpin’i, Yaradan olarak – ihsan eden, veren, ıslah eden, yerine getiren – adlandırılır. Atzilut’un Malkut’u, Atzilut’un Nukva’sı, tüm ruhların kolektifidir. Tüm eksiklikler onun içinde mevcuttur ve her birimiz bireysel bir arzu, onun kişisel bir parçasıyız.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 246

Soru: Yükselişin en yüksek noktasında, her şeyin Yaradan tarafından yapıldığını, yapılıyor olduğunu ve yapılacağını, zamanında hatırlayıp, hiçbir şeyi kendine atfetmemek nasıl mümkün olabilir?

Cevap: Böyle bir duygu ve değerlendirme insanda yavaş yavaş oluşur. Bu yüzden sadece devam etmek gerekir.

Soru: Yaradan ile yapılan içsel çalışma, kişiyi ihsan etme niyetine ulaştırmak için mi yapılır? Yoksa içsel çalışmadan önce, niyetimin ihsan etmeye yönelik olduğunu hissetmem ve sonra bu çalışmaya başlamam mı gerekir?

Cevap: Hayır, ihsan etme niyetleri kişide yavaş yavaş oluşur. Yani, içsel çalışma sizi net bir ihsan etme niyetine ulaştırır.

Soru: Dostlardan gelen tüm sözleri, Yaradan’ın sesi olarak mı algılamalıyım?

Cevap: Hepsi değil, ama çoğu.

Soru: Kişinin Yaradan’ın çağrısına cevabı ne olmalıdır?

Cevap: Kişi, Yaradan’a yaklaşmaya çalışmalı ve O’nun kendisinden ne istediğini anlamaya çalışmalıdır.