Category Archives: Kabala

En Önemli Şey Sonsuzluk Seviyesine Ulaşmaktır!

Soru: Niyetler alanına geçiş, fiziksel eylemlerin ihmal edilmesine yol açmayacak mı?

Cevap: Evet, bu mümkündür. Ama bunda yanlış olan nedir? Neden bir insan belli bir aşamada, örneğin iki ya da üç bin yıl önce gelişimini durdurmuş ve eylemler yerine niyetler yönünde gelişmeye başlamış olsaydı, bugün mutsuz olacağını düşünüyorsunuz?

Bir bilim doktoru olarak söyleyin bana, biliminizin faydası nedir? Hangi acıların önlenmesine yardımcı oldu ve hangi darbeleri tatlandırdı? Ya da belki de onun yardımıyla daha aydınlanmış bir dünya mı ortaya çıkarıyoruz? Bir insanın içsel mutluluğu buna mı bağlı? İki ya da beş yüz yıl önce neydi? İki ya da beş yüz yıl sonra ne olacak?

Yorum: Yani, grup içindeki fiziksel eylemler, dağıtım ve benzerleri bile. Eğer niyetin en önemli şey olduğuna karar verirsek…

Cevabım: En önemli şey, sonsuzluk seviyesine ulaşmaktır! Ondan sonra geri kalan her şeyin bizim için ne önemi var? Hepsi basitçe iptal olur.

Realiteye Karşı Tutumları Değiştiren Bir Oyun

Kabala çalışmaya gelen bir kişi, sonunda Kelim’i değiştirme sürecinden bahsettiğimizi anlamaya başlar. Bu sadece manevi yolda ilerlerse gerçekleşir.

Kişinin amacı kendini tatmin etmek olduğundan, şu anda düşündüğü, anladığı ve istediği şey, yarın farklı olacaktır. Bunu anlarsa, o zaman kendisi de alma arzusuyla oynar, bu da onun ilerlemesini sağlar.

Her şey burada başlar: grup önünde kendilerinde bir utanç duygusu uyandırırlar. “Nasıl olur da derse gelmem, diğerlerinden farklı davranırım? Grup için bir şey yapmadıysam grupla ilgili olarak nasıl gurur duyabilirim?”

Bu iyi bir şeydir – kendinizle bu şekilde oynamak. Söylendiği gibi: “Kıskançlık, şehvet ve onur arayışı, insanı dünyadan uzaklaştırır.” Yani kişiyi bulunduğu dereceden daha yüksek bir dereceye yükseltirler. Bu olmadan hiçbir şey yardımcı olmaz.

Ve bu, kıskançlık, şehvet ve onur kaplarında haz almak yerine, insanlar yavaş yavaş Yaradan’la olan ilişkilerinden gelen hazlara değer vermeye başlayana kadar devam eder: “O’na karşı tutumum nedir? O benimle nasıl ilişki kuruyor? Nitelikler bakımından O’na benzemek, O’na yakın olmak istiyorum” vb. Kişi, Yaradan’a duyduğu saygıya uygun olarak özsaygı kazanmaya başlar.

Ahişena Yolunda Neşe

Kendi çabalarımızla, Yaradan’la olan bağımızı sürekli olarak koruduğumuz ve kolektif Kli (kap) yani grubumuzun hem içinde hem de dışında, hayvansal ve manevi bedenimizin her hücresinde neler olup bittiğini gözden kaçırmadan, birbirimizle ve O’nunla bağda kalmaya çalıştığımız bir koşula ulaşmaya gayret etmeliyiz.

Tüm bunlar yalnızca O’nun arzusuna, niyetine ve etkisine göre gerçekleşir. Ancak biz O’nun sürekli niyetinde ve sürekli çağrısında olmayı arzuluyoruz. Bu şekilde, içimizde meydana gelen her türlü değişimden, her türlü dalgalanmadan sevinç duyarız çünkü bunlar bize bir yerlerde var olduğumuzu ve bir şeyler yaptığımızı hissetme fırsatı verir.

Sonuçta, eğer böyle bir hareket olmasaydı, hiçbir değişiklik hissetmezdik. Rahatsızlıkları hissetmeseydik, yaşamı ya da onun içsel hareketini de hissetmezdik. İşte bu yüzden, ne olursa olsun, her türlü rahatsızlıktan memnuniyet duyarız! Bunlar bizi karşılıklı destek içinde birbirimize daha da yoğunlaşmaya zorlar çünkü ancak bu şekilde kendimizi Yaradan’ın önünde, O’nunla bir çift oluşturacak şekilde nasıl konumlandıracağımızı anlayabiliriz: O ve biz.

Bu nedenle, hayatımızı, Yaradan’la yakınlık kazanmakta değil O’na doğru hareket etmekle hissetmeye başlarız ki bu bizim için en önemli, en neşeli ve en tatmin edici şey haline gelir. Başka bir deyişle, amaç O’nunla benzerliğe ve birleşmeye ulaşmak değil, aksine buna doğru çabalamaktır çünkü manevi yaşamın hareketini tam da bu çabada deneyimleriz.

Bu herhangi bir yaratıcılık biçimine benzer; kişi yarattığında yaşar. Sürecin kendisi bir yaşam hissi verir çünkü harekettir; yeni sorunların, yeni arzuların ve bunların çözümlerinin ifşa olmasıdır. İşte bu yüzden, bu şekilde hareket ediyoruz.

Her gün ve her an, Yaradan’a doğru Ahişena yolunda ilerleme uğruna gösterebileceğimiz çabalardan sevinç duymamız gerekir.

Islah Gücünü Alma Bayramı

Soru: Tora’nın verilmesiyle özünde ne aldık?

Cevap: Tora’nın verilişinde, tek kalpte tek adam olmayı derinden arzuladık. Ama aynı zamanda aramızda ifşa olan egoizmin dağı, nefret dağının etrafında durduk. Kendimizi ondan kurtarmak ve karşılıklı sevgiye ulaşmak istediğimiz için Tora’yı aldık.

Eğer aramızda çok fazla sürtüşme yoksa, o zaman aramızdaki ilişkileri düzelten güç olan Tora’ya ihtiyacımız yoktur. Fakat bugünkü İsrail topluluğunda olduğu gibi birbirimize karşı, karşılıklı nefret ve ayrılık keşfedersek, o zaman ıslah gücü anlamına gelen Tora’ya ihtiyacımız vardır. İşte bu yüzden binlerce yıldır gizli olan Kabala bilgeliği şimdi ifşa oluyor.

Kabala tam olarak bugün ifşa oluyor çünkü onsuz idare edemeyeceğimiz bir duruma ulaştık. Islah eden güce olan ihtiyacımızı hissetmek için, karşılıklı tüm nefretimizi ifşa etmeliyiz. Nefret açıkça ifşa olana dek, Tora’ya ihtiyaç yoktur.

Bu yüzden şöyle denir: “Kötü eğilimi ben yarattım”, yani kötü eğilimimizi ve başkalarına karşı egoist tutumumuzu ifşa ederiz ve sonra onu düzeltmek için Tora’ya ihtiyaç duyarız. Bu nedenle Tora, nefret dağı olan Sina Dağı’nda verilmiştir.

Soru: Sina Dağı’nda, İsrail halkı tek bir ulus gibi mi hissetti?

Cevap: Sina Dağı’nda kendimizi henüz tek bir ulus olarak hissetmedik, ancak buna gelmeye hazırdık. Herkese soruldu: “Birleşmeyi kabul ediyor musunuz, yoksa burası sizin mezar yeriniz mi olacak?”

Soru: Bugünün İsrail topluluğu birliğe doğru en ufak bir dürtü bile olmayacak kadar parçalanmışsa ne yapabiliriz?

Cevap: İşte tam da bu yüzden Kabala bilgeliği gizlilikten çıkıyor ve İsrail halkına görevlerinin ne olduğunu açıklıyor. Aksi takdirde bu topraklarda var olma hakkımız olmayacak. Sina Dağı’nda ilan edilen On Emir tam da şimdi yeniden son derece önemli hale geliyor.

Ne de olsa, fiziksel olarak İsrail Topraklarına geri döndük ve üzerinde bağımsız bir Yahudi devletini yeniden kurma fırsatını elde ettik. Aramızda her geçen gün daha da büyüyen bölünme ve nefret karşısında, ıslah gücüne ihtiyacımız olduğunu anlamaya başlıyoruz.

Manevi Çalışmanın Başlangıcı

Soru: Bir eylemin Yaradan olmadan hiçbir anlamı olmadığını söylediniz. Her eylemi Yaradan’la birlikte nasıl yapabiliriz?

Cevap: Yaradan olmadan yapılan bir eylem genellikle makul bir eylem olarak görülmez çünkü içgüdüsel olarak her zaman O’nunla ilişki kurarsınız. Tek soru bunun sizin tarafınızdan bilinçli olup olmadığıdır.

Yeni doğmuş bir bebek de içgüdüsel olarak annesini ve ona karşı tutumunu hisseder. Ancak onu öyle bir şekilde algılar ki, hayatta ihtiyaç duyduğu her şeyi ona sağlamak zorundadır ve bunu annesinden talep eder.

Yaradan ile ilişkimizdeki durumumuz da böyledir. Bu, her şeyin O’na bağlı olduğunu, bizim O’na bağlı olduğumuzu, O’nun bizim için her şey olduğunu ve O olmadan var olamayacağımızı hissetmemizle karakterize edilen küçük bir koşuldur!

Bu koşulu içimizde ne kadar kritik hissetmemiz gerektiğini görüyor musunuz? Bu bizim hayatımız! O’nunla aramdaki küçük bağ tüpü aracılığıyla ben her şeyi alıyorum, ama O olmadan hiçbir şey yok. Bu küçük koşulun başlangıcıdır; pratikte bu bir gebeliktir, bir embriyodur.

Sonra bu koşullar daha bilinçli hale gelir. O’na tamamen bağımlı olmadığımı ama O’na karşı tutumuma bağlı olarak, seçici bir şekilde talep edebileceğimi ve alabileceğimi anlarım.

Bu nedenle, taleplerimi analiz eder ve bir şekilde onları özel bir yolla Yaradan’a yönlendiririm. Buna uygun olarak, O’ndan benim üzerimde sıralı eylemler almaya çalışırım. İşte o zaman harfler, kelimeler ve cümleler ortaya çıkar yani benden O’na ve O’ndan bana sıralı sinyaller gelir. Bu hisler manevi çalışmanın başlangıcıdır.

“Komşunu Sev” – Bu Kadar Basit!

Soru: İhsan etmek nedir?

Cevap: İhsan etmek, önce kendi arzularınızı ve fikirlerinizi tamamen geçersiz kıldığınız, kendinizi başka bir kişinin arzularına dâhil ettiğiniz ve ardından tüm yeteneklerinizi onların arzularını yerine getirmek veya tatmin etmek için kullandığınız eylemler dizisidir.

Örneğin, yeni bir iPhone almak istediğini, ancak annenin neden başka bir “oyuncağa” bu kadar çok para harcadığını anlamadığını varsayalım. Ona bu telefonun ne kadar harika olduğunu anlatmaya başlıyorsun, tüm özelliklerini sıralıyorsun: İnternet, video ve fotoğraflar.

Esasen, onun senin arzularınla bağ kurmasını, senin hissettiklerini hissetmesini ve bu yeni “oyuncağa” hayranlık duymasını sağlamaya çalışıyorsun.

Onun da senin bu yeni telefona duyduğun arzuyu paylaşmasını istiyorsun, öyle ki bu telefon onun “başını döndürecek” ve sevgili oğluna hediye etmek isteyecek. Buna “komşuya duyulan sevgi” denir.

Benzer şekilde, dostumun arzusunu hissetmeli ve kendi arzularımı tatmin etmeden önce tüm yeteneklerimle onun arzularını doldurmak için kendimi zorunlu hissetmeliyim. Sanki kişisel arzularım artık içimde yokmuş gibi!

Dostların Rızası İçin Mi, Yaradan Rızası İçin Mi?

Soru: Benimle dostlarım arasında ve benimle Yaradan arasında emirler vardır. Lişma koşulunda, niyetim dostlarıma mı yoksa Yaradan’a mı yönelik olmalıdır?

Cevap: Hem dostlara hem de Yaradan’a.

Soru: Diyelim ki ben herkesi seviyorum ama başkalarının beni sevmesini sağlayamıyorum. Lişma herkese mi bağlıdır ve pek de bana bağlı değil midir?

Cevap: Herkese ve sana bağlıdır; sadece çalışmaya devam etmelisin.

Dostlarınıza Güvenin

Bir şey için yeni bir arzu duyduğumda, buna düşüş denir. Gerçekte düşüş diye bir şey yoktur: “Kutsallık yükselir, düşmez.” Ancak, içimizde yeni bir bozuk arzu ortaya çıktığında, bunu bir düşüş olarak algılarız.

Her birimiz yeni egoist arzuların ortaya çıkışını deneyimleriz. Eğer birbirimize, doğru bir şekilde bağlıysak, bu arzular bizi otomatik olarak birbirimize bağlar ve içgüdüsel olarak onlara karşılık veririz.

Bu da benim dostumun arzularını kendi arzularım olarak algıladığım, onların da benimkileri kendi arzuları olarak algıladığı anlamına gelir. Bu şekilde birbirimizi sürekli yukarı çeker ve birlikte yükseliriz. Bir düşüş koşulunda oyalanmamız, Yaradan’ın merhametinin bizi bu durumdan çıkarmasını beklememiz için bir ay ya da bir hafta bile gerekmez. Bu gerçekleşmez.

Eğer bir grubun parçasıysak, tüm Kli‘nin (kabın), tüm arzunun ifşası için gerekli olan her yeni düşüş, herkes tarafından muazzam bir avantaj, büyük bir keşif olarak hissedilir. Bu yüzden yaşlı bir adamın kaybettiği bir şeyi arıyormuş gibi eğilerek yürüdüğü söylenir. “Arzularım nerede? Yerden kaldırabileceğim, yükseltebileceğim ve böylece kendimi yükseltebileceğim ıslah olmamış niyetlerim nerede?”

Ancak bu, yalnızca bir grubun parçasıysanız, dostlarınıza güveniyorsanız ve onlara bağlı olduğunuzu kesin olarak biliyorsanız mümkündür. Bu şekilde onlar sizi destekler ve siz de onları desteklersiniz.

Üst Işığı Yakalamak

Soru: Kaba giren ışığı yakalamanın imkânsız olduğunu hissediyorum. Bununla nasıl çalışabiliriz? Onu nasıl tutabiliriz?

Cevap: Hiçbirimiz tek tek ışığı alamayız, ancak bir araya gelirsek alabiliriz. Her birimiz ayrı ayrı hazneye, kaba sahip değiliz. Alıcı ve ihsan edici niteliklerimizi birleştirerek kabı oluştururuz. Onların kesiştiği noktada bir ağ yaratırız ve bu ağda üst ışığı, Yaradan’ı yakalarız.

Soru: Onludan ne alıyoruz?

Cevap: Onlunun önünde kendimizi iptal ederek, her birimiz Malchut‘u temsil ederiz. Diğer dostlar, her birimizle ilişkili olarak, ilk dokuz Sefirot’tur, ihsan etme nitelikleridir.

İnanç, Hakikat Demektir

Soru: Eğer kişi hakikati bilmek istiyorsa, manevi çalışmada inanç neden önemlidir?

Cevap: Manevi anlamda inanç, hakikat demektir. Yani kimin sorduğu ya da nasıl sorduğu önemli değildir.

Önemli olan, hedefe doğru daha fazla ilerlemeniz için gerçekten neyin gerekli olduğunu sormanızdır. Ve sonra hiçbir sorun olmayacaktır.