Category Archives: Kabala

Grubun Gücü

Bu nedenle, tek bir tavsiye vardır: Birkaç kişi, ihsan etmenin bağımsız olması için dışarıdan yardım almadan, kendini sevmeyi bırakma arzusu ile bir araya gelmelidir. Şimdi, eğer bu insanlar, her biri, gerçekte onu muhafaza edemeseler de en azından potansiyel olarak Yaradan sevgisine sahip oldukları için, birbirlerinin önünde kendileri iptal ederlerse, o zaman, her birinin gruba katılması ve onun önünde kendilerini iptal etmeleriyle, tek bir beden haline gelirler.

Örneğin, eğer o bedende on kişi varsa, o zaman, tek bir kişinin sahip olduğundan on kat daha fazla güce sahip olur. (Rabaş, “Dost Sevgisi – 2”)

Bu, egoizmin üzerine çıkma gücünü, kendinizi başkalarına, başka bir alana, başka bir seviyeye dahil ettiğinizde ortaya çıkan “ben”den kopma gücünü ifade eder. Açıkça şunu hissedersiniz: ya “ben” ya da bir sonraki seviye olan “biz”. O “biz”in içinde, sizin “ben”iniz sadece o “biz”i düzenlemek için gereklidir.

Soru: Kişi egoizmin üzerine çıkma gücünü gruptan mı alır?

Cevap: Gruptan değil, grup aracılığıyla alır.

Soru: Kişi, maneviyatta bir eylemi gerçekleştirmek için bütün grubun gücüne sahip olduğunu nasıl hissedebilir?

Cevap: Eğer kişi dostlarına hizmet ederse, o zaman tüm grubun gücünü kazanır. Burada ihsan etme gücünden, verme yeteneğinden bahsediyoruz. Dolayısıyla kişi grubu yüceltmek için çaba gösterdiğinde, o gücü alır. Bu onun kabıdır yani Malhut’udur.

Coğrafi Konumun Etkisinin Bir Sonucu

Soru: Farklı ülkelerdeki insanlar ve hayvanların, birbirinden çok farklı olduğunu fark ettim. Örneğin Hindistan’da hem hayvanlar hem de insanlar yaklaşık olarak aynı boyutta ve buraya göre daha yavaş hareket ediyorlar. Başka bir ülkeye gittiğinizde oraya özgü belirli nitelikler olur. İsrail’de ise kediler o kadar küstah ki köpeklerden korkmuyor, hatta onları kovalıyorlar.

Coğrafya insanları ne kadar etkiler?

Cevap: Kuşkusuz coğrafya üzerimizde çok güçlü bir etkiye sahiptir!

Bunu, insanlık tarihinin deneysel halkı olarak dünyanın dört bir yanına yerleşmiş Yahudiler örneği üzerinden takip etmek en iyisidir. Baltık ülkelerinden, Almanya’dan ya da Asya’dan Yahudileri ele alırsanız, bunlar tamamen farklı insanlar, farklı milletler gibidir. Birbirlerine hiç benzemezler! Zihniyetleri tamamen farklıdır.

Oysa başlangıçta, aynı topraktan geldikleri için, tamamen aynıydılar. Ama şimdi bakın onlara! Yüz hatları farklı, kişilikleri farklı; her şey değişmiş.

Bu, bir coğrafi yerin, doğasının ve çevresindeki toplumun —ki bu toplum da coğrafyanın bir ürünüdür— insanları ne kadar etkilediğini gösterir.

Soru: Hayvanlar da tamamen coğrafi bir sonucun ürünü müdür?

Cevap: Elbette, doğal olarak hayvanlar da.

Onlar da, Almanya’ya veya Orta Asya’ya gitmiş, ortak ilkel ataları gibi, çevrelerinden etkilenmişlerdir. Dünyanın her yerine yayıldıktan sonra köpeklerin nasıl farklılaştığını görebilirsiniz.

Yorum: Yine de hayvanların dili yaklaşık olarak aynı, insanların dili ise farklı.

Cevap: Bu bize sadece böyle geliyor. Hayır! Hayvanların dilinde de pek çok farklılık var.

Elbette insanlardaki kadar değil; çünkü bu, bizim içsel duygusal, fizyolojik ve genel gelişimimizin bir sonucudur. Ama yine de farklıdır; çünkü duyguları biraz farklı bir şekilde ifade eder.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 79

İlerlemek İçin Düşüş Talep Etmeli Miyiz?

Düşüşleri talep etmeye gerek yoktur. Biz yalnızca amaca özlem duymalıyız. Düşüş ya da yükselişin gerçekleşmesi ise bizim kontrolümüz dışında olan bir durumdur. Bu koşullar, yapısını bilmediğimiz ruhumuzun yapısına göre gelir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 78

“Yakıtı” Kendi İçimizden De Elde Edebilir Miyiz?

Kendi içimizden asla güç elde edemeyiz. Daha düşük bir durumda olduğumuz için, gücü nereden alabiliriz ki? Daha yüksek bir seviyeye çıkmak için, ek arzular ve perdeler almamız gerekir; bunlar da ıslahlardır.

Küçük ile büyük arasındaki fark nedir? Küçük olan, ek bedenden (arzulardan) ve akıldan yoksundur. Çocuklara neden çok fazla güç verilmez? Çünkü onu sorumlulukla kullanabilecek akıldan yoksundurlar. Büyüdükçe, onlara giderek daha fazla güç ve akıl verilir. İkisi arasında denge olmazsa, sistem işleyemez. Burada da aynı durum geçerlidir. Alt olan, kendini gizleyen üstünden ek olumsuz güçler ve ıslah edilmemiş arzular alır. Daha sonra alt olan, bu boş kapları ıslah etmek ve kendini üst ile hizalamak için yine üstten ışık da almak zorundadır.

Ancak biz hiçbir şey yapmaz ve durumun kendiliğinden düzelmesini beklersek, hiçbir şey değişmez ve ıslah gerçekleşmez. Boşluk anlarında, gruba ve çalışmaya dönmeli ve yardımcı olabilecek her türlü eylemi yapmalıyız. Bu eylemlere “iyi işler” denir; bizi iyiliğe götüren eylemler. Başka bir yol yoktur. Gerekli gücü kendi içimizde bulamayız.

Kabala Metodolojisini Kabul Etmek

Bu durum birçok yeni geleni uzaklaştırır; gruptan kaçarlar ve çalışmaya devam etmek istemezler. Yoksa bu engeli aşmaları mı gerekir? Kabala metodolojisiyle ilk kez karşılaşanlar ne yapmalıdır?

Neyden bahsettiğinizi çok iyi anlarlar ve aktardığınız içsel derinliğe hayran kalırlar. Fakat bu yöntemi kabul edemezler ve sürekli şunu sorarlar: “Tüm bu eylemlerin; şarkılar, danslar ve diğer şeylerin amacı nedir?”

Cevabım: Görüyorum ki birçok insan için bu en ulaşılabilir ve en hoş şeydir.

Bir kongreye bakıyorum; binlerce kişi toplanmış, hepsi dans ediyor, şarkı söylüyor, bağırıyor. Onlar için bu, kendilerini ifade etmenin ve birleşmenin anlaşılır bir yoludur. Bana öyle geliyor ki bu onları mutlu ediyor. Bunu orada ciddi akademik bir çalışmaya çevirsem gerçekten memnun olurlar mıydı?

İnsanları yükseltmek, onlara ilham vermek istiyorsanız başka ne yapabilirsiniz? En azından bu küçük seviyede bile, Yaradan’a, bağa karşı bir özlemi – bağın kendisine değilse bile – onları çeken bir şeye karşı özlemi bir şekilde ifade edebilirler. Bunu gördüm.

Yine de ben kendim buna pek yatkın değilim. Edinime, içe doğru nüfuz etmeye tamamen farklı bir yaklaşımım var. Fakat biz, konuları bu şekilde hissedebilen ve kavrayabilen kitlelerden bahsediyoruz.

Bu arada, dans edip, sarılıp, bağırdıktan sonra, onların sorularını dinlediğinizde, bu soruların çok derin ve alakalı olduğunu, direkt ışığın dört safhası vb. hakkında olduğunu görürsünüz.

Bunlar, ne söylediğini bilmeyen birinden gelen rastgele sorular değildir; bunlar, anlayıştan kaynaklanır! Artık bu kavramları hissediyor ve bir şekilde onlarla özdeşleşiyorlar. Onlardaki bu kombinasyon çok doğru. Onlara imreniyorum!

Yaradan Rızası İçin Çalışmak

Soru: Bir öküz, sahibinin baskısı altında, zorla çalışır. Yani sahibi, onun hayatında fiilen mevcuttur. Onluyu, bizi ilerlemeye zorlayan böyle bir faktör haline nasıl getirebiliriz?

Cevap: Bunun için yapabileceğimiz birkaç eylem var. Öncelikle dostların birbirlerine nasıl güç verdiklerini, birbirlerini nasıl motive ettiklerini, yolda nasıl tuttuklarını gözlemleyin. Bu şekilde, her birimizin sahip olduğu azıcık coşkuyu yavaş yavaş birbirimizle paylaşır ve ilerlemeye devam ederiz.

Soru: Çalışmada görünür bir unsur olan onluyu, aynı zamanda Yaradan’ın bir uzantısı haline getirebilir miyiz ki, tıpkı o sahip gibi, Yaradan çalışmada ifşa olsun?

Cevap: Hayır, Yaradan bunu yapmaz ve yapmayacaktır. Çünkü o zaman Yaradan için çalışmamızın sebebi, O’nu hissetmemiz olurdu.

Soru: Ama amaç Yaradan rızası için çalışmak değil mi?

Cevap: Amaç, Yaradan’a memnuniyet vermek istediğimiz için, Yaradan rızası için çalışmaktır.

Soru: Bir öküz, zorla değil de, sahibini memnun etmek istediği için çalıştığı bir duruma ulaşabilir mi?

Cevap: Bunun için birkaç koşulun yerine gelmesi gerekir. Çalışma, Yaradan’dan gelen bir baskı altında yapılmamalıdır. Kişi, Yaradan’a yönelik arzusunu doğru şekilde inşa etmelidir; yani Yaradan’a memnuniyet vermek istemeli ve bu konuda özgür olmalıdır. Amacının Yaradan’a memnuniyet vermek olduğuna kendi başına karar vermelidir.

Yaradan’la Nasıl Uyum İçinde Olabiliriz?

Soru: Neden çalışmamız, öğretmen ve Yaradan’la çelişebilir? Yaradan ile uyum içinde olmak ve O’na karşı olmamak için nasıl hareket edebiliriz?

Cevap: Eğer ıslah olup, doğru eylemleri gerçekleştirmeye başladığımızda, o zaman Yaradan ile uyum içinde olmanın ve O’na karşı gelmemenin nasıl mümkün olduğunu göreceğiz.

O zamana kadar, sürekli olarak Yaradan’a yaklaşmak, O’na benzemek istediğimizi hissedeceğiz, fakat aynı zamanda çeşitli çelişkiler yaşayacağız. Aslında bu çelişkiler, bizi Yaradan ile doğru yakınlığa yönlendiren işaretlerdir.

Manevi Çalışma İle Sorular – 243

Soru: Kişi, manevi çalışmaya herhangi bir ekleme istemediğinde, bu doğru duanın zorunlu bir koşulu mudur, yoksa onun sonucu mudur?

Cevap: Bence böyle bir his, Yaradan’a, O’nun çalışmasına ve yaratılışın amacına karşı doğru bir tutumun sonucu olarak ortaya çıkar.

Soru: Yazılmıştır ki, kişi “gözleri kapalı olarak Yaradan’a inanmak ister. Ve gücünün yettiği kadarını yapar.” Gücümüzün yettiği şey nedir?

Cevap: Gücümüzün yettiği şey, O’nun bizden istediği her şeyi yapmaktır. Yaradan’ın bizden istediği her şeyi yapabiliriz ve yerine getirmeliyiz.

Soru: Göklerin krallığının yükü nedir? Eğer bu kutsal ise, Yaradan ile bağlıysa, nasıl bir yük olabilir ki?

Cevap: Kişi, göklerin krallığının (Malchut Shamayim) baskısı altında olduğunu hisseder ve bu ona ağır gelir.

Soru: Bu, kişinin çalışmasının başlangıcı mıdır?

Cevap: Muhtemelen, bu o kadar da önemli değildir. Biz ilerlemeye devam edelim. Bunu daha sonra çözeriz.

Gözyaşı Kapısı

Gözyaşı kapısı, Yaradan’a açılan özel bir kapıdır. Yaradan’a giden birçok kapı vardır, ancak yalnızca biri açılır: gözyaşı kapısı.

Zohar bunu çok basit bir şekilde açıklar: Yaradan’a yalnızca tek bir giriş vardır, kafa karışıklığına gerek yoktur.

İnsan, gerçekten gücü kalmadığında, artık böyle yaşamaya devam edemeyeceğini hissettiğinde, elinden gelenin tamamını verdiğinde ve bundan dolayı içtenlikle ağladığında, üst güçle temas kurar. İnsan gözyaşlarına boğulduğunda, Yaradan ona Kendini ifşa eder.

Bir gün RABAŞ’ın önünde, kalbimin derinliklerinden ağlamaya çalıştım. Yüzüme güldü. O zaman onu parçalamaya hazırdım. Ama yapacak bir şey yoktu. Bu, öğrenmenin nispeten erken bir aşamasında olmuştu.

Gerçekten bütün kapılar kilitlidir, gözyaşı kapısı hariç. İnsan, kendi egosunun tüm boyutlarını, bütün arzusunu ifşa edip, her şeyi Yaradan’a verip O’na bağladığında son noktaya ulaşır: “Bu kadar! Daha yapabileceğim hiçbir şey yok!”

Ama yanıt alamazsa, bu demektir ki bunlar boş gözyaşlarıdır; tıpkı herhangi bir sebepten dolayı ağlayan bir çocuk gibi. O zaman kişi çalışmaya devam etmek zorundadır ve bir gün her şey ona ifşa olur.

Doğru arzu, gözlerinden yaşlar boşalana kadar ağlamak değildir. Bu, bir yandan tamamen güçsüz, diğer yandan ise Yaradan’a O’nun için hazırladıklarını vermek isteyen ama Yaradan’ın bunları kabul etmediği bir koşuldur.

Böyle bir koşul içinde, insan aniden, “saf” manevi özlemlerinin içinde, derinlere gizlenmiş maddi egoist arzuyu ifşa etmeye başlar. Ve onu kendinden söküp atmaya, kendini ondan arındırmaya başlar.

Sonra tekrar bir taleple Yaradan’a döner ve birden daha önce ona tamamen saf ve temizlenmiş gibi görünse de, içinde sıkışıp kalmış egoist arzuyu yeniden fark eder.

Burada asıl önemli olan asla pes etmemek ve Yaradan’a karşı tutumunuzun, Yaradan’ın size karşı tutumuyla aynı olduğunu fark etmektir. Bu, tam bir yansımadır. Yaradan, tamamen sükûnet halindeki üst ışıktır; değişen sadece yaratılmış olandır.

Dolayısıyla, size Yaradan’da değişiklikler var gibi görünüyorsa, bunlar sizde olan değişikliklerdir, kendinizi eğri bir aynadaymış gibi görürsünüz. Çünkü kendinizi ıslah etmeden önce, Yaradan’ı, kendinize zıt şekilde, pozitifin negatif yansıması gibi algılarsın.

Şöyle yazılmıştır: “Yaradan, sizin O’na yakın olduğunuz ölçüde size yakındır.” Baal Şem Tov bunu şu sözlerle açıklamıştır: “Yaradan senin gölgendir.” Yani gölgenizi, beyaz ışığın fonunda yansımanızı görebiliyorsanız, o zaman bu Yaradan’dır.

Bir Kabalist Kime Ve Ne İhsan Eder?

Soru: İhsan edebilmek için, kişinin ihsan edecek birine ve ihsan edeceği bir şeye ihtiyacı vardır. Bir Kabalist bu sorunu nasıl çözer? Kime ve ne ihsan eder?

Cevap: Bir Kabalist ihsan etme şansına sahip olduğunda, bu fırsatın yalnızca Yaradan ile ilişkili olarak var olduğunu görür. Peki, Yaradan nerededir? Etrafındaki her şey Yaradan’dır. Bu nedenle ihsan etmekte hiçbir sorun yoktur.

Yaradan, insana nerede ve nasıl ihsan edeceğini, nasıl etkileyeceğini ve arzusunu nasıl daha ileriye taşıyacağını özel olarak gösterir. Kişi, “Yaradan’ın eli” olur.

Yaradan’a ihsan etmek, insanlara ihsan etmektir. Öncelikle, Yaradan’a yaklaşma metodunu yaymak, hem insanlar hem de Yaradan için yapılabilecek en iyi şeydir. Böylece insanlara üst ışığı, bolluğu alma, kendilerini ve Yaradan’ı doldurma fırsatı verilir.

Soru: Ama böyle bir fırsata sadece az sayıda insan sahip. Eğer kişi öğretmiyorsa ve yakınında metodolojiyi uygulayabileceği dostları yoksa, ne ihsan etmelidir?

Cevap: O zaman hiçbir yerde ilerleme imkânı olmaz. Yakınında aynı niyete sahip insanlar olmalıdır; en iyisi bir onludur.

Soru: Diyelim ki etrafımda birkaç kişi var ve onlara Yaradan’dan bahsediyorum. Bu onlara ihsan ettiğim şey midir?

Cevap: Hayır, yanınızda metodu uygulamak için birlikte çalıştığınız insanlar olmalıdır. Birbirinize, Yaradan’ın dolduracağı ortak bir ağ inşa etmede yardımcı olursunuz. Ve siz de O’ndan alarak, O’nu doldurursunuz.

Soru: Öyleyse, gruptaki dostlarla birleşmek, ihsan etme midir?

Cevap: Elbette, birlikte Yaradan’ın dolduracağı manevi bir kap yaratırsınız ve o dolduruşu alır, onu tekrar Yaradan’a ihsan etme niyetiyle alırsınız.