Category Archives: Kabala

Günün Boşa Geçmediğinden Emin Olun

Yorum: Bir insanın ne istediğini açıkça bildiği anlar vardır. Diyelim ki kırmızı bir araba ya da üç katlı tuğla bir ev ister ve ona ulaşmak için çabalar.

Bazen de insanın içinde bir şeyler hissettiği ama tam olarak ne olduğunu anlamadığı zamanlar da vardır. Bir tür soyut bir form vardır.

Cevabım: Fark etmez. Yine de isterler. Yine de bir şeye uzanırlar ve işte bu, onların büyümesine yardım eder.

Çocukken bir şeyin peşinden nasıl gideriz? Gerçekten neye çabaladığımızı bilir miyiz? İleriye, geriye itilip dururuz; bir şeyleri açar, atar, söker, inşa eder, yerleştiririz, vb. gibi. Küçük çocukların neler yaptığını izleyin. İşte böyle gelişirler. Onların örneğini takip edin.

Soru: Peki bir çocuğun örneğini doğru bir şekilde nasıl takip edeceğiz? Her şeyi yapıyor gibi görünseniz de, yine de yanlış yolda ilerleyebilirsiniz.

Cevap: Ama siz küçük bir çocuk değilsiniz. Kendinizi ve hedefinizi net bir şekilde analiz etmelisiniz. Hedefiniz ne kadar yüce, ebedi ve mükemmelse, basit hayvansal varoluştan o kadar uzaklaşır ve o kadar insan olursunuz. Bir hedef belirlemeli ve onu içtenlikle arzulamalısınız. Başka nasıl olacak? Sabah kalktığımda hiçbir şey istemiyorsam, o zaman ben nasıl bir insanım? İşte bu yüzden günümün bir programı var ve her şeyi tamamlamalıyım: bloğumdaki soruları cevaplamak, materyaller hazırlamak, bir programa çıkmak, ders vermek vb. Bu benim görevimdir ve bundan kaçamam.

Ama bunun ötesinde, yerine getirmem gereken başka bir içsel program daha var: bazı nitelikler üzerinde çalışmak, bazı değerler üzerinde çalışmak, netleştirmeler yapmak ve kendimi belirli bir içsel duruma getirmek. Bu bir zorunluluktur! Bu olmazsa, gün boşa gitmiş demektir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 73

Ne Yapmamız Gerektiğini Bilmeden Nasıl İlerleriz?

Çözüm basittir: Direkt ışığın dört safhası sürecini çalışmak; bu süreçte ışık, kabı yaratır, onu inşa eder, ona tüm niteliklerini verir, ardından kabı iyiden kötüye ve kötüden iyiye çevirir, onun üzerinde kendi isteğine göre etki eder. Aynı ışığın, bizim üzerimizde de çalışmaya devam etmesi gerekir; başka bir çözüm yoktur.

Bu nedenle Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışmasına Giriş’in 155. maddesinde şöyle yazar:
“Bu nedenle sormalıyız; o zaman neden Kabalistler, her bireyi Kabala ilmini çalışmaya zorladılar? Gerçekten de bunda duyurmaya değer yüce bir şey var: Kabala ilmiyle uğraşan kişilere olağanüstü ve paha biçilmez bir deva vardır. Öğrendiklerini anlamasalar bile…”

Anlamak şart değildir; gerekli olan sadece arzu ve özlemdir. Eğer özlemimiz varsa, ilerleme yeteneğine sahibizdir. Özlem olmadan hiçbir şey yapamayız.

“Öğrendiklerini anlamaya yönelik büyük arzu ve özlem sayesinde, ruhlarını saran ışıkları üzerlerinde uyandırırlar. Bu demektir ki, İsrail’deki her insanın sonunda tüm harika edinimlere ulaşacağının garantisidir…”

Yani ıslahın sonuna ulaşmak ve O’na yapışmak,  “Yaradan’ın yaratılış düşüncesinde, her yaratılanı memnun etme” amacıyla planladığı şeydir. Hepimiz zaten son ıslah koşulundayız, fakat bu koşulu kendimiz ortaya çıkarmalıyız, nitekim şöyle yazılmıştır: “Eski ürünü yiyecek, yenisi için eskiyi kaldıracaksınız” (Levililer 26:10).

“Ve bu hayatta ödüllendirilmemiş olan, bir sonraki hayatta ödüllendirilecektir.” Bu, “kişi, O’nun kendisi için planladığı O’nun düşüncesini tamamlamayla ödüllendirilene kadar” devam eden süreçtir. Bu dünyaya yeniden geliriz ta ki zaten içinde bulunduğumuz ama henüz hissedemediğimiz Ein Sof deneyimine ulaşana dek.

Mevcut koşulumuzda, bilinçsiziz. Yavaş yavaş algılama kaplarımızı arındırırız ve daha fazla hissederiz; ta ki ıslahın sonuna ulaşıncaya kadar. Neyi ıslah ederiz? Kaplarımızı ıslah eder ve “ıslahın sonu” denilen durumu hissetme kapasitemizi genişletiriz.

Eğer Kabalistlerin belirlediği koşullara uygun şekilde çalışırsak, yukarıdan, bizi yaratılışın amacına yönlendiren bir güç alırız. Bu güç bizi çeşitli yollardan ilerletir; kasıtlı olarak başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları getirir ki Yaradan’ın yardımına ihtiyaç hissedelim. İlerleme yalnızca ışık yoluyla olur; bu nedenle Kabalistik kitapların çalışılmasından başka bir yol yoktur.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 72

Her Durumda İlerlemek İçin Ne Yapmalıyız?

Hiçbir şey yapmamıza gerek yok. Eğer kendi başımıza, yapılması gerektiğini düşündüğümüz belli bir eyleme karar verirsek, tüm süreci bozarız. Neye ihtiyacımız olduğunu nasıl bilebiliriz? Bize yardım edebilecek tek bir güç vardır: ıslah eden ışık.

Bir durumdan diğerine nasıl geçileceğine dair ne anlayışımız ne de ön bilgimiz var. Belirli bir duruma girmeden önce, sanki onu ilk kez yaşıyormuşuz gibi hissederiz. Yeni bir kap olmadan, o yeni durumun yapısı, nasıl ıslah edileceği veya nasıl ışıkla doldurulacağı hakkında hiçbir fikrimiz olmaz.

Her seviyede tekrar tekrar sol, sağ ve orta sürecini izlememiz gerekir. Soldan kabı ediniriz; sağdan onu ıslah ederiz; ardından orta çizgide onu doldururuz. Henüz belirli bir seviyeye ulaşmadığımız sürece, ne yapmamız gerektiğine dair hiçbir anlayışımız yoktur. Bu yüzden Kabalistler, manevi yolu “basamaklar” olarak adlandırırlar. Henüz edinmediğimiz şey, bizim için yok hükmündedir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 241

Soru: Dostların eksikliklerini doğrudan değil de sadece soyut olarak, duygulardan değil de akıldan konuşuyorsak, nasıl hissedebilirim?

Cevap: Bu önemli değil. Önemli olan ne düşündüğün, ne hayal ettiğin ve neye karar verdiğindir. Kararın doğrultusunda pratik olarak hareket etmek istemendir.

Soru: Eğer belirli ihtiyaçlar hissediyorsam, dostların da aynı şeye ihtiyaç duyduğunu söyleyebilir ve Yaradan’dan onlara da vermesini için dua edebilir miyim?

Cevap: Hayır, dostları kendine göre ölçmemelisin.

Soru: Onluda hangi ihsan seviyesine ulaştığımızı nasıl kontrol ederiz?

Cevap: Yaradan’a benzeyen bir ihsan seviyesine ulaşmalıyız. Ama bu, elbette çok yüksek bir seviyedir. Ondan önceki seviyeler ise on kat, hatta yüz kat daha düşüktür.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular — 240

Soru: Sonuçta kötü eğilimle savaşan biz miyiz, yoksa Yaradan mı?

Cevap: Yaradan’dır; biz ise O’nu bunu yapmaya zorlayarak, sürekli bağımızla O’nu destekleyerek yardımcı oluruz. Tek yol budur.

Soru: Gün içinde insan, gerçek bir savaş içinde olmadığını, dostlarına dahil olma ve onlara yardım etme yönünde samimi bir duası olmadığını fark ederse, o zaman zihninde bu duayı geliştirmeye başlamalıdır.

Fark ettim ki kötü eğilim bu düşüncenin karşısında çalışıyor, onu değersizleştiriyor ve “eğer bu samimi bir dua değilse, başlamamak daha iyidir” diyor. Bu bana anlamsız geliyor, gerçek bir savaş değil. Dostları düşünmek onlara savaşma gücünü nasıl verir?

Cevap: Burada, böyle birkaç durumu ele alıp birbirleriyle karşılaştırmalısınız, o zaman onları nasıl ayırt edeceğinizi anlarsınız.

Soru: Yaradan’ın üzerimizdeki güçlü etkisini hissettiğimizde, çabamız grubun gücünü kullanarak içsel huzura ulaşmak, onu tutmak mıdır, yoksa bu çabalarda Yaradan’ın sevindiğini hissetmek midir? Çünkü yazıldığı gibi, kalbimiz O’nda sevinç bulacaktır.

Cevap: Kalplerimiz neyin içinde sevinç bulur? Sadece niteliklerinizin Yaradan’ın nitelikleriyle birleştiği noktada.

Soru: Dostlarımızdan ne tür bir yardıma ihtiyacımız var?

Cevap: Desteğe ihtiyacımız var. Sadece dostlarımdan edindiğim ve uygulamak istediğim bir örnek ve eylemde desteğe ihtiyacımız var.

Herkesle Tek Bir Düşüncede

Soru: Bir dost sabah dersine gelmezse, ona mantık ötesi inançla yaklaşıp bizimle birlikte savaştığını mı düşünmeliyim, yoksa ona başka şekilde mi yaklaşmalıyım?

Cevap: Derslere gelmeyen biri sizinle nasıl savaşabilir?

Ders, bir savaş alanı gibidir. Fiziksel ya da sanal olarak tek bir yerde toplandığımızda, kendimizi başkalarıyla birleşmiş olarak hayal etmeye çalışırız. Ve ortaya çıkar ki, asıl mesele herkesle aynı düşüncede olmaktır.

Sanal olarak savaş alanında olmak, uyuyup dostlarımla birlikte olmayı hayal etmek değildir. Bu, ekranda hem kendimi hem onları görmem ve şu anda hepimizin birlikte savaşa girmemiz demektir.

Onluda Nefesh Seviyesini Nasıl Yaratırız?

Soru: Nefesh ışığına tutunmaya çalışmamız ve ondan düşmememiz gerektiğini söylediniz. Onluda bu ışığı aramızda nasıl yaratabilir, onu tutup sonra bir sonraki seviyeye geçebiliriz?

Cevap: Bunu nasıl yapacağımızı henüz bilmiyoruz, fakat üzerimizdeki Yaradan’ın yönetimini (bu Nefesh olarak adlandırılır) hissetmeye doğru, yukarıya doğru çabalayacağız. Herkes kendi içinde, Nefesh seviyesinde Yaradan’la bu bağı hissettiğinde, o zaman Ruach seviyesine, ardından Neshama’ya ve belki de Haya ve Yechida seviyesine yükselmeye başlayabileceğiz.

Bu, kişinin dostlarına ne kadar yakın olmak istediğine ve dostları aracılığıyla, onları dolduran Yaradan’a ne kadar yakın olmak istediğine bağlıdır.

Bireysel Gmar Tikkun

Soru: Yaradan, kişiyle barış antlaşması yaptığında, artık onun için savaş olmadığı söylenir. Bu, maneviyata giriş noktası mıdır yoksa zaten ıslahın sonu mudur?

Cevap: Bu, bireysel ıslahın sonudur (Gmar Tikkun). Her defasında Nefesh, Ruach, Neshama, Haya veya Yechida seviyesindeki ıslahı tamamladığımızda, sanki bir duraklama yaşanır.

Her durumda, her seviyede kendimizden her şeyi çıkarırız ve bu şekilde ilerleyebiliriz.

Ama önceki seviyedeki bu duraklama gereklidir; çünkü her seviyede ve tüm seviyelerin içinde Nefesh, Ruach, Neshama, Haya, Yechida bulunur ve sonra Nefesh’in NRNHY’si, Ruach’ın NRNHY’si, Neshama’nın NRNHY’si ve böyle devam eder. Sistem böyle işler.

Soru: Bireysel Gmar Tikkun, en alt Nefesh seviyesinden mi başlar?

Cevap: Elbette, Nefesh de-Nefesh’ten başlar.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 239

Soru: Gerçek inancın, benim Yaradan’a olan inancım değil, O’nun bana olan inancı içinde var olmam olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: İnanç, yukarıdan aldığımız özel bir güçtür. Bu güç, her birimizin özü olan arzularımızı doldurur ve bu ölçüde kendimizi Yaradan’a yönlendirebiliriz.

Soru: Kötü eğilimle savaşta “geri dönüş” denen özel bir eylem vardır ki, burada egoizmin tüm güç, kudret ve etkisi yok edilebilir. Bu eylem nedir?

Cevap: Genel olarak ego yok olmaz. Sadece Yaradan’ın bizi etkileyen gücü tarafından bloke edilir ve bu sayede bir dereceye kadar yükselebiliriz.

Yaradan’ı Hayal Etmek Mi Yoksa Görmek Mi?

Soru: Hangisi daha önemlidir: Yaradan’ı hayal etmek mi yoksa O’nu görmek mi? Yani O’nun hayallerimizi mi yoksa gözlerimizi mi doldurmasıdır?

Cevap: Bence bu aynı şeydir. Metinde, yazarın ifade ediş biçiminde bir fark vardır. Ancak genel olarak, Kabala’da hayal etmek veya görmek aynı şeydir denebilir.

Soru: Öyleyse biz Yaradan’ı ifşa etmiyoruz, ancak O’nu kendi eylemlerimizde ifşa ediyoruz. O’nu ifşa etmeli miyiz?

Cevap: Evet, sadece aranızdaki bağın yarattığı ortak Kli’yi O’na sunun, her şey yoluna girecektir.