Category Archives: Egoizm

Gözyaşı Kapısı

Gözyaşı kapısı, Yaradan’a açılan özel bir kapıdır. Yaradan’a giden birçok kapı vardır, ancak yalnızca biri açılır: gözyaşı kapısı.

Zohar bunu çok basit bir şekilde açıklar: Yaradan’a yalnızca tek bir giriş vardır, kafa karışıklığına gerek yoktur.

İnsan, gerçekten gücü kalmadığında, artık böyle yaşamaya devam edemeyeceğini hissettiğinde, elinden gelenin tamamını verdiğinde ve bundan dolayı içtenlikle ağladığında, üst güçle temas kurar. İnsan gözyaşlarına boğulduğunda, Yaradan ona Kendini ifşa eder.

Bir gün RABAŞ’ın önünde, kalbimin derinliklerinden ağlamaya çalıştım. Yüzüme güldü. O zaman onu parçalamaya hazırdım. Ama yapacak bir şey yoktu. Bu, öğrenmenin nispeten erken bir aşamasında olmuştu.

Gerçekten bütün kapılar kilitlidir, gözyaşı kapısı hariç. İnsan, kendi egosunun tüm boyutlarını, bütün arzusunu ifşa edip, her şeyi Yaradan’a verip O’na bağladığında son noktaya ulaşır: “Bu kadar! Daha yapabileceğim hiçbir şey yok!”

Ama yanıt alamazsa, bu demektir ki bunlar boş gözyaşlarıdır; tıpkı herhangi bir sebepten dolayı ağlayan bir çocuk gibi. O zaman kişi çalışmaya devam etmek zorundadır ve bir gün her şey ona ifşa olur.

Doğru arzu, gözlerinden yaşlar boşalana kadar ağlamak değildir. Bu, bir yandan tamamen güçsüz, diğer yandan ise Yaradan’a O’nun için hazırladıklarını vermek isteyen ama Yaradan’ın bunları kabul etmediği bir koşuldur.

Böyle bir koşul içinde, insan aniden, “saf” manevi özlemlerinin içinde, derinlere gizlenmiş maddi egoist arzuyu ifşa etmeye başlar. Ve onu kendinden söküp atmaya, kendini ondan arındırmaya başlar.

Sonra tekrar bir taleple Yaradan’a döner ve birden daha önce ona tamamen saf ve temizlenmiş gibi görünse de, içinde sıkışıp kalmış egoist arzuyu yeniden fark eder.

Burada asıl önemli olan asla pes etmemek ve Yaradan’a karşı tutumunuzun, Yaradan’ın size karşı tutumuyla aynı olduğunu fark etmektir. Bu, tam bir yansımadır. Yaradan, tamamen sükûnet halindeki üst ışıktır; değişen sadece yaratılmış olandır.

Dolayısıyla, size Yaradan’da değişiklikler var gibi görünüyorsa, bunlar sizde olan değişikliklerdir, kendinizi eğri bir aynadaymış gibi görürsünüz. Çünkü kendinizi ıslah etmeden önce, Yaradan’ı, kendinize zıt şekilde, pozitifin negatif yansıması gibi algılarsın.

Şöyle yazılmıştır: “Yaradan, sizin O’na yakın olduğunuz ölçüde size yakındır.” Baal Şem Tov bunu şu sözlerle açıklamıştır: “Yaradan senin gölgendir.” Yani gölgenizi, beyaz ışığın fonunda yansımanızı görebiliyorsanız, o zaman bu Yaradan’dır.

Üstesinden Gelme Sorunu

Soru: Her zaman üstesinden gelme durumunda olmamız gerektiği yazılmıştır. Peki, bir grupla, bir onluyla çalışırken birden haz ve keyif hissettiğimde yolumun doğru olup olmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Bu, hata yaptığım ve tam tersine, üstesinden gelmem gereken şeyler bulmam gerektiği anlamına mı gelir? Bu doğru mu?

Cevap: Eğer sürekli olarak Yaradan’ın ışığıyla daha büyük ölçüde dolmak istediğinizi hissediyorsanız bu doğrudur. Aynı zamanda, dostlarınızla da bağ içinde olursunuz çünkü onlar size güç ve hacim verir; siz de Yaradan’dan onlara ışığı ileten bir iletken gibi bu hacmi doldurabilirsiniz. Bu şekilde herkes yükselecektir.

Soru: Peki, o zaman neyin üstesinden geliyorum?

Cevap: Sizi aşağıya çeken egoizminizin üstesinden geliyorsunuz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 69

İnsandaki Kötü Eğilimi Uyandırmak Neden Gereklidir?

Baal HaSulam bu sürecin tamamını “Zohar Kitabı’na Giriş”de şöyle açıklar:

  • 1. Koşulda Yaradan, Ein Sof’u yarattı ve beş dünya Adam Kadmon, Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya (AK ve ABYA) aracılığıyla yaratılanı bu dünyaya kadar indirdi.
  • 3. Koşulda yaratılan, kendi çabalarıyla Ein Sof seviyesine geri döner.
  • Yaratılanın Ein Sof’a geri dönüş sürecinin tamamına 2. Koşul denir.
  1. Koşul ile 3. Koşul arasındaki fark nedir? Ein Sof’ta yaratılan varlık, “yarattıklarına iyilik yapmak” olan yaratılış düşüncesinde tamamen ve mükemmel bir şekilde vardır. Işık ve kap, değişmeyen bir koşul içinde birleşmiştir – Yaradan’ın yarattığı, ebedi ve kusursuz olan tek ve biricik koşulda. Ancak bu koşulda, yaratılan, anne karnındaki bir fetüs gibidir; arzunun bayağılığının kök derecesinde (Aviut de Shoresh), yalnızca Nefeş ışığını, temel, asgari bir ışığı hisseder. Yaradan’la yapışmaya ulaşmak için yaratılan varlık, sanki Yaradan’a bağlanma arzusunu kendisi yaratıyormuş gibi, kabının inşasından geçmelidir.

Yaratılan varlık, bu eksiklikten yani Yaradan’a yapışma arzusundan yoksundur. Bunu geliştirmek için yaratılan varlık, Ein Sof’a zıt bir duruma inerek ve kendi iradesiyle, bu eksiklikle birlikte tekrar Ein Sof’a yükselmelidir, bu sürece “MAN yükseltmek” denir. Bu, dua ve iyi işler aracılığıyla yapılır. Başka bir değişle, ıslahlar sayesinde ruh, Ein Sof’a yükselir.

Bu çalışmayı başarabilmek için iki zıt güce, iki “meleğe” sahip olmamız gerekir. Işık ve kabın nitelikleri olan bu iki güç, zaten Ein Sof’ta mükemmellik ve bütünlük içinde zaten mevcuttur. Ancak onların zıt hale gelmesi için, “kapların kırılması” denilen manevi bir eylem gerçekleşir. Bu süreçte, perde (kap ile ışık arasındaki bağlantı) parçalanır. Artık onları bağlayan hiçbir şey olmadığından, içimizde iki ayrı gücü hissetmeye başlarız: iyi ve kötü güçler arasındaki mücadele; yani iyi eğilim ve kötü eğilim. İyi güç, “Yukarıdan gelen Şehina’nın bir parçası” olarak adlandırılan Yaradan’ın kıvılcımıdır. Kötü güç ise taştan kalptir, Amalek ve üç kötü kabuktur (Klipot).

Biz ortadayız, bu iki gücün, iyi ve kötünün, Klipat Noga olarak adlandırılan, ne tamamen iyi ne de tamamen kötü olan bir durumda. Bu, hangi güçle -iyi ya da kötü- aynı safta olduğumuza bağlıdır. Bu nedenle, Klipat Noga’ya “yarı iyi, yarı kötü” denir.

İyi ve kötünün nerede olduğunu nasıl bilebiliriz? Yolumuz sürekli inişler ve çıkışlarla doludur: inişler, çıkışlar, tekrar inişler, tekrar çıkışlar… Önce sol çizgiye girer, onun kötü olduğunu görür ve sağ çizgiye geçeriz; sonra tekrar sola döner ve yeniden sağa geçeriz. Böylece bu iki güç arasında hareket ederek, ıslahın sonuna kadar yükseliriz.

Bir basamağa doğrudan çıkmak mümkün değildir. Önce sola düşmeli, onun kötü olduğunu görmeli, sonra sağa geçmeliyiz. Peki, neden en baştan sağa geçemiyoruz? Çünkü doğamız gereği, başlangıçta kötü eğilime çekiliriz; nitekim şöyle yazılmıştır: “İnsanın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür.”

Bizi Bir Orduya Dönüştüren Şey Nedir?

Yani, Tzava (ordu) savaş adamlarıdır. Bunlar, her gün kötü eğilimle savaşmaya giden insanlardır. Onlara “ordu” denir. (Rabaş, Makale No:6, Çalışmada Mantık Ötesi Nedir?)

Soru: Genellikle kişinin kötü eğilimleriyle, egoizmiyle yani kendisiyle savaştığını söyleriz. Ancak burada bir ordudan yani bir tür birleşmeden bahsediliyor. Beni veya bizi bir orduya dönüştüren nedir?

Cevap: Bu, dostlarınızla olan bağınızdır. Kötü eğiliminize, egoizminize karşı gelme arzusuyla birlik olduğunuzda ve bu eğilime rağmen karşılıklı olarak çabalayarak birbirinize yaklaştığınızda grup, onlu, kötü eğilimi yenmiş olur.

Soru: Bu, bir tür kolektif, birleşik egoizmle mücadele ettiğimiz anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet, birleşik egoizm, sizin, grubunuzun ve buna bağlı olanların egoizmidir. Ancak buna rağmen, hedefe doğru çabalamalısınız. Ve hedef, yalnızca bağ kurmakta, hepimizin birbirimizle birleşmesinde yatmaktadır.

Soru: Şimdi, bizim zamanımızda, kendimizi güçlendirip O’na orduların Yaratıcısı olarak mı hitap etmeliyiz? Eğer öyleyse, bu ne anlama gelir?

Cevap: Herkes bunu en önemli şey olarak gördüğünde, aramızdaki bağı güçlendirmek için çaba göstermeliyiz. Gerçek şu ki, kişi kendini diğerlerinden ayrı, kopuk bir parça olarak hissettiğinde, bu onun için artık önemli olmaktan çıkar. Birbirimizle bağ içinde olma hissini kazanmak için çabalamalıyız.

Dışsal Eylemden İçsel Eyleme

Soru: Kötü eğilime karşı savaşta, esasen bu arzunun Efendisinin, Yaratıcısı’nın iradesine karşı savaşıyoruz. Sonuçta alma arzusu tamamen O’nun kontrolündeki bir fonksiyon. Öyleyse kötü eğilime karşı savaşmak, onu yaratan Yaradan’a karşı savaşmak anlamına mı gelir? O halde O’na karşı nasıl savaşabiliriz?

Cevap: Yaradan’dan kötü eğilimlerimizin üstesinden gelmemize yardım etmesini isteyerek.

Yaradan, dışsal bir eylemle bunu yaptı, böylece bu dışsal eylem sayesinde içsel bir eyleme ulaşabilelim.

Kötü Eğilime Karşı Savaş

Soru: Kötü eğilime karşı savaşmam ne demektir?

Cevap: Bu, birliğe, Yaradan’a doğru yükselmeye karşı olan, tüm düşünce ve arzularla savaşmak, onları silmek ve onlara kulak asmamak istediğiniz anlamına gelir.

Soru: Çalışmalarımız belirli bir programa göre düzenli olarak yürütülüyor: dersler, Zoom toplantıları ve dağıtım. Bunu gerçekten kötü eğilime karşı bir savaşa dönüştürmek için buna ne ekleyebiliriz?

Cevap: Bu, düşüncelerinize ve hedeflerinize, gerçekten bir şey yapıp yapmayacağınıza bağlıdır. Ve eğer yapacaksanız, o zaman hangi niyetle ve nasıl ifade edeceğinize bağlıdır.

Bu nedenle, içimizde kötü eğilime karşı savaş hiç bitmez. Yaradan, biz buna ikna olana kadar bekler. Ancak o zaman, O’ndan, bizi kötü eğilimin üzerimizdeki gücünden kurtarmasını, bizi özgürleştirmesini içtenlikle isteyebiliriz.

Görevimiz Kötü Eğilimi Yenmek

Soru: Sürekli olarak kötü eğilimle olan savaştan bahsediyoruz ve bizim görevimiz kazanmak. Ancak aynı zamanda, kötü eğilim olmadan doğru çizgiyi oluşturamayacağımızı da açıkça anlıyoruz.

Kötü eğilim olmadan ilerleyemiyorsak, “yenilgi” kelimesinin sınırları nerede?

Cevap: Kötü eğilim olmadan ilerleyemiyoruz çünkü ilerlememiz, onu kontrol etmek için giderek daha fazla güç kazanmakta yatıyor.

Bu nedenle, o zafer için mümkün olan her şeyi yapmalıyız: uyanmak, uyumak ve gün boyunca sürekli kendimizi yükseltmek.

Ayrıca, grup içinde karşılıklı destek olmalı, birbirimizi desteklediğimizden emin olmalıyız. Yaradan, egoizmimize karşı koymak için bize iyi bir eğilim vermeyi kabul edene kadar, bu şekilde ilerlemeliyiz. Ve sonra, bu iyi eğilim sayesinde, tüm dünyayı görmeye başlayacağız.

Bir Bütün Olarak Hissetmek

Soru: Kendimizi bir bütün olarak hissedip, böylece benim hissettiklerim ile dünya Kli’sinin hissettikleri arasında hiçbir fark kalmayana kadar hazırlığımızı derinleştirmemiz gerektiğini söylediniz. Bu koşula nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Egoist arzularınızdan çıkıp sadece Yaradan ile olan hesaplaşmanıza sahip olduğunuzda, kendinizi ayrı ve yalnız hissetmezsiniz; kendinizi var olan, güçlü ve tüm dünya Kli’si için bir şeyler yapabilecek durumda hissedersiniz.

Bu dünya Kli’si aracılığıyla, Yaradan da sizin herkes için arzuladığınız şeyi hisseder. Ve sonuçta, tüm dünya Kli’sine ve Yaradan’a karşı tutumunuz bir ve aynı hale gelir. O zaman her şey ortak bir bağa gelir.

Kendinizi Düşünmek Yok

Çalışmamızda her zaman Yaradan’ın gözümüzdeki önemini ve yüceliğini vurgulamalıyız ki yaptığımız her şeyin bunu başarmak için olduğu, grup için net olsun. Bu arada, Yaradan’la birleşmeyi edinmek amacıyla alma arzumuzu kontrol etmek için çeşitli eylemler gerçekleştiririz.

Alma arzusu üzerindeki kontrol, her şeyden önce onun gücünden kurtulmamız ve onu kontrol etmeye başlamamızla ifade edilir. Bu ancak bir grup içinde bulunarak ve grup içinde destek alarak mümkündür. Alma arzusu üzerindeki gerçek güç, “komşunu kendin gibi sev” olarak adlandırılan çalışmayla elde edilir.

“Komşunu kendin gibi sev”, alma kaplarını, kendi çıkarları olmadan ve sadece başkalarını düşünerek, ihsan etme uğruna ihsan etmeye doğru ıslah etme süreci ve nihai durumdur.

Ne de olsa Baal HaSulam, “Sizde olan başkalarında da olacak” demez. Herkesle eşit olarak paylaşmayı teklif etmez veya böyle bir gereksinimi yoktur. Hayır, “komşunu kendin gibi sev” ilkesine göre çalışmamdaki şartım, tek yastığı, tek sandalyeyi vermem olmalıdır.

Bu yarı yarıya bir paylaşımla ilgili değil, hayır. Neden mi? Çünkü o zaman sadece alma kaplarımla çalışırım ve iyi hissetmem için herkesi doldurmam gerektiğini görürüm. Aksi takdirde, gelip sahip olduklarımı elimden alacaklar. Bu yüzden herkesin eşit pay almasına izin verin.

Bu, diğer şeylerin yanı sıra, Sovyet Rusya’da ya da Kibbutzimlerde ortaya çıkan sosyal girişimin hatasıydı. Bir sloganları vardı: “Herkes eşittir ve herkes eşit şekilde alır.” Bu, alma arzusunu ıslah etmek için yeterli değildir.

Alma arzusu kendisinden koparılmalıdır çünkü onun nihai hedefi Yaradan’la birleşmektir. Yaradan’ın Kendisi hakkında hiçbir düşüncesi yoktur: “Böylece Ben onlar gibi olabilirim ve onlar da Benim gibi olabilirler.”

Egonuzdan Vazgeçin

Gruptaki her bir kişi kendini iptal ederse, Yaradan’a memnuniyet getirmekten başka hiçbir arzunun olamayacağı kolektif bir Kli (kap) oluşur.

Dostlar bir araya gelir, her biri kendi egosuna sahiptir. Her biri kendi egosu uğruna diğer herkesle savaşmaya başlar. Ancak yavaş yavaş, saran ışık sayesinde, kullandıkları çeşitli araçların yardımıyla, egolarından vazgeçmenin, herkesle birleşmenin ve grubun dikte ettiklerini kabul etmenin değerli olduğunu keşfetmeye başlarlar.

Ve herkes birlikte, bir düşüncenin önünde eğilmeye başladığında, bunun ne olduğunu henüz gerçekten bilmeden,  egolarından bu fesihlerinin birikimiyle, Yaradan’a karşı tek bir iptal oluşumuz ifşa olmaya başlar. İhsan etme uğruna doğru bağla, mantık ötesi inançla, grubun kolektif arzusu sadece Yaradan’a yönelecektir.

Ancak gelişim yanlışsa, o zaman dostlar birleşip birbirlerine boyun eğseler bile, bu Sodom’un günahına benzeyecektir. Yaradan’a değil, sözde toplumun iyiliği için, bir tür soyutlama olarak kendilerine yöneleceklerdir. Bu da Rusya’da ve Kibbutzim’de olduğu gibi yıkıma yol açacaktır. Ancak bunun artık gerçekleşmediğini görüyoruz.

Eğer gelişim doğruysa, o zaman bir grup halinde birleştiğimizde, bunu yapmayacağımız ifşa olacaktır; bunun için Yaradan’ın gücüne, O’nun bir garantör olarak, bizi birbirimize bağlayan varlığına ihtiyacımız vardır.

Bu nedenle, doğru bir şekilde ilerlediğimize dair kesin bir güven olduğunu söyleyebiliriz.