Category Archives: Egoizm

Kişinin “Ben”ini Kesip Atması

Islah, “ben”imizi sanki hiç yokmuş gibi kesip atmak olmalıdır. “Kesip atmak” ona öyle bir dolum, öyle bir ıslah vermek demektir ki içimde isyan etmesin, varlığını hissetmeyeyim.

Bu, yukarıdan gelen dolumla gerçekleşir, bu bize gelir ve bizi öyle bir şekilde “engeller” ki alma arzumun üzerine, “ben”imin üzerine yükselirim. Buna mantık ötesi denir. Ve ben, o zaman bunu hissetmem.

Hatta öyle ki, tek bir sandalyeye ya da bir yastığa bile hiçbir ihtiyacım olmadan, başkalarına göre tatmin olup olmadığıma bakmadan, her şeyimi verebileceğim şekilde doyumu hisseder ve önemserim.

Tatmin olmak beni hiç ilgilendirmez. Sanki alma arzum hiç yokmuş gibi.

Rahipler krallığının koşulu böyledir. Ve bu kuralın bize anormal, doğaüstü ve anlaşılmaz olarak göründüğü açıktır çünkü Kelim’i (kapları) inşa eden, ıslah eden, değiştiren ve dolduranın yukarıdan gelen ışık olduğunu hesaba katmayız.

Dostluk Ve Sevgi Oyunu

Yorum: Kolektif sistemin, kendimizi kandırsak bile dostluk ve sevgiyle oynar gibi her eylemimizi anladığını söylüyorsunuz. Bizi etkilemeye başlıyor ve bizi gerçekten yeniden yapılandırıyor.

Cevabım: Evet, tıpkı çocuklara davrandığımız gibi. Oynarlar, dağıtırlar, zıplarlar, koşarlar, anlaşılmaz bir dilde konuşurlar ve ne yaptıklarını bilmezler ama biz onlarla yaratılışın yetiştirilmesi gereken çok önemli bir unsuruymuş gibi iletişim kurarız. Bu şekilde gelişirler. Aynı şey bizde de olur.

Yorum: Ama biz bunu yapay olarak istiyoruz ve birbirimizi seviyormuş gibi davranıyoruz.

Cevabım: Sadece rol yaptığımızı anlıyoruz, bunu kendimizden saklamıyoruz ve diğer metotlarda olduğu gibi rol yapmıyoruz. Bu aşamada böyle olduğumuzu biliyoruz ve sürekli olarak içimizdeki egoizmin daha fazla katmanını ifşa ediyoruz.

Bununla birlikte, doğanın bütünsel olduğunu, bir tür devasa tek bir organizma olduğunu ve farkındalığımızda bu organizmanın en yüksek bütünsel unsuru olduğumuz noktaya gelmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Dolayısıyla, bir yandan henüz bu nitelikte olmadığımızı bilerek, yine de kendimizi bilinçli olarak bu niteliğe doğru ilerletmeye çalışırız. Ve ileriye doğru olan bu bilinçli hareket bizi değiştirir.

İçsel Sürgün

Mısır’dan çıkan İsrail oğulları, aldıkları Tora’nın yardımıyla çölde kırk yıllık yolculuk boyunca ıslahlarına devam ederler, İsrail topraklarına girerler ve İlk Tapınak olarak adlandırılan seviyeye ulaşırlar.

Bundan sonra hem kendi içlerinde hem de dünya ulusları arasında artan daha da büyük bir Aviut (bayağılık) ile karışmaları gerekir. Bu, elbette, ruhlar sistemi ile ilgilidir, ancak buna karşılık gelen süreçlerin fiziksel bedenlerde de meydana geldiği tarihten açıkça görülmektedir.

Sonuç olarak İsrail’den olan her kişi, ilave bir Aviut hisseder ve sonra artık edindikleri, Yaradan’a yapışma derecesinde kalamayacakları zaman içsel sürgün adı verilen şey gerçekleşir.

Şimdi daha azını yapabilirler; yeni arzular içlerinde güçlenir. Bu, kişinin kendi içindeki dünya ulusları ile bir bağlantıya girdiği ve buna uygun olarak, yıkıma yol açan dışsal süreçlerin ortaya çıktığı anlamına gelir.

Yıkım, tek bir güçle, tek bir düşünceyle birleştiğimiz yaşam algısından, zihinsel olarak kopmamız ve arzuların çokluğuna düşmeye başlamamız anlamına gelir.

Egodan Nefret Etmeli Miyiz?

Soru: Yaradan’ın bedenlerden nefret ettiği yazılıdır. Bu, bir şeyden ya da birinden nefret etmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır, “bedenlerden nefret eder” ifadesi, egoizmi ifade eder. Kabala’da “beden” terimi ego anlamına gelir.

Soru: Ama egoizmden nefret etmemiz gerekiyor mu, gerekmiyor mu?

Cevap: Yaradan bizi egonun üzerine çıkmaya, onun kullanımını reddetmeye ve onun yerine ihsan, sevgi ve bağ koymaya çağırır. Ancak bu hiçbir şekilde egoyu yok etmek anlamına gelmez.

Egoizm her şekilde varlığını sürdürür, onu ortadan kaldıramayız. Yapmamız gereken şey, bizi ayıran egoya rağmen onun üzerinde yakınlaşma için koşullar yaratmaktır.

Egoizm Bizi Nereye Götürebilir?

Yorum: İstatistiklere göre, biri başka birine saldırdığında ve zayıflık belirtileri gördüğünde, saldırgan genellikle ona zarar vermek için daha da büyük bir dürtü hissediyor.

Cevabım: Doğal olarak bu bizim egoizmimizdir. Bir başkasının zayıflığını gördüğümüzde ve cezalandırılmayacağımızdan emin olduğumuzda, içgüdüsel olarak onu daha da fazla baskılamak isteriz.

Çok kolay bir şekilde aşırı uçlara çekiliriz, ya bir tarafa ya da diğer tarafa. Her şey bizi her iki yönde de etkileyebilecek olan topluma, çevreye bağlıdır. Bu içimizde bulunan muazzam bir güçtür, korkunç bir güç!

Şu anda, tarihsel gelişimde bir yöne ya da diğerine dönebileceğimiz çok önemli bir noktadayız. Faşizme geri dönebiliriz, ancak bu sefer çok daha kötüsü olur ve insanlığın sadece küçük bir kalıntısının hayatta kalacağı büyüklükte bir dünya savaşıyla sonuçlanır ki bu, Hollywood filmlerinde gösterilenlere benzer bir senaryodur: bir zamanlar var olan her şeyin son kalıntıları olan metal ve hurda yığınları arasında yaşayan insanlarla birlikte yok edilmiş bir Dünya.

Kabala bunun mümkün olduğunu söyler. Yine de geriye kalan insanlar egoizmi ıslah edilmiş haline getirme görevlerini yerine getireceklerdir. Ancak bu muazzam acılar çekerek gerçekleşecektir.

Çölde Bir Gece

Tek başına yükselmek imkânsızdır. Sonuçta, daha yükseğe çıkmak demek, herkesle daha da fazla bağ kurmak, aramızda hiçbir fark olmadan birleştiğimiz en üst seviyeye kadar çıkmak demektir. Dolayısıyla başkalarından ne kadar çok destek alırsam ve ben de onlara ne kadar destek olursam çalışma alanımız o kadar genişler.

Peki, bu üst olan nedir? Bu bizim bağımızdır. Şimdi gerçekten birleşirsek, üst olan ve duygularımız hakkında sadece hayaller kurmaz, bu eylemi pratikte uygulayabiliriz. Fiziksel eylemler dünyasında yaşamamız boşuna değildir; bu eylemleri manevi dünya yerine onun içinde deneyimleyebilmemiz ve oyun oynayan çocuklar gibi onları burada gerçekleştirebilmemiz içindir.

Bu nedenle giderek daha fazla bağ kuracağız ve bu eylemle üstteki gibi olacağımızı hayal edeceğiz, çünkü O herkese ihsan eder. Ne kadar birleşirsek, üstteki AHP’a o kadar yaklaşır ve kendimizi orada herkesi etkileyen tek kaynağa bağlarız.

Bunu yapar ve birbirimizi güçlendirirsek, ortak talebimizi, yukarıdan karşılıklı ihsan etme gücünü talep edebileceğimiz ortak bir duayı yaratmış oluruz.

Sonuçta bağ kuramadığımızı hissederiz. Bu bizim için, yalnız olan birine kıyasla daha da zordur. Tek başına, kişi bu kadar güçlü bir şekilde ihsan etme arzusunun eksikliğini hissetmez. Ve bir grupta aktif olarak çalıştığımızda, kendi sağlamalarımıza göre bağ kurmanın hiçbir yolu olmadığını hissederiz. Ne kadar konuşsak, birlikte şarkı söylesek, dans etsek ve zıplasak da hiçbir şey işe yaramaz.

GE’miz yukarıdakinin AHP’ına benzer hale gelir; yani endişelerimizin, sorunlarımızın, kaygılarımızın, özel hesaplarımızın üzerine çıkarız ve tüm düşüncelerimiz yukarıdakinin AHP’ı gibi yukarıdadır. İşte O’na böyle yaklaşır ve yapışırız. Şimdi üsttekine tutunabileceğimiz kısmi bir manevi kaba, GE’ye sahip oluruz.

Elbette bu henüz tam değil sadece kısmi bir kaptır. Ancak “çölde kırk yıl dolaşma”, Bina (Hafetz Hesed) aşaması, ihsan etmek için ihsan etmek, inanç seviyesi olarak adlandırılan belirli sayıda eylemden sonra, arzumuzun bir kısmında Üst ile bağ kurma, O’nunla aynı seviyeye yükselme yeteneği kazanırız.

Dolayısıyla, eğer karanlığı hissediyorsak ve bu bireysel, bilinçsiz bir deneyim değil de bağımızın imkânsızlığına dair ortak bir duyguysa, karanlık olarak algıladığımız şey buysa, o zaman bu ortak duygu gerçek bir duanın başlangıcı olabilir.

O zaman bu duyguyu güçlendirmek ve GE’miz, ihsan etme arzularımız ve O’na bağlılığımız konusunda bize yardımcı olacak olan üstteki AHP’ın ışığını almak için çöle gitmeye değer.

Egoizmin Ürettiği Enerji

Soru: Bir kişinin bir şey için gücü varsa, o zaman bunun bir Klipa, yani saf olmayan bir şey olduğunu söylüyorsunuz, öyle mi?

Cevap: Eğer bir kişi maneviyata ulaşmadan önce bir şey yapma arzusuna sahipse, o zaman bu arzu egoisttir.

Soru: Ama kişi arzu duymadan nasıl hareket edebilir? Diyelim ki bir şeyin yapılması gerekiyor.

Cevap: Arzu olmadan hiçbir şey yapamazsınız, hiç kimse yapamaz. Bunun için size ilham veren ve yukarıdan güç isteyen bir grup içinde olmalısınız. Kişisel olarak siz anti-egoist veya özgecil arzulara sahip değilsiniz. Bu nedenle, tüm arzularınız yalnızca egoist olabilir. Yani, eğer bir şey yapmak için enerjiniz varsa, bunu size egoizminiz veriyor demektir.

Soru: Mesleğimle ilgili bir şey yaptığımda bunu arzu duymadan gerçekleştiremem, değil mi?

Cevap: Tabii ki hayır. Ama arzunuzun egoist olduğunu bilin. Kendinizi göstermek, tanınmak, neler yapabileceğinizi kendinize kanıtlamak ve benzeri şeyler istiyorsunuz.

Soru: Ama yine de, size bazı şeyleri yaptıran içsel bir dürtü var mı?

Cevap: Elbette var. Bu güç arzusu, şöhret, kendini kanıtlama ihtiyacıdır: “Ben yetenekliyim, yapabilirim, bunu herkese ve kendime de kanıtlayacağım.”

Soru: Yani, kişi başka yönler de bulunabilir. Neden özellikle Kabalistik bilgiyi aktarmaya bu kadar ihtiyaç var? Örneğin, eğer dünyanın bu şekilde inşa edildiğini kendim keşfettiysem, neden bunu herkese anlatmak istiyorum?

Cevap: Çünkü bu sizin için önemlidir ve başkaları için de önemli olmasını istersiniz. Basit insan egoizmi, bir şeyi başkasına empoze etme arzusudur.

Tora’nın Alınmasından Tapınağın İnşasına Kadar

İsrail oğulları, büyük ve yakıcı egolarını kullanmamaya karar verdiklerinde ve egoizmin engellerini etkisiz hale getirmek için bu egoizm üzerinde gerçekleştirilen eylemler yoluyla birleşmeye başladıklarında ve karşılıklı garanti (Arvut) koşuluna ulaştıklarında, bu garanti eylemlerden sonra gelir ve buna “yapacağız ve duyacağız” denir.

Bu onların yukarıdan Tora adı verilen bir bağ ve doyum gücünü aldıkları zamandır. Bu kuvvetin yardımıyla, kabın kendisini Aviut’un birinci derecesinden itibaren yavaş yavaş ıslah etmeye başlarlar.

Bu duruma, Sina Çölü’ne çıkmak ve 40 yıl boyunca Malhut’u Bina’ya yükseltmek, onu ıslah etmek denir, ta ki 40 yılın sonunda, İsrail topraklarına gelene kadar, bu Malhut’un Bina ile birleşmesidir.

Burası İsrail toprağıdır (Eretz İsrail), Yaradan’a doğru olan arzu (Yaşar El, İsrail). Bu, Tapınağı inşa ettikleri yer koşuluyla ödüllendirildikleri zamandır.

Bu, üst ışığı gerçekten kendi içinde barındırabilecek bir Kli’ye (kap) sahip oldukları anlamına gelir, bu Yaradan’ın ifşa olduğu bir kaptır.

Bugünün Işığında Mısır Köleliği

Soru: Pesah bayramının ilk akşamında Yahudilerin Mısır’ın esaretinden kaçışını temsil eden Haggadah’ı okumak ve özel bir yemek düzenlemek adettendir. Acaba bu hikaye sıradan bir tarih anlatısı mı, yoksa bugüne de uzanan daha derin bir anlamı var mı?

Cevap: Mısır sürgünü, ataların çağından oğulların çağına dek uzanır. İbrahim peygamber, Antik Babil’in her tarafından öğrenciler toplamaya başladı. O, tıpkı Babil’de olduğu gibi, böylesine bir iç çekişmenin ve bencilliğin içerisinde gelişmemizin ve birbirimize yakınlaşmamızın imkânsız olduğunu öğretti.

Babil Kulesi’nin inşası, göklere dek yükselen bencilliğin en uç formunu temsil ediyordu. Bütün Babil, “dillerin karışıklığı” olarak adlandırılan, karşılıklı nefret ve yanlış anlaşılma yüzünden parçalandı.

İbrahim, bütün insanlık için tek bir metodun olduğunu öğretti. Fakat kişileri buna zorlamak imkânsızdır, zira bu, kişinin olgunluğunu gerektirir. Bu metodun özü şudur; “sevgi tüm günahları örter.”

Her birimiz kendi egoizmimizin içindeyiz ama bunun üzerinde, aramızda bir bağ inşa etmeliyiz. Egoizm, birinin komşusuna duyduğu asılsız nefrettir. Eğer komşumun çimenlerinin benimkilerden daha yeşil olduğunu ya da benimkinden daha iyi bir araba aldığını görürsem, ondan nefret etmeye başlarım.

Bu sebepsiz nefrettir. Sadece benim oğlum güzel bir araba alırsa mutlu olurum. Çocuklarım ne kadar başarılı olursa ben de o kadar mutlu olurum, fakat komşumun başarısı benim keyfimi kaçırır.

Bu küçük bir alanda, mahallede, bahçede, evde gerçekleşti. Fakat bugün tüm dünya Babil’e dönüştü, zenginler ve fakirler tartışıyor, kendi fikirlerini savunuyor ve birbirleriyle anlaşamıyorlar.

Bizler, baskı olmadan iyi ve huzurlu bir hayatın ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Bu, tıpkı cennette yaşamak gibidir. Zaman ve mekân yok, her şey zahmetsiz ve kolay. Herkes birbirine yardım ediyor ve ileri gitmesine izin veriyor. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, herkes senin yardımına koşuyor. Her zaman, en doğru anda destek alabileceğinden emin olabilirsin.

Bizler böyle yaşamaya alışkın değiliz ve bunu hayal bile edemiyoruz. İbrahim, Babillilere, böylesine giderek büyüyen egoizmimizle ve karşılıklı çekişmelerimizle yaşamanın imkânsız olduğunu açıkladı. Bütün gücümüzün %99’unu bu iç mücadelenin getirdiği koşullarda hayatta kalmakla harcıyoruz.

Peki, bencillik bu derece büyükse ne olur? O bizi yönetir; herkesi kendi fikirleri için savaşmaya ve en zeki olanın kendisi olduğunu düşünmeye zorlar. Doğamızla savaşmak imkânsızdır ve zaten buna gerek yoktur, sadece onun üzerine yükselmemiz gerekir.

Tıpkı aile bireylerinde olduğu gibi herkesin kendi görüşü vardır, ancak biz hep birlikte ilgilenmemiz gereken bir ailede dayanışma içindeyizdir. Hayattaki bu örneği izlemeliyiz. Diyelim ki çocuklarım benimle aynı siyasi görüşü paylaşmıyor; biri daha muhafazakar, sağ görüşlere sahip, diğeri sol görüşlere sahip, üçüncüsü katı dindar olmuş, vb., herkes kendi partisine oy veriyor.

Fakat biz tek bir aileysek, buna rağmen herkesi sever ve yardım ederiz. Bizim için önemli olan, bunun bize yakın bir kişi, ailemizin bir üyesi olmasıdır. Bu şekilde, tüm insanlara tek bir aileymiş gibi bakmamız gerekir.

Ancak o zaman dikkatimizi görüş farklılıklarına vermeyiz. Birileri farklı yaşamak istiyorsa, bırakın öyle yaşasınlar. Herkes kendini başkalarını sevmekle yükümlü hissediyorsa, kendi egosuyla kalabilir. Başkaları benden farklı düşünüyordur, fakat onlara baskı yapmam ve onları zorla ikna etmem. Herkes olduğu gibi kalmakta özgürdür yani tüm kötülükler, sevgiyle örtülür tıpkı iyi bir ailede olduğu gibi.

Kendimi başkalarının önünde iptal ediyorum ve görüşlerimi başkalarına dayatmıyorum, aksine, onların arzularına dahil olmaya ve onlara yardımcı olmaya hazırım. Ve böylece herkes diğerlerine destek oluyor, bu sayede, aile hissiyatı ya da “tek adam” adı verilen özel, sıcak bir ortak alan yaratmış oluyoruz.

Bizler sevgi, ortak katılım, birlik olma, sıcaklık ve karşılıklılık bulutuyla kuşatılmış durumdayız. Bu tamamen yeni bir şey. Bu daha önce yoktu, “sevgi tüm günahları örter” kuralına göre inşa edildi.

Herkes kendi egoizmiyle kalır, ancak biz bununla nasıl baş edeceğimizi biliriz. Sonuç olarak, egoizm bize doğa tarafından verilmiştir ve bugün bu konuda hiçbir şey yapamayacağımız kesindir. Fakat İbrahim’den, egoizmimizi aşabileceğimiz ve birlik olabileceğimiz bir metodu aldık.

Egoizmin üzerine çıkmayı bilenlere, “Yehud” (birlik) kelimesinden gelen Yahudiler (Yehudim) veya İsrail halkı, Yaşar-El yani Yaradan’a doğru denir. İsrail milleti bu temelde yaratılmıştır.

Küçük çekişmelerle Babil’den ayrıldıktan sonra İsrail, Mısır sürgünü adı verilen egoizminin kölesi olduğu bir dönemde bulur kendini. Egoizm bizi yönetir ve bağ kurmamıza izin vermez. Ne kadar denersek deneyelim, ne kadar sıkı çalışırsak çalışalım, hiçbir işe yaramaz.

Buna kölelik denir yani bedensel varlığımız üzerinde yorucu bir çalışmadır. Aramızda bir şeyler inşa etmeye çalışırız ama egomuzun üzerine çıkmamız gerektiğini fark edene kadar hiçbir şey elde edemeyiz. Bu, birçok darbe ve sıkı çalışmadan sonra gerçekleşir.

Neticede, bu şekilde var olmanın imkânsız olduğuna karar veririz. Bugün kendimizi içinde bulduğumuz durum budur. Aksi takdirde, bir iç savaşta birbirimizi sadece yok edeceğiz.

Hayatımızın kölelik olduğunu gerçekten anlamamız gerekiyor. İçimizde yaşayan kötülüğün gücü bizi yiyip bitiriyor. O zaman daha önce yaptığımız gibi egoizmin üstesinden gelmeyi kabul edeceğiz. Bunu nasıl yapacağımızı bilmiyoruz ama en azından karşılıklı nefretten kaçıyor, Firavun’un gücünden kurtulmak istiyoruz.

Bu, Mısır’dan ayrılıp karanlıkta kimsenin bilmediği bir yere doğru koştuğumuz anlamına geliyor. Tek anladığımız, artık orada var olamayacağımız. Ve sonra Sina Dağı’na varıyoruz ve aramızda ne tür bir nefretin (günahın) var olduğunu görüyoruz.

Bu nefretin üstesinden gelip tek kalp, tek adam olarak birleşme, karşılıklı güvenceyi sağlama, Tora’yı yani birleşme metodunu kabul etme ile hem fikiriz. Tora’nın temel kuralı, komşunu kendin gibi sevmektir. İşte o zaman, “Bugün Benim halkım oldunuz” dediği gibi, İsrail halkı olarak doğarız.

Özgürlüğe Giden Yol

Soru: Bir kural olarak, İsrail halkı çeşitli ülkeler tarafından nefret edilmiş ve kovulmuştur. Ancak bu durum Mısır’da farklı; İsrail halkı Mısır’a çekilmiş gibi mi?

Cevap: Bizler, egoizmden çıkmayı arzulayana dek ülkeden ülkeye sürgün edildik. Sonuç olarak, bizler ancak birleşmek için Mısır’dan çıkmak istediğimizde özgürleşebiliriz. Bu nedenle, sürgünün tüm safhaları boyunca bizler sadece ıstıraplar ve talihsizlikler biriktirdik, ekledik ve çoğalttık.

Bugün, birlik olmak vb. gibi, kendimizi gerçekleştirmekle yükümlü olduğumuz bir koşula ulaştık. Bu, egoizmin üzerine yükselmemiz için gerekli olan şeydir. İşte o zaman özgürlüğe ulaşacağız, İsrail topraklarına varacağız. Şu anda, hala kimseye bağımlı olmadığımız, korkmadığımız, ezilmediğimiz ve kelimenin tam anlamıyla özgür hissettiğimiz bir durumu hayal bile edemiyoruz.