Category Archives: Egoizm

Ruhun Kökü Nedir?

Soru: Ruhun kökü nedir ve onu nasıl ediniriz?

Cevap: Ruhun kökü, ruhun kaynağı olarak adlandırılır; yani aranızdaki bağda ifşa olan Yaradan’dır. Egoizminizin içinde değil, iki egoist arasında karşılıklı ihsan etme niteliğinde ifşa olur.

Bu, her birinizin içindeki kişisel egoya rağmen, siz egoistler arasında ortaya çıkar ve tam da Yaradan’ın ifşa olduğu yer burasıdır.

Bu nedenle, egoizmleri ne kadar büyükse ve kendileri üzerinde ne kadar çok çalışırlarsa, Yaradan da aralarında o kadar çok ifşa olabilir. Ama her zaman onların arasında!

Sevgi Nedir Ki?

Soru: İnsanlık tarihi boyunca aşk hakkında birçok şarkı bestelenmiş ve birçok harika aşk romanı yazılmıştır. Öte yandan, aşk birçok trajediye ve savaşa da yol açmıştır. Aşk hakkında çok şey söylenmiştir. Belki de aşk, insanın en yüce duygusudur. Aşk nedir?

Cevap: Aşk, bir kişinin birine veya bir şeye karşı özel bir tutumudur. Denizi, müziği, hoş kokuları vb. severim. Buna da aşk denir.

Neden severim? Çünkü bana haz verir. Denizi, müziği, kokuları, gökyüzünü severim. Bana haz veren şeyleri severim. Tersine, bana acı veya sorun veren şeylerden nefret ederim. İnsanlara ve hayvanlara karşı duyulan sevgi veya nefret budur.

Bana haz veren şeyi sevip, bana acı veren şeyden nefret etmek “egoist sevgi”dir. Bizler hayvanlar gibiyiz; bizim için iyi olanı severiz ve bizim için kötü olan şeylerden uzak dururuz. Buna sevgi denir. Yani, bu bir nesneye duyulan sevgi değil, içimde uyandırdığı hisse duyulan sevgidir.

Örneğin, bir arkadaşımla karşılaşıyorum ve bana boşandığını söylüyor. “Ne oldu?!” “Aşk bitti.” Bu, aşkın birbirimizden haz alabildiğimiz ana kadar var olduğu anlamına gelir. Bugün bile doktorlar, eşler arasındaki aşkın 2-3 yıl içinde kaybolduğunu söylüyorlar.

Bu, Kabala bilgeliğinin bahsettiği sevgi değildir. Kabala bilgeliği, sevgiyi, birini veya bir şeyi kullanmaktan haz alan kişinin egosunun üzerinde bir şey olarak ele alır. Sevgi, iki seviyede inşa ettiğimiz bir şeydir.

Aramızda tartışmalar ve hatta nefret, yani birbirimizle anlaşmazlıklar içerebilecek bir ilişki seviyesi vardır. Aynı zamanda, bu anlaşmazlıkların üzerinde, “sevgi” denen özel bir bağ kurarız.

Bizler, bunun üzerinde çok çalışıyor, çabalıyor ve inşa etmek için zaman harcıyoruz. Buna “sevgi tüm günahları örter” denir. Bu, sevginin tam olarak aramızdaki günahların, anlaşmazlıkların üzerinde inşa edildiği anlamına gelir.

İki insan, ancak bu şekilde birbirleriyle bağ kurabilir ve böylece aralarındaki bağ: iyi, güçlü, sağlıklı ve gerçekten insani olur. Bu bağ, onların egoist olduklarını ve yarın yine bir anlaşmazlık yaşayabileceklerini, ancak yine de bağlarını güzel ve nazik hale getirmek için çalışmaya devam edeceklerini anlayan insanlar arasındadır ve buna “sevgi” denir.

Bu, cinsel çekicilik, alışkanlık veya bugün benim için iyi olan, ancak yarın tam tersi olabilecek bir şey üzerine inşa edilen sevgi değildir.

Aksine, bu, insanlar arasındaki sevgidir: bir erkek ve bir kadın, çocuklar, bir ulus içinde veya bir grup insan arasındaki sevgi. Ancak tüm bunlara rağmen, birbirimizden haz almaya dayalı bir şekilde davranmayız, yani birinden haz aldığımız için onu sevmeyiz. Sonuçta bu, hayvansal seviyede bir davranış olurdu.

İnsan seviyesinde, birbirimizden aldığımız her şeyin – hazlar veya tam tersi – ötesinde, aramızda sevgi bağları kurarız, hatta hoşlanmadığım alışkanlıkları nedeniyle diğerinden nefret edebilecek noktaya bile gelebiliriz. Yine de onu sevmek zorundayım, örneğin, aynı ulusa ait olduğumuz için.

O zaman, bu dünyanın seviyesindeki – fiziksel, ulusal vb.-  alışkanlıklar konusunda da birbirimize nasıl daha yakın olabileceğimiz üzerinde çalışırız.

Başka bir deyişle, sevgi, birbirleriyle bağlanmak zorunda oldukları ve bu bağı seçtikleri için, birbirleriyle bağ kuracak insanlar arasındaki ilişkide en yüce değerdir. Sonra onlar bunun üzerinde sürekli çalışırlar.

Bu nedenle, “sevgi tüm günahları örter” denir. Aramızda “günahlar”, çeşitli anlaşmazlıklar vardır ve bunların üzerinde sürekli sevgi inşa ediyoruz. Dahası, anlaşmazlıklar ne kadar fazla olursa, bunların üzerinde sevgi o kadar güçlü olmalıdır.

İnsanları bu şekilde eğitmeliyiz. O zaman tüm dünya, tüm insanlık üzerinde sevgi şemsiyesini açabileceğimiz bir duruma gelebileceğiz. Sevgi tam olarak budur. Aksi takdirde, bu sadece bedeniniz için iyi olan bir şeyi sevdiğiniz, fizyolojik bir sevgidir; bu hayvansal sevgidir, oysa insan sevgisi, beni diğerinde mutsuz eden her şeyin üzerinde inşa edilir. Beni diğerine bağlı kalmaya zorlayan bir neden, daha yüksek bir değer vardır.

İkimiz de, normal şartlarda ülke, hayat ve diğer her şey konusunda her türlü anlaşmazlığımız olduğunu biliyoruz, ancak her halükarda, farklı olmamıza ve yapımızın farklı olmasına rağmen, birbirimize bağlı olmamız gerektiği sonucuna varıyoruz.

Bu bağı, sevgimizi, yavaş yavaş, adım adım, fiziksel bedenlerimizin ötesinde, aramızdaki bağda birlikte ulaşmamız gereken üstün hedefimize dayanarak inşa ediyoruz.

En Büyük Egoist

Yorum: Hong Konglu aktör ve film yapımcısı Chow Yun-Fat, bir milyoner; ancak kısıtlı bir bütçeyle yaşıyor, toplu taşıma kullanıyor, kıyafetlerini yalnızca indirimden alıyor ve “Rahat olduğum sürece başka hiçbir şeye ihtiyacım yok” diyor. 17 yıldır küçük bir telefonu vardı ve yakın zamanda akıllı bir telefonla değiştirdi. Servet uğruna servete ihtiyacı olmadığını söylüyor.

Cevabım: O, bu şekilde yaratılmıştır. Tamamen böyle bir yaşam tarzını seven insanlar vardır; bu şekilde kendilerini daha iyi hissederler. Bu, egolarının üstesinden gelmek değil, daha çok doğalarının bir ifadesidir.

Onun egoizmi dengelidir. Her şeye hevesli ve dünyevi, egoist bir hedefe ulaşmak için hayatlarını feda etmeye hazır çok sayıda insanda büyük bir egoizm vardır. Burada, mutlu olmak için bu özlemleri nasıl dengeleyebileceğimizi göstermeliyiz.

Soru: Egoları tavan yapmış, patlayan insanlara kendinizi daha yakın hissediyor musunuz?

Cevap: Evet, bu tür insanlar bana daha yakın çünkü onlar insan. Ama o şöyle diyor: “İşte yeşil çimenlerim var ve bu güzel. Güneş, su… hepsi bu!”

Soru: Siz, giderek daha çok ve daha çok para kazanan, hatta başkalarının üzerinden geçen milyonerlere daha yakın olduğunuzu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet, onlar, doğanın muazzam egoizminin insanlığın içinde de var olduğunun farkındalar. Bu nedenle insanlık, egoizmin kötülüğünü fark etmeye başlayacak. Tam olarak bu milyonerler sayesinde. Onlar, doğanın genel yasasına uygun şekilde çalışıyorlar ve onlara minnettar olmalıyız. Tüm insanlığa, bu egoizmi ne kadar çabuk yakmamız gerektiğini gösteriyorlar; aksi takdirde hiçbir şey gerçekleşmeyecek.

Onun boşluğunu, işe yaramazlığını ve anlamsızlığını fark etmeliyiz. En önemlisi, bizi hiçbir iyi hedefe götürmüyor. Bu bilgi ve olumsuz sonuçların birikimiyle edinilen deneyim bizim için gereklidir.

Soru: Yani her şey tam tersi. İnsanlar bu kişiye hayranlık duyuyor. Ancak siz, insanları ezip geçen, milyonlar ve milyarlar kazanan birine daha yakınsınız, hepsi bu. O kırıp geçiriyor! Ve o size daha mı yakınsın?

Cevap: Elbette. Tam da onlar sayesinde insanlık, içinde neyi ıslah etmesi gerektiğini anlıyor.

Soru: Bu kadar çabuk mu gelecek?

Cevap: Elbette. Bu, ancak kötülüğün ve egoizmin doğasının giderek büyüyüp herkes tarafından daha da fazla farkına varılmasıyla ve bizim tarafımızdan, onun yozlaşmışlığının ifşasıyla mümkün olacaktır.

Soru: Sadece bu yolla mı?

Cevap: Bir şeyi iyi bir şekilde yapma imkânı varsa, o zaman tek seçenek budur. Eğer yoksa, o zaman acı çekerek olur. Umalım ki böyle olmasın.

Elinize Çok Para Geçerse

Kendime nasıl güvenebilirim? Ben tamamen Yaradan’ın elindeyken, birdenbire kendi kendimin efendisi mi oluyorum?

Soru: İnsan kendine güvenmemeli mi?

Cevap: Hayır. Bu yüzden “Ölene kadar kendine inanma” denir.

Soru: Hangi ölümden bahsediyoruz?

Cevap: Egoist benliğin ölümünden. Ve kim bilir içimizde hâlâ ne kadar egoizm var?

Yorum: Yani piyango bileti kazanırken veya YouTube ya da TikTok’ta milyonlar kazanırken, insanların içinden geçtiği bu sınavların doğru olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Cevabım: Bu talihsizliktir!

Yorum: Yani bu mutluluk değil, minnettar olunacak bir şey değil, aksine dikkat edilmesi gereken bir şey.

Cevabım: Ben bundan kaçtım. Ve yeterince gücüm vardı; Tanrı genel olarak tüm bunlardan kaçınmam için bana çok iyi rehberlik etti.

Soru: Ama eğer olursa? O zaman bu en azından bir çıkış yolu, küçük bir kaçış noktası sağlar. Olur böyle şeyler, yetenekli bir insan gençken çılgınca paralar kazanmaya başlar!

Cevap: Bu talihsizliktir.

Soru: Peki insan ne yapmalı?

Cevap: Hiçbir şey yapılamaz. Buna karşı yapılabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum.

Böyle durumlar yaşadım, ama bunlar beni zenginlikle falan cezbedebilecek güçlü, ciddi insanlarla karşılaştığım zamanlardı. Ve güvende kalmayı başardım. Elbette, bunu yapan Yaradan’dı ama ben kaçmaya çalıştım.

Soru: Bu bir imtihan mı? Bir insan bu şekilde mi yönlendirilir?

Cevap: Evet! İnsan sınırlar olmadan yaşayamaz; içinde var olduğu sağlam, katı sınırlar olmadan yaşayamaz. Mümkün değil!

Soru: Peki, Yaradan neden insana bunu yapar?

Cevap: Başkalarına onun aracılığıyla örnek olmak için. “Hazineni evsizlere dağıt ve köleleri özgür bırak.” Bu Şota Rustaveli’dir.

Yorum: Yani sonuç şu: Eğer elinize çok para geçerse kaçın.

Cevabım: Evet.

Egoizm Kendi Başına Bir Amaç Değil Islah İçin Bir Araçtır

Soru: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma” emri ne anlama geliyor? Hem maddi hem de manevi seviyeler için nasıl evrensel olabilir?

Cevap: Üst dünyaya hâkim olmak için bize egoizm verildi ve onu dönüştürerek üst dünyaya uyum sağlayabiliriz.

Temelde egoizm yapay bir durumdur; öyle ki, onu dönüştürerek manevi dünyanın yapısını anlayabilelim. Egoizm, kendi başına bir amaç değildir; genel olarak onu ıslah etmek zorunda da değiliz. O, bir ıslah aracıdır, üst dünyaya uyum sağlamak için bir yardımcıdır.

Yaradan’ın  “Egoizmi Ben yarattım” demesine şaşmamalı. Onu, insanın her seferinde onu yavaş yavaş ıslah ederek manevi dünyayı daha fazla anlaması ve ifşa etmesi için yaratmıştır.

Soru: Kabalistik metotta iki ilke vardır: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma” ve “Komşunu kendin gibi sev.” Bu adımlar nelerdir?

Cevap: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma”, egoizmin ıslahıdır yani onun ego olarak kullanılmasının sonlandırılmasıdır. “Komşunu kendin gibi sev” ise artık bir devrimdir; egoizmi tam ters yönde, başkalarının iyiliği için kullanmaktır.

Klipot Olmadan İlerleme Olmaz

Soru: Yozlaşmanın kökü, alma arzusunun kendisi mi, yoksa alma arzusuna bağımlılığım yani onun emirlerini bilinçli veya bilinçsizce yerine getirmem mi?

Cevap: Hayır, alma arzusunun kendisi tüm Klipot’un, tüm yanlış eylem ve niyetlerin temelidir.

Soru: Klipot’un gizlilik yarattığı söylenir. Bu, sonuçta onların gerekli olduğu anlamına mı gelir?

Cevap: Elbette gereklidirler. Arzularımızın, niyetlerimizin ve eylemlerimizin hangi durumlarda yanlış olduğunu bize gösterirler. Dolayısıyla, Klipot olmadan ilerleyemeyiz.

Işığın her eylemi için, bir Klipot eylemi vardır.

Her Şey Yaradan’a Bağlıdır

Soru: Çalıştığımız alıntılardan, Yaradan’ın çağrısı sonucunda kişinin tövbeye dönmek istediği ve utanç veya aşağılık hissedebileceği anlaşılıyor. Böyle bir his, Yaradan’ın sesini mi yoksa egomun sesini mi duyduğumu kontrol etmek için bir ölçüt müdür?

Cevap: Hayır, bu tam olarak doğru değildir. Gerçek şu ki, sürekli olarak Yaradan’a dönmeli ve O’nunla sürekli bağ kurmalıyız, ancak bunun yalnızca bize bağlı olduğunu ve Yaradan’a hiç bağlı olmadığını iddia etmemeliyiz.

Hissettiğimiz her şey Yaradan’a bağlıdır. Bunlar değişmeyen durumlar olsa bile, yine de Yaradan’dan gelirler. Bunları algılar, onlara göre değişir ve bu şekilde, sürekli değişimlerimizle, O’na daha da fazla yöneliriz.

Soru: Birliğe ve başkalarının iyiliğine yönelen düşüncelerin Yaradan’dan, beni uykuya iten düşüncelerin ise egomdan geldiğini ayırt etmek doğru mudur?

Cevap: İkisi de Yaradan’dan gelir, ancak aralarında ayrım yapmalıyız.

El Ele Tutuşalım Dostlar

Soru: Her insanın egoizmi, bizi karşılıklı sorumluluktan uzaklaştıran resimler çizer. Gerçek karşılıklı sorumluluğun hayata geçirilmesi için, nasıl dostlarımızın ellerini tam zamanında ve sıkıca tutabiliriz?

Cevap: Dostunuzla tek kalp olmak istemeniz gerekir, o zaman onun ellerinin sizi desteklediğini hemen hissedeceksiniz.

Yaradan asla bir kişiye doğrudan etki etmez, sadece başkaları aracılığıyla etki eder. Bu nedenle, dostlarınıza tutunmalısınız, onlar aracılığıyla Yaradan’ın sizi yönlendirdiği yönü hissedeceksiniz.

Soru: Dua dışında, bir dostun egoizminin zincirlerini kırabilecek öncelikli eylemler nelerdir? Onlara başka nasıl yardım edebilirim?

Cevap: Başka bir şey olduğunu sanmıyorum.

Birlikte, Sevginin Önünde Duran Kötü Güçlerin Üstesinden Geleceğiz

Dünyamızda, Yaradan’ın yüceliğine, manevi niteliklere ve hedefin yüceliğine ulaşma yolundaki tüm çalışmalar grup içinde gerçekleşir. Bu, ihsan etme ve sevginin önemine ulaşma yolunda ilerlememiz için bir yakıt görevi görmelidir. Buna göre, değiştiğimizi, içimizde çeşitli değişimlerin ve olumlu dönüşümlerin, yani bunların ihsan etme yönünde gerçekleştiğini hissedeceğiz.

Aynı zamanda, sol çizgi, hedefe ulaşmayla ilişkilendirdiğimiz her şeyde, grupla, Yaradan’la, öğretmenle ve metotla ilgili her türlü hayal kırıklığı, başarısızlık ve sorunda kendini göstermeye başlar. Ve maneviyatın önemini artırırsak, o zaman sol çizgide, en küçüğünden en büyüğüne kadar, Tora’da anlatıldığı gibi, Firavun’u yani tüm günahkârları da göreceğiz: Balam, Balak ve diğerlerini.

Firavun veya yılan, tüm günahkârların genel adıdır. Tüm bu egoist güçler, sol çizgide ortaya çıkar. Ve bu kötü güçlerin karakterini tanımlayan temel şey, onlara; “Neden manevi çalışmaya ihtiyacın var? Yaradan kim ki O’na itaat edeyim?” diye sorduran gururdur.

Bu, Yaradan’a karşı ayaklanan ve “Ben yöneteceğim!” diye haykıran muazzam insan gururudur. İnsana kendini böyle gösterir. Ve kişi bunu ıslah ettiği ölçüde, Yaradan’ın yüceliğini görmeye başlar ve o zaman Yaradan’ın tamamen tevazuuyla yüce olduğunu anlar. Kişi, tevazuyu en büyük nitelik olarak görmeye başlar çünkü bu mükemmelliği simgeler.

Ancak tevazu, Binah’ın yalnızca bir derecesidir. Ve sonra, ona bir ek gelir: tevazu üzerine inşa edilen ihsan etme. Kişinin başkalarına karşı tevazusu, onlara hizmet etmeye hazır olmasında kendini gösterir. Ve sonra “Komşunu kendin gibi sev” koşulunu yani gerçek sevgiyi edinir.

Mesleki Tükenmişlik Sendromu

Yorum: Çalışanların çok yüksek bir yüzdesi mesleki tükenmişlik belirtileriyle karşılaşmış, yorgun ve sinirli hissetmiş, işlerine karşı kayıtsız kalmış ve mesleki yeteneklerine güvenlerini kaybetmişlerdir. Bazıları ise işle ilgili stres nedeniyle sık sık baş ağrısı ve uykusuzluktan şikâyetçi olmuştur.

Bu sorunların açıkça tartışılıp ele alınması halinde, bu tür zorlukların çoğunun önlenebileceği düşünülmektedir.

Tükenmişlik sendromundan açıkça muzdarip olan kişiler, genellikle motivasyonsuz ve pasif davranırlar. Sonuç odaklı değildirler ve yapıcı problem çözme eğilimi göstermedikleri için onlarla çalışmak zordur; hatta onlar dahil olduklarında problemler daha da kötüleşir.

Cevabım: Tatminsiz bir ego; ödüller, tatiller, problemler hakkında konuşmak vb. yoluyla, ancak geçici olarak yatıştırılabilir çünkü bu soruna, dünyamızda gerçek bir çözüm yoktur. Ego, doğal büyüme sınırına ulaşmıştır ve artık hiçbir şey onu tatmin edemez. Onu daha fazla uyarmaya çalıştığımızda, sadece boşuna çaba harcar.

Sonunda, tek bir çıkış yolu kalır: işini, kendini doldurmaktan başkalarını tatmin etmeye çevirmek.

Kendimizi kendi başımıza değiştirmek imkansızdır, ancak bizi yaratan güç, yarattığını değiştirebilir. Ve bunu yapmaya hazırdır, ancak sadece bizim isteğimiz üzerine, böylece onunla temas kurabiliriz.