Category Archives: Egoizm

Suya Susamış Biri İçin Bir Bardak

Dairelerde, yansıyan ışığı yükseltebilecek bir perde yoktur. Bu olmadan, yaratılan üst ışıkla bağ kuramaz. Orada öğrendik ki, çizginin kabı bir “boru hattı” olarak adlandırılır…

Dairelerin kapları çizgiden çok daha yüksek olmasına rağmen kendi başlarına ışık almazlar. Bunun yerine, içlerindeki tüm ışığı kendilerinden çok daha aşağı olan bu çizgi aracılığıyla almalıdırlar… (Baal HaSulam “On Sefirot’un Çalışılması” Cilt 1, Kısım 2, Bölüm 1, Madde 3 ve 30).

Sonsuzluk Dünyası’nın Malhut’unda, herkes dilediği kadarını alabilirdi. İçinizde, ışığın tam olarak doldurmadığı hiçbir arzu yoktu. Fakat kısıtlamadan sonra bir sınırlama ortaya çıktı: artık yalnızca perdeye sahip arzular doldurulabilir ve bu da yalnızca o perdenin ölçüsünde, “çizgi” aracılığıyla, yani perde vasıtasıyla gerçekleşir.

Diğer tüm arzular yani “Dairesel arzular”, çizgiden yalnızca zayıf bir aydınlatma alır. Çizgi onları doldurur çünkü perdeleri olmamasına rağmen hala kısıtlama altındadırlar.

Bu nedenle, “çizgi” içindeki arzular aktif olarak işler: ışığı çekerler, çizgiyi doldururlar ve bu çizgi aracılığıyla “dairesel arzuları” doldururlar. Dairesel arzular egoistçe almak istemezler; onlar sadece ihsan etme uğruna ışığı çekemezler. Sonuç olarak, “Nefeş” adı verilen hafif bir aydınlatma alırlar.

Dairesel arzular çok geniştir; onlar, sonsuzluk dünyasının tüm arzularını kapsar. Ancak kısıtlamadan sonra, yalnızca “çok ince bir çizgi” üzerinden aydınlatma alabilirler. Çizginin ışığı, bir zamanlar dairesel arzularda var olan ışığa kıyasla kapasitelerine göre o kadar küçüktür ki, dev bir yüzme havuzunu tek bir bardak suyla doldurmaya çalışmak gibidir.

Bununla birlikte, bu onlara bir miktar yaşamsal enerji sağlar. Öte yandan, böyle bir aydınlatma almak onları daha hassas hale getirir ve daha derin içsel arzuları uyandırır. Yani, bu ışık arzuları yerine getirmez, aksine onların içinde doyuma ulaşma özlemini harekete geçirir.

Ve ıslahın sonuna kadar bu şekilde çalışırız. Bir arzuyu ıslah eder etmez, bir Zivug yaptığımda ve kendimi doldurduğumda, hemen düşüş için bir yer yaratırım. Her zaman ilerlemek için çalışırız, sonra düşeriz, tekrar çalışırız, tekrar yükseliriz, tekrar düşeriz. İlerleme böyle gerçekleşir.

Işıkla “Sohbet”

İnsan ışığın formunu, ihsan etme formunu edinmeye başladığında, kendisine dışsal görünen tüm dünyanın aslında kendisine sevgiyle yeniden bağlaması gereken kendi arzuları olduğunu görür. Onların kırılmanın bir sonucu olarak kendisinden ayrıldığını keşfeder. Ve onları yeniden birleştirerek, bu arzuların içindeki ihsan etme niteliklerini ve ardından onların içinde Yaradan’ı, ışığı ifşa eder.

Ve artık ışığın onunla nasıl oynadığını, bir “diyalog” yürüttüğünü ve bazen daha güçlü, bazen daha zayıf bir şekilde uyandığını görür. Ve kişi, buna uygun olarak, ihsan etme niteliğinin ne olduğunu öğrenmelidir.

Kişi daha fazla ışık aldığında, Yaradan’ın ifşası için şükretmelidir. Işık azaldığında, daha büyük bir ihsan etme fırsatına sahip olduğu için şükretmelisiniz ve eskisinden daha az aldığınızda, ne kadar ışık, berraklık veya ifşa alırsanız alın, şükranınızı azaltmamalı ve Yaradan ile ilişkinizi değiştirmeden sürdürmelisiniz.

Bu tür yükselişler ve düşüşler sayesinde, içinizde ifşa olan ışığın derecesine bakılmaksızın, ihsan etme içinde kalmayı öğrenmeye başlarsınız. Buna “iyiye olduğu kadar kötüye de şükretmek” denir. Dahası, maneviyattan uzaklaştırıldığınız için şükredersiniz, çünkü tam da “böyle çıkışlardan Tora ortaya çıkar” ve bunlar sayesinde ilerlersiniz.

Egoist arzu büyür ve kişiye Yaradan’dan uzaklaştığı hissini verir, yani kendi başına O’na yaklaşma fırsatını verir. Işığın artmasıyla ilerlemek yerine, artık kişi, ihsan etme arzularının artmasıyla ilerleyebilir.

Böylece kişi, üst ışığı ifşa eder ve tüm manevi kabını tamamen ifşa edene kadar, çeşitli ilişkiler içinde sürekli olarak onunla “konuşur”.

İyi Ve Kötü Var Mıdır?

Soru: Algımızdan bağımsız olarak, iyi ve kötü var mıdır?

Cevap: İyi ve kötü diye bir şey yoktur. Bu hisler, kişi onları doğru yöne, Yaradan’ın doğru algısına doğru ıslah edene kadar, yalnızca kişiyle ilgili olarak ortaya çıkar.

Bizim dünyamız tamamen özneldir. Sizin için iyi olan, benim için kötü olabilir. Bu yüzden sürekli birbirimizle fikir ayrılığına düşeriz.

Soru: Nasıl ortak bir anlaşmaya varabilirsiniz?

Cevap: Kendi üzerinize çıkarak! Ve orada tek bir ölçüm sistemimiz vardır – onlu. Orada herkesin tek bir algısı vardır. Bu farklı seviyelerde ama aynıdır.

Soru: Yani, siz ve ben egoizmimizin üzerine çıktığımızda, ikimiz de bunun iyi olduğunu mu söyleyeceğiz?

Cevap: Evet, aynı şeyi söyleyeceğiz, ancak bu, seviyemize bağlı olarak içimizde farklı derecelerde tezahür edecektir.

Gölgeler Dünyasından Işık Dünyasına

Tüm dünyamız, alma imgelerinden oluşur, çünkü haz alma arzumuzda, karanlık özümüzde hiçbir şey yoktur. Onun içine biraz ışık girdiğinde ve bu arzu ışık tarafından hafifçe etkilendiğinde, bu arzunun içinde çeşitli akışkanlar, dalgalar ve değişen akımlar ortaya çıkar.

Bunlar içimizde, duygularımızda ve zihnimizde bu dünyanın hissini oluşturur. Sonuçta, dünyamız gerçek realite değildir, içimizdeki arzuyu çok küçük, zayıf ve gerçek dışı bir biçimde hafifçe aydınlatan ışıktan, duygu ve zihnimizde hayal ettiğimiz şeydir; çünkü arzu ve ışık arasında hiçbir bağlantı yoktur.

Birleştiğimizde ve tüm parçalarından birlik gücüne sahip bir arzu oluştuğunda, o zaman ışık, parçaları arasındaki ayrımın üzerinde birleşerek arzunun içinde tezahür eder. Buna bağlı olarak, ışık arzunun içinde ifşa olur ve ardından arzunun içinde, kalbin ve zihnin içinde, ışığın, ihsan etme eyleminin gerçek formları ifşa olur.

Oysa bizim dünyamızda, sahte ihsan etme biçimleri, duvara resimler çizen karanlık gölgeler gibi, arzularımız ve düşüncelerimiz içinde ortaya çıkar. Bu nedenle, realitenin gerçek resmini edinmek için çabalamalıyız.

Aydınlanmaya Ulaşmak

Kabalistik metinleri okuyarak, Kabalistler tarafından doğadan elde edilmiş katı yasalara göre, üst gücü üzerimize çekeriz. Onlar bu gücün, sistemin baş kısmı olan ve Atzilut dünyasının “Roş”u olarak adlandırılan, bir sistemden kaynaklandığını açıklarlar.

Peki, bizler bu gücü nasıl çekebiliriz? MAN olarak adlandırılan, birleşik arzumuz aracılığıyla. Tora ’da bu, “gökten inen manna” olarak tarif edilir.

Kabala’da, sonuçlarını içimizde hissetmeye başlamamız gereken gerçek manevi eylemlerde bulunuruz. Bu bizim birliğimizi anlamamıza, onu hem arzulamamıza aynı anda onu arzulamamamıza yardımcı olur.

Başka bir deyişle, egoist gücümüz büyümeli ve aynı zamanda onun üzerinde özgecil güç de büyümelidir. Her ikisi de içimizde – aşağı ve yukarı doğru-  gelişir ve Sina Dağı olarak bilinen, ortak egoizmimizin üzerinde birliği hissetmeye başladığımız manevi bir kap oluşturur. “Sina” kelimesi, karşılıklı reddi simgeleyen İbranice “Sina” “nefret” kelimesinden gelir.

Musa gibi, biz de bu nefret dağını, Sina Dağı’nı aşmalı, birbirimizle birleşmeli ve Yaradan’ı ifşa edip, O’nu bilir hale gelmeliyiz. Bunun gerçekleşebilmesi için, altımızda kocaman bir karşılıklı nefret ve reddediş dağı oluşmalıdır. Buna rağmen, birlik ve sevgiye ulaşma çabasıyla onun üzerine yükselmeliyiz.

Bu koşula ulaştığınızda, “Sina Dağı’nda kırk gün” olarak adlandırılan bir adaptasyon ve kendini ıslah etme safhasından geçersiniz. Bu, ihsan etme niteliği olan Bina seviyesine karşılık gelir. Bu safhada, topluluğun tüm üyeleri arasında yapışmaya ulaşır ve onun içinde, üst gücün tezahürünü hissetmeye başlarsınız.

Bu gücün yardımıyla, topluluk içinde kendinizi ıslah etmeye devam edersiniz, böylece daha da ilerlersiniz. Aranızda, dağcılar gibi etkileşime girdiğiniz ve birlikte ilerlediğiniz, gerçek bir sistem ortaya çıkar. Hedefinizi bilir, yolu anlar, birbirinizi destekler ve manevi olarak “gören” oluyorsunuz. Ulaşmamız gereken durum budur.

Everest’ten Daha Yükseğe Nasıl Tırmanılır?

Soru: Birçok insan dünyanın en yüksek zirvelerinden biri olan Everest’i fethetmek istiyor. Everest Dağı’nın deniz seviyesinden yüksekliği 8.848 metreye ulaşıyor. Dağcılar ve bilim adamları, dağın bu yüksek bölgesine “ölüm bölgesi” adını vermişler.

İnsan neden bu ulaşılmaz zirveleri fethetmek için çabalar?

Cevap: Bu bir spor, bir oyundur; başkaları gibi, bunu yapabileceğinizi kendinize kanıtlamaktır. İnsanda, kendini doğanın üstünde konumlandırma arzusu vardır.

Soru: İnsan bir dağı fethetmek, daha yükseğe ulaşmak, daha iyi olmak ve insan gücünün sınırlarını aşabileceğini kendine ve başkalarına kanıtlamak için çabalar. İçsel manevi yükselişinde daha yükseğe çıkmak, daha iyi olmak, zorlukları aşmak ve pes etmemek için ne yapmalıdır?

Cevap: Genel olarak insan, zirveleri fethetmek, doğanın üzerinde olmak, kendi üzerine çıkmak ve en kritik noktada kendini fark etmek ister. Bu bir insan özelliğidir.

Tabii ki, bir hayvan oraya gitmeyecek. O, neyin daha iyi neyin daha kötü olduğunu mükemmel bir şekilde anlar ve her zaman maksimum konfor için çabalar.

İnsan içinse, tam tersine, en yüksek konfor alanı bile, eğer hâlâ kendini bir birey olarak kanıtlama fırsatı varsa, hiçbir şey ifade etmez. Çünkü insanın içinde cansız, bitkisel ve hayvansal doğa seviyeleri vardır; ancak bunların da üstünde, onda bir insan seviyesi bulunur.

Soru: Onu rahatsız eden ve tüm bu tehlikelere iten insan seviye nedir?

Cevap: Doğanın üzerinde olmak ister. Onun içinde insan denen ek bir nokta daha vardır. Ama bu, içindeki hayvanın içinde bulunur. Bu nedenle, içimizdeki insanı geliştirdiğimizde, hayvan acı çekmeye başlar: “Neden evrende beni, hayvanı değil de, benden üstün bir şeyi düşünüyorsun?” Sonra bir çatışmaya gireriz: insan yukarı doğru çabalar ve hayvan ölür.

Eğer insan gerçekten içindeki hayvan seviyesinin üzerine çıkmayı hedefleseydi, okyanusları geçmez, dağ zirvelerine saldırmaz veya denizin derinliklerine inmezdi. Hayatın anlamı bu yerlerde bulunmaz; o, kişinin içsel doğasını ve çevresini fethetmesinde yatar.

Soru: Kabala bakış açısından, doğa seviyesinin üzerine çıkmak ne anlama gelir?

Cevap: Doğa seviyesinin üzerine çıkmak, kişinin egoizminin üzerine yükselmesidir. Çünkü egoizmimiz içimizde üç seviyede mevcuttur: cansız, bitkisel ve onun üzerine yani egoizmin üzerine çıkmak için hayvansal seviye, bu da komşusundan nefret etme koşulundan komşusunu sevme koşuluna geçiş demektir.

Soru: Dış zirveleri veya dış derinlikleri fethetmek neden daha kolaydır?

Cevap: Bu, egoizmin daha da büyük bir yükselişidir, onu daha yükseğe çıkarma arzusudur! Bununla gurur duymak isterim: “Bana bakın! Hayvanım, hiçbir hayvanın tırmanmadığı yere tırmandı ama ben tırmandım!”

Bunda insana dair ne var? Hiçbir şey! Eğer bir araba bunu yapabiliyorsa oraya gitmemin ne anlamı var?

Soru: Büyük bir Aikido topluluğunun başkanıyla görüştünüz. Sohbet sırasında, Kabala’nın insan ile Tanrı arasındaki inanılmaz dikey bağlantıdan bahsettiğini söyledi.

Bir kişinin gelecekte ne olacağını tahmin etmesine yardımcı olan bu bağlantı nedir: bir düellonun sonucu mu, olayların sonucu mu?

Cevap: Bu, kişinin doğasının üzerine çıktığı zamandır. “Ben “imin var olduğu her yönden, bunun açıkça farkında olduğumda, onun üzerine çıkmaya çalıştığım zamandır. Ama bunu yapmak için yukarı tırmanmam ya da aşağı inmem gerekmez. Bunu yapmak için sadece içsel bir potansiyele, kendimden çıkma arzuma ihtiyacım vardır.

Bunu yapmama izin vermesi için doğadan yardım isterim. Bu şekilde, fiziksel olarak yapmaya çalışmak yerine onu aşarım.

Soru: “Ben “in ötesine geçmek ne anlama gelir?

Cevap: Egoizmin ötesine, başkalarından nefret etmekten başkalarını sevmeye geçmektir.

Soru: Birçoğu bunu memnuniyetle karşılıyor. Neden uygulamak istemiyorlar?

Cevap: Bu çok, çok zordur. Doğru bir şekilde uygulamak için sadece bir metod değil, tüm dışsal koşullar gerekir. Bu kolay değildir.

Tıpkı Everest Dağı gibi, birçok insan tırmanmak ister ama çok azı başarılı olur ve hatta birkaç metre kala ölürler.

Ancak ben, egoizm ile sevgi arasındaki potansiyel geçişi, bu engeli kelimenin tam anlamıyla aşabileceğimiz bir insanlık ve doğa koşuluna doğru ilerlediğimizi hissediyorum.

Soru: İhtiyacımız olan şansı ne getirecek?

Cevap: Bu manevi yükselişi aşmamıza ne yardım edecek? Amacın yüceliğinin ifşa olması. Bu, bize yüce ve özel olarak ifşa olacak ve o zaman biz de ona yükselebileceğiz.

Kabala’da Yaratıcılık

Soru: Herkesin kendine özgü yetenekleri vardır: biri tasarımcıdır, biri sanatçıdır, biri iyi yazar. Bu nitelikleri kendinizde nasıl keşfedersiniz?

Cevap: Başkalarına karşı vericilik ve kapsayıcılık niteliğini geliştirmek için doğru bir şekilde çalışırsanız, bu tüm dünyayla mutlak bir etkileşim duygusu geliştirmenize yardımcı olur, yeteneklerinizi nasıl gerçekleştireceğinize dair çok net ipuçları görürsünüz. Bunlar kesinlikle içinizde açılacak ve tam da kendinizi geliştirmek için kullanabileceğiniz şekilde olacaktır.

Örneğin, ben belirli bir şekilde ders verir, çizer, yazar ve betimlerim; kendimi bu şekilde ifade ediyorum. Siz kendinizi farklı bir şekilde ifade edersiniz ve başkaları da kendilerini farklı bir şekilde ifade eder.

Soru: Peki bu, genel anlayış sistemini tamamlar mı?

Cevap: Eğer ruhtan geliyorsa, kesinlikle tamamlar, çünkü tüm ruhlar ortak bir sistemdir. Bu nedenle, kendinizi ruhunuz aracılığıyla ne kadar çok ifade ederseniz, ortak ruhun, Adem’in o kadar ayrılmaz bir parçası olursunuz.

Soru: Dışarıdaki bir insan, genel sistemden geldiğinde bunu daha mı çok hisseder?

Cevap: Evet. Dolayısıyla, kişinin egoizm karşıtı bir şekilde kendi üzerinde çalışma becerisine uygun olarak, gelişmesine, yani sanatta, edebiyatta, resimde veya sinemada, fotoğrafçılıkta, videoda, hatta liderlikte kendini göstermesine izin vermek gerekir; bu da bir tür yaratıcı faaliyettir. Ancak aynı zamanda, bunun bencillik düzeyinde değil, onun üstünde olduğundan emin olmalısınız.

Soru: Bunu nasıl belirleyebilirsiniz?

Cevap: Bu, insan için ilk etapta neyin önemli olduğuna bağlıdır: sanatta ilerlemek veya gelişmek, yükselmek veya liderlik etmek vb. gibi.

Yorum: Ancak bazen bu durum kişiyi o kadar bunaltabilir ki, bunu bir amaç uğruna yaptığını düşünür…

Cevabım: Bunun için çevre vardır, onu koruyabilecek ve düşmesine izin vermeyecek bir lider.

Yorum: Kabala’da kişi prensip olarak iradesine karşı çalışmalı, zorla yaptığı bir tür çalışmayı üstlenmelidir. Ama bu durumda, işe yaramayacaktır. Diyelim ki kişinin yazma yeteneği var, ama ona mutfakta doğraması için bir şeyler verilir.

Cevabım: Kişi her halükarda yazacaktır ve hiçbir yere gitmiyordur. Hâlâ kendini ifade etmeye sahiptir. Ruh ebedidir ve kendini aşacaktır. Hayat, her zaman bir tür açık bulup kendini gösterecek en büyük güçtür.

Yorum: Bir insanın bencilliğinin ne kadar güçlü olabileceğini bilirsiniz…

Cevabım: Hayır! Önemli değil! Yine de, gelişim ve evrim, ruhun bedenin üzerinde tezahür edeceği gerçeğine doğru ilerliyor, çünkü bu en yüce kaynaktır. Bedenimiz sadece küçük bir hayvansal parçadır. Bu, evrim süreci boyunca yavaş yavaş kendini gösterir. Hayvanlar evrimleşmez ama insanlar evrimleşir.

“İçimizdeki insan”, nesilden nesile büyür ve yavaş yavaş insan parçasının bu hayvansal insandan giderek daha fazla büyüdüğü noktaya gelir. Ve şimdi devrim niteliğinde bir dönüşüm, bir sıçrama yaşıyor. İçimizde, bu hayattan daha üstün olan manevi bir unsur kendini göstermeye başlıyor. Bir yandan bu hayat küresel bir felaket olarak görünür hale gelirken, diğer yandan da manevi yönümüzü ifşa etme fırsatına sahibiz. Bu bizim neslimizdir.

Ayna İlişkiler

Soru: Erkek ve kadın arasındaki ilişki hakkında konuşurken, “ayna ilkesi”nden bahsettiniz. Buna göre, ben egomu eşime yansıttığım için onda kendimin bir yansımasını görüyorum. Bu ne anlama geliyor? Eğer kocamın bana değer vermediğini düşünüyorsam, bu benim kendime değer vermediğim anlamına mı geliyor?

Cevap: Neden ondan daha fazla takdir bekliyorsunuz? Özünde, bu tatmini gerektiren şey sizin egoizminizdir. Peki, egoizmin üzerine çıkıp bu tür taleplerde bulunmazsak ne kazanırız?

Birincisi, bunu yaparak partnerimiz tarafından değersizleştirildiğimizi hissetmeyeceğiz. İkincisi, bu sayede yeni bir nitelik kazanırız. Saygı ve güç talebi, tam tersini ortaya çıkarır: belirli bir egoist niteliğin üstesinden gelip onu aşmaya başladığımda, onun tam tersi bir nitelik kazanırım. Bu, bana yeni bir araç, dünyaya karşı yeni bir tutum kazanmamı sağlar.

Örneğin, daha önce partnerimden ilgi ve saygı talep ediyorsam, şimdi taleplerimde daha mütevazı olurum. Sonuçta, objektif olarak baktığımda, onun bana gayet normal davrandığını anlarım; sadece egoizmim beklentilerimin çıtasını yükseltmiştir. Öyleyse kabul edelim ve egoist taleplerimizi azaltalım.

Eşimin dikkatli, anlayışlı olmasını ve verdiği sözleri tutmasını isterim; ev işleriyle ilgili her şeyde bitmek bilmeyen “suçlamalarına”, ilgi alanlarımı ihmal etmesine, sevgi ve ilgi göstermemesine son vermek isterim. Sonuçta, yıllar geçtikçe koca, karısını arayıp nasıl olduğunu sormaya daha az vakit ayırıyor, onunla daha az ilgileniyor. Dolayısıyla, şikayetlerimi azaltırsam, şikayetlerimi saymaz ve kendim üzerinde çok çalışırsam – çünkü bu benim için hala çok önemli – o zaman aramızdaki eski, bozulmuş bağı ortadan kaldırırım.

Abartılı taleplerin üstesinden gelir ve partnerimle, tıpkı bir annenin çocuğuna olan sevgisi gibi, sevgiyle ilişki kurarım. Çabalarıma rağmen onun tarafında hâlâ “suç” olsa bile, “Sevgi tüm suçları örter” ilkesine bağlı kalırım.

Partnerimin de bizim derslerimizin çerçevesine katılmış olduğunu göz önünde bulundurarak, ona nasıl yardımcı olabilirim? Ona bir örnek veririm ve onda da aynı karşılıklı ilişkiye hazır olma isteği uyandırırım. Böylece, burada yeni bir hayata davet vardır. Esasen, partnerimden yeni bir tutum almak için kendimi açarım. Ve bu tutumu egoistçe değil, aksine, burada önemli olan ikimizin de egoizmin üzerine çıkarak ilişkimizi karşılıklı olarak geliştirmemiz ve birbirimizi desteklememizdir.

Örneğimle partnerimin egoizmin üzerine çıkmasına yardımcı olurum. Çaba gösteririm, doğal, temelsiz, egoist dürtülerimizin üzerine çıkarsak hayatın ne kadar güzel olacağı hakkında onunla konuşurum. Ve sonuç olarak, karşılıklı örnek ve karşılıklı destek bizi yukarı taşır.

Dahası, artık her birimiz dünyaya doğru, mantıklı ve boyun eğmeye hazır bir şekilde bakarız. Tekrar tekrar, dünyayı kendimle karşılaştırdığımda mükemmel bir şey olarak görürüm. Yeni bakış açısı, onu mükemmel bir doğa olarak görmemi sağlar. Artık sadece partnerimle ilgili değil, tüm dünya benim aynam olur.

Bu, bir tür psikolojik eğitim, en üst düzeyde psikolojik bir metottur ve kişinin gerçekliğe, dünyaya, aileye ve partneriyle ilişkilerine dair yeni bir algıya yükselmesini sağlar; bu, daha önce sahip olmadığımız bir algıdır.

Elbette bunu önce ailede uygulamalıyız ve sonunda yeni bir dünya, yeni ilişkiler kuracağız. Ve burada karşılıklılık şarttır. İkimiz de, iki egoistin içlerinde gelişen egoizmi doğru bir şekilde kullanmaya çalıştığı küçük bir “laboratuvar” gibi bir şeyi temsil ettiğimizi anlamalıyız. Bizim neslimizde egoizm o kadar büyüdü ki her şeyi mahvediyor ve biz onu bir kaldıraç olarak kullanıp hayatın devam etmesini sağlayacak sağlıklı ilişkiler kurmak istiyoruz. Aksi takdirde bizi sadece yıkım bekliyor.

Egonun Üstünde Mi, Egonun Altında Mı?

Soru: Kişi sıklıkla psikolojiyi işin içine katar ve içsel bir çalışmayla meşgul olduğunu düşünür. İçsel çalışma, psikolojiden nasıl ayırt edilebilir?

Cevap: Psikoloji, egoizminizle çalıştığınız, manevi çalışma ise egoizminiz üzerinde çalıştığınız zamandır.

Manevi çalışmada, başkalarının arzularını dikkate alır ve kendinizi aşmaya ve diğerlerinin içinde var olmaya çalışırsınız. Sizin için neyin önemli olduğunu tanımlayan Kabalistik çevrenin değerlerini kabul eder ve ondan aldığınız yönergeleri hayata geçirmeye çalışırsınız. Manevi çalışma, egonun üstündedir çünkü çevrenin arzularıyla çalışırsınız.

Psikolojide, kendi egonuzun içinde çalışır, kendi içinizde neyin önemli neyin önemsiz olduğunu, nasıl düşündüğünüzü ve nasıl etkilediğinizi çözersiniz.

Manevi gelişim, sürekli olarak kendinizden şüphe duymaya, ileri geri atlamaya ve böylece kendinizi incelemeye dayanır. Manevi gelişim, sürekli olarak içe dönüp kendinizi daha fazla anladığınız öz-bilgidir. Sonuçta, tüm algı sizin içinizdedir, dünyalar sizin içinizdedir, sonsuzluk dünyası sizin içinizdedir, tüm evren sizin içinizdedir.

Soru: Peki, kendi içimde bir gezegene nasıl ulaşabilirim?

Cevap: Ah! Perdenizdeki belirli bir noktanın Ay, diğerinin de Güneş olduğunu göreceksiniz. Bunlar, tıpkı bilgisayar ekranınızda bir resim gördüğünüz gibi, içinizdeki güçler tarafından içinize çiziliyor.

İçsel perdenizde, 613 güç vardır ve bunların vektörel birleşimi sizin için genel resmi çiziyor. Hepsi bu, başka hiçbir şey yok. Tıpkı şu anda konuşurken, siz beni bilgisayar ekranınızda görüyorsunuz, ben de sizi kendi ekranımda görüyorum. Kesinlikle aynı şey.

Şu anda ofisimde oturuyorum ve dışarıdaki bir düzine başka yeri görebilmemi sağlayan bir cihazım var. Bunlar benim gözlerim. Bu cihaza o kadar alıştım ki, sanki binanın dışında, koridorda, başka bir bölümde, bir derslikteymişim gibi, bedenimin bir parçası gibi hissediyorum. Bu yerlerde yaşıyorum. Bu cihaz gözlerimden ne kadar farklı? Hiç farklı değil.

“Ya Beni Islah Et Ya Da Öldür”

Soru: Dostlarım ve ben Yaradan’a şöyle bir talepte bulunmalıyız: “Ya beni ıslah et, ya da beni öldür.” Ama kalbime baktığımda, çevrenin etkisi sayesinde, tepsiyle yürümek için eğitilmiş bir kedi gibi olduğumu görüyorum; fakat bir fare geçse peşinden koşarım. İçten gelen bir arzuya nasıl ulaşırım?

Cevap: Bu yalnızca üst ışığın etkisi altında mümkündür. Kendi başına başarabileceğinizi mi sandınız?!

Soru: Arzu, ışığın harekete geçmesini sağlayacak şekilde mi olmalı?

Cevap: Hayır! Siz böyle bir arzuya sahip olamazsınız. Nereden gelecek?! Siz doğanız gereği bir egoistsiniz. Eğer biraz olsun kendinizi diğer egoistlerin önünde iptal ederseniz, Yaradan sizin bu karşılıklı iptal olmanıza yanıt verecektir.

Onlunun merkezinde herkesin kendini iptal ettiği böyle bir alan oluşturduğunuzda, orada boş bir yer açılır, beyaz bir nokta oluşacaktır. Yaradan işte orada etki eder.

Soru: Yani sonunda “Böyle bir hayattansa ölmek daha iyidir” gibi bir arzuya mı ulaşacağız, yoksa bu imkânsız mı?

Cevap: Birbirinize ne kadar ilerlediğinizi gösterdiğiniz zaman, kıskançlık sayesinde birleşme arzusuna ulaşacaksınız. O zaman egonuz sizi farklı olmaya zorlayacak.