Category Archives: Egoizm

Egoizmin İki Yüzü

Herkes İçin Zohar, VaYetze, 23-24. maddeler: SAM’ın dişisine “yılan”, “kötü kadın”, “bütün bedenlerin (şehvetin) sonu” ve “günlerin sonu” denir.

Erkeğin Ruah’ına yapışır ve insanları baştan çıkarmak için caddelerin ve yollarının başında duran nahoş bir kötü kadın gibi birçok süsle süslenir.

Bu, yalnızca onun, Tanrı’nın yolunda yürümeye başlayan ve onun tuzağına düşebilecek kişilere ihtiyacı olduğunu öğretir.

Bu, egoizmimizle, geçici küçük hazlara kendini kaptıran ve onları bir amaç olarak gören arzumuzla ilgilidir. Yani bedenimizin var olması için ona normal fizyolojik tatminleri vermeliyiz.

Biz de onun için gereken ölçülerde veririz. Örneğin, bir atı önce besleyip sonra kullanmanız gerektiği gibi. Burada da durum aynıdır, vücuda biraz tatmin vermelisiniz ki daha sonra normal şekilde çalışıp fiziksel olarak var olabilsin. O zaman bu, gerekli olduğu için kötü bir şey sayılmaz. Bu nedenle Kabala, kişinin önce bunu düşünmesi gerektiğini söyler, şöyle yazıldığı gibi, “Ekmek yoksa Tora da yoktur.”

Egoizminize sizi ileriye götürmesi gereken bir motor gibi değil, bir binici gibi oturup onu kontrol ederseniz o zaman iyidir; ama sizi kontrol eden bir eşek gibi davranırsanız, o zaman kötüdür.

O zaman bu egoizm, bu dünyadan ve belki de manevi dünyadan daha fazlasını kapmak için bekleyen bir kötü kadın gibi olur. Bir insanın tüm özlemlerini, tüm arzularını, tüm düşüncelerini, kişinin doyum alacağı ve hemen tekrar boş hissedeceği şekilde yaşamak için kullanmaya çalışır.

Hiçbir şeyin sonsuz olmadığını, her şeyin geçici olduğunu ve sonunda sadece boşluk getirdiğini biliyoruz. Bu nedenle kaynaklar, egonuzun, birlikte ilerlediğiniz sadık bir eş, sadık bir silah arkadaşı olduğunu söyler; yani size yardımcı olduğunda egoizmle doğru çalışıyorsunuzdur, hedefe ulaşma yolunda size sadıktır.

Bir de kötü kadın vardır, sadece sizden faydalanmak, kendisi için fırsattan istifade etmek ister, kim olduğunuz, ne olduğunuz, ne hedeflerinizin olduğu umurunda değildir, sizinle birlikte hedefe doğru yürümez. Bir şeyler koparmak, içkiye harcamak, beğenilmek, kumar oynamak ve tekrar bir başkasına, yani bir sonraki arzunuza geri dönmek için yanınızdadır.

Doğal olarak, kişi tüm arzulardan, tüm niyetlerden ve tüm olasılıklardan oluşur. Bu nedenle, kişi kendini korumalıdır ki böylece bu “kötü kadın” yani onun hayata karşı tutumu, gerekli şeylerin sınırlarını aşmaz ve onu kesinlikle yabancı, geçici hedefler, tatminler ile meşgul olmaya ve hayatını bu şekilde yakmaya götürmez.

Ne Ben Senin İçinim Ne De Sen Benim İçinsin

Soru: Yaradan Sodom ve Gomorra’yı yok etmek istediğinde, İbrahim onları korumaya çalıştı. Sodom kuralı: benimki benim, seninki senin denen bu ilişki nedir?

Cevap: Benimki benim ve seninki senin, kesinlikle anti-özgecil bir ilişkidir, gerçi bu bir suç değildir, onun gerçek, yalın formunda bir egoizm niteliği yoktur.

Ancak, böyle bir ilişki ile hiçbir şeyi düzeltemem. Bu nedenle, bu nitelik Tora’da Yaradan’ın tam tersi ve kurtulmak gerekilen bir nitelik olarak belirtilir.

Soru: Ama egoizmimiz için bu en rahat durum mu?

Cevap: Hayır, egoizm için rahat değil çünkü diğerinden almıyorsun. “Seninki senin, benimki benim” diyorsunuz.

Ben sana dokunmuyorum, sen bana dokunmuyorsun.

Yorum: O zaman savaşlar, çatışmalar olmadan var olurduk.

Benim cevabım: Ancak bu tam da böyle bir durumun tamamen bir çıkmaz sokak olması gerçeğinden kaynaklanmaktadır, ne ben senin içinim ne de sen benim içinsin,  hiçbir şekilde birlikte değiliz.

Dolayısıyla bu durumda kalmak, hiçbir şekilde düzeltme yapılmaması anlamına gelir. Bu nedenle, bu araç hedefe ulaşmak için kullanıma hazır değildir. Sonuçta, yaratılışın amacı herkesi birleştirmektir.

Sodom’un bir insandaki niteliği, yaratılış planının tam tersidir. Bu nedenle Yaradan bu şehirleri yok etti.

“Haman” Niteliği

Soru: “Oznei Haman” (Haman’ın kulakları) ile “Kisim Haman” (Haman’ın cepleri) arasındaki bağlantı nedir?

Cevap: Haman’ın kulakları, kendi tatminimiz uğruna bir şeyler vermeye hazır olduğumuzda, Malhut (egoizm) için çalışan Bina niteliğini sembolize eder. Bu çok karmaşık bir egoizmdir: almak için vermek. Daha fazlasını almak için bir şeyler vermeye hazırımdır.

Ve Haman’ın cepleri, yerine getirmek istediğim tamamen egoist arzulardır.

Haman niteliği içimizde çok akıllıca çalışır. Haman, bizim için birçok sorun yaratan insanlar olduğunu ve ne yapacağımızı bilmediğimizi söyler. O, kralı devirmek istiyor vs. Yani, Bina’nın niteliklerini, ihsan etme niteliklerini kullanır. Sözüm ona iyilik yapmak istemektedir. Ve bu nedenle, bu insanların yok edilmesi gerektiğine inanır.

“Hepimiz Tek Bir Bilinç Miyiz?” (Quora)


Doğa, insanlıkla tek ve bütün bir sistem olarak ilişkilidir. Ancak şu anki bakış açımız parçalanmıştır çünkü duyumlarımızda doğanın bütünlüğünden kopmuşuzdur.

Doğa saf özgecil bir niteliktir, oysa bizim doğamız bunun tam tersidir – bencildir. Başka bir deyişle, doğa bizimle bir verme ve sevme tarzında ilişki kurar ve birbirimizden ve doğadan zevk almak istediğimiz yerde tavrımız zıttır.

Buna göre, doğa bizimle tek bir bütün olarak ilişkili olsa da, bizler böyle bir ayrım yapmayız ve doğaya karşı sürekli bir karşıtlık içinde var oluruz. Doğaya olan karşıtlığımız, yaşadığımız tüm sorunların ve acıların da sebebidir.

Bununla birlikte, doğa bizi, egoizmimizin doğanın özgecil niteliğiyle değiştirileceği bir duruma geliştiriyor ve o zaman tamamen kendimizi – tüm insanlığı – tek bir bilinç olarak algılayacağız. Bilinçteki bu değişime ulaştığımızda, doğanın yasalarına uymaktan gelen yeni, uyumlu bir varoluş keşfedeceğiz.

Şu anda bireyci egoist bilincimizden doğayla dengelenmiş özgecil bir bilince geçiş içindeyiz, ancak arzularımız böyle bir seviye için henüz yeterince olgunlaşmadı.

Bilinçteki bu kaçınılmaz değişime yardımcı olmak ve hızlandırmak, böylece onu zevkle ve farkındalıkla deneyimlemek için, bağ kurma bilgeliğini öğrenmemiz gerekir. Bağ kurma bilgeliği, doğanın özgecil bir şekilde nasıl işlediğini, doğamızın nasıl zıt olduğunu ve kendimizi ayrı egoist varlıklar olarak algılamaktan kendimizi doğayla dengelenmiş tek bir sistem ve ruh olarak algılamaya nasıl geçebileceğimizi açıklar. Böyle bir öğrenme olmadan, insan egosu doğaya karşı büyümeye devam edeceğinden, hayatımıza daha fazla acı ve problem girmesini bekleyebiliriz.

“Aşı Savaşları, Öğrenmediğimizi Gösteriyor” (Linkedin)

Covid-19 aşılarına erişimi olan ülkeler vatandaşlarını aşılamak için acele ederken, diğerleri virüsün ülkelerinde yıkıma yol açmasını çaresizce izledi. Bu arada, olacağını söylediğim gibi (patlak vermesinin başlangıcına kadar uzanan, konuyla ilgili gönderilerime bakın), yeni türler gelişti ve zaten en kötüsünü gördüklerini düşünen ülkeler yeniden istihdam edip veya sokağa çıkma kısıtlamalarını ve toplanmalara yönelik diğer kısıtlamaları yeniden uygulamayı düşünüyor.

Ülkeler diğer ülkelere aşı sağlayabilecekken bile, bunu yapmadılar. Daha da kötüsü, bazı hükümetler halkına aşı sağlayabilirdi, ancak bunu siyasi nedenlerle yapmamayı tercih etti. Bu aşı savaşları, hiçbir şey öğrenmediğimizi gösteriyor ve sonuç olarak, başka bir ders almamız gerekecek, muhtemelen daha acı verici bir ders.

Salgının başlangıcından bu yana sayısız kez yazdığım gibi, ilişkilerimizi değiştirene kadar virüs pes etmeyecek. Birbirimize karşı kötü niyetimiz onun enerji kaynağıdır. Ülkeden ülkeye seyahat ederken mutasyona uğraması ve giderek bulaşıcı hale gelmesi, onu devam ettiren şeydir, böylece daha önce sürü bağışıklığı sağlayan aşılar artık bunu sağlamamaktadır.

Ama öğrenmek yerine, neyi yanlış yaptığımızı düşünmek için ceza olarak odalarına (tecrite) gönderilen çocuklar gibi davranıyoruz. Ancak, gerekli sonuçları çıkarmak ve birbirimize kötü davrandığımızı kabul etmek yerine, eskisi gibi tekrar dışarı çıkmak, oynamak ve birbirimizle savaşmak için cezanın kaldırılmasını bekliyoruz. Artık bunu yapmamıza izin verilmeyecek. Hayatlarımızı, değerlerimizi, ilişkilerimizi ve bir bütün olarak hayatımızın amacını yeniden düşünmek zorunda kalacağız.

Belki de davranışımızın aptallığının en iyi örneği, aşılama çabalarını ele alma şeklimizdir. İlk olarak, bir aşı geliştirmek için küresel koordineli bir çaba başlatmak yerine, çok sayıda ülkede çok sayıda şirket bağımsız araştırmalar başlattı ve birbirleriyle rekabet etti. Açıkçası aşı, maliyetinin çok altında geliştirilebilirdi ve bu nedenle daha düşük maliyete yapılabilirdi. Bu, onu dünya çapında kullanılabilir hale getirecek ve dünya çapında bir aşı programını finanse etmek sorun olmayacaktı.

İkincisi, bazı ülkelerde aşı olduğu için ya kendilerine saklıyorlar ya da çok büyük bir kârla satıyorlar. Tüm insanlığın aynı ortak düşmanla savaşırken, birbirine karşı savaşan ordularla savaştığı ortaya çıkıyor. Bu, virüse, mevcut silahlara meydan okuyan yeni türler üretmesi için zaman tanır ve insanlığın onunla savaşma çabalarını etkisiz hale getirir. Kısacası, Covid virüsüne karşı savaşı çok öldürücü veya bulaşıcı olduğu için kaybetmiyoruz; çok bölündüğümüz için kaybediyoruz.

Bu bölünme bize daha fazla can kaybı, daha fazla ekonomik kriz ve hayatımızda daha fazla aksama ile çok pahalıya mal olacak. Covid’in benim problemim, senin problemin veya onların problemi değil, bizim problemimiz, hepimizin problemi olduğunu ne kadar çabuk öğrenirsek, pandemiyi bitirmenin bir yolunu o kadar çabuk buluruz. Ve bir kez Covid’e karşı nasıl işbirliği yapacağımızı öğrendiğimizde, umarız, bundan sonra tüm meselelerimizde böyle çalışmamız gerektiğini öğreneceğiz, çünkü bugün küresel köyde her sorun herkesin sorunudur.

İnsanlığın Manevi Gelişiminde İbrahim’in Rolü

İnsanlık, kendi yaşamına ve gelişimine mantıklı, gerçekçi bir tutum almaya başlayabildiğinde, Tora ortaya çıkmaya başladı.

Bu ilk kez Adam HaRishon zamanında, daha sonra antik Babil’de, Adem’den yirmi kuşak öğrenciden sonra, Babil’in manevi lideri olan ve dünyadaki yetmiş ulustan oluşan Babillilerin doğal egoist gelişimine karşı çıkan İbrahim’de oldu.

İbrahim bu sistemi anlamaya çalıştı, algılayabilecek hale geldi ve öğrencilerine aktardı. Babası Babillilerin büyük bir manevi lideriydi. İbrahim, onlara varoluşun manevi özünü açıklayarak Babil halkını yükseltmeyi başardı. Ona cevap verenler onu takip edip Babil’den ayrıldılar.

İbrahim, insanın, bencilliğine rağmen komşunu kendin gibi sevme ilkesine dayalı, tamamen birbiriyle bağlantılı bir sisteme, bilinçli olarak getirilebilmesi için tüm doğanın böyle yaratıldığını açıkladı.

Egoizm bize özel olarak verilmiştir, böylece birbirimize olan nefretten aramızdaki sevgi durumuna geçebiliriz. Esas olarak, fikir çok basittir, tüm anlaşmazlıkların üzerine sevgiyi inşa etmek. Onlara öğrettiği buydu.

İçinde bulunduğumuz küresel doğa, onun maddi ve manevi tüm parçalarını, sonunda bu duruma gelmek için zorunlu kılmaktadır. Bunu anlayan ve İbrahim’i izleyen Babilliler, kendilerini kendi aralarında bir bağ kurma anlamında “Yehud”, bağ kelimesinden gelen Yahudi olarak ya da dünyaya ve birbirlerine karşı egoist bir tutumdan özgecil bir tutuma geçenler anlamında  “Ever”, “Ma’avar” kelimesinden gelen İbraniler adını verdiler.

Böylece yetmiş küçük millete ek olarak, İbrahim’in önderliğinde, diğerleriyle birleşmeyen, ancak “Biz tek bir halkız” diyen bir topluluk meydana geldi. Kendilerine, Yaradan’a doğru anlamında “Yisra-El (Yaşar-El)” kelimesinden türeyen İsrail adını verdiler.

“Günümüzde Neden Bu Kadar Çok İnsanda Depresyon Var?” (Quora)


Depresyon, yaşam gücünden yoksun olma hissidir. İçinde bulunduğumuz zamanda, bize kendini göstermeye başlayan başka bir yaşam seviyesine geçiş içindeyiz. Bu, dünya çapında artan karşılıklı bağımlılık ve birbirine bağlılık olarak ifade edilir ki bizler bunu olumsuz olarak hissetmekteyiz çünkü doğanın bizi içine yerleştirdiği yeni koşullara nasıl uyum sağlayacağımızı henüz anlamadık.

Depresyon, yeni bir insani gelişim seviyesine girerken birçok insanın hissettiği önemli olumsuz hislerden biridir. Büyüyen karşılıklı bağımlılığımızı ve birbirine bağlılığımızı nasıl olumlu bir şekilde gerçekleştireceğimizi öğrenmemizi talep eden bir çağın içinde ne kadar çok gelişirsek, o zaman anlamsızlık, amaçsızlık, tükenme ve genel bir canlılık eksikliği gibi artan olumsuz duygularla kendimizi bu çağın gölgesinde daha çok hissedeceğiz. Bu olumsuz hislerin amacı, olumsuz hislerimizi olumluya çevireceksek, tutumlarımızda belirli bir değişimin olması gerektiğini bize bildirmek içindir.

Karşılıklı bağımlılığımızı ve birbirimize bağlılığımızı olumlu bir şekilde gerçekleştirmek için belirli bir değişiklik yaparsak, yeni bir yaşam gücünü hayatlarımıza davet edeceğiz: doğada yaşayan olumlu gücü. O zaman, depresyon, kaygı, yalnızlık ve stres gibi kişisel düzeydeki sorunlardan, sosyal, ulusal ve ekolojik düzeydeki sorunlara kadar yaşadığımız sorunlar dizisinin nasıl ortadan kalkacağını keşfedeceğiz.

Bir yandan eskimiş egoist, bireyci ve materyalist hayata yaklaşımımızı sürdürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak artan depresyon, yalnızlık, kaygı, stres ve diğer sorunlar başarısızlığımızı göstermeye devam edecektir. Bugün doğa üzerimizde bir tür evrimsel buharlı silindir gibi hareket ediyor ve bizi burada ne için olduğumuzu, nereye gittiğimizi ve egoist dürtülerimizin ötesinde nasıl pozitif bir şekilde bağlantı kurmamız gerektiğini anlamayı içeren farklı bir varoluş düzeyine yükselmeye zorluyor. İnsanlık, şimdi özellikle bu zorlukla karşı karşıya.

Dünya Egoizmle Sınırlı Değil

Dar odaklı niyetimizin ötesine geçebilseydik – her şeyi sadece kendi iyiliğimiz için yaparak (bilinçli ve bilinçsiz olarak, herhangi bir çabayla, zorla, her şekilde) – dünyayı kendi beş duyumuzla değil, sanki başka birinin duyuları aracılığıyla hissetmeye başlardık.

Dünyanın, diğer insanların duyu organları aracılığıyla algılanması bize tamamen farklı bir resim verir – üst dünya dediğimiz, egoist olanın üstünde, bencil olmayan. Ne de olsa kendimizden çıkmaya, kendi iyiliğimiz için olan niyetimizden çıkmaya ve kendi iyiliğimiz için olmayan niyetle bütünleşmeye başladığımız ölçüde, önceden bu güce kendi iyiliğimiz için hizmet ettiğimizi ve şimdi bu güce başkalarının iyiliği için hizmet ettiğimizi keşfederiz.

Başkalarının iyiliği için olan niyete Lişma denir.

Bu niyeti edindiğimizde, dünyayı, bize, varlığımıza, eylemlerimize ve arzularımıza bağlı olmayan, farklı şekilde görmeye başlarız. Bu dünyaya üst dünya denir. Neden? Bizim üzerimizde, bizden daha yüksek, bizim dışımızda olan güçleri, eylemleri görmeye başlarız çünkü bunlar bizim dar egoizmimiz ile sınırlı değildir.

Lişma denilen bu tam formda hareket etme imkanı, bizi sonsuzluk, mükemmellik derecesine götürür ve bize farklı bir dünyada, farklı bir alanda var olma fırsatı verir.

Soru: Yaradan burada nerede?

Cevap: Yaradan; onu kendi dışında edinmeye başladığı için kişiye bu durumda ifşa edilen ihsan etme ve sevginin genel gücüdür. Bu ölçüde, kısmen Yaradan olarak adlandırılan bu büyük alanla, onu yeni bir dünyada, yeni bir boyutta çevreleyen bu büyük güçle giderek daha fazla tanışır.

Neden Kıskançlık Kötü Bir Şeydir? (Quora)


Tüketimci ve materyalist değerlerin bizi sardığı bir toplumda, kıskançlığı genellikle kötü olarak hissederiz çünkü bu bizi birbirimize karşı olumsuz bir rekabete sokar. Şöyle ki, kıskançlık bizi diğerlerinden daha zayıf, daha küçük, daha yavaş ve genellikle daha kötü hissettirdiği için, biz kendimizi daha kötü hissederiz. Aynı şekilde kıskançlık, kendimizi başkalarından daha büyük, daha güçlü, daha hızlı ve genel olarak daha iyi göstermek için onları çiğnemeye hazır olmamıza da yol açabilir.

Kıskançlığı kendimize, egolarımıza bir darbe olarak hissederiz. Bizler, haz almak için egoist arzulardan oluşuyoruz ve kıskançlık, başkalarının bizden daha çok haz aldığını veya bizim hiç haz almadığımız konumlarda onların haz aldığını hissetmemize neden olur. Bu nedenle kıskançlık, kendimizi diğer insanların aldığı hazlardan yoksun hissetmemize neden olur ve onların artı hazları -daha iyi sağlık, daha başarılı ilişkiler, daha fazla zenginlik, saygı, şöhret, güç veya bilgi olsun- onları görünüşte bizim üzerimize çıkartır.

Öğretmenim Rabaş, gittiği her yerde pijamalarını giymeyi çok istediğini söylerdi çünkü pijamaları en rahat kıyafetleriydi. Öyleyse neden yapmadı? Bunun nedeni, belirli bir kıyafet standardını dikte eden bir sosyal kıyafet kuralına göre uygunsuz olarak kabul edilmesiydi. Özellikle bir rabbi olarak, toplum içinde pijama giyerek, dedikodu ve aşağılama konusu olurdu. Bu nedenle, topluma uyum sağlamak ve dedikodu ve aşağılanmadan kaçınmak için, pijamalardan çok daha az rahat olmasına rağmen, toplum içinde kabul edilebilir giysiler giyerdi. Böylece toplumda dedikoduya ve aşağılanmaya maruz kalmama korkusu sosyal hayatımızın büyük bir kısmına yön verir.

Ancak kıskançlık kendi içinde ve kendi başına kötü bir nitelik değildir. Kıskançlığın olumsuz mu olumlu mu olduğu, toplumun neye değer verdiğine bağlıdır. Genelde kıskançlığı kötü hissederiz çünkü toplumdaki egoist niteliklere değer veririz, yani toplumda “daha büyük, daha güçlü, daha hızlı ve daha iyi” – belirli bir maddi başarı düzeyine ulaşma yolunda rekabet edebilecek insanları ararız. Bunun yerine, bir toplumun daha birlikte, fedakâr, nazik ve sevecen olduğu bir yerde, pozitif sosyal bağı önde gelen bir değer olarak takdir edersek, o zaman üyeleri daha mutlu, daha güvenli ve daha kendinden emin olur – aynı şekilde kıskançlık da tersine döner ve olumlu bir nitelik haline gelir.

Başka bir deyişle, toplumu saran, öncelikle sosyal dayanışmayı ve birleşmeyi güçlendiren katkılara saygı duyan ve değer veren insanların olduğu, toplum yanlısı bir atmosfer olsaydı, o zaman daha fedakar, ilgili, kibar ve sevgi dolu görünen insanlara imrenirdik. Bağ kurmaya değer verdiğimiz için, toplumda yayılan değerlere karşı olacağı için bu insanları aşağı çekmenin bir anlamı olmazdı. Aksine kıskançlık, başkalarını algıladığımız şekilde, daha özgecil, ilgili, nazik ve sevecen olmak için kendimizi değiştirmek istememize neden olurdu.

Böylece kıskançlık yalnızca olumlu olmakla kalmaz, aynı zamanda insan toplumunu iyileştirmek için kendimizi daha iyiye dönüştürmede kilit bir faktör haline gelirdi. Mevcut materyalist dünyamızda olduğu gibi her türlü manipülasyon, sömürü ve istismara yol açan kıskançlık yerine, toplum yanlısı niteliklere değer veren bir toplumda kıskançlık, birbirimizi daha destekleyici, teşvik edici olmamıza ve birbirimizi önemsememize yol açardı. Sağlıklı bir rekabet ortamı yaratacak, toplum üyelerini başkalarına ve topluma fayda sağlayarak kendilerini gerçekleştirmeleri için motive etmeye ve ilham vermeye hizmet edecektir.  Böyle bir toplum o zaman yeni mutluluk ve refah seviyelerine doğru yol alacaktır.

Bu nedenle kıskançlık kendi içinde ve kendi başına kötü değildir. Kötü ya da iyi olup olmadığı, toplumumuza nüfuz eden değerlere bağlıdır. Değerlerimizi egoist, bireyci ve materyalist değerlerden özgeci ve toplum yanlısı değerlere değiştirmeyi öğrenirsek, kıskançlığımız bu özelliklerin toplumda yaygınlaşmasına hizmet edecek ve bu da bizi daha mutlu, daha sağlıklı, daha güvenli ve daha kendinden emin insanlar yapacaktır.

Twitter’da Düşüncelerim / 02 Haziran 2021

Dünyamızda sadece egoizmin üzerine yükselen İsra-El, irade (karar ve davranış) özgürlüğüne sahiptir. Aksi halde kişi, hayvansal egoizmi tarafından yönetilir.

Bu nedenle dünyayı, ihsan etme niteliğinde davranmak için seçimimize göre Yaradan tarafından kontrol edilen bir kuklalar dünyası olarak görmeliyiz …

Bizler, düşüncelerimizin ve ilişkilerimizin en yüksek güç olduğu kapalı bir doğa sisteminde varız!

İklimin bozulmasına ilişkilerimiz dışında hiçbir şekilde etki edemeyiz. Onlar yüzünden, daha kötüye doğru değişiyor ve onlar sayesinde daha iyiye doğru değişmeye başlayabilir.