Category Archives: Egoizm

“İnsan, Gezegenimizi Kendilerinin De Doğanın Bir Parçası Olduğunu Söyleyecek Şekilde Görebilecek Kadar Algısal Olabilir Mi? ” (Quora)

Bizler, insanlığın, doğanın, dünyanın ve evrenin bir parçası olduğumuzu anlamaktan aciziz. Doğuştan gelen egomuz böyle bir resmi görmemizi engeller.

Bizi çevreleyen her şeyi saran doğayı hissetmek için, sadece bilgiyi emen beş duyumuzun yardımıyla her şeyi içimize kabul ettiğimiz içe dönük bir gerçeklik algısından kendimizden çıktığımız bir duruma geçmemiz gerekir.

Özgecil bir dünya algısı ile gerçeklik algımızdaki böyle bir değişimi etkileyebiliriz.

Bu nedenle, şimdilik dünyanın küresel olduğunu ve dünyanın ayrılmaz bir parçası olduğumuzu göremiyoruz. Ancak egomuz bizi ileriye doğru iter ve acı çekerek çıkış yolumuzun olmadığını ve içinde yaşadığımız dünyayı anlamamız gerektiğini hissetmeye başlarız. Aksi halde, sonunda kendimizi yok edene kadar acı çekmeye devam edeceğiz.

Acı çekmek, zihnimizi geliştirdiği için bizi daha algısal yapar. Başlangıçta acı, ondan kaçınmamız için zihnimizi geliştirir. Sonrasında ıstırap bizi ayrılmaz ve bütünsel gerçekliğin farkındalığına getirir. Yavaş yavaş keşfederiz ki sonuçta tüm evrenimiz ve içindeki bizler, bir yasaya, genel bir doğa yasasına -sevgi yasasına sahip tek bir bütünsel sistemin parçalarıyız.

Bu nedenle bizim de bu yasaya eşit hale gelmemiz gerekir. Doğa tek bir organizma olarak çalışır ve bu anlayışa özgürce ulaşmak ve kendimizi kişisel durumlarımızın her birinde ayrılmaz parçalar haline getirmek için sadece bize özgür irade verilmiştir. Yakın gelecekte olacağını umduğum böyle bir duruma ulaştığımızda – o zaman (hayvanlar gibi yaşadığımız, sadece kişisel ihtiyaçlarımızı karşılamayı amaçladığımız) hayvansal seviyenin üzerine, (kendimizden çıkıp başkalarını memnun etmeyi amaçladığımız) konuşan seviyeye kadar yükseldiğimizi göreceğiz.

O zaman kendimizi küresel, birbirine bağlı ve birbirine bağımlı bir doğa gibi hissedeceğiz: her şeyi kucaklayan, ebedi ve mükemmel.

Sevgide Var Olmak

Soru: Fizikte bir nükleer patlamanın etkileriyle ilgili iyi bilinen bir olgu var. Süreci tam olarak bilmiyorum ama aynı yüke sahip iki proton bağlandığında birbirlerini itiyorlar. Ve eğer belirli bir kuvvet uygularsanız, kimi engelleri aşarsanız ve onları bağlarsanız, o zaman bir patlama meydana gelir ve enerji açığa çıkar.

Aynı şey insanlara da oluyor. Birbirleriyle birleşmeye çalışırken, önce aralarında bir reddetme olur ama bu engeli aşarlarsa birleşmeye başlarlar ve enerji açığa çıkar. Bu enerji nedir?

Cevap: Bu manevi enerjidir. İnsanlar bencilliği, karşılıklı reddetmeyi aşıp birbirlerine yakınlaşmaya çalışırlarsa, o zaman bu tamamen farklı bir koşuldur. Aralarında yenilenmeye, daha yüksek dünyayı, daha yüksek ilişkileri, ihsan etme niteliğini kıyafetlendirmeye başlarlar.

Bunlar fiziksel dünyamızda var olan çekim ve itme değil, ancak olumsuz, egoist özelliklerimiz üzerinde yaratmamız gereken çekim nitelikleridir. Her insanda bir nitelik vardır – egoizm olarak kabul edilen şeydir bu, yani kendini memnun etme arzusudur –  ki ya bir şeye yakınlaşma, ya bir şeyi reddetme vb ile tatmin edilebilir.

Kendimizde egoizmin nitelikleri üzerinde sevgi niteliği yaratmaya çalışırsak, o zaman sevgi niteliğinde var olmanın nasıl mümkün olduğunu hissetmeye başlarız. Bu varoluşa Yaradan’ın niteliği denir.

Üst Sevgiye Nasıl Ulaşılır?

Soru: Üst yönetim gücü sevgidir ve ona akılla ulaşılamaz. Ona nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Üst yönetim gücü sevgidir. Buna ancak kişinin kendi içinde geliştirdiği ölçüde ulaşılabilir. Bizim dünyamızda, koşullarımızda bu duygu hiç yoktur.

Dünyevi sevgimiz egoisttir. Bir kişinin diğerine karşı doğru, doğal, gerçek tutumu değildir. Bununla birlikte, Kabala bize içimizde gerçek sevginin niteliğini oluşturan üst ışığı, üst enerjiyi çekme fırsatı verir.

“Bugünün En Önemli Açıklanmamış Hikayesi Nedir?” (Quora)

İnsanlık gelişimine eski Babil’de başladı. Egoizmin insanlık içinde ilk kez alevlendiği yer burasıdır. Kabala bilgeliği, egoizmin sonucuyla birlikte o zamanlarda açığa çıkmaya başladı. Bu, egoizmin nasıl evcilleştirileceğini ve doğayla nasıl dengeye getirileceğini anlatan bir bilgeliktir. Ancak insanlık bu yola girmeyip bencilce gelişmeye devam ettiği için, Kabala ilmi insanlığın gelişiminin sonuna kadar gizlenmiştir. Bu konuda eski kaynaklarda 5000 yıl önce bile yazılanlar bunlardır.

Çağımızda, insanlık her türlü oluşum ve problemler vasıtasıyla egoist gelişimin sonuna gelmiştir. Şimdi ne kadar hatalı ve yanlış bir egoist gelişimin olduğunu görüyoruz. Şimdi bir kez daha, doğayla dengeyi sağlama metodunu kabul edemediğimizde, başladığımız yolun sonunu görmeyi hak ediyoruz. 5.000 yıl sonra egonun maksimum büyümesine ulaştık ve gelişimimiz boyunca ne kadar hata yaptığımızı görüyoruz. Böylece kendimizi o eski zamanlarda içinde bulunduğumuz durumda buluyoruz: Kabala bilgeliği yeniden ifşa oluyor ve onun yardımıyla doğa ile dengemizi yeniden kazanabiliriz – ama bu defa egoist gelişimimizin maksimum seviyesinde.

Geçmişte, gelişimimizi dengeleyebilmiş ve büyüyen ego ile birlikte yavaş yavaş gelişmeye, kendimizi doğayla karşılıklı sevgi içinde dengelemeye başlayabilmiştik. Ancak farklı bir yol izlemek istedik ve böylece Babil Kulesi’ni inşa ettik. Kaynaklar, insanların birbirlerini anlamaktan vazgeçtikleri, birbirlerine karşı nefretle ilerledikleri ve dünyanın farklı ülkelerine yerleştikleri o zamanları, bizim egoistçe nasıl “cennetlere ulaşmak” istediğimizi alegorik olarak anlatırlar.

Bugün bunun fayda sağlamadığını görüyoruz. Bununla beraber, bizler tek bir insanlığa, dünyanın her yerine yerleşmiş tek bir gruba aidiz. Biz yine de, hala aynı bu küçük sistemiz, aynı Babil uygarlığıyız, sadece sekiz milyar insanın büyüklüğüne ulaşmak için büyüdük. Bu önemli değil çünkü buna rağmen Kabala bilgeliğinin bahsettiği doğa ile denge yasasını uygulamakla yükümlüyüz. Kabala’nın bugün bu kadar talep görmesinin ve şimdi herkese ifşa olmasının nedeni budur: doğa ile dengeyi ve huzurlu ve uyumlu bir yaşamı elde etmenin gerçekten nasıl mümkün olduğunu insanlığa göstermek için.

“Dünya Olarak Nerede Yanlış Yaptık?” (Quora)

Ego sayesinde uyumlu ve huzurlu bir hayata kavuşabileceğimizi düşünerek yanıldık.

Yaklaşık 5.000 yıldır, eski Babil zamanından beri bencilce gelişiyoruz. Teknoloji, ekonomi, kültür ve eğitimdeki gelişmelerle mutluluğa ulaşacağımızı düşünüyoruz. Ancak, böyle bir düşüncede büyük ölçüde yanılıyoruz ve zamanımızda, inşa ettiğimiz şeyin çökmekte olduğunu görüyoruz. Yakında, bizi olumlu olan her şeye götüren teknik gelişmeyi hayal etmekten vazgeçeceğimiz bir duruma geleceğiz.

O halde kendimizi nasıl durdurabilir ve büyük felaketlere varmaktan nasıl kaçınabiliriz? Çözüm, insan bilincinin gelişmesinde yatmaktadır. Egoist gelişimin sonu ve bunun olumsuz tezahürlerine dair artan anlayışla birlikte, onlar hakkında felsefe yapmadan veya teorileştirmeden doğa yasalarının ne olduğunu da öğrenmemiz gerekiyor. Özünde, insanlığın kurtuluşunun, genel doğa yasasının bilgisinde, kullanımında ve gerçekleştirilmesinde yattığını anlamamız gerekir

Sünnet—Egoist Arzuların Reddi

Prophets, Joshua, 5:4: Joshua’nın sünnet olmasının nedeni de budur: Mısır’dan çıkan bütün halk, yani erkek olan, bütün savaş adamları, Mısır’dan çıktıktan sonra yolda çölde ölmüşlerdi.

Sünnet olmak, egoist arzularınızı kullanmayı reddetmek demektir. Kullanımlarının durdurulması Mısır’dan göçle başladı ve çölde sadece 40 yıl sürdü. Bu nedenle 40 yıl boyunca sünnetsiz nesiller doğdu.

Çünkü dışarı çıkanların hepsi sünnetliydi ama yolda, Mısır’dan çıktıktan sonra çölde doğanların tümü sünnet edilmemişti.

Bu insanlar, Mısır dışında doğdukları için Mısır’da yaşayanların sünnet etmesi gereken egoist arzuları kullanmadılar. Çölde, nitelik içinde, alacak hiçbir yerleri olmadığında, sadece gökten gelen manna denilen, Bina’dan kendilerine düşen MAN ile yaşadılar. İsrail topraklarına girme durumuna ulaşmak için kendilerini besleyerek bunca yıl bu şekilde yürüdüler.

Islah edemediğimiz en önemli egoist arzu sünnete tabidir. Onu sadece reddedebilirsiniz ve kullanamazsınız.

Eğer manevi nitelik olan Bina niteliğine ulaşmak istiyorsak, o zaman egoizmimizi kendi iyiliğimiz için kullanma hakkımız yoktur ve “sünnet derisi” olarak adlandırılan şey budur.

“İnsanlığın İhtiyaç Duyduğu Gelişimsel Sıçrama” (Linkedin)

İnsanlık, son on yılda şimdiye kadarki en hızlı temposunda gelişti. Bir zamanlar sadece yürümekle mutluyduk; ne zaman ki bu yeterince hızlı olmadı, arabayla seyahat etmeye başladık. Şimdi bu yetersiz ve uzaya seyahat etmek istiyoruz. Önümüzdeki bu yarışlardan herhangi biri gerçekten hayatımızı daha iyi hale getirdi mi? Muhtemelen getirmedi. Tecrübe gösteriyor ki, teknolojik gelişmeler yatırımcılar tarafından her zaman insan aleyhine kullanılmıştır. Akıllı varlıklar olarak insan evriminin bir sonraki aşamasında, gerçekten tatmin edici bir gelişmenin, insanlar arasındaki iletişim kodunda bir değişiklik gerektireceğini anlamak zorundayız.

Doğada sürpriz yoktur, hiçbir şey tesadüfen olmaz; her şey mutlak yasalara tabidir. İnsan ırkının gelişiminde bile, biz onları tanısak da tanımasak da, evrim yasaları ve güçleri iş başındadır. Bu evrimin bir sonucu olarak, duygusal ve zihinsel algılarımız zaman içinde değişir.

20. yüzyılda uzun bir yol kat ettik. Bilim ve teknolojide devrimler, savaşlar ve atılımlar yaşadık. Ardından internet devrimi geldi ve sosyal ağlar büyük bir sesle yayıldı. İnsanlık muazzam şekilde değişti. Fakat birkaç yıl içinde, kurduğumuz yeni sosyal ilişkilerin bize büyük zarar verme potansiyeli olduğu ortaya çıktı.

Sahte haber olgusu günlük hayatımızı işgal etti ve artık kişi dünyanın herhangi bir yerindeki insanlarla anında kavga edilebilir. Herkes her yerde sorun çıkarabilir, öfkeyi kamçılayabilir ve başkalarını gezegeni yakmaya teşvik edebilir.

Geçmişte, ülkelerin nükleer kapasiteleri var ise statükoyu ve sükuneti korumanın herkesin çıkarına olduğu açıktı. Bugün, yanlış bilgilerin yayılması gibi faktörler bir nükleer savaşa yol açabilir ve dünyayı bir anda yok edebilir. Ayrıca, tüm dünya bir ağ, çevrimiçi bağlantılı, bağlı olduğu için yalnızca belirli sınırlı ülkeleri etkileyecek kararlar almak artık mümkün değil.

Bu birbirine bağlı olma, kişisel düzeyde de mevcut. İftira, zorbalık, reddetme, yok etme ve utandırma insanları perişan eder ve insanları uç noktalara iter. Dedelerimiz, altında yaşadığımız strese tanık olup değerlendirebilselerdi, ne yazık ki şimdiki hayatımızın, daha az gelişmiş olduğumuz zamandan daha kötü olduğunu söylerlerdi.

Önümüzde, insani egoist gelişimimizin maksimuma ulaştığının farkına varma görevimiz var ve var olmaya devam etmek için bizi ileriye götürecek yeni bir itici güç geliştirmemiz gerekiyor. İçinde bulunduğumuz durumu ve insanlar arasında uygun bir bağ kurma ihtiyacını hesaba katacak bir genel-toplumsal eğitim sürecine birlikte girmek zorundayız.

Daha sonra insanlığın, toplumun ve doğanın gelişimini tanımlayan yeni bir paradigma belirleyeceğiz. İçimizde yepyeni bir arzuyu, başkalarına iyilik yapma arzusunu uyandıran bir gücü keşfetmek için dar egoizmin (başkalarının zararına bencil yaklaşımın) üzerine nasıl çıkılacağı konusunda yeni rehberlik alacağız.

Gelişim sürecimizdeki bir sonraki durak, tüm sorunlarımızın kökünün, bugün gelişiminin zirvesine ulaşmış olan egoist doğamızda yattığını anlamak olacaktır. Başkalarıyla iyi geçinmemize izin vermeyen, bir anda patlamamıza ve dokunduğumuz her şeyi yok etmemize neden olan, egoizmimizdir.

Ancak egoizmi aşmayı öğrendiğimizde, tüm insan ırkına tek bir beden gibi davranmaya başlayacağız. Ancak o zaman, teknolojik gelişmelerimizin ve yeniliklerimizin avantajlarından yararlanırken, herkes için nasıl iyi bir yaşam kuracağımızı anlamaya başlayabiliriz. Sonunda, insani gelişimin bir sonraki seviyesi, her birimiz arasındaki tamamlayıcı bağların gelişimine ve beslenmesine dayanmalıdır.

Liberal Fikrin Krizi

Soru: Tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari, liberal ve hümanist görüşlerin bir takipçisidir, ancak bir araştırmacı olarak liberal sistemin başarısız olduğu sonucuna varmıştır.

Liberal fikrin kendi krizi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Cevap: İnsanlık kendini yanlış anlıyor. Ne tür bir liberalizm olabilir ki?! Egoistsek ve doğamızı kendimiz düzeltemezsek, kişinin komşusuna karşı sevgisi, katılım, eşitlik veya kardeşlik nasıl olabilir? O zaman konuşacak ne var?! Felsefe mi? Hiçbir şey vermez!

Doğanızı nasıl düzelteceğinizi bilmeniz gerekir.

Ondan sonra konuşabilirsiniz. Ve biz onu düzeltene kadar hala küçük bencil hayvanlar olarak kalırız. Kendimizi nasıl örttüğümüz/gizlediğimiz önemli değil, o, altında hiçbir şey olmayan bir incir yaprağıdır.

“Bu Berbat Yaz, Hayatımızın Geri Kalanının En İyi Yazı Mı?” (Linkedin)

Pandemiden korkmuyorum; korkarım ki doğa, bizim onunla ilişki kurduğumuz şekilde bizimle ilişki kurmaya başladı. Sanki kaos dünyayı ele geçirmiş gibi görünüyor. Eşi benzeri görülmemiş büyüklükte doğal afetler aynı anda birden fazla yerde meydana geliyor: bazı yerlerde duyulmamış seller, başka yerlerde, bazen birkaç yüz mil arayla eşi benzeri olmayan yangınlar ve yine başka yerlerde kavurucu sıcaklar. Aynı zamanda, koronavirüs Delta varyantı ile bir kez daha yayılıyor ve insanlığın salgın hastalıktan kurtulma çabalarını engellemekle tehdit ederken, uluslararası ilişkiler giderek gergin ve değişken bir hal alıyor. Ama hepsinden kötüsü eğilim: olumsuz. İşler sadece kötü değil, aynı zamanda hızla kötüleşiyor. Bu eğilim devam ederse, bu berbat yaz, hayatımızın geri kalanının en güzel yazı olacak.

Bazı şeyleri yeniden düşünmemiz gerekiyor. Dünyanın her yerinde aynı anda bu kadar çok krizin yaşanması, bir virüsün dünyaya yayılması ve insanlıktaki her insanın hayatını alt üst etmesi kulağa mantıksız geliyor ve bunların hepsi birbiriyle alakasız olaylardır.

Belki doğal afetler için iklim değişikliğini suçlayabilirsiniz, ancak birbirini yok etmekle tehdit eden ülkeler için onu suçlayamazsınız. Sıkıntılarımızın daha derin bir nedeni var ve onu sadece kendi içimizde bulabiliriz. Tüm krizleri incelediğimizde hepsinde ortak olan tek unsurun insan olduğunu görüyoruz. Ortak unsur bizsek, o zaman krizlerin sebebi bizim içimizdedir.

Daha doğrusu, krizlerin nedeni, doğayla ve birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzdur. Doğa mükemmel bir sistemdir. Homeostaz dediğimiz dinamik bir dengeyi korur. Doğanın dengesinin aksine, bizler sadece almak ve ele geçirmek istiyoruz.

“Kazanan hepsini alır” tutumumuzla herkesin geçimini ve esenliğini garanti edecek şekilde işleyen bir sistemi zorladık. Daha önce hiçbirini içermeyen bir sisteme kin, şiddet ve hasislik enjekte ettik. Şimdi öyle görünüyor ki sistem bize kendi değerimizle geri ödüyor: nefret değeriyle.

Akıl almaz felaketlerden kaçınmak istiyorsak, şimdiye kadar kullandığımız değerleri terk etmeli ve doğanın karşılıklı sorumluluk ve düşünce değerini kabul etmeliyiz. Birbirimize boyun eğdirmeye çalışmadan, sağlıklı ve güvenli yaşam sürme hakkına saygı duymaya başlamalıyız, ancak bunun için hepimizin tek bir küresel sistemin parçası olduğumuzu hissetmemiz gerekir.

Bilgelerimiz tüm bunları binlerce yıl önce biliyorlardı ve bunu dinlemek isteyen herkesle konuştular. Örneğin, Kudüs Talmud’u, bağlılığımız hakkında güzel bir alegori sunar: “Eğer yazı, âdet olan kötü muameleye karşı uyarıda bulunuyorsa, ulusunuzdan olmayanlara karşı da intikam almak ve kin beslemek yasaklanmalıdır. Ayrıca, bir kişinin bir aşağılamayı affetmesi nasıl mümkün olabilir? [Diyelim ki] kişi et kesiyor ve bıçak eline düşüyor; ilkini kestiği için elinin intikamını almayı ve diğer elini kesmeyi düşünür müydü? Bu konu da öyle… kural şudur ki kişi komşusundan intikam almaz çünkü bu kendi bedeninden intikam alıyor gibidir.(Nedarim 9:4).

Gerçekten kaybedecek zamanımız yok. Doğa açıkça sabrını kaybettiğinin sinyallerini veriyor. Tüm gazabıyla patlarsa, Covid endişelerimizin en küçüğü olacak. Bu nedenle, kendimizi kurtarmak için birbirimize ve tüm doğaya, başkalarının bize davranmasını istediğimiz gibi davranmaya başlamalıyız.

Üçüncü Tapınak—Son Islah

Soru: Tapınağın yıkılması, nefes almak ve nefes vermek gibi kaçınılmaz bir süreç midir? Sadece nefes almak imkansızdır.

Cevap: Sadece nefes almak ve nefes vermek değildir. İsrail halkı Mısır sürgünündeydi, o durumdan yükseldiler, bağ koşuluna ulaştılar, Birinci Tapınağı inşa ettiler ve onun içinde kusurlar bulduktan sonra oradan düştüler.

İkinci Tapınak inşa edildi ve o da yıkıldı. Ama şimdi, Birinci ve İkinci Tapınakların yıkılmasından ve tüm sürgünlerden çıktıktan sonra, son, üçüncü sürgündeyken, onlar en büyük egoist arzulara  ulaşıyorlar.

Soru: Bu tüm insanlığın birliği midir?

Cevap: Bu henüz birlik değil, tüm insanlıkta var olan gerçek egoizm anlayışıdır. Ne de olsa, önceki bağlardan yola çıkarak, artık birbirleriyle ilişkilerinde nasıl kötü bir egoist koşul içinde olduklarını anlayabilirler.

Soru: Peki, tüm insanlık birleştiğinde Üçüncü Tapınak inşa edilecek mi? Ve gelişim programına göre de çökecek mi?

Cevap: Hayır, bu aşamada son ıslah gerçekleştirilir.

Gerçek şu ki, şimdi Üçüncü Tapınağın gelişiminde var yaşamaktayız. Bu, tüm insanlığın dünyevi düzeydeki başarısızlığını fark etmeye başlaması ve eksik olan tek şeyin aralarındaki bağ olduğunu hissetmesiyle karakterize edilir.

Ek olarak, insanlığın, birliğin yani karşılıklı nefretten ve hayattaki başarı eksikliğinden kurtuluşun İsrail adlı bir grubun elinde olduğunu ortaya koymaya başlamasıdır. Sadece onlar bağ kurma metodolojisine ve geçmiş koşulların tüm bilgi kayıtlarına sahipler. Tüm bu tarihsel koşullardan geçmiş ve bu nedenle bugün tüm insanlığa bağ kurma metodolojisini ve pratiğini sunabilen bir deney grubudur.

Geçmişte defalarca bölünme ve birlik koşulu içinde olan bu grup, bugün birliğe ulaşırsa, o zaman tüm insanlık onun peşinden koşacak, bu birliğe de katılacak ve dünya egoizmden daha yüksek bir seviyeye, yani kendi egoist doğasından tam kurtuluşa ulaşacaktır.