Category Archives: Egoizm

Ters Dünya Sevginin Dünyasıdır

Soru: “Ters bir dünya gördüm” ne anlama geliyor?

Cevap: Ters dünya, bir sevgi dünyasıdır ki bu dünyamızın zıttı olan niteliklerle yani ihsan etme, sevgi, sempati ve kişinin egoizmi üzerinde çalışma niteliklerinde yaşamaktır.

Dünyamız sadece egoizmle, onu doldurmayla çalışır. Bu nedenle üst dünyaya bizim dünyamızın zıttı denir.

Kabala’da, egoist niteliklerimden çaba sarf ettiğimde ve sanki zıt dünyayı edindiğimde, Lo Lişma’dan (kendim için) Lişma’ya (başkaları için) bir geçiş olur.

Bu çabaları uygulayarak, hala egoist enerji alırım, hala Yaradan’ı kendim için, kendi iyiliğim için ifşa etmeye çalışırım. Daha sonra, bir noktada, Yaradan bana bunu kendimle hiçbir bağım olmadan tamamen özgecil olarak yapma gücü verir. Bu benim ödülümdür.

 

“Dünyanın Sonu (Bildiğimiz Gibi)” (Linkedin)

Parmağınızı dünya haritasının herhangi bir yerine koyarsanız, eşi benzeri görülmemiş doğal afetlerin yaşandığını göreceksiniz. Doğa gezegende hasara yol açıyor ve insanlar “Dünyanın sonu mu?” diye sormaya başlıyorlar. Memnuniyetle, evet öyle. Bu, bildiğimiz dünyanın sonu ve yeni ve çok daha iyi bir dünyanın başlangıcıdır. Yaşadığımız karışıklıklar doğum sancılarıdır ve yaratılışın zirvesi olan bizler, doğumu hızlandırabilir ve kolaylaştırabilir veya zor ve acı verici hale getirebiliriz.

Ortaya çıkan dünya dengeli, sakin ve içindeki tüm yaratılanlar birbirini destekliyor. “En güçlünün hayatta kalması”nın slogan olduğu ve zayıfların acımasızca sömürüldüğü şu anda yaşadığımız dünyanın tam tersi.  Mevcut dünya öyle değil çünkü doğası gereği kayıtsız. Doğa ise doğası gereği dengelidir. Öte yandan, bizler doğamız gereği ve son derece benciliz ve piramidin tepesinde olduğumuz için her şeyin nasıl çalıştığını biz belirleriz. Özüne kadar bencil olduğumuz için dünyanın geri kalanının da aynı şekilde işlemesine neden oluyoruz ve bunun sonuçları açıkça korkunç oluyor.

İçimizdeki olumsuz taraf ezici bir şekilde baskın olduğu için hiçbir şeyi, hatta kendi çocuklarımızın geleceğini bile düşünmeden hareket ediyoruz. Biz doyumsuzuz ve hiçbir mantıklı açıklama bizi elimizden gelen her şeyi yemeyi bırakmaya ikna edemez ve bu süreçte başkalarını ne kadar aşağılarsak kendimiz hakkında o kadar iyi hissederiz. Bu tıpkı Tora’da yazdığı gibidir (Yaratılış 6:5), “İnsanın kötülüğü büyüktür… ve gün boyu kalbinin düşüncelerinin tüm yarattıkları, yalnızca kötüdür.”

Daha da kötüsü, Tora’nın 17. yüzyıldaki kapsamlı bir yorumu olan Kli Yakar, bu ayet hakkında şöyle yazar: “’Yüreğinin düşüncelerinin tüm yarattıkları, gün boyu yalnızca kötüdür’ bu, gün boyunca [insanın] arzusunun doyumsuz olduğu anlamına gelir. Gün içinde memnun olduğu gün bir saat yoktur. Aksine, her saat arzusuna daha çok şey katar.” Artık kim olduğumuzu gördüğümüze göre, etrafımızdaki dünyanın altüst olmamasını bekleyebilir miyiz?

Yüzyılı aşkın bir süredir kaynakların, hayvanların ve insanların çılgınca sömürülmesinden sonra, bildiğimiz dünyanın sonuna geldik.

Bundan sonra, antropolog Brian Hare ve araştırma bilimcisi Vanessa Woods’un en son kitaplarına verdikleri başlık gibi, sloganı “en uygun olanın hayatta kalması” değil, “en dostça olanın hayatta kalması” olan bir toplum, dengeli ve tüm sakinlerini önemseyen yeni bir dünya inşa etmeye mecbur kalacağız.

Sonunda doğanın geri kalanı gibi, dengeli ve şefkatli olmamız gerektiğinin farkına vardığımızda, işlerin başından beri böyle olduğunu anlayacağız. Örneğin Hare ve Woods, kitaplarında Darwin’in en uygun olanın hayatta kalmasına açıkça vurgu yapmasının, bulgularının yanlış yorumlanması olduğunu belirtmişlerdir. Darwin’in İnsanın Türeyişi’nden bir alıntıda, Darwin’in yazısına yeni bir bakış açısı getiriyorlar: “En cana yakın/duygudaş üyelerin en fazla olduğu topluluklar, en iyi şekilde gelişecek ve en fazla sayıda çocuğu yetiştirecektir.”

İşlerin gerçekten nasıl yürüdüğünü görme konusundaki isteksizliğimizi, tek yönetici olmaya çalışan egomuza atfedebiliriz, ama bugün, bu özlem almaya gücümüzün yetmediği bir ayrıcalıktır. Kötü niyetli davranışlarımızı daha fazla uzatırsak, doğa kırılacak ve bedelini hepimiz ödeyeceğiz. Sadece doğal afetler bize zarar vermekle kalmayacak, aynı zamanda kendimizi ülkelerin nükleer silahları birbirlerine karşı kullandığı bir üçüncü dünya savaşının içinde bulana kadar hayatımızın her alanında saldırganlık ve düşmanlık artacaktır.

Tabii ki, bu olursa, birbirimize karşı davranışlarımızı değiştirmekten başka seçeneğimiz olmadığını öğrenmemiz gerekecek. Ama bunu gerçekten yanmadan önce öğrenemez miyiz?

Üst Güçle Temas Etme Yolları

Soru: Üst güçle doğrudan temas kurmak neden imkansız?

Cevap: Çünkü her birimiz bir egoistiz. Egoizmin zıttı olan ihsan etme niteliğini kendimizde yaratmak için bir araya gelmeli ve bu niteliğe benzerlik yaratacak,  Yaradan ile benzerlik yaratacak şekilde birbirimizi etkilemeye çalışmalıyız.  Biz, adeta, Yaradan’ın imajını, kendi üzerimizdeki egoist niteliklerimizden zorla yaratırız. Bu ölçüde, O’nu kendimizde hissetmeye başlarız.

Soru: İhsan etme niteliğini geliştirerek, O’nunla doğrudan iletişim kurabilecek miyim?

Cevap: Sadece bir grup aracılığıyla. Kendinize ait böyle bir niteliğiniz, özel bir niteliğiniz yok. Bir egoist olarak kalırsın.

Birkaç kişiyle uygun bir şekilde bağ kurduysanız – en azından bir kişiyle, çok zor olsa da, on kişilik bir grupla daha iyidir – onlara ihsan etmede, sevgide, bağda ve destekte Yaradan gibi davranın, O’nun niteliklerini birlikte inceleyin ve bunları kendi aranızda birlikte oluşturmaya çalışın, o zaman sadece bir detektör değil, bir jeneratör de olursunuz.

Soru: Yaratıcı kolektif bir imaj mıdır?

Cevap: Hayır, bu şekilde yapıyorsunuz.

Soru: O, her birimizi ayrı ayrı görmüyor mu?

Cevap: O’nun hakkında konuşamayız. Sadece aramızda oluşturduğumuz modele göre bir şeyler söyleyebiliriz.

İyi Niyetler Neden Herhangi Bir İyiliğe Yol Açmaz?

Yorum: Bir Kabalistin düşünce ve arzularıyla dünya için ıslahlar yapabileceği ve genel evren üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği söylenmiştir. Ve bunu anlamayan diğer insanlar, yaptıkları iyilik ve hayır işleriyle her şeyi sadece mahvederler.

Cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu duymak, insan için yeterince tuhaftır.

Cevabım: Tüm bu iyi niyet ve dürtülerin herhangi bir iyiliğe yol açmadığını gerçekten görmüyor muyuz?

Esasen, ıslah olmamışken yaptığımız her eylem, ne kadar güzel, asil, anlayışla, sevgiyle, başkalarına vererek yapılmış olursa olsun; hâlâ bencilce, hâlâ kendimiz için bir tür fayda içerir görünmektedir.

Dışarıdan her şey çok olumlu görünür: İnsanlar hastanelere gidiyor, hastalara yardım ediyor; emeklilere, hayır kurumlarına çok para bağışlıyor; temizlik için, çevre için savaşıyor; hatta vatanları için canlarını veriyorlar. Buna rağmen bu tür eylemler daha iyi bir dünyaya götürmez.

Soru şu: Biz onu bu şekilde düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışırken dünyamız daha mı hızlı bozuluyor, yoksa eylemlerimizin kendisi herhangi bir iyiliğe yol açmıyor mu?

Diyelim ki Afrika’ya yardım ediyoruz ve böylece, istatistiklere göre orada açlık ve işsizlik artıyor ve  artık hiçbir şey düşünmeyen, oturup hiçbir şey yapmayan, refah içinde yaşayan insan sayısı artıyor.

Birincisi, insan azla yetinir ve gelişmek istemez. İkincisi, bu görünüşte iyi işler, aslında bizi bozar. Çünkü bizler benciliz! Bu tür kamu yardımı sistemlerini geliştirerek, aslında insanlarda gelişme arzusunu, harekete geçme arzusunu öldürüyoruz.

Egoizm Salgını ile Çoğalan Viral Bir Pandemi

Yukarıdan bize yalnızca iyi güçler gelir, ancak onları almaya hazır değilsek, onları darbeler olarak hissederiz. Koronavirüste durum böyledir. Sonunda bir pandemi şeklinde bize gelen bu gücü kabul etmeye hazır olsaydık, tehlike karşısında içsel olarak birbirimize daha da yakınlaşmak için birleşseydik, bu kendini göstermezdi.

Hayvanların ortak bir felakete karşı nasıl birleştiğine bakın. Bir selden veya orman yangınından kaçarak birlikte koştuklarında artık birbirlerine saldırmazlar. Hayatlarını kurtarmaları gerektiğini hissederler ve yırtıcı içgüdüleri, kendini koruma içgüdüsü tarafından bastırılır.

Bizler de şimdi aynı durumdayız. Doğadan veya üst güç olan Yaradan’dan aldığımız darbeler, bizi onlardan nasıl kurtulacağımız konusunda doğru sonuçlara götürmeye itmelidir.

Hayvanların nasıl davrandığını, tehlikeden kaçarken birbirlerine saldırmadıklarını görmemiz gerekiyor. Avcının içgüdüsü kaybolur ve sadece yaşam mücadelesi içgüdüsü kalır. Hayvansal seviyeden örnek alsaydık, pandemiyi yenmiş ve bu durumdan doğru ve başarılı bir şekilde çıkmış olurduk.

Ama sorun şu ki hayvan seviyesinde değiliz. Biz şımarık hayvanlarız çünkü her şeyi zehirleyen insan egoizmine sahibiz.

Dolayısıyla pandemiden kaçmak için bağ, birlik, yakınlık yönünde bile düşünemiyoruz. Küresel bir salgın bağlamında bile, hükümetler ve bireyler kar elde etmeye ve birbirlerinden kazanç sağlamaya çalışıyorlar çünkü bunun kendilerine zenginlik ve başarı getireceğine inanıyorlar.

Böylelikle onlar sorunu iki kat daha kötü hale getirirler, sorunları iki katına çıkarırlar. Başkalarıyla birlikte olmak ve böylece Gevura’nın gücünü yumuşatmak yerine, kötülüğün gücünü çoğaltırlar. Bu nedenle, acı çekerek öğrenmek zorunda kalacağız.

Salgın insanları hasta etmek veya öldürmek için değil, birbirimize nasıl davranacağımızı öğretmek için geldi. Ama şimdilik, öğrenmediğimizi görüyoruz, tam tersi yöne yani acı çekme yoluna gidiyoruz. Her ülke, diğer ülkeler ve milletler pahasına başarılı olabileceğini ve kazanabileceğini düşünüyor. Ve bu da hatadır.

Ancak yavaş yavaş, bu darbeler altında, hayvan seviyesinde olduğu gibi basit bir şekilde hayatta kalmaya düşeceğiz ve o zaman ortak bir felaketten birlikte kaçarken, birbirimize yardım etmenin ve başkalarına zarar vermemenin değerli olduğunu görmeye başlayacağız.

“Özgürlük Nerede Yaşadığınıza Bağlı Mıdır?” (Quora)

Özgürlük nerede yaşadığınıza bağlı değildir.

Yaşadığınız çevre size doğadan yani kontrolünüz dışındaki güçlerden verilmiştir. İçine doğduğunuz toplumu, aldığınız yetiştirilme tarzını ve birlikte büyüdüğünüz değerleri seçmediğiniz gibi, çevrenizi de seçmezsiniz.

Özgürlüğümüzü tek bir koşula göre gerçekleştirebiliriz: egoist insan doğamızdan özgürleşme. Kendimizi başka hiçbir şeyden özgürleştiremeyiz.

Egoist doğamızdan özgürleşmek, egoizmin bize her an dikte ettiği yasaların ve kısıtlamaların yani insan doğasının içten gelen dürtülerinin dışında yaşamak anlamına gelir. İnsan toplumuna fayda sağlamayı kişisel çıkardan daha öncelikli hale getirirsek, böyle bir özgürlüğü gerçekleştirmek mümkündür. Başka bir deyişle, özgürlük, başkalarına fayda sağlamak için otomatik olarak ve sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda işleyen egoist doğamızın üzerine çıkmaktan gelir.

Başkalarına fayda sağlama arzusu içinde yaşadığımızda, hayatın egoist seviyesinden özgecil seviyeye yükseliriz ve sonra doğanın mükemmelliği ve sonsuzluğundaki akışına erişiriz. Böylece kendimizi mükemmel, sonsuz ve özgür hissederiz.

Bilinçteki bu değişimi gerçekleştirmek, nerede yaşadığımıza, uyruğumuza veya cinsiyetimize bağlı değildir.

Bu, doğuştan gelen egoist doğamızın üzerine çıkmak için kendimizi nasıl organize ettiğimize bağlıdır.

Egoizmin Gelişiminin Başında

Soru: Yaratılış’ta İbrahim ile ilgili hikaye, Eski Babil’de insanların tek bir ulus olarak yaşadığı ve aynı dili konuştuğu gerçeğiyle başlar.  Kimse diğerlerine hükmetmedi. Bu nasıl olabilir? Ne de olsa ondan önce on binlerce farklı kabile birbiriyle savaşmıştı.

Cevap: Mezopotamya’da Dicle ile Fırat arasında, Babilliler’in yaşadığı yerde, her şey bol olduğu için karşıtlıkların olmadığı bir dönem vardı. Nehirlerde balıklar vardı, verimli topraklar iyi bir hasat veriyordu ve insanların hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Birbirlerini kıskanmıyorlardı bile ve rekabetçi değillerdi.

Her şey çok iyiydi. Kimse diğerine hükmetmezdi, herkes eşitti. İnsanlar sanki korunmuş bir halde sakin bir şekilde yaşıyorlardı. Bu, egoizmin sıfır (kök) derecesini gösterir. O zaman, insanlıkta gelişmeye yeni başlıyordu.

Esas olarak, insanların henüz kendi içlerinde egoizm, açgözlülük, kıskançlık vb. hissetmedikleri Eski Babil’i,  insanlığın ilk hali olarak görüyoruz.

Kök derecesi ölü egoizmdir. Sahip olduğundan fazlasına ihtiyaç duymaz. İnsanlığın ilk hayvansal durumunu temsil eder.

Manevi Benliğinizi Maddesel Benliğinizin Üstüne İnşa Edin

Soru: Kabala’ya göre, manevi olarak gelişmek, yani niyeti egoistten özgeciye değiştirmek için, kişinin doğasını değiştirmesi gerekir. Böyle bir alışkanlık nasıl geliştirilir?

Cevap: Bu bir alışkanlık olarak değil, insanın doğasının ne kadar kötü olduğunu görmesi nedeniyle acil bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Sadece bu nedenle bilinçli olarak onu değiştirmeye karar verir.

İlk başta bu duruma tamamen bencilce gelir çünkü bu şekilde davranmasının kendisi için daha iyi olacağını görür. Yaşamını, ölümünü, varoluş amacını ve daha büyük bir şeyi elde etmenin yolunu bilmek ve bu yaşam boyunca kendisini kontrol eden ve düzelten göksel mekanikleri öğrenmek ister. Başkalarının üzerine çıkmak, yarattığını hissetmek ister.

Bunun derinlerine inmeye başladığında, gerçekten diğerlerinden daha yüksek, diğerlerinden daha büyük olabileceğini ve kötü bir amaç için olmadığını görür. Sadece görmek, bilmek, yaratmak ister.  Kabala’nın açıkladıklarından, bunun ancak sıradan insan varlığının üzerinde olan yeni nitelikler – ihsan etme ve sevgi nitelikleri – edinerek yapılabileceği onun için netleşir.

Yavaş yavaş genel olarak, bunun muhtemelen imkansız olduğunu anlamaya başlar. Kendini aşması gereken, doğayla olan çalışmalarından, doğayla olan ilişkilerinden onu değiştirecek, düzeltecek ve egoizmin üstüne çıkaracak özel bir enerji almak için kendini ilerlemeye zorlayan çok ciddi bir dönemden geçer. Bu şekilde kişi, maddesel benliğin üzerinde manevi bir benlik inşa eder.

Doğamın Üzerine Yükselmek

Soru: Bir düşüncenin doğruluğunu ne belirler?

Cevap: Doğru bir düşünce, benim doğamın üzerine çıkmakla ilgili bir düşüncedir çünkü doğamızın üzerinde Yaradan’ın doğası,  sonsuzluk, sınırsızlık,  bütünlük, Cennet Bahçesi’dir, bizim doğamız ise cehennem, egoizm, kötülüktür ve bu yüzden onun üzerine çıkmamız gerekir.

Uygun davranıştan ve ahlaktan bahsetmiyorum, ama Yaradan’ı, Ein Sof dünyasını, sonsuzluğu, şimdi hissetmeye başlamak için doğamızın üzerine çıkma yeteneğimizden bahsediyorum, böylece dünyamızı üst dünya olarak hissetmeye başlamak ve içinde işleyen güçleri görmek için bedenimizin yaşamına veya ölümüne bağımlı olmayalım. Bizim ulaşmamız gereken şey budur.

Kenan Topraklarından İsrail Topraklarına

Soru: İsrail topraklarına Eretz İsrail denilmeden önce (“Eretz”, arzu anlamına gelen “Ratzon” kelimesinden gelir; “İsrail”, Yaradan’a yönelik demek olan “Yashar Kel” den gelir.), ona kendini küçük görmek anlamındaki “Ahnaa” kelimesinden gelen, Kenan deniyordu. Bir insan tam olarak neyi küçümser?

Cevap: Küçümseme, bu dünyada, bu arzuda bulunması gereken bir ön niteliktir. Arzunun ihsan etmeye, sevgiye ve bağa yönelmesi için Ahnaa durumundan geçmesi gerekir, ki bu egoizminin bastırılması demektir.

Egoizmin bastırılmasının ön aşamasına, daha yüksek özgecil eylemlere hazırlanışına Ahnaa veya Kenan denir.

Kişi İsrail Topraklarına girmeden önce egoizmini azaltmalıdır. Bu nedenle, önce bu toprak parçasına Kenan adı verildi ve daha sonra İsrail Toprakları olarak bilinir hale geldi.