Category Archives: Birlik

Kendinle Baş Başa, Bölüm 2

Soru: Kişi kendini izole ettiğinde ve düşünceleriyle baş başa kaldığında ona ne olur?

Cevap: Bu, kişinin kendisine ve yalnızlık arayışındaki amacına bağlıdır. Eğer kişi özel bir manevi hedef için çabalıyorsa, o zaman kendisini Manhattan’ın ortasında mı yoksa gerçek bir çölde mi izole ettiği çok az fark eder.

Soru: Eğer kişi düşüncelerini temizlemek ve iç sesini dinlemek niyetiyle çöle giderse, gerçekte kim olduğunu anlama şansı var mıdır?

Cevap: Eğer bir grup insan, içsel, ortak bir manevi hedefe ulaşmak için dünyanın geri kalanından uzakta çöle giderse, o zaman böyle bir yalnızlık kesinlikle mantıklıdır. Kuşkusuz çöl bunun için bir ormandan daha uygun bir yerdir, çünkü sessiz ve boştur.

Çöl, insanda hiçbir yanılsama bırakmaz; oradaki yaşamdan hiç iyi bir şey çıkmayacağı apaçık ortadadır, tıpkı sıradan insan hayatından da hiç iyi bir şey çıkmaması gibi. Bu yüzden çölde doğa ile uyum içinde hissederiz.

Çölü seviyorum çünkü orada yer ve gök dışında başka bir şeyiniz yoktur, özellikle de geceleri. Bu kişiye özel bir ruh hali, izlenim ve his verir, özellikle de birçok insan orada bir aradayken, hayatın anlamını ararken. Sonra çöl ve gökler onlarla konuşmaya başlar ve şunu gösterir: “Var olan tek şey bu ve siz burada, bu bomboş boşlukta tek başınasınız. Öyleyse yaşamın gizli kaynağını arayın!”

Soru: Özel bir amaç için çöle giden bir grup Kabalistten bahsediyorsunuz. Fakat eğer sıradan bir insan kendini çölde tecrit ederse, kendi içsel özünü keşfetme şansı var mıdır?

Cevap: Kendi başlarına, bu imkânsızdır. Tora’nın bile İbrahim, İshak, Yakup ve Musa’dan bahsederken tüm gruplara atıfta bulunduğuna inanıyorum. Çünkü tek bir kişi manevi olamaz; kişi, maneviyatla ilgili olarak ayrı bir unsur olduğunda değil, ideal olarak ondan az olmamak üzere yalnızca diğerleriyle bağlı olduğunda var olur.

Soru: “Bir grup içinde yalnızlık” bir çelişki değil midir? Ya yalnızlık ya da grup; ikisinden biri değil mi?

Cevap: Yalnızlık sadece bir grup içinde mümkündür! Çünkü bireyin yalnızlığı sadece hayvansal bir eylemdir, bedenin fiziksel olarak izole edilmesidir. Ancak bir grup içindeki yalnızlık, manevi yalnızlıktır. 

Birbirimizle bağ içinde olarak, hayatın anlamından ve onu sürdüren güçten ne kadar yoksun olduğumuzu ifşa etmeye başlarız.

Bir Kabalist Ne İster?

Bu dünyada görülebilecek her şeyi görmek ve başarılabilecek her şeyi başarmak istiyorum. Manevi dünyada bu bir sorun değildir. Ama bu dünyada maneviyatı somutlaştırmak, işte asıl görev budur.

Ne kadar yaşayacağım beni ilgilendirmiyor. Dünyanın, Kabala bilgeliğini varoluşunun devamı için bir metot olarak, Dünya’daki geçici yaşamdan başka bir boyuta: manevi olana yükselmek için bir metot olarak kabul ettiğini görmek istiyorum.

İnsanlar bunu hissetmeye başladıklarında, bu teoriyi ve yaşam biçimini kabul ettiklerinde, bir sonraki aşamaya yükselmeleri gerektiğini, şu anda algıladığımız ve deneyimlediğimiz tüm bu dünyanın, sadece onun üzerine yükselmek için var olan bir tür yapı olduğunu gördüklerinde, Baal HaSulam ve öğretmenim, büyük oğlu Rabaş’ın onlar için hazırladıklarını kabul ettiklerinde, o zaman bu gerçekten ışığa giden doğru yol olacaktır.

Ancak o zamana kadar, insanlığın ne gibi acılara katlanmak zorunda kalacağını kim bilebilir? Öyle ya da böyle bu sonuca ulaşacaktır, ancak bunun en az acıyla gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kimse bilemez.

Bu nedenle tüm kararlarda hazır bulunmak ve insanlığın Kabala’yı nihai gelişimi için bir yöntem olarak kabul etme yolunda ilk adımlarını atmasına yardımcı olmak istiyorum.

Yaradan’a Doğru Gerçek Bir Talebin Üç Şartı

Soru: Öğrencilerinizden biri “deniyorum, istiyorum” dediğinde, “yetersiz istiyorsun” diye yanıtladığınızı duydum. Yaradan’a doğru gerçek talep nedir? Bir insan, Yaradan’dan gerçekten ıslah edilmeyi istemek için hangi koşula ulaşmalıdır?

Cevap: Gerçek bir talep birkaç şarttan oluşur.

İlk şart, belirli bir şeyi umutsuzca arzuluyorum ve bunun ne olduğunu tam olarak biliyorum. Aynı zamanda isteğimi başka bir şeyle değiştiremiyorum; o kadar acil ki, onu alamamaktansa ölmek daha iyidir.

İkinci şart, kime döneceğim, kimden isteyeceğim. Yani bir şeyden yoksun olmam yeterli değil; tam olarak ona kimin sahip olduğunu bilmeliyim. Başka bir deyişle, alabileceğim bir kaynak var. Onu tanımlamam ve tam olarak ihtiyacım olan şeyin orada olduğunu birebir bilmem gerekir.

Üçüncü şart, bu kaynağın bana yanıt verdiğinden emin olmaktır. Bu, yalnızca kafamı vurarak hiçbir şey elde edemeyeceğim bir duvar değildir. Belki de bu, benim O’na dönmemi bekleyen bir kaynaktır. O’nun nazik bir kalbi, bana karşı kibar bir tavrı vardır ve O, benim O’na dönmemi beklemektedir. Ama öncelikle O’na dönmek ve ikinci olarak da en acil istekle dönmektir.

Ayrıca O’nun başka bir şartı daha olabilir ki, o da: O’na dönme fırsatına sevinmeliyim, çünkü tam olarak O’nun benim arzuladığım şeye sahip olduğunun farkına varmam sayesinde O’nu buldum. En önemli şey budur! Çünkü tüm açlığım ve O’nun açlığımı gidermek için sahip olduğu şey, O’nunla iletişim kurmam için sadece bir sebeptir.

İşte o zaman talep gerçek olur. Yani açlığı gidermek ve O’ndan bir şeyler almak için değil, ama açlığın ve onun tatmininin ötesinde O’nunla bağ kurmak içindir. İşte o zaman bu talep gerçekten sonucunu, aramızdaki birleşmeyi getirecektir.

Çölde Bir Gece

Tek başına yükselmek imkânsızdır. Sonuçta, daha yükseğe çıkmak demek, herkesle daha da fazla bağ kurmak, aramızda hiçbir fark olmadan birleştiğimiz en üst seviyeye kadar çıkmak demektir. Dolayısıyla başkalarından ne kadar çok destek alırsam ve ben de onlara ne kadar destek olursam çalışma alanımız o kadar genişler.

Peki, bu üst olan nedir? Bu bizim bağımızdır. Şimdi gerçekten birleşirsek, üst olan ve duygularımız hakkında sadece hayaller kurmaz, bu eylemi pratikte uygulayabiliriz. Fiziksel eylemler dünyasında yaşamamız boşuna değildir; bu eylemleri manevi dünya yerine onun içinde deneyimleyebilmemiz ve oyun oynayan çocuklar gibi onları burada gerçekleştirebilmemiz içindir.

Bu nedenle giderek daha fazla bağ kuracağız ve bu eylemle üstteki gibi olacağımızı hayal edeceğiz, çünkü O herkese ihsan eder. Ne kadar birleşirsek, üstteki AHP’a o kadar yaklaşır ve kendimizi orada herkesi etkileyen tek kaynağa bağlarız.

Bunu yapar ve birbirimizi güçlendirirsek, ortak talebimizi, yukarıdan karşılıklı ihsan etme gücünü talep edebileceğimiz ortak bir duayı yaratmış oluruz.

Sonuçta bağ kuramadığımızı hissederiz. Bu bizim için, yalnız olan birine kıyasla daha da zordur. Tek başına, kişi bu kadar güçlü bir şekilde ihsan etme arzusunun eksikliğini hissetmez. Ve bir grupta aktif olarak çalıştığımızda, kendi sağlamalarımıza göre bağ kurmanın hiçbir yolu olmadığını hissederiz. Ne kadar konuşsak, birlikte şarkı söylesek, dans etsek ve zıplasak da hiçbir şey işe yaramaz.

GE’miz yukarıdakinin AHP’ına benzer hale gelir; yani endişelerimizin, sorunlarımızın, kaygılarımızın, özel hesaplarımızın üzerine çıkarız ve tüm düşüncelerimiz yukarıdakinin AHP’ı gibi yukarıdadır. İşte O’na böyle yaklaşır ve yapışırız. Şimdi üsttekine tutunabileceğimiz kısmi bir manevi kaba, GE’ye sahip oluruz.

Elbette bu henüz tam değil sadece kısmi bir kaptır. Ancak “çölde kırk yıl dolaşma”, Bina (Hafetz Hesed) aşaması, ihsan etmek için ihsan etmek, inanç seviyesi olarak adlandırılan belirli sayıda eylemden sonra, arzumuzun bir kısmında Üst ile bağ kurma, O’nunla aynı seviyeye yükselme yeteneği kazanırız.

Dolayısıyla, eğer karanlığı hissediyorsak ve bu bireysel, bilinçsiz bir deneyim değil de bağımızın imkânsızlığına dair ortak bir duyguysa, karanlık olarak algıladığımız şey buysa, o zaman bu ortak duygu gerçek bir duanın başlangıcı olabilir.

O zaman bu duyguyu güçlendirmek ve GE’miz, ihsan etme arzularımız ve O’na bağlılığımız konusunda bize yardımcı olacak olan üstteki AHP’ın ışığını almak için çöle gitmeye değer.

Birlikte Makale Okumanın Faydası

Soru: Dostlarımızın maneviyat özlemini doğru bir şekilde özümsemeyi nasıl öğrenebiliriz?

Cevap: Onlarla bütünleşmeye çalışın ki onların soruları sizin sorularınız, arzuları ve özlemleri de sizin özlemleriniz olsun. Bu, çocuğunun arzularını hayatının merkez odağı haline gelene kadar özümseyen bir anne gibidir, onun için yaşar.

Soru: Prensip olarak, bu tür bir özümseme, toplantılarımız için bir araya geldiğimizde dünyevi düzeyde de gerçekleşiyor. Birisi diğerleriyle bir şey paylaştığında, sanki kişi kendisine cevap veriyor gibi oluyor. Bu, kişinin fikirlerini bir başkası aracılığıyla işleme aldığı düşünce düzeyinde de çalışır mı?

Cevap: Elbette, kesinlikle. Bu, kişi bir şeyleri başkalarına açıklamaya başladığında veya hatta başkasıyla ilişkilendirmeden sadece kendisi için yazdığında bile olur.

Soru: Bu yüzden mi öğretmeniniz Rabaş’ın tüm makalelerini içselleştirmemiz gerektiğini söylüyorsunuz?

Cevap: Bu tamamen farklı bir şey. Rabaş’ın makalelerini içselleştirdiğinizde, yazarla, yani kendi seviyenizin çok üstünde bir seviye ile bağ kurarsınız.

Soru: İnsanlar bu makaleleri birlikte okuyup tartıştıklarında ne olur?

Cevap: Makaleleri birlikte okuyarak insanlar birbirlerine yatırım da yapmış olurlar. Bu muazzam bir fırsattır, Rabaş’ın gerçekte ne söylediğini kavrayabilecekleri geniş bir ortak kap yaratırlar. Sonuçta, küçük bireysel zihinleri birleşir ve kat kat güçlenir.

 

Ortak Yasa

Bireysel ve kolektif olan eşittir. Bir kişinin kendini ıslah etmesi ile tüm dünyanın ıslaha tabi tutulması arasında hiçbir fark yoktur. Yasa aynıdır çünkü parçalanma her bir parçanın diğerleriyle karışmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, kişinin geçirdiği süreç tüm dünyanın geçirdiği süreçten farklı değildir.

Gerçekte, bu konuda karmaşık hiçbir şey yoktur. Eğer bu açıklığa kavuşursa, eğer bunu dünyaya açıklayabilirsek, bu da dünyadaki pek çok şeyi açıklığa kavuşturacak ve aydınlatacaktır.

Bu fikre bağlananlar gerçekten de “manevi İsrail” olarak adlandırılacaktır. Ve içsel bir zorunluluk duygusuyla, ıslahtan geçmeleri gerektiğini hissedeceklerdir.

Grup İle Bir Anlaşmaya Varmak

Yorum: Rabaş’ın grup hakkında verdiği ve yerine getirme şansımızın olmadığı 30 maddelik kısa bir tavsiye listemiz var.

Cevabım: Bunları yerine getirme şansımızın olmadığı doğru. Ancak, bunun için gerekli araçlara sahibiz.

Elbette, grupla ilgili olarak ve dolayısıyla Yaradan’la ilgili olarak alma arzuma boyun eğdirecek güce sahip değilim. Aradaki fark nedir? Basitçe, Yaradan’ı ilgilendiren şey gizlidir ve ben kendi kendimi kandırabilir, kafam karışabilir ve zaten erdemli olduğuma ve her şeyin benim için yolunda gittiğine karar verebilirim.

Ancak grupla ilgili olarak, her şey daha nettir. Ve eğer bunu şimdi soruyorsanız, o zaman belki de zaten aciz olduğunuzu görüyorsunuzdur. İşte o zaman gerçek soruya gelmiş olursunuz.

Kişi grupla birleşme gücünü ya da arzusunu kendi içinde bulamaz. Sadece prensip olarak bunu yapması gerektiğini anlar: Kabalistlerin yazdığı budur ve görünüşe göre, eğer bunu kabul etmezsem, o zaman ilerlemiyorum demektir.

Buradan, tıpkı Sina Dağı’ndaki İsrail halkı gibi, bir koşulun önünde durduğumuzu görüyoruz; eğer bunu tek kalpte tek adam olarak yapmazsanız, yani kendinizi gruba teslim etmezseniz, kendinizi ona boyun eğdirerek bu bağı gerçekleştirmek istemezseniz, kendinizi ölü hissedersiniz. “Burası gömüleceğiniz yer olacak.”

Bu karşılıklı anlaşma dışında başka bir şeye gerek yoktur. Şöyle diyerek: “Yapacağız ve duyacağız”, bunun gerçekleşmesi için hemfikir oluruz. Ve sonra gerçekleşir.

Tora’nın Alınmasından Tapınağın İnşasına Kadar

İsrail oğulları, büyük ve yakıcı egolarını kullanmamaya karar verdiklerinde ve egoizmin engellerini etkisiz hale getirmek için bu egoizm üzerinde gerçekleştirilen eylemler yoluyla birleşmeye başladıklarında ve karşılıklı garanti (Arvut) koşuluna ulaştıklarında, bu garanti eylemlerden sonra gelir ve buna “yapacağız ve duyacağız” denir.

Bu onların yukarıdan Tora adı verilen bir bağ ve doyum gücünü aldıkları zamandır. Bu kuvvetin yardımıyla, kabın kendisini Aviut’un birinci derecesinden itibaren yavaş yavaş ıslah etmeye başlarlar.

Bu duruma, Sina Çölü’ne çıkmak ve 40 yıl boyunca Malhut’u Bina’ya yükseltmek, onu ıslah etmek denir, ta ki 40 yılın sonunda, İsrail topraklarına gelene kadar, bu Malhut’un Bina ile birleşmesidir.

Burası İsrail toprağıdır (Eretz İsrail), Yaradan’a doğru olan arzu (Yaşar El, İsrail). Bu, Tapınağı inşa ettikleri yer koşuluyla ödüllendirildikleri zamandır.

Bu, üst ışığı gerçekten kendi içinde barındırabilecek bir Kli’ye (kap) sahip oldukları anlamına gelir, bu Yaradan’ın ifşa olduğu bir kaptır.

Bugünün Işığında Mısır Köleliği

Soru: Pesah bayramının ilk akşamında Yahudilerin Mısır’ın esaretinden kaçışını temsil eden Haggadah’ı okumak ve özel bir yemek düzenlemek adettendir. Acaba bu hikaye sıradan bir tarih anlatısı mı, yoksa bugüne de uzanan daha derin bir anlamı var mı?

Cevap: Mısır sürgünü, ataların çağından oğulların çağına dek uzanır. İbrahim peygamber, Antik Babil’in her tarafından öğrenciler toplamaya başladı. O, tıpkı Babil’de olduğu gibi, böylesine bir iç çekişmenin ve bencilliğin içerisinde gelişmemizin ve birbirimize yakınlaşmamızın imkânsız olduğunu öğretti.

Babil Kulesi’nin inşası, göklere dek yükselen bencilliğin en uç formunu temsil ediyordu. Bütün Babil, “dillerin karışıklığı” olarak adlandırılan, karşılıklı nefret ve yanlış anlaşılma yüzünden parçalandı.

İbrahim, bütün insanlık için tek bir metodun olduğunu öğretti. Fakat kişileri buna zorlamak imkânsızdır, zira bu, kişinin olgunluğunu gerektirir. Bu metodun özü şudur; “sevgi tüm günahları örter.”

Her birimiz kendi egoizmimizin içindeyiz ama bunun üzerinde, aramızda bir bağ inşa etmeliyiz. Egoizm, birinin komşusuna duyduğu asılsız nefrettir. Eğer komşumun çimenlerinin benimkilerden daha yeşil olduğunu ya da benimkinden daha iyi bir araba aldığını görürsem, ondan nefret etmeye başlarım.

Bu sebepsiz nefrettir. Sadece benim oğlum güzel bir araba alırsa mutlu olurum. Çocuklarım ne kadar başarılı olursa ben de o kadar mutlu olurum, fakat komşumun başarısı benim keyfimi kaçırır.

Bu küçük bir alanda, mahallede, bahçede, evde gerçekleşti. Fakat bugün tüm dünya Babil’e dönüştü, zenginler ve fakirler tartışıyor, kendi fikirlerini savunuyor ve birbirleriyle anlaşamıyorlar.

Bizler, baskı olmadan iyi ve huzurlu bir hayatın ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Bu, tıpkı cennette yaşamak gibidir. Zaman ve mekân yok, her şey zahmetsiz ve kolay. Herkes birbirine yardım ediyor ve ileri gitmesine izin veriyor. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, herkes senin yardımına koşuyor. Her zaman, en doğru anda destek alabileceğinden emin olabilirsin.

Bizler böyle yaşamaya alışkın değiliz ve bunu hayal bile edemiyoruz. İbrahim, Babillilere, böylesine giderek büyüyen egoizmimizle ve karşılıklı çekişmelerimizle yaşamanın imkânsız olduğunu açıkladı. Bütün gücümüzün %99’unu bu iç mücadelenin getirdiği koşullarda hayatta kalmakla harcıyoruz.

Peki, bencillik bu derece büyükse ne olur? O bizi yönetir; herkesi kendi fikirleri için savaşmaya ve en zeki olanın kendisi olduğunu düşünmeye zorlar. Doğamızla savaşmak imkânsızdır ve zaten buna gerek yoktur, sadece onun üzerine yükselmemiz gerekir.

Tıpkı aile bireylerinde olduğu gibi herkesin kendi görüşü vardır, ancak biz hep birlikte ilgilenmemiz gereken bir ailede dayanışma içindeyizdir. Hayattaki bu örneği izlemeliyiz. Diyelim ki çocuklarım benimle aynı siyasi görüşü paylaşmıyor; biri daha muhafazakar, sağ görüşlere sahip, diğeri sol görüşlere sahip, üçüncüsü katı dindar olmuş, vb., herkes kendi partisine oy veriyor.

Fakat biz tek bir aileysek, buna rağmen herkesi sever ve yardım ederiz. Bizim için önemli olan, bunun bize yakın bir kişi, ailemizin bir üyesi olmasıdır. Bu şekilde, tüm insanlara tek bir aileymiş gibi bakmamız gerekir.

Ancak o zaman dikkatimizi görüş farklılıklarına vermeyiz. Birileri farklı yaşamak istiyorsa, bırakın öyle yaşasınlar. Herkes kendini başkalarını sevmekle yükümlü hissediyorsa, kendi egosuyla kalabilir. Başkaları benden farklı düşünüyordur, fakat onlara baskı yapmam ve onları zorla ikna etmem. Herkes olduğu gibi kalmakta özgürdür yani tüm kötülükler, sevgiyle örtülür tıpkı iyi bir ailede olduğu gibi.

Kendimi başkalarının önünde iptal ediyorum ve görüşlerimi başkalarına dayatmıyorum, aksine, onların arzularına dahil olmaya ve onlara yardımcı olmaya hazırım. Ve böylece herkes diğerlerine destek oluyor, bu sayede, aile hissiyatı ya da “tek adam” adı verilen özel, sıcak bir ortak alan yaratmış oluyoruz.

Bizler sevgi, ortak katılım, birlik olma, sıcaklık ve karşılıklılık bulutuyla kuşatılmış durumdayız. Bu tamamen yeni bir şey. Bu daha önce yoktu, “sevgi tüm günahları örter” kuralına göre inşa edildi.

Herkes kendi egoizmiyle kalır, ancak biz bununla nasıl baş edeceğimizi biliriz. Sonuç olarak, egoizm bize doğa tarafından verilmiştir ve bugün bu konuda hiçbir şey yapamayacağımız kesindir. Fakat İbrahim’den, egoizmimizi aşabileceğimiz ve birlik olabileceğimiz bir metodu aldık.

Egoizmin üzerine çıkmayı bilenlere, “Yehud” (birlik) kelimesinden gelen Yahudiler (Yehudim) veya İsrail halkı, Yaşar-El yani Yaradan’a doğru denir. İsrail milleti bu temelde yaratılmıştır.

Küçük çekişmelerle Babil’den ayrıldıktan sonra İsrail, Mısır sürgünü adı verilen egoizminin kölesi olduğu bir dönemde bulur kendini. Egoizm bizi yönetir ve bağ kurmamıza izin vermez. Ne kadar denersek deneyelim, ne kadar sıkı çalışırsak çalışalım, hiçbir işe yaramaz.

Buna kölelik denir yani bedensel varlığımız üzerinde yorucu bir çalışmadır. Aramızda bir şeyler inşa etmeye çalışırız ama egomuzun üzerine çıkmamız gerektiğini fark edene kadar hiçbir şey elde edemeyiz. Bu, birçok darbe ve sıkı çalışmadan sonra gerçekleşir.

Neticede, bu şekilde var olmanın imkânsız olduğuna karar veririz. Bugün kendimizi içinde bulduğumuz durum budur. Aksi takdirde, bir iç savaşta birbirimizi sadece yok edeceğiz.

Hayatımızın kölelik olduğunu gerçekten anlamamız gerekiyor. İçimizde yaşayan kötülüğün gücü bizi yiyip bitiriyor. O zaman daha önce yaptığımız gibi egoizmin üstesinden gelmeyi kabul edeceğiz. Bunu nasıl yapacağımızı bilmiyoruz ama en azından karşılıklı nefretten kaçıyor, Firavun’un gücünden kurtulmak istiyoruz.

Bu, Mısır’dan ayrılıp karanlıkta kimsenin bilmediği bir yere doğru koştuğumuz anlamına geliyor. Tek anladığımız, artık orada var olamayacağımız. Ve sonra Sina Dağı’na varıyoruz ve aramızda ne tür bir nefretin (günahın) var olduğunu görüyoruz.

Bu nefretin üstesinden gelip tek kalp, tek adam olarak birleşme, karşılıklı güvenceyi sağlama, Tora’yı yani birleşme metodunu kabul etme ile hem fikiriz. Tora’nın temel kuralı, komşunu kendin gibi sevmektir. İşte o zaman, “Bugün Benim halkım oldunuz” dediği gibi, İsrail halkı olarak doğarız.

Hayatlarımızı Değiştirelim

Soru: Musa ile bugünün İsrail halkı arasında bazı benzerlikler mevcut. Musa, Yaradan ile temasta olmasına rağmen İsrail halkı ve Firavun konusunda kendinden emin hissetmiyordu. Bugünün İsrail ulusu da hala kendini güvensiz hissediyor.

Cevap: Bunun bir önemi yok. Eğer belirli bir yön varsa ve başka seçeneğimiz olmadığını anlarsak, bizi Mısır’dan kaçmaya ve Kızıldeniz’e atlamaya zorlayan koşullara rağmen yapmamız gerekeni yaparız.

Soru: Fakat siz, modern İsrail ulusunun Mısır’da olduğunu hissetmediğini söylemiştiniz. Belki belirli bir güç ifşa olmalı ya da bu süreci açıklayacak ve başlatacak biri bulunmalı.

Cevap: İşte yapmaya çalıştığımız şey tam olarak bu. Grubumuz ve organizasyonumuz, İsrail ulusuna korunmanın bir yolu olduğunu göstermek istiyor. Haydi hayatlarımızı değiştirelim! Sonuç olarak her şey sürekli kötüye gidiyor; dünya giderek daha düşmanca bir hal alıyor ve İsrail toplumu parçalanıyor ve bölünüyor. Güvenliğimiz giderek artan bir tehlikeyle karşı karşıya.

Hissettiğimiz darbeler, orayı terk etmeyi istemediğimizden beri “İsrail Ulusuna” değil, “Mısır”a geliyor yani egomuza geliyor. İçimizdeki İsrail, sürgünden kurtulmak ve yükselmek isteyen ihsan etme arzusu, bu darbeleri hissetmiyor. Egonun içinde olduğumuzda acıyı hissederiz, ancak onu terk ettiğimizde “Vebalar”dan kurtulmuş oluruz.

Soru: Ego’ya düşmemek için neler yapmalıyız?

Cevap: Yapmamız gereken tek şey birlik olmak. Bizim tüm İsrail halkını birbirine bağlayabilecek metodumuz var ve bunun anlamı tüm sıkıntılarımızdan özgürleşebilmektir.