Category Archives: Birlik

Kızıldeniz’i Geçmenin Manevi Anlamı

Soru: İsrail halkı Firavun’dan kaçarken Kızıldeniz’in ikiye ayrılması ve halkın denizin ortasından geçmesi gibi bir mucize oldu mu?

Cevap: Tora, maddesel dünyadaki olaylardan bahsetmez. Yalnızca maneviyatımızda gerçekleşen meselelerden bahseder. Bu anlamda, “Kızıldeniz’i geçmek” denen içsel manevi bir koşuldan geçeriz.

Mısır’dan çıkış ve Mısır’ın köleliğinden kurtulmak demek, egonun kontrolünden kurtulmak demek olan “ölüm meleğinden” kurtulmaktır. Prensip olarak, bu kurtuluş yolunda “Kızıldeniz’i geçmek” denilen bir tür geçitten geçeriz. Bu, Mısır’ın sonunu, egomuzun sonunu, ondan sonra özgür bir halk olabileceğimizi simgeler.

Doğanın içinde Yaradan olarak adlandırılan benzersiz bir birlik gücü gizlidir. Birlik olmak ve arzumuza karşı birbirimize yakınlaşmak için çaba sarf ettiğimizde, bu çabalar aracılığıyla daha yüksek bir güç olan “Kızıldeniz’i bölmenin” keşfedileceği bir koşul yaratılır. Bizi egoist doğadan ihsan etme ve sevgi doğasına taşır.

Yol Zorlaştığında

Başlangıçta, manevi yol hoş, cazip ve çekici görünür; olağanüstü edinimler, ifşalar ve manevi yükseliş vaat eder. Ancak sonra, tüm bunlar için ödememiz gereken bedeli ve kendimizi manevi seviyeye uyumlamak için neler yapmamız gerektiğini anlamaya başlarız. Böylece yol giderek zorlaşır, artık o kadar cazip değildir; aksine itici, kafa karıştırıcı ve hatta aşağılayıcı bir hal alır.

Bu süreç, Maror (acı otları) ile sembolize edilir. Gerçekten de bu süreçten geçmek kolay değildir çünkü bu, sanki tam bir karanlık içinde bir hedefi aramak,  Kral’ın sarayına doğru tehlikeli patikalarda ve dar köprülerde mücadele etmek ve bir dağa tırmanmak gibidir. Oraya ulaşmak, uzaktan minicik bir parayı vurmaya çalışmak kadar imkânsız görünür.

İşte bu yüzden algımızı keskinleştirmeli ve mantık ötesi inançla yeni bir anlayışa yükselerek, yeni bir koşula alışmalıyız. Burada yardımcı olabilecek tek şey, amacın büyüklüğü ve Yaradan’ın yüceliği konusunda kendimizi güçlendirmektir.

Aksi takdirde, manevi amaç, egoist arzumuz için önemini kaybeder. Bu yüzden, karanlık ve zorluklar arasında manevi amacın önemini geliştiremeyen ve besleyemeyen birçok kişinin bu yolu terk ettiğini görürüz.

Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, Arvut (karşılıklı garanti) sayesinde “sadece kahramanlar” başka bir seçenek görmedikleri için bu amaca ulaşırlar. Bu, acı Maror’un zamanıdır. Sadece kendini doğru şekilde inşa edenler, içlerinde “inanç” denilen yeni bir sistem geliştirir ve kendi egoizmlerinden koparak ihsan etmeye yönelik çalışmaya başlar. Onlar sürgünden kaçacaklar ve süt ve bal akan topraklara adım atacaklardır.

İnanç Işığını Mısır Kaplarına Getirmek

Soru: Kişi, kötü düşünceler ve arzular tarafından yenildiği zaman, inancın gücüne sahip olmadığı gerçeğinden nasıl pişmanlık duyabilir?

Cevap: İşte bu yüzden karşılıklı garanti adı verilen, çevreden gelen ışığa ihtiyacımız var. Karşılıklı garanti, grup içinde ifşa olan inancın gücüdür.

Grubun kendisi henüz inancın gücüne ulaşmamış olsa da buna eğilimlidir. Bu, her bir dostumuzu etkilemek ve kolektif çabalarımızla çekilen saran ışıktan alınan ihsan etme gücünü yansıtmak için yeterlidir.

Buna karşılıklı garanti denir. Her şey iki kuvvet arasındaki iş birliğine bağlıdır; bu iki kuvvetten başka bir şey yoktur.

Biz gerçek gizliliğe karşı savaşmıyoruz; sadece inancın ışığını onun üzerine çekiyoruz. Onunla savaşmak için yapabileceğimiz başka bir şey yok. Mısır’da karanlığın giderek büyüdüğü ve sonunda tam bir karanlığa dönüştüğü gibi, gizlilik de büyümeye devam edecektir.

Kurtuluştan hemen önceki andan, 49 kirlilik kapısından çıkmaktan daha büyük bir karanlık yoktur. Bu nedenle, gizliliğin gücüyle doğru bir şekilde ilişki kurmalı ve Firavun’a saygı göstermeliyiz, zira kalbimizin tüm katılaşmasının ve hissettiğimiz kafa karışıklığının bize ilerlemek için verildiğini anlarız.

Firavun’a, gizliliğe ve kafa karışıklığına karşı çıkmak istemeyiz; sadece onların üzerine yükselmek isteriz. Bu, Mısır’ın kaplarıyla çalıştığımız ve onların içine inanç ışığını getirdiğimiz anlamına gelir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 129

Bizi Doğru Arzuya Ulaştıracak Toplumu Nasıl Seçeriz?

Bu, toplumdan, dostlardan ne ölçüde etkilendiğimize ve onların meşgul olduğu maneviyatın eşsiz, harika ve diğer her şeyi gölgede bıraktığını düşünmemize bağlıdır. Eğer bu şekilde etkileniyorsak, o zaman bu toplum bizim için doğru toplumdur. Eğer toplumdaki hiç kimseden etkilenmiyorsak, o toplum bizim için iyi değildir.

Dostlarımızı dikkatle gözlemliyorsak ve ne kadar bakarsak bakalım yine de ilham alamıyorsak, bu meseleleri iyi olarak görme arzumuz olmayabilir. Ya da gerçekten arıyor olabiliriz ama kimse bize ilham verecek bir şey yapmıyor olabilir. İkinci durumda, başka bir toplum arayışına girmemiz gerekir.

Başka bir deyişle, sürekli olarak çevremizdeki toplumu iyileştirmekle ilgilenmeliyiz. Baal HaSulam bize verilen tek seçeneğin bu olduğunu yazar.

Egzersiz: Yaradan İle Bağ İçinde

Kendimizi Yaradan ile mutlak, mükemmel bir bağa içsel olarak uyumlamaya çalışmak için küçük bir egzersiz yapalım.

Yaradan duygularımıza, düşüncelerimize, niyetlerimize ve eylemlerimize, insanın içindeki her şeye zıt, şu anda bizi tamamen yönetiyor. İçimizde Yaradan ile tam bağ içinde olmayan hiçbir şey kalmamıştır.

Ve şimdi bu koşul üzerinde kontrol sağlamaya ve onu sürekli olarak korumaya çalışalım ki bulanıklaşmasın, aksine daha da keskinleşsin. Eğer bir engel ortaya çıkarsa ve bir düşünce bir yere kayarsa, yine de onu geri çekmeye çalışırız; öyle bir şekilde ki, bu rahatsızlık sayesinde Yaradan’la olan bağımızı duygularımızda, her türlü hissiyatımızda daha da güçlendiririz ve kendimizi sürekli bu koşul içinde tutarız.

Dostlarımızın da Yaradan ile aynı içsel yoğunlukta olduklarını hissetmeye çalışırız ve hep birlikte bu konuda birbirimizi desteklemeyi dileriz. Daha da fazlası, daha fazla çaba – herkesin benim gibi Yaradan’a odaklanması için çabalamak.

Ve sonra O’nu ortak bir şey olarak, hepimiz için bir olarak hayal ederiz. Sürekli olarak sadece O’na yöneliriz ve sadece O’na odaklanarak birbirimize yardım ederiz.

Karşılıklı yardımlaşma içinde kendi aramızda birleşiriz, öyle ki artık Yaradan’ı “O’ndan başkası yok” ve “iyilik yapan iyi” diye sürekli önümde tutanın ben olduğumu değil, hep birlikte O’na doğru çabaladığımızı hissederiz. Ve eğer O herkes için bir ise, o zaman biz de biriz.

Ve eğer bu henüz mümkün değilse, o zaman bir dostun Yaradan’la olan bağını koparmaması için daha da fazla özen göstermeliyim. Onun içinde olmak, bu konuda ona yardım etmek isterim.

Prensip olarak, sürekli olarak bu tür egzersizlerin içinde olmalıyız. Baal HaSulam, Mektup 17’de şöyle yazar: “İsrail, Tora ve Yaradan birdir,” hedefe doğrudan yönelmemiz ve her durumda bu yoldan sapmamaya çalışmamız gerektiğini çünkü aksi takdirde büyüyen bir hata oluşacağını ve kendimizi hedeften uzakta bulacağımızı belirtir.

Bu tür sürekli çaba, tam olarak Ahişena yönteminin gerçekleştirilmesidir. Gruba giren her bireyin gruba nasıl entegre olduğunu düşünmeliyiz. Ve gruba uyum sağlamak, çabalarımızı her gün yenilemek, onları daha yüksek bir seviyeye yükseltmek, onları daha kesin bir şekilde Yaradan’a, kendimize ve birbirimize yönlendirmek anlamına gelir.

Önemli olan bundan kopmamaktır. Yani tüm düşüncelerim ve dostlarımla yaptığım konuşmalar aynı niyete dahil edilmelidir – Yaradan’a karşı birlikte olmak için – ve hiçbir durumda bundan sapmamalıyım. Tüm karışıklıklar sadece aramızdaki ve O’nunla olan bağımızı artırmalıdır.

Kişinin Seçimini Güçlendirmesi

Soru: Kişinin herkesle birlikte ıslah talep edebilmesi için ne tür bir hazırlık gereklidir? Bu Arvut (karşılıklı garanti) mudur?

Cevap: Kişinin bir yasayı yerine getirmek istemesi için ne tür bir hazırlık gerekir? Bu hayattaki her şeyle aynıdır!

Diyelim ki herkes gibi karşıdan karşıya sadece yaya geçidinden geçilmesi gerektiğini söyleyen yasaya uymak istemiyorum. Sadece istemiyorum!

İlkinde, birisi bana sesleniyor ve aldırış etmiyorum. İkinci kez ceza yiyorum. Şimdi ne zaman geçebileceğime ve ne zaman geçemeyeceğime bakmaya başlıyorum. Ama etrafta kimse yoksa, yine eskisi gibi geçiyorum. Üçüncüde, Yaradan korusun, araba çarpar ve sonunda…

İşte o zaman belki de yasalara uymam gerektiğini anlamaya başlıyorum. Buna “Yaradan kişinin elini iyi bir kaderin üzerine koyar ve bunu al der.” denir. Ve kişi artık kendini bu konuda güçlendirmelidir çünkü maneviyatı kendi başımıza arzulayamayız. Ama içimizde bu düşünce uyandığında, düşünmeye başlarız: “Belki de bu yasayı yerine getirmeye değer. Yapmak istemiyorum ama yine de buna değebilir.”

Kişinin çalışması burada başlar.

Tembelliğimize, kötü eğilimimize, boyun eğmeyi reddetmemize rağmen destek, rehberlik ve bu yasayı tutmanın gerekliliğini aramaya ve sonunda bunu gerçekten istemeye başlarız.

Şimdi kişinin içinde seçim imkânı belirir. Kalpteki nokta verildikten sonra kişi ikiye bölünür. Kişinin kalbi tamamen egoisttir. Kendini doldurmaktan ve arzularının önünde duran her şeyi yok etmekten başka bir şey istemez. Ancak bunun aksine, kişiye kalbinde bir nokta verilmiştir.

Bunun ne olduğunu ya da nereden geldiğini bile bilmeyiz ama aniden doğamıza aykırı bir şeye kulak vermeye başlarız. Buna “Yaradan’ın yukarıdan bir parçası” denir. Bunu sabahın üçünde kalkıp ders dinlemeye gönüllü olan insanlarda görebiliriz. İçlerindeki bu bölünmeyi hissetmeye başlarlar.

Artık kişi bir seçimle karşı karşıyadır: tavsiye almak ve onun yardımıyla, aslında kişinin kendisine bile ait olmayan doğasına direnme gücünü kazanmak. Yaradan kötülüğü, yani alma arzusunu yarattı ve kişiye yerleştirdi. Ve bu arzunun dışında sadece ışık vardır yani Yaradan.

İçimdeki bu kötülüğü O yarattı ve şimdi ondan kurtulmak ya da onu ıslah etmek için bir destek bulmalıyım ki daha fazla üzerimde hüküm sürmesin ve Arvut yasasını yerine getirmeyi gerçekten isteyebileyim.

Bu seçimde kendi hayatında, kötülükten kurtulmanın bir yolunu aradığım anlamına gelir, bunu kendi içeriğinin içerebileceğim anlamına gelmez. Kalplerimizi birbirine bağlama, tek bir Kli’de birleşme ve içindeki ışığın varlığına layık olma koşuluna kendi başımıza ulaşamayız. Tavsiye aramalı ve bunu gerçekten istemeliyiz yani zorunluluk hali denilen duruma gelmeliyiz.

Bizim hazır olmamıza “Yapacağız ve duyacağız.” denir. Beni neyin beklediğini bilmiyorum, önümdeki koşul hakkında hiçbir şey anlamıyorum çünkü daha düşük bir dereceden daha yüksek bir dereceye yükseliyorum. Doğası gereği, o yüksek dereceyi anlamıyorum.

Bunu kavrayacak ve hissedecek kadar bilge olsaydım zaten onun üzerinde olurdum. Ancak eğer sadece o dereceye sıçramak üzereysem, henüz bilmiyorumdur. Sahip olduğum tek şey bunun gerekliliğine dair bir histir. Buna “Yapacağız ve duyacağız” denir. “Hazırız. Yeter ki bir şeyler yapalım!”

Arvut’un (Karşılıklı Garanti) Sarsılmaz İlkesi

Alma arzumuz ne kadar büyürse Arvut (karşılıklı garanti) da o kadar güçlü olmalıdır. Bunu tarihin akışında da görebiliriz. 

Mısır’dan çıkışla birlikte, Aviut‘un ilave bir derecesini özümsediğimizde, “Sina Dağı’nın eteklerinde tek kalp tek adam olarak durmak” olarak bilinen Arvut‘un ilk seviyesini kabul etmek zorunda kaldık. Bu birlik sayesinde Tora’yı hak ettik.

Daha sonra, çöl yolculuğu sırasında, halkın kabilelere bölünmesinde ve Kohenler, Levililer ve İsrailliler olarak kendi rollerinde kendini ifade eden kolektif katılımın ve karşılıklı garantinin genişletilmesi gerekiyordu.

Yöntem üzerinde çalışıldığında, tüm bunların esasen Arvut adı verilen aynı prensibi ıslah etmenin sürekli bir süreci olduğu, her birinin kendi ruh köküne göre diğerleriyle bağ kurduğu ıslah olmuş bir biçimde tek bir Kli’ye bağlı olduğu anlaşılır.

Halk tapınak inşa etme aşamasına geldiğinde, zaten ülkedeki bağın farkına varmaları gerekiyordu.

Yani, her bir bireyin ve bir bütün olarak halkın içsel durumları değişse de, alma arzuları giderek daha şiddetli bir şekilde yanmaya ve büyümeye devam etti ve bu durum dış koşulları da etkiledi (insanlar İsrail topraklarına girdiler, diğer uluslarla savaştılar ve bu topraklara yerleştiler). Arvut sürekli yeni biçimler almak zorundaydı. Yine de ana fikir değişmedi: birbirimize garantör olmak.

Grubun Merkez Noktasında

On Sefirot Çalışmasına Giriş, madde 17’de şöyle denmektedir: “Bu nedenle, öğrenci çalışmaya başlamadan önce Yaradan’a olan inancını güçlendireceğine dair söz verir…”

İnanç gücünü, ihsan etme gücünü, alma arzumun üzerinde olmamı sağlayan gücü almak için kitabı açıyorum. Yani, diğer ruhlarla bağa gelmek ve karşılıklı garanti koşulunu yerine getirmek için.

“Komşunu kendin gibi sev” ilkesini küçük bir grupta, sadece ben ve bir başkası olsa bile yerine getirebileceğimizi düşünürsek, bu kesinlikle gerçekçi görünmez. Birilerinin bunu başarmış olması imkânsızdır. Ve bu gerçekten de böyledir.

Ancak bunun gerçekleşmesini istediğimize dair bir karar verebiliriz ve öyle bir talebe ulaşmak isteriz ki, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, gece gündüz bunun etrafında döneriz. Ve bu yeterlidir.

Her saniye bizi grubun merkezine doğru çeken gücün ne kadar içinde olduğumuzu kontrol etmeliyiz ki dışsal olan her şey arkamızda kalsın ve içsel olan her şey grubun merkezinde birleşsin.

Her biri bunu kendi içinde ayırt eder. Kendimi nasıl kontrol edebilirim ve grup kendini nasıl kontrol edebilir? Sadece kişinin kendisini ve diğerlerini grubun merkez noktasında birleşmiş olarak görmeyi nicelik ve nitelik olarak ne kadar önemsediğine göre.

Kendinizi Düşünmemek Mümkün

Soru: Doğrulanamayan manevi çalışmanın yanı sıra ne yapmalıyız: karşılıklı garanti hakkında düşünmeli, konuşmalı mıyız?

Cevap: Bunun hakkında konuşun, her birinin grubun ve üst gücün etkisi altında, yükselişler ve düşüşlerle birlikte, kişide giderek daha fazla duygu uyandığını anlamada ne ölçüde ilerlediğini kontrol edin ve ölçün: kendini düşünmemek mümkündür. Kişi başkalarını düşünmek için özgürleşecektir.

Soru: Sürekli bunun hakkında konuşursak, değeri düşmez mi?

Cevap: Değersizleşmeyecektir çünkü önümüzde durmaktadır. Dahası, bu uzak bir hedef (son ıslah ya da Yaradan’a bağlılığımız) değil, Mısır’dan çıkış olarak adlandırılan alma arzusundan bir kopuştur. Bu ilk eylemdir; bunu gerçekleştirerek maneviyata gireriz.

İsrail halkını Mısır’dan çıkaranın ne bir melek ne de bir elçi olduğu, Yaradan’ın Kendisi olduğu söylenir. Birleşmeli, Firavunumuzla konuşabilecek, bizi ikna edebilecek, kölelikte, karanlıkta olduğumuzu hissedecek ve üst gücün bizi etkilemesini ve Yaradan’ın bizi Mısır’dan çıkarmasını dileyecek Musa’nın gücünü içimizde bulmalıyız. Tüm bunlar karşılıklı garantiyi elde ettiğimiz süreçtir.

Niyetimiz Eksik

Hangi eylemimiz gelip bizi ıslah edecek olan saran ışığa en uygun olanıdır? Bu, Yaradan ile birleşmek için bir araya gelmeye çalışan bir grubun eylemidir. Formül çok basittir. Ancak sorun şu ki, bunu yapmaya başladığımızda ne için yaptığımızı unutuyoruz.

Her bir eylemdeki niyeti yeterince netleştirmemişizdir. Üstelik bu farklı insanlar için aynı da değildir. Bunun üzerinde mümkün olduğunca çok çalışmamız gerekiyor.

En küçük eyleme daha net, daha talepkâr bir niyet eklerseniz çok daha etkili olacak ve çok daha fazla fayda getirecektir. Şu anda pek çok eylemden geçiyoruz ama niyet konusunda çok iyi değiliz. Eksik olan şey çabanın niteliğidir.

Her grupta ve her durumda bu konuda her zaman bir sorun var. Pek çok eylem gerçekleştirebiliriz. Sık sık insanların yaptıkları her şeyi listeledikleri e-postalar alıyorum ve soruyorlar: “Ne zaman gerçekleşecek ve tüm bunlar nerede?” Buna ne cevap verebilirim?

Gerçekten de gruplar çok şey yapıyor ama yeterli niyet yok ya da uygun değil. Grubun gelişim düzeyine göre niyetin çok daha birleşik, çok daha ince elenip sık dokunmuş olması gerekir. Niyetin amacı bir koçbaşı olmaktır.