Işıkla “Sohbet”

İnsan ışığın formunu, ihsan etme formunu edinmeye başladığında, kendisine dışsal görünen tüm dünyanın aslında kendisine sevgiyle yeniden bağlaması gereken kendi arzuları olduğunu görür. Onların kırılmanın bir sonucu olarak kendisinden ayrıldığını keşfeder. Ve onları yeniden birleştirerek, bu arzuların içindeki ihsan etme niteliklerini ve ardından onların içinde Yaradan’ı, ışığı ifşa eder.

Ve artık ışığın onunla nasıl oynadığını, bir “diyalog” yürüttüğünü ve bazen daha güçlü, bazen daha zayıf bir şekilde uyandığını görür. Ve kişi, buna uygun olarak, ihsan etme niteliğinin ne olduğunu öğrenmelidir.

Kişi daha fazla ışık aldığında, Yaradan’ın ifşası için şükretmelidir. Işık azaldığında, daha büyük bir ihsan etme fırsatına sahip olduğu için şükretmelisiniz ve eskisinden daha az aldığınızda, ne kadar ışık, berraklık veya ifşa alırsanız alın, şükranınızı azaltmamalı ve Yaradan ile ilişkinizi değiştirmeden sürdürmelisiniz.

Bu tür yükselişler ve düşüşler sayesinde, içinizde ifşa olan ışığın derecesine bakılmaksızın, ihsan etme içinde kalmayı öğrenmeye başlarsınız. Buna “iyiye olduğu kadar kötüye de şükretmek” denir. Dahası, maneviyattan uzaklaştırıldığınız için şükredersiniz, çünkü tam da “böyle çıkışlardan Tora ortaya çıkar” ve bunlar sayesinde ilerlersiniz.

Egoist arzu büyür ve kişiye Yaradan’dan uzaklaştığı hissini verir, yani kendi başına O’na yaklaşma fırsatını verir. Işığın artmasıyla ilerlemek yerine, artık kişi, ihsan etme arzularının artmasıyla ilerleyebilir.

Böylece kişi, üst ışığı ifşa eder ve tüm manevi kabını tamamen ifşa edene kadar, çeşitli ilişkiler içinde sürekli olarak onunla “konuşur”.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed