Bir kişinin tüm işi kendisini kimin yöneteceğini seçmektir: alma arzusu ya da ihsan etme arzusu. Şu anda kendilerini kimin yönettiğini incelemeli ve gerçekten ne istediklerine karar vermelidirler.
Eğer alma arzusu kontrolü elinde tutuyorsa, bunun iyi olmadığı açıktır ve kendilerini ihsan etme arzusunun otoritesi altına sokmanın yollarını aramalıdırlar. Ancak ihsan etme arzusu olsa bile, bir soru kalır: Neden ihsan ediyorum, kimin için, ne zaman ve nasıl?
İhsan etme yönetimi Tora’dan alınan güçle kurulabilir. Eğer Tora’yı, ondan ihsan etme gücünü alma niyetiyle çalışırsak, o zaman adım adım bu gücü ifşa eder ve giderek daha fazla onu kullanmayı öğreniriz.
Yaradan’dan müdahale etmesini ve ihsan etme niteliğini seçmemize yardım etmesini isteriz. Çalışmaya başlamadan önce bile, tüm varoluşu sadece Yaradan’ın yönettiğinden emin olmalıyız ve bizim görevimiz sadece bunu herkese ifşa etmektir.
Her insan iki güçle doğar: alma arzusu ve ihsan etme arzusu. Alma arzusunun tüm doğaya hakim olduğunu görürüz, ancak doğa aynı zamanda ihsan etme örnekleri de sunar. Egoist arzunun hüküm sürdüğü bir insanın içinde bile, ihsan etme düşünceleri ortaya çıkar. İhsan etme niteliğini seçmeye çalışırız çünkü bu, Yaradan’ın niteliğidir. Doğanın kendisi ihsan etme niteliğine ait olmanın değerli olduğunu öğretir.
Bizi ihsan etmeye doğru iten güç yukarıdan gelir, bu Yaradan’ın Kendisinin gücüdür. Ve ihsan etme gücünün doğal alma arzumuzla çelişmesine rağmen, gerçeği barındırdığını görürüz. Bu yüzden ona doğru çekiliriz ve nihayetinde o bizim yeni doğamız haline gelir.
İhsan etme niteliğini edinmek istiyorsam, bu gücü seçmiş ve onu ifşa etmek için çabalayan bir çevreye girmeliyim. Doğuştan sahip olduğum alma gücü ile şimdi edindiğim ihsan etme gücü arasındaki bu savaşta, kiminle devam etmek istediğimi seçmeliyim.
Filed under: Kabala, Maneviyat, Yaradan -
Hayattaki Ana Seçim için yorumlar kapalı