“Uygulanacak Etkin Bir Yürütme Mekanizması Olmazsa Uluslararası Kamu Hukukunun Amacı Nedir?” (Quora)

Bugün uluslararası hukuk, onu egoist amaçları için kullanan, spekülasyon yapan politikacıların elinde. Bu sorunun çözümü, toplumsal değerlerimizi özgecil değerlere çevirmemiz koşuluyla gerçekleşebilir. Böyle bir değişimle insanlar ve ülkeler arasındaki ilişkilerde olumlu değişime etki yapabiliriz. Böyle yapmak, birbirimize karşı giderek artan kötü niyetli tutumlarımızda, olumlu bağlara yönelik temel bir değişimi etkileyecektir. Özgecil değerlerin, tüm uluslararası anlaşmaların temeli olması gereklidir.

Tabi ki, bugün sadece uluslararası bir hukuk yok ve bu nedenle onu uygulayacak etkili mekanizmalar da yok. Sadece özgecil ve insanlığın yararına yönelik olması, insanlığın bu tür yasaların ve yönetiminin uygulanmasını istemesi ve bunlara olan ihtiyacı anlaması koşuluyla dünya çapında bir yönetim biçimi ortaya çıkacaktır.

Günümüzde, BM’nin görevini yerine getirmediğini de anlıyoruz. Politikacıların elinde bir oyuncak, bir araç gibi olduğu için bunu yapamıyor ve geçmişte güvendiğimiz ve umduğumuz şeyi gerçekleştiremiyor. İster özgecil ister egoist olsun, binlerce uluslararası örgüt ve hükümetler kurabiliriz – ama aynı durum, biz onların temelini değiştirene kadar devam edecektir: onlar için genel doğa yasası anlayışıyla güçlendirilmiş, insanlığın yararına olacak bir dönüşüm.

Kabala İstisnasız Herkes İçindir

Soru: Hayatın anlamı ile ilgilenen birinin neden Kabala çalışabileceğini düşünüyorsunuz?

Cevap: Bu sözlerimi, Babilli önder İbrahim’in Kabala’yı herkese ifşa ettiği antik Babil’de olanlara dayandırıyorum. O,  Kabala öğretmeye başladığı küçük bir grup insanı topladı, onları bir ulus adı altında topladı ve daha sonra onları Babil’den çıkardı.

Ama bu bir ulus değildi, sadece eski Babil uygarlığından uzaklaşan bir gruptu. Sonuç olarak, Kabalistik metodoloji tüm dünyaya sunulmalıdır.

Yorum: Kabala çalışmak isteyen insanlar var ama araştırırken çeşitli rabbilere yöneliyorlar ve onlar sadece dindar bir Yahudi’nin Kabala öğrenebileceği ve bir kadının kesinlikle çalışamayacağı gibi argümanlarla mümkün olan her şekilde insanları caydırılıyorlar.

Cevabım: Kabala’nın bize neden verildiğini anlamayan insanlar hakkında ne söylenebilir ki? İstisnasız herkese öğreten iki tarihi şahsiyet olan İbrahim ve Sarah’dan örnek almalıyız. Tora da şöyle der: “Ve herkes Beni tanıyacak, genç ve yaşlı. Ve benim evime tüm uluslar için dua evi denilecek.”

Hangisini Seçmeli: 10 Milyon Dolar Mı Yoksa Hayatın Anlamı Mı?

Soru: Zor bir dönemden geçiyoruz, insanlar açıkça olgunlaştı, birçoğu hayatlarını yeniden gözden geçiriyor ve geleceği düşünüyor. Bu çerçevede sosyologlar basit bir soru sordular: “Ne tercih edersiniz: hayatın anlamını aramak mı yoksa piyangoda 10 milyon dolar kazanmak mı?” %85’i parayı seçti.

Yakın gelecekte Kabala kursları açacağız. İnsanlara ne söylerdiniz? Bu kurslarda ne bulacaklar? Hayatın anlamı mı ya da ya da paranın eşdeğeri günümüze, geleceğe ya da başka bir şeye güvenmek mi?

Cevap: Dünyamızın küçük bir küre olduğunu anlıyorsunuz ve üzerinde uçuyoruz, onu Munchausen gibi [Baron Munchausen’in Rusya’daki Muhteşem Seyahatleri ve Kampanyalarının Anlatısında] çekirdekten havasız boşluğa, henüz bizi canlandırmaya, desteklemeye, beslemeye veya sulamaya kesinlikle hazır olmayan, karanlık uzaya, ölü uzaya dek sürüyoruz.

Bu durumda, yalnızca evrenimizin bu küçük parçasında özel koşullar olması nedeniyle yaşıyoruz. Dahası, evrende bu tür koşullar ne kadar aranırsa aransın, asla mevcut değildir!

Bu mavi gezegen çok özeldir. Ve eğer ona özen göstermezsek, o zaman orada varlığımızı sonlandıracağız. Dolayısıyla bizim için en önemli şeyin para olmadığını düşünüyorum. Bizim için en önemli şey gezegenimizi korumaktır.

Fakat onu korumak için, var olan ve onun bağlı olduğu güçleri bilmemiz gerekir. İşte bu yüzden Dünya denen bu küçük canlı organizma gerçek canlı bir organizmadır! Onun sayesinde varız, o da var olmalı. O yüzden, her şeyden önce bunu düşünmeliyiz.

Dünyada her yıl kitle imha silahlarına trilyonlarca dolar harcandığını duyduğumda kendimi çok kötü hissediyorum. Çünkü bugün bu dünyanın yanlış yöne sürüklenmesi için güçlü, modern bir atom bombası yeterli. Bariz bir şekilde yanlış yola!

Yörüngesi azıcık kaysa, bir şey olsa, bittik! Hayat, yaşadığımız küçük bir pandemi yüzünden değil, çevresel koşulların bu kadar çok bozuluyor olmasından değişiyor, nefes bile alamıyoruz, bu kadar radyasyonla var olamayız vb.

Bence bu en önemli şeydir. Dünyanın sürdürülebilir gelişiminin gerekliliği ve içinde bulunduğumuz koşullar gereği, öncelikle atmosfere, içinde yaşadığımız çevreye özen göstermeliyiz. Kabala tam olarak bundan, geleceğimize nasıl düzgün bir şekilde bakmamız gerektiğinden bahseder.

Soru: Ve bu mavi küreyi her şeyin temeli olarak mı koydunuz?

Cevap: Evet. Mavi çünkü hala üzerinde küçük bir oksijen bloğu var. Ama uzanması için oksijen bloğu kalmadığında, o zaman işler değişecek! Mars gibi kırmızıya, Venüs gibi maviye ya da başka bir şeye dönüşecek. Kırmızıya, maviye dönecek ve bitecek.

Soru: Ya sonra? Kabalistler ekolojist değiller, hadi “Ekolojiyi kurtaralım” demezler.

Cevap: Hayır. Ancak ben sadece var olmaya devam etmek isteyen, bu Dünya’da yaşmaya devam etmek isteyen insanlara sesleniyorum. Bu yüzden diyorum ki, 10 milyon dolar yerine hayatınız, güvenliğiniz ve gelişiminiz için çok daha fazlasını yapabilirsiniz.

Soru: Peki hayatın anlamını bunun içinde bulacaklar mı?

Cevap: Kabala ilmine iyice dalmadıkça hayatın anlamını hiçbir şeyde bulamazlar. Daldıklarındaysa sadece hayatın anlamını değil, hayatın kaynağı ile de bir bağ kuracaklar. Ve onun aracılığıyla, genel olarak var olan her şeyin, evrenin, Dünya’nın, kendilerinin, her dakika başlarına gelen her şeyin, olmuş ve olacak her şeyin anlamını zaten bulacaklar. Bütün bunları ancak dünyayı doğru anlamaya başlarlarsa bulacaklardır.

Soru: Sizce Kabala kurslarımızda buna gelecekler mi?

Cevap: Evet. Bunu başka hiç bir yerde bulamazlar. Bence bu zaten kanıtlanabilir ve başka bir yerde bir şey bulmaya çalışmanıza gerek yok. Kabala bilimi, diğer tüm bilimler, teoriler, felsefeler vb. ile karşılaştırıldığında, böyle pratik bir metodoloji ortaya koyar ve cinsiyeti veya dini ne olursa olsun herkesi bu konuda ustalaşmaya ve hayatın anlamı sorusunun ötesine, yani hayatın kaynağına davet ediyor.

Ve o zaman kesinlikle kişinin içinde ortaya çıkan tüm sorular, soruyu sormadan önce bile ona net hale gelir.

Sizleri dersleri almaya davet ediyorum. Günümüzde bir kişi bu soruları kendisi için cevaplayamıyorsa, o zaman kendini düzgün bir şekilde donatamayacağına inanıyorum.

Soru: Hangi sorular?

Cevap: Hayatın anlamı. Neden bunlar oluyor? Her şeyi nasıl düzeltebilirim? Bunlar varoluşun en temel sorularıdır.

O halde bu bilimde ustalaşmak zorundayız. Zor değil. Laboratuardaki bir bilim adamı vb. gibi içinde olmaktan, içinde çalışmaya başlamaktan bahsetmiyorum. Hayır.

Bu, bir insanın kendi kaderinin yaratıcısı olabileceği ölçüde, formdadır.

Soru: Yani kendi kaderinizin yaratıcısı olabilir misiniz?

Cevap: Elbette! Yaratıcı olun!

Soru: Kendi kaderinizin yaratıcısı olmak mükemmel bir şey mi?

Cevap: Evet. Olmalıyız da. Yaradan her şeyi yaptı, hazırladı, yarattı ve bize ihtiyaç duyulan her şeyi bilme, anlama, değiştirme ve düzeltme fırsatı verdi ve böylece kendimiz için mümkün olduğunca rahat hale getirebileceğimiz bir dünyada yaşamamızı sağladı.

“Kişi Arzusunu Yok Edebilir Mi?” (Quora)

Arzular yok edilemez.

Arzular yaratılışın özüdür. Bununla birlikte, niyet, kendine hizmet eden bir niyetten, başkalarının ve doğanın yararını amaçlayan bir niyete değiştirilmelidir.

Aynı şekilde, kişisel çıkarı hedefleyen niyetlerle çalışmayı bırakırsak, egoist arzularımız da ölür. Egoist arzularımız bir kez öldükten sonra, özgecil bir şekilde çalışmak için arzularımızı canlandırabiliriz.

Arzuyu yok edemesek de, arzuyu, kendine yönelik egoist niyetten ayırabiliriz. Arzu o zaman tamamen şekilsiz ve uzaklaştırılmış biçimde kalır ve onun egoist niyeti ortadan kalkar.

O zaman tekrar arzuyla çalışmak mümkün olur, ancak özgecil bir niyetle.

Manevi İlerleme Zamanı

Soru: Bugün bir kişinin Masah’ın gücünü edinmesi ne kadar sürebilir?

Cevap: Zamanımızda Masah’ın edinimi hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz çünkü bu, insanların maneviyata önceki nesillerde olduğu gibi yalnız başlarına ilerlemediği, özel bir zamandır.

Şimdi ilk kez, dünyada kelimenin tam anlamıyla milyarlarca insan, bilinçsizce Yaradan’ı arzuluyor. Bunu anlamıyorlar ama O’nun için çabalıyorlar. Bu nedenle, son nesil dediğimiz neslimizde ıslahın nasıl gerçekleşeceğini kesin olarak söyleyemeyiz.

Soru: Bu süreçte birkaç katılımcı bir Masah’a aynı anda sahip olabilir mi?

Cevap: Bence Masah birçoklarında paralel olarak ortaya çıkmalıdır, böylece de birbirlerine yardım edebileceklerdir.

Soru: Eylül sonunda binlerce katılımcı ile büyük bir sanal kongre planlıyoruz. Bu kadar çok insan aynı anda Masah’ın inşasıyla ilgili belirli materyalleri toplayıp çalıştığında, bu onların Masah’ı edinmelerine neden olabilir mi?

Cevap: Evet. Bu, Masah’ın birçok insanda ortaya çıkmasına neden olabilir ve genellikle tüm katılımcıları manevi alana ilerletir.

“Çocuklarımıza Hayatlarının Erken Dönemlerinde Öğretmemiz Gereken En Önemli Şeyler Nelerdir?” (Quora)

Çocuklarımızı yetiştirdiğimiz, günümüzün küresel olarak birbirine bağlı ve bağımlı dünyası, bizim içinde büyüdüğümüz dünyadan çok farklı.

Günümüz dünyasında çocukların refah ve mutlu bir şekilde yetişmeleri için, bizim ne kadar birbirimize bağlı olduğumuzun bilincine varmaları gerekiyor ve bunu ne kadar erken öğrenirlerse o kadar iyi.

Onlara üzerinde yaşadığımız gezegeni öğretmeliyiz, böylece doğanın cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyeleri boyunca devam eden sayısız etkileşimle tek bir ekosistemde nasıl var olduğumuzu anlasınlar.

Onlara ayrıca güneş sistemini, güneşin ve ayın Dünya üzerindeki etkisini, mevsimlerin nasıl değiştiğini ve doğal güçlerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini öğretmeliyiz.

İnsani gelişim açısından, birlik içindekiler refah içindeyken, bölünmüş medeniyetlerin ve ulusların birbirine düşman haline geldiklerini ve sorunlarla dolu olduklarını çocuklara göstermeliyiz.

En önemlisi, onlara doğanın güçlerinin tek bir sistem olarak birbirine olan bağını ve bağımlılığını ve onların üzerimizdeki etkilerini öğretmeliyiz. Günümüz teknolojileri aracılığıyla bağ kursalar bile, kendi bağlarının teknolojinin ötesinde diğer insanlara ve doğaya her düzeyde uzandığını anlamalılar.

Çocukların eğitiminde insanlığın ve doğanın birbirine bağını vurgulamanın amacı, onların çevreleriyle yani diğer insanlarla ve doğayla olan olumlu bağlarını beslemektir. Başkalarını ve doğayı önemsemenin kendilerini olumlu, diğer insanları ve doğayı önemsememenin ise kendilerini olumsuz etkilediği duygusuyla büyürlerse, pek çok acıyı atlatıp keyifli, huzurlu ve uyumlu bir yaşam süreceklerdir.

Bu bağı zenginleştiren eğitimdeki kilit nokta, diğer insanlara ve doğaya karşı tutumumuzun sürekli devam eden bir ilişki olduğunu anlamaktır. O zaman doğadaki karşılıklı olma durumunu anlayabiliriz. Ailelerde, arkadaşlıklarda, eşlerde, iş ilişkilerinde veya genel olarak toplumda gelişen ilişkiler, karşılıklı değerlendirmeyi gerektirir. Bir ilişkide gerçek arkadaşlığa ve hatta sevgiye ulaşmanın faydaları, oraya ulaşmak için gösterdiğimiz çabalara her zaman üstün gelir. Bu nedenle, birbirimize bağımızın ve karşılıklı bağımlılığımızın farkındalığını kazanmak, bizi karşılıklı bağımızı olumlu bir şekilde gerçekleştirmek için, bağlarımıza yatırım yapmamız gerektiği sonucuna götürmelidir.

Hayvanlar, diğer hayvanlara zarar vermek için içgüdüsel bir dürtüye sahip değildir. Diğer hayvanları öldürmeleri, diğer hayvanların acılarından zevk almak için kötücül bir niyetten değil, hayatta kalmaları için bunun gerekli olduğundandır. Bununla birlikte, insanlar ek bir egoist niteliğe sahiptir, yazıldığı gibi, “Bir adamın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür.” Bu nedenle çocuklarımızı, herkesin ve her şeyin birbirine bağlı ve karşılıklı bağımlı olduğunu öğrenecekleri, buna göre düşünecekleri ve hareket edecekleri kaygısıyla yetiştirmeliyiz.

Erkek ve Dişi Ruhlar

Soru: Yaradan’a yapışmak ve aynı zamanda O’nun ortağı olmak ne demektir?

Cevap: Yaradan’a yapışmak, tam bir birleşme, tam bir benzerlik, tam bir farkındalık ve anlayış içinde O’na yapışmak demektir. Ben bağımsızım ve aynı zamanda tam da bu bağımsızlıktan dolayı, O’nunla aynı olduğum için O’na bağlıyım.

Aynı zamanda ben dişi tarafı temsil ediyorum, Yaradan da erkek tarafı. Kadın ve erkek, hepimiz birlikte Yaradan’a göre dişi tarafı temsil ediyoruz.

Soru: Yani kadınlar bununla gurur duyabilir mi?

Cevap: Kadın, bir erkekten daha çok yaratılışın özüdür ve üst güçle ilgili olarak doğayı ifşa etme konusunda daha büyük bir yeteneğe sahiptir.  Ve bir erkeğin içinde Yaradan’dan daha fazla vardır, eylemde bir kadından daha fazla bağımsızlık vardır.

Bu nedenle dünyamızda, birbirimizi tamamlayarak, birlikte Yaradan’a benzer tek bir bütün oluşturduğumuzda, doğamızın böyle bir görünümünü elde edebilecek durumdayız.

Sonuç olarak, tüm erkek ve dişi ruhlar birleşecek ve Yaradan’a göre dişi bir ruh gibi tek bir ruh haline gelecekler.

Soru: Erkek ve kadın unsurlar aynı zamanda tek kişi içinde mevcut mu?

Cevap: Elbette. Her insanda, hem erkekler hem kadınlar arasında farklı kombinasyonlar vardır. Ve erkek temeli, ihsan etme derecesinde her zaman dişiden daha baskındır.

Aynı zamanda, biri karşısında dişi unsur ve başkası karşısında erkek unsur olarak hareket edebilirim. Örneğin, üst olan karşısında ben dişil unsurum ve alt olan karşısında, diyelim ki öğrenciye karşı erkek unsurum vb. Bunların hepsi sadece aşamalardır.

 

Hatalardan Öğrenme

Kişinin egoist arzusunu yenmesi ve onun üzerine çıkması her zaman mümkün değildir. Bu, onun ihsan etme eğiliminin, büyük alma arzusuna kıyasla hala çok zayıf olduğu anlamına gelir. Bu nedenle, egoizm içindeki çalışmalarının sonuçlarını alamamaktan hayal kırıklığı hisseder.

Yaratılışın programına göre, ruhu zaten ihsan etme arzusuna ilerlemiş ve kendisine yönelik olmak yerine Yaradan’a yönelik olmalı. Dolayısıyla, ona manevi sürecin bir bölümünde hata yaptığı gösterilir. Bir dahaki sefere başarılı olmak için bu hatanın nerede olduğunu kontrol etmesi gerekir. Bu bir sonraki sefer, belki birkaç saniye veya dakika içinde olabilir.

Manevi yolumda başarı görmüyorsam, o zaman buna henüz hazır değilimdir ve bana henüz doğrudan gelişemediğimi, ama sadece hatadan hataya ilerlediğimi gösterdiği için Yaradan’a şükrederim. Okulda da böyle öğrendik: önce yazdık, sonra yapılan hatalar üzerinde çalıştık ve yavaş yavaş ilerledik.

Aynı şey manevi ilerleme için de geçerlidir, ıslahın en sonuna kadar, her zaman hatalarımızı ortaya çıkarır ve onlar üzerinde ilerleriz. Bizim bütün gelişimimiz, hataları ortaya çıkarmamız ve onlardan öğrenmemiz üzerine kuruludur.

Şöyle yazılmıştır: “Erdemli bin kez düşecek ve yeniden yükselecektir.” Sadece düşmenin sonucunda hatamızı ortaya çıkarır, onu düzeltir ve bir sonraki duruma yükseliriz. Bir sonraki durumda, bir şeyler yapmaya çalışırız, hata yapar, düşer, düşüşü, hatayı, başarısızlığın nedenini ortaya çıkartır ve davranışımızı ıslah eder ve yükseliriz.

Bu her seferinde böyle olur, bu nedenle “Erdemli bin kez düşecek ve yeniden yükselecektir.” diye yazılmıştır. Yürüyen merdivendeymiş gibi manevi merdivenin yüksek derecelerine çıkacağınızı düşünmeyin. Neden düştüğünüzü anlamanız ve kendinizi ıslah etmeniz için her zaman önce bir düşüş olacaktır.

Tam olarak düşüşleri ıslah ederek, Reşimot’u dikkatle inceliyoruz. Tıpkı Adam Kadmon dünyasında AB ve SAG Galgalta’dan doğduğunda olduğu gibi.

Partzuf neden gelişir? Çünkü zayıflığını ve ışığı almadaki yetersizliğini hisseder. Bu nedenle düşmeden ilerlemek mümkün değildir. Bir insanda saklı olan daha derin alma arzusunu, daha incelikli ve daha derin nitelikleri ortaya çıkaran ve ilerlemeye yardımcı olan bu düşüştür.

Bu her meslekte aynıdır: önce sorunları ortaya çıkarırız ve onlardan kırılmaya ve düzeltmeye geliriz. Seçenek yoktur, yaratılanlar mükemmele ancak mükemmel olmayandan ulaşabilirler. İlerledikçe, Yaradan’da daha fazla kusur görürüz ve aynı zamanda, eğer ona ıslah olmuş gözlerle bakarsak mükemmelliğin de tam olarak bu olduğunu keşfederiz.

Yaradan’ın Kontrolü Altında Bir Kişi

Soru: Dünyada Hitler ve Stalin gibi büyük kötü adamlar var. Arkalarında sanki Yaradanmış gibi yenilmez bir güç olduğu hissi vardır ve sonra bu gücü kaybederler. Neden işler bu şekilde olur?

Cevap: Şayet bir kişi Yaradan ile bağa yönlendirilmezse, özellikle Hitler ve Stalin gibi büyük olumsuz insanlar veya büyük olumlu insanlar, sadece üst güç tarafından yönetilirler.

Kişinin bunun üzerinde hiçbir kontrolü yoktur. Kabala ilminin perspektifinden bakıldığında, Yaradan ile bağa ulaşanlar veya bu bağı amaçlamayı isteyenler hariç, tüm insanlık köleleştirilmiştir, onlar hayvan egoizmi tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla onlardan bir şey talep edemeyiz. Ne de olsa nasıl hareket edeceklerini, üst takdirin onları nasıl yönettiğini ve neden bir şeyleri şu ya da bu şekilde yapmaya zorlandıklarını bilmiyorlar.

Elbette dünyaya yapabilecekleri kötülük sınırlı olmalı, ama bunun için onları kınayamayız. Doğanın bizi yöneten gerçek gücünü nasıl doğru bir şekilde ortaya çıkarabileceğimizi onlara göstermemiz ve açıklamamız gerekiyor ki onu ifşa edelim.

Onlarla farklı ilişki kuramayız. Maddesel düzeyde onlardan nefret edebileceğinizi ve onları yok etmeye hazır olabileceğinizi ve onlara iyi bir şey dileyemeyeceğinizi anlıyorum. Ama öte yandan, kişinin içinde onu işletmesi için Yaradan’ın ona koyduğu güçler tarafından köleleştirildiğini ve kontrol edildiğini anlamamız gerekir. İnsan Yaradan’ın yarattığı bir varlıktır.

Ancak Yaradan’ın kişiye verdiği korkunç niteliklere ek olarak, bu nitelikleri ıslah etme yöntemini, yani onları düzeltme yeteneği edinirse, böyle bir kişiye şu soruyu sormak ve talep etmek mümkündür: “Aldıklarınla mı yaptın? Islah yöntemini uyguluyor musunuz? Sana verilen koşullarda bunu doğru kullanıyor musun?”

Ama kişiye kendini ıslah etmesi için şartlar verilmemişse, ondan bir şeyi nasıl talep edebilirsiniz?

Dünyaya Kabala bilgeliği açısından bakarsak, bu kişiyle farklı bir şekilde ilişki kurmamız gerekir. Böyle insanları Yaradan’ın yaratılanı olarak görmemiz gerekir. Hepimiz seçmediğimiz temel niteliklere sahibiz. Nerede doğacağımızı, nasıl yetiştireceğimizi vs. biz seçmedik. Belki ben de farklı bir ailede, farklı bir toplumda, farklı bir ülkede, farklı bir zamanda doğup büyümek isterdim.

Bunu kimse seçemez, öyleyse neden biri bana: “Neden işleri bu şekilde yapıyorsun da başka türlü yapmıyorsun?” diye şikâyet etsin. Bunu yapıyorum çünkü ben böyle yetiştirildim ve Yaradan’ın bana verdiği nitelikler bu şekilde gelişti, hepsi bu.

Kabala bilgeliğinin bizi tamamen farklı bir gerçeklik algısına yönlendirmesinin nedeni budur, böylece kendimizden başka hiç kimseye şikâyetimiz olmaz. Dünyayı ıslah etmek mi istiyorsunuz? Yaradan’ı hedefleyin ve dünyayı ıslah etmesi için talep edin, isteyin, deneyin ve O’na doğru harekete geçin.

 

Yeni İnsanlar Olmamıza Yardım Et!

Tüm bayramlar, kişinin manevi yükselişindeki özel durumları sembolize eder. Eğer olması gerektiği gibi çalışırsak, o zaman yıldan yıla, günden güne, Yaradan ile tam bir bağa ulaşana kadar manevi merdiveni gittikçe daha fazla tırmanırız.

Egoizmin üzerine yükselişe Pesah, Mısır’dan çıkış ve ihsan etme gücünün edinilmesine Şavuot bayramı denir.

Sonra kişi kendini yargılar ve Av’ın 9’u olarak adlandırılan verme eğilimine sahip olmadığını görür. Ve o zaman tüm hayatına Yeni Yıl, Roş HaŞanah olarak adlandırılan, Yaradan ile yeni bir ilişki ile yeniden başlamaya karar verir.

Ve en önemli şey, bu yeni döneme, bu yeni zamana nasıl girileceğine dair doğru bir hesaplama yapmaktır. Hayatında birçok kez, kişi sanki yapabilecekmiş gibi yaşamını değiştirmek ve her şeye yeniden başlamak ister. Bu, bir kişinin Yaradan ile eşdeğer olmak için geçmesi gereken günlerden biri olan Yargı Günü, Yom Kippur’un bir işaretidir.

Yom Kippur “kefaret” (Kapara) kelimesinden gelir; kişinin Yaradan’dan af dilediği zamandır. Ne de olsa kişi kendini test etti ve birçok kez kendini ıslah etme ve Yaradan’la bütünleşme fırsatı bulduğunu, ancak bunu ihmal ettiğini ve egoizminin üstesinden gelemediğini gördü.

Yom Kippur’dan bir ay önce, kişi kendini kontrol etmeye başlar ve kendisi için haz almaya yönelik egoist arzular içinde olduğunu ve bunları kendini ıslah etmek ve Yaradan’a yakınlaşmak için kullanmak istemediğini görür. Ve bunun için af diler, o zaman gururunun üstesinden gelmek ve yardım istemek için hiçbir bir gücü ve fırsatı olmadığını fark eder. Sonuç olarak, tüm ıslahımız, Yaradan’dan ıslahın gücünü istemekten ibarettir.

Bütün suçumuzun yardım istememiş olmamızdır ve bunun için af dilememiz gerekir. ”İstemediğim için üzgünüm,” demek, bizi düzeltmesi için O’na dönmediğimiz için Yaradan’dan bizi bağışlamasını istemek demektir.

Yaradan egoizmi yarattı, ancak insan egoizmin kendisinde var olan tek kötülük olduğunu anlamalıdır. Bizler, bu kötülüğün prizmasından tüm dünyaya bakarız ve bu nedenle tüm dünya bize kötü görünür. Ve buna uygun olarak Yaradan’la ilişki kurarız çünkü dünyanın tüm bu berbat görüntüsünün sözde O’ndan geldiğini iddia ederiz. Görünüşe göre bizi ve bu dünyayı bu kadar kötü yarattığı için Yaradan’ı suçlarız.

Ve o anda kişi, Yaradan’dan bu egoizmi düzeltmesini ve kötü doğayı iyi olanla değiştirmesini istemesi için, Yaradan’ın kendisine egoizm ve onun aracılığıyla tüm dünyayı inceleme yeteneği verdiğini anlamaz.

Bu kişinin çalışmasıdır. Yapmamız gereken tek şey, içimizdeki kötülüğü bilmek ve Yaradan’ın bunu bilerek verdiğini idrak etmektir ki O’na dönebilelim ve O’ndan egoizmi ve iyilik yapamama halini değiştirmesini, tüm kötülükleri iyiliğe dönüştürmesini isteyelim.

Sonuçta, bizde iyi güçler yok ve onları Yaradan’dan istemezsek olmayacak ve ancak istediğimizde tüm dünyayı iyi bir arzu ile hissedip görebileceğiz. O zaman dünya bizim için gerçek bir cennet gibi görünecek.

Bu nedenle, tüm çalışmamız kötülüğümüzü, içimizde ve çevremizde neden kötülük gördüğümüzü ifşa etmemiz ve sonra bu kötülüğü iyiliğe dönüştürmesi için Yaradan’a dönmemizdir. Bu iş Yaradan tarafından yapılır ve bu nedenle Yaradan’ın işi (Avodat Hashem) olarak adlandırılır. Ve Yaradan’dan bunu yapmasını istemeye tövbe günü, Yom Kippur denir.

Bunun bir yas günü değil, bir sevinç günüdür çünkü kendimizi yargılarız ve durumumuzu düzeltmek için yalnızca Yaradan’dan bizi yarattığı kötü arzuyu iyi bir arzuya dönüştürmesini istememiz gerektiğini anlarız.

Yani, dönüp talepte bulunabileceğimiz biri var. Ve her şey sadece bizim talebimize bağlı. Zayıf olduğumuz ve iyi işler yapamadığımız, kafamız karışmış ve her şeye hakim olan doğamızın önemsiz köleleriyken, her şey Yaradan tarafından kasıtlı olarak bize güçsüzlüğümüzü göstermek ve içimizde kendimizi egoizmden kurtarma ve onu ihsan etmeye dönüştürme arzusunu uyandırmak için yaratılmıştır.

Bu, Yaradan’dan kötü, egoist arzumuzu alıp onu iyi, özgecil bir arzuya, sevgiye dönüştürmesini istediğimizde, Yargı Günü Yom Kippur’un ana anlamıdır. Ve sonra derin bir delikten yüksek bir dağa tırmanacağız.

Bu nedenle Yom Kippur, tüm 24 saatimizi zayıflıklarımız, Yaradan tarafından verilen egoizmimizde yarattığımız tüm kötülükler için nasıl af dileyeceğimizi düşünerek geçirdiğimiz, yılın en önemli günüdür. Ve bu kötülüğün içimizde Yaradan tarafından yaratıldığı sonucuna vardığımızdan, O’na dönme ve bu kötülük yerine iyiliğin gücünü isteme fırsatımız vardır. Bu talep sonucunda gittikçe daha fazla iyilik gücü kazanacağız ve ıslahın sonuna kadar daha da yükseleceğiz.

Her birimiz ve hep birlikte bu işi takvime göre yılda sadece bir kez Yom Kippur’da değil, her gün yapmalıyız ve mümkün olduğunca Yaradan’a dönmeli ve O’ndan kötü eğilimimizi iyi bir eğilime dönüştürmesini istemeliyiz. Yaradan’a dönme ve bu ıslahı talep etme gücümüz ölçüsünde, O’na benzer hale gelebileceğiz ve O’nunla bütünleşmeye ve mükemmelliğe yani ıslahın sonuna ulaşabileceğiz.

Önümüzdeki yirmi dört saat içinde düşünmeniz ve uygulamaya çalışmanız gereken şey budur.