Arzu İle Çalışmak Mümkün Olmadığında

Soru: Maneviyatta “öldürmek” nedir?

Cevap: Eğer arzu doğru ıslah edilemezse ve henüz onunla çalışamıyorsam, onu öldürdüm denir.

Soru: Kasıt olmadan öldürmek ne anlama geliyor?

Cevap: Çalışmam için bana verilen şeyi yerine getiremediğimde olur. Ya da bunun tam tersi olabilir, bana egoist bir arzu verilmiştir ve ben onu pozitif, özgecil bir arzuya dönüştürmek yerine sadece öldürmüşümdür.

Onun doğru şekilde üstesinden gelemedim ama ben sanki onu yok etmiş gibiyimdir, şimdilik benden kaybolur. Aslında hiçbir yere gitmez ama ben artık onunla çalışamam.

Soru: O zaman benim içimdeki yargıç kim?

Cevap: Esasen, bu bir sonraki derecemdeki benim. Ayrıca beni ileriye götüren diğer gruplar, dostlar ve Joshua, hepsi bana nerede olduğumu açıklayan özel güçlerdir.

Prensipte, yargıç, bir sonraki daha yüksek dereceden, daha düşük seviyeye bakış açısıdır.

 

İki Ayak Üzerinde Yürümeyi Öğrenin

Herkesin manevi yoldan kaçmayı, derslere gelmekten vazgeçmeyi, dostlardan uzaklaşmayı istediği koşullar vardır. Bu koşullar bize öğretmek için özellikle verilir. Adeta bir bebeğe yürümeyi öğretmek gibidir; ebeveyn bir adım geriye çekilir ve bebek desteğini kaybettiği için ağlar. Ancak bebeğin başka çaresi yoktur ve ileriye doğru bir adım atmak zorunda kalır.

Yaradan bize bu şekilde öğretir. O, bizim iki ayağımız üzerinde sımsıkı durmayı ve onların üzerinde ilerlemeyi öğrenmemizi istiyor. Bizler anlamalıyız ki; bizi maneviyattan uzaklaştıran sol ayak yani sol çizgi bile aslında ilerlememiz için bizim yararımıza verilir.

Bu nedenle, hayatta hissettiğimiz reddedişler bizi manevi yoldan uzaklaştırmak için değil, tam tersine bizi ilerletmek için verilir. Sadece bunların üstesinden gelmemiz, biraz daha güç harcamamız ve Yaradan’ın bize yürümeyi böyle öğrettiğini unutmamaya çalışmamız gerekiyor.

Grup, kişiyi destekleyen doğru çevre olarak hizmet etmeli, kişiyi her zaman kollarında tutmalı ve iki ayak üzerinde çalışarak ilerlediğimizi kişiye unutturmamalıdır. Tek ayak üzerinde yürümek imkansızdır.

Bu nedenle, her şey yukarıdan ve sadece bizi ilerletebilmek için gelir. Bu, en kötü koşulların bile kişinin ilerlemesine katkıda bulunduğu anlamına gelir. Yaratılış amacına doğru ilerlemek için daha keyif vereni değil de, onun yerine daha faydalı ve etkili olanı seçersek, herhangi bir koşuldan daha iyi bir koşula doğru adım atmamız mümkün olur.

O zaman bu yönde ilerlemek için her zaman bir fırsatımız olduğunu göreceğiz. Yaradan, egoizmin üstüne çıkmamız ve hedefe yaklaşmamız için daima yolu açar.

Evrenin Zıt Uçlarında Yan Yana

Bağa ulaşmak için, fiziksel olarak aynı odada mı yoksa birbirimizden çok uzakta mı olduğumuz önemli değildir. Maneviyatta önemli olan fiziksel mesafe değil, arzudur. Eğer arzularımız aynı amaca yönelikse biz beraberiz, yan yanayız demektir.

Evrenin zıt uçlarında olabiliriz, ancak tüm bu maddi evren, içindeki yıldızları ve galaksileriyle birlikte sonsuz manevi dünyanın içinde yalnızca küçük bir noktadır.

Ne de olsa, sonsuzluk bir sonun olmadığı anlamına gelmez, “son” arzunun tam olarak gerçekleştiği yerdir.

İnsan Derecesi Ve Geri Kalanı Arasındaki Fark

Soru: İnsanlar uzun zaman ülkelerin kurulmasıyla ilgilendiler. Bu konuda yaygın olarak kabul edilen dokuz teori var. Kabala bu süreci alma arzusunun gelişimi olarak görüyor. Nedir bu süreç?

Cevap: Ben ne siyaset bilimcisiyim ne de devletlerin oluşumunda uzmanım. Ama bilim adamlarını dinlediğimde, ne kadar anlaşılamaz olduklarını görüyorum: her birinin kendi teorileri var ve bu teorilerden bir sürü var, bilim adamları onlarla dolu.

Kabala her şeyi çok daha basit bir şekilde açıklar. Yaratılış özü, haz alma arzusudur yani egoist bir arzudur.

Cansız, bitkisel ve hayvansal dünyada bu arzu, varlığının korunmasında ilkel bir biçimde kendini gösterir.  Kristaller, mineraller ve metaller yapılarını korumaya çalışırlar, kristal kafes, atomlar veya moleküllerin yapısında olduğu gibi.

Bir bitki, doğal olarak, zevk alma, hayatla dolma arzusuna en uygunu ilkesine göre var olabilmek için hayatta kalmaya çalışır. Hayvan organizmaları da hareket etme, belirli bir şekilde çoğalma yeteneğine sahiplerdir, çünkü egoizmleri böyle bir gerçekleşmeyi gerektirir.

İnsana gelince, bu arzu kendini, kişinin kendini başkalarıyla kıyaslamasıyla yeni arzular edinmesiyle kıskançlık, çekememezlik ve acı şeklinde gösterir; başkalarına bakarak yeni arzular çeker. Yani yabancı arzuların akışı nedeniyle gelişmek için sonsuz bir yeteneği vardır. Kıskançlık ve çekememezlik yüzünden her zaman kendisi için yeni hedefler bulur.

Bu nedenle, insan seviyesi diğerlerinden çok farklıdır. Örneğin, Büyük Patlama’dan ve evrenin daha da genişlemesinden sonra oluşan cansız doğa, belirli yasalara göre gelişir ve bununla ilgili herhangi bir sorun yoktur.

Bitkisel doğa var olur, ölür, yeniden doğar ve böylece milyonlarca yıldır değişmektedir. Canlı doğada da özel bir şey olmaz; hayvanların alışkanlıklarını ve karakterlerini biliyoruz. Doğru, farklı hayvanlar ve hatta çeşitli türleri nispeten farklı karakterlere sahiptir ama hayatı boyunca önemli değişiklikler yaşayan bir insan gibi değil.

İnsanlar kendi aralarında doğal olmayan, anlaşılmaz kombinasyonlar kurarlar. Bu, bir çiftin yavruları doğurduğu, büyüttüğü hayvanlar dünyasında olduğu gibi sadece bir aile değildir,  varlıklarının amacı da budur.

Hayvanlar, belirli gruplar veya daha büyük sürüler kurarak, hiç hata yapmaksızın içgüdüsel doğa yasasına göre yaşarlar. Fakat bütün bunlar içgüdüyle yönetilir ve asla değişmez. Liderler değişir, ancak yaşam tarzının kendisi her hayvan türü için sabittir.

Bir insan için böyle değildir. Egoizmi değiştikçe, kendi etrafında yarattığı şeyler de değişir. Bir zamanlar insanlar da hayvanlar gibi gruplar halinde yaşamışlardı. Belki de ortak çocukları, ortak eşleri ve ortak kocaları vardı.

Daha büyük egoizmin tezahürü ile paylaşılmaya başlandı. Fakat birbirlerini destekleme, kendilerini vahşi hayvanlardan koruma ya da birlikte avlanmaya gitme ihtiyacı ortadan kalktığında, insanlar birbirlerinden ayrılmaya ve kendi hanelerini kurmaya başladılar. Yavaş yavaş, uzmanlıklar bu şekilde oluştu: biri ayakkabıcı, biri demirci vs.

Yani çeşitli gruplar ve klanlar oluşturulmuş, insanlar arasında çok karmaşık bir ilişki sistemi kurulmuş, avukatlara, ekonomistlere ve diğer uzmanlara ihtiyaç duyulmuştur.

Bütün bunlar antik dünyada bile bağlantı sistemini korumak için vardı: mahkemeler, ordu, vergi tahsildarları ve diğer her şey.

İçsel egoizmi nedeniyle sürekli gelişen insan bedeni bizden, sıradan bir insanın anlayamadığı yeni, giderek karmaşıklaşan ve kafa karıştırıcı bir organizasyon talep etmektedir.

Bilgenin Gözleri

Dünyanın siyasi haritasına baktığımızda birbirini yok etmeye çalışan iki çizgi görüyoruz sağ çizgi ve sol çizgi. Onlar hâkimiyette değişiyorlar ve mücadeleleri giderek daha vahşi ve yıkıcı hale geliyor. Fakat doğanın geri kalanına baktığımızda orada savaş yok, tamamlayıcılık var. Mücadeleler bile rakip tarafları güçlendiriyor ve onları daha sağlıklı hale getiriyor. Açıkçası bir şeyleri kaçırıyoruz.

Dengeli ilerleme her zaman iki taraf içermelidir: Sağ ve sol. Sağ taraf, yarını bugünle aynı kılmak için istikrar ve gelenek eğilimidir. Sol taraf devrim yapma, yenilik yapma, geleceği sorgulama eğilimidir. İki taraf birbirini tamamladığı zaman toplum daha iyi sonuçlar çıkarabilir, daha doğru kararlar verebilir ve başarılı bir şekilde ilerleyebilir.

Kral Süleyman “Bilgenin gözleri kafasındadır” (Vaiz 2:14) demiş. Diğer bir deyişle doğa bizi her zaman ileriye doğru iterken, biz onu anlamaya eğilimli ve hazır olmalıyız. Hazır olmadığımız zaman, şanssızlıklar bizi şaşırtır ve sıkıntılar bizi korunmak için araştırmaya zorlar. Doğa her zaman evrim geçirdiğinden, yarın istikrarı korumak, geleceğe bugünden hazırlanmamızı gerektirir. Bu sağ çizgi ve sol çizgi arasındaki doğru kombinasyondur ve buna “orta çizgide ilerlemek” denir.

İnsan egosu sürekli değiştiği ve geliştiği için orta çizgiyi korumak zordur. Ne kadar gelişirsek, duyularımız o kadar yeni heyecanlar talep eder ve zevk ve tatmin için daha fazla açlık hissederiz. Aynı zamanda, dünyamız giderek daha fazla bağlantılı hale geliyor ve bir kişinin yaptığı herhangi bir hareket diğer tüm insanları etkiliyor. Birbirimize yabancılaşmamız yoğunlaşırken karşılıklı bağımlı hale geldik.

21.yüzyılda hayatta kalmak için, büyüyen egolarımıza hizmet etmek ile başkalarına karşı düşünceli olmak arasındaki orta çizgiyi bize öğretecek küresel eğitim sistemleri kurmaktan başka seçeneğimiz olmayacak. Yapıcı bir orta yol bulmayı öğrenmedikçe, doğa bizi baskı ve acı yoluyla bunu yapmaya zorlayacaktır.

1930’larda, büyük Kabalist ve düşünür Baal HaSulam, “Dünyada Barış” adlı ilham verici makalesinde şunları yazmıştı: “Bizim neslimizde, dünyadaki tüm ülkeler her insana mutluluğu için yardım ettiğinde, birey, bir makinedeki dişli gibi, farkında olmadan tüm dünyanın kölesi olur. Bu aslında bilinmesine ve hissedilmesine rağmen, dünyadaki insanlar hala onu tam olarak kavrayabilmiş değiller. Neden? Çünkü doğadaki gelişme davranışı böyledir: Eylem anlayıştan önce gelir ve ancak eylemler kanıtlayacak ve insanlığı ileriye itecektir.”

Bu nedenle, kaybedecek zamanımız yok. Yarın iyi bir karşılama istiyorsak, bugün üzerinde çalışmalıyız.

Dünyamız Manevi Bir Yükseliş Noktasıdır

Yaşadığımız dünya, üst dünyanın ardı ardına alçalması ve “dünyamız” denilen son noktaya ulaşana dek giderek kendini küçültmesiyle oluşmuştur. Bu manevi yükseliş için en iyi koşuldur.

Yükseldikçe, bu koşulu unutmuyoruz, aksine onu yeni bir şekilde kavramaya, hissetmeye, onaylamaya, haklı çıkarmaya başlarız. Mükemmellikten uzak olan bu en alçak dünya sayesinde, yükselmekte olduğumuz mükemmelliği takdir edebileceğimizi görürüz.

Aynı zamanda, manevi dünyayı gittikçe daha fazla genişletip açarız ve özellikle bizim için yaratılmış olan içinde bulunduğumuz bu koşulun bir ceza olarak değil, mükemmelliğin tam tersi olarak mecbur edildiğini anlamaya başlarız. Ve iki dünya arasındaki kıyaslamayla üst dünyanın ne kadar mükemmel olduğunun farkına varabiliriz.

Bu nedenle, eğer kişi dünyamıza bir yükseliş noktası olarak doğru davranmaya başlarsa, artık onu lanetlemez, onu nasıl kullanacağını bilir, takdir eder ve değer verir. Bu dünya bizim için gerçekten iyi bir başlangıçtır.

Soru: Bu hissiyat düzeyinde değil de sadece algı düzeyinde mi oluyor?

Cevap: Bu, onu nasıl anladığınıza bağlıdır. Örneğin, hastalanırsam, doktor bana iğne yapar. Bu canımı yakar, hoş değildir ama minnettarlıkla katlanırım ve hizmeti için ona ödeme yaparım çünkü bunun iyi bir sonuç vereceğini bilirim. Bu nedenle, doktor bir aracı olarak benim gözümde haklıdır, istenendir.

Yani, nihai sonucu görmek için gözlerinizi açmanız yeterlidir. Kabala’nın bize verdiği şey budur. Ve o zaman bütün bu dünya gerekli, arzulanan ve doğru hale gelir; karşıt duruma dayanarak mükemmelliğe ulaşmak için onu nasıl kullanacağınızı bilirsiniz.

Soru: Bu bağlamda, dünyamızı bir şekilde geliştirmek/iyileştirmek mi istiyoruz?

Cevap: Hayır. Sadece kendimizi yükseltmemiz gerekiyor. Dünyayı değiştirecek hiçbir şey yok. Sürekli onu iyileştirmeye çalışıyoruz ama daha da kötüye gidiyor çünkü dünyayı değil kendimizi değiştirmek zorundayız.

Anavatan Nereden Başlar?

Vatan, kendini iyi hissettiğin yerdir. (Özdeyiş)

Eğer kişi ıslah olmuşsa, o zaman kendini iyi hissettiğin yer vatan olur. Ve eğer kişi ıslah olmamışsa, o kişi “vatan” tanımında tamamen yanılıyordur.

Islah olmuş bir kişi için yaşamının amacı, kişisel gelişiminin ve dünyanın amacı bir ve aynıdır.

Soru: Bu amaç nedir?

Cevap: İyilik.

Soru: Bununla neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Herkesin kendini iyi hissettiğini.

Soru: Ne kadar basit tanımlar yapıyorsunuz! Bu herkes için uygun mu ki? Bir başkasına iyilik yapmak?

Cevap: Evet.

Soru: Bir başkasına iyilik yapmak ne demektir?

Cevap: Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma. Bu temel kuraldır.

Kabalistlerin Edinimleri

Soru: Yeşu (Peygamberler) Kitabı’nın on dokuzuncu bölümünde, fethedilen toprakların adlarının çok doğru tasvirleri verilmiştir. Bu tanımlar kimlere yöneliktir, sıradan insanlara mı yoksa Kabalistlere mi?

Cevap:  Onlar, toprağın, Eretz (Ratzon – arzu kelimesinden)  ne olduğunu anlayabilen ve bu arzuları nasıl bölebileceklerini, fark edebileceklerini, anlayabileceklerini ve kendi içlerinde hissedebileceklerini, her biri ve hepsi üzerinde nasıl çalışabileceklerini ve onları nasıl birbirine bağlayabileceklerini anlayabilen, böylece yavaş yavaş ilerleyip egoist bir ilişkiden özgecil arzulara kısmi bir ıslah gerçekleştirebilen insanlar için verilmiştir.

Soru: Bir Kabalist böyle farklı isimleri duyduğunda ne olur?

Cevap:  Bu Kabalistin edinimine bağlıdır. Onların gimatrialarını, isimlerini, neden, nasıl sorularına cevaplarını ve her şeyin hangi sırayla gerçekleştiğini ve buna benzer şeyleri anlamaya başlar. Bunu yapmak için tüm bu koşullardan geçmeniz gerekir.

Ancak bu konu karmaşık değildir. Basitçe, arzularınızın özüne kendi üzerinizdeki çalışma vasıtası ile ulaşarak derece derece edinim sağlarsınız. Her şey kolaydan zora doğru gider.

“Tanrı Herhangi Bir Dine Ait Midir?” (Quora)

Tanrı, gerçekliğin genel doğası ve yasasıdır. Gematria’da, “Tanrı” (“Elokim”) ve “doğa” (“HaTeva”) kelimeleri aynı sayısal değere sahiptir çünkü her ikisi de ihsan etme ve sevgi yasasını veya özgecil sevgiyi temsil eder. Bu, karşılığında bir şeyler kazanmak ve almak için özgecil eylemlerde bulunduğumuz, doğamızda var olan egoist özgecilik anlamına gelmez. Daha ziyade, kendini düşünme veya karşılık içermeyen özgecil yasaya atıfta bulunur.

Tanrı veya doğa açısından, hayattaki amacımız, bizi O’nunla/onunla tam bir form eşitliğine getirmektir. Bu, Tanrı’nın veya doğanın her bir kişiyle ilgili hedefidir. Bizler Tanrı/doğa tarafından sırf bu amaçla yaratıldık.

Tanrı/doğa bizi O’na/ona benzeyeceğimiz bu hedefe götürür. Bu yüzden bizler, İbranice’de “Domeh”, “Lehidamot” (“benzer olmak”) kelimelerinden gelen “Adam”, “insan” olarak adlandırıldık. Egomuzu özgeciliğe, bir ihsan etme biçimine dönüştürerek Tanrı’ya/doğaya benzer hale gelmeliyiz. Böyle bir dönüşümü tamamladığımızda, bu dünyadaki rolümüzü tamamlamış oluruz ve artık bu hayata dönmemize gerek kalmaz. O zaman maddi bedenle kıyafetlenmeden sadece sonsuz manevi yaşamda kalırız.

Tanrı’ya/doğaya benzemek için toplumun üzerimizdeki etkisi aracılığıyla seçme özgürlüğümüzü kullanmalıyız. Tanrı ya da doğa açısından O/o, -ne seçtiğimize bağlı olarak-  olumlu ya da olumsuz güçler yoluyla bizi aynı amaca doğru itmektedir.

Tanrı’nın dini olmadığı da eklenebilir, çünkü dinler, belirli bir amacı olan bu dünyadaki varlığımızın psikolojik olarak haklı bir açıklamasını kendilerine yapmak isteyen insanların bir icadıdır.

Tanrı, bizi O’nun gibi sonsuz ve mükemmel olmaya ilerleten genel doğamızdır.

Her Şeyi Kontrol Edin!

Soru: Bir kişinin üst dünyanın idrakine ancak Kabala yardımıyla gelebileceğini söylüyorsunuz. Peki insan idrakinin açılmasını başardıklarını iddia eden diğer yöntemler için ne dersiniz?

Cevap: Tıpkı benim gibi, kimseye güvenmemelisiniz. Bu dünyada neden bana ya da başka birine güvenesiniz ki? Biri daha uzun sakallı olacak, diğeri daha güzel konuşacak, üçüncü biri ise sizi başka bir şekilde manipüle edecek. Her şeyi kendiniz kontrol etmek zorundasınız.

Ve öncelikle doğru şekilde kontrol ettiğinizden emin olmalısınız. Yani herhangi bir bilim adamı gibi uyguladığınız test yardımıyla duyularınızı, düşüncelerinizi, araçlarınızı kalibre etmeniz gerekir.

Başka? Diyelim ki artık birine güvenmeye başladınız. Bütün hayatınız böyle geçecek ve sonunda yanlış şeye inandığına ikna olacaksınız. Bir dahaki sefere bu dünyada olduğunuzda, gözleriniz kapalı olarak başka bir öğretiye inanacak ve onu izleyeceksiniz.

Kabala der ki: “Hayır, İlk önce gerçekte ne kullandığımızı, neyin deneyimlendiğini, onu doğru bir şekilde oluşturduğumuzu ve doğru bir şekilde analiz edip etmediğimizi kontrol etmemiz ve ancak ondan sonra bu sisteme doğru yaklaşmamız gerekir.”

Yeni bir öğrenci olarak Kabala’ya geldiğimde, iyi hissettiğim tek metod buydu. Bir şeye inanabileceğimi hayal bile etmemiştim. Neyde? Tanrı’nın varlığı hakkında bana ne söylendi ki? Ben inanmak istemiyorum! Bilmek istiyorum!

Kabala sizin için bilginin ifşa olmasını sağlar. Üst dünyayı yani dünyamızın ötesinde duran ve onu kontrol eden ek bir sistemi algılarsınız. Onun içine girersiniz ve onu görmeye başlarsınız. Bu size bu maddesellik aracılığı ile gösterilir.  Bu maddeselliğin nasıl işlediğini, tüm parçalarının nasıl birbirine bağlı olduğunu görürsünüz. Tüm metotlar sadece bunun hakkında konuşur ancak Kabalist bunu görür. Onunla çalışır.

Hayatın anlamını soran her insan, her şeyi bizzat yaşamak zorundadır. Hiç kimse onun yerine bunu yapamaz.

Ve eğer kişinin kalbi başka bir metotta rahat ederse, bırakın orada kalsın. Kabala hiçbir şekilde kimseyi kendine zorla çekmez veya propaganda yapmaz. Kabala binlerce yıl boyunca gizlendi çünkü insanlığın buna ihtiyacı yoktu, insanların hayatın anlamı hakkında acil bir sorusu yoktu. Ama o zamanlar insanlık şimdi olduğu kadar birbiriyle bağlı değildi.