Bağımsız Çalışma
Sevinç ve hayranlığın olağan anlayışı, doğuştan sahip olduğumuz doğal niteliklerimizden kaynaklanır. Bizler, alma arzusuyla doğarız; yani tüm düşüncelerimiz, niyetlerimiz, arzularımız ve tutkularımız kendimizi nasıl dolduracağımıza yöneliktir.
Bu, alma arzusunun en birinci şeklidir. Her birimizde var olan gerçek alma arzusu, şu anda hissettiğimizden çok daha büyüktür. Bu arzu, “bizim dünyamız” veya “bu dünya” (Olam HaZeh) olarak adlandırılan minimum bir seviyeye indirgenmiştir, böylece kendi çabalarımızla ona bir perde (Masach), yani ihsan etme niyeti ekleyebiliriz.
Bu küçük arzuya ihsan etme niyetiyle bir perde ekleyebildiğimiz anda, daha büyük arzular gelecektir. Bu nedenle, her dereceden bir üst dereceye çıktığımızda, kendimizi almak için alma arzusu içinde buluruz. Sonra içindeki kötülüğü fark eder, ihsan etme niyetiyle onu ıslah etmek ister, yukarıdan güç talep eder, ona ıslah etme niyetini ekler ve tatmin oluruz.
Başka bir yol yoktur. Elbette, neden ıslah etme niyetiyle doğmadık diye sorulabilir. Neden bunu elde etmenin yolunu kendimiz aramalıyız ve bunu alma arzusuna nasıl eklemeliyiz? Neden bunu bağımsız olarak yapmalıyız?
Cevap basit. Niyet yukarıdan gelemez, çünkü bu, verene karşı tutumumuzla ilgilidir; aksi takdirde bu, ihsan etme amacıyla olmaz. Niyet bizden kaynaklanmalıdır.
Bu nedenle, bize sadece alma arzusu ve bununla birlikte, kendimizi doldurma niyeti verilir. Öncelikle, bunları etkisiz hale getirmeli, hiç kullanmamalı ve sonra bunu ihsan etmeye dönüştürmeliyiz.
Arzularımı etkisiz hale getirip, onları hiç kullanmak istemediğim bir koşula ulaştığım ıslah, “kısıtlama yoluyla ıslah” (Tzimtzum) olarak adlandırılır. Bundan sonra, Yaradan’a ihsan etme uğruna gerçekten çalışmaya başlarım. Ve bunu bağımsız olarak yapmamış olsaydım, buna ihsan etme denmezdi ve ben de bunu hissetmezdim. O zaman alınan haz, bizim dünyamızda küçük mum (Ner Dakik) olarak adlandırılan, alma uğruna alınabilecek haz olan en küçük haz olarak kalırdı.

