Liderler Seçme Özgürlüğüne Sahip Midir?

Soru: Kabalistler, bakanların ve kralların kalplerinin Yaradan’ın elinde olduğunu yazarlar. Bu açıklama neyi gösteriyor? Gerçekten seçme özgürlüğüne sahip değiller mi?

Cevap: Liderler %100 değil kısmen seçme özgürlüğüne sahiptir, çünkü Yaradan diğer insanları onlar aracılığıyla yönetir.

Ve onlar bunu anlamasalar bile, Yaradan onlar üzerinde bu şekilde çalışır. Prensipte yüksek mevkilerdeki insanlar değil, kuklalar olan belirli insanlar aracılığıyla Yaradan’ın bizi nasıl yönettiğini ileride öğreneceğiz.

Bu ayrı bir sistemdir.

Aslında, en basit insan irade özgürlüğüne sahiptir. Kişi bir toplumda hiyerarşik merdivende ne kadar yüksekse, o kadar az özgür iradeye sahiptir.

Toplumsal Bütünlüğün Yıkımı

Soru: Kadın doğal olarak aileye yönelir ve onu korumak ister. Bir erkeğe ve bir aileye ait olma duygusuna ihtiyacı vardır ve bunun için çok şey feda etmeye hazırdır. Modern bir erkek neden bir kadına bu aidiyet duygusunu veremiyor?

Cevap: Ego buna izin vermez: “Kimseyle bağlı olmak istemiyorum!” der.

Yani biriyle bağlanabilirim, ancak yalnızca benim için uygun olduğunda, hoş olduğunda, hizmet edilmek ve tatmin edilmek istediğimde. Ama ihtiyacım olmadığı anda yanımda kadın, aile, hiç kimse olmasın. Egoizm böyle davranır.

Böyle durumlarda, kişi kimseye borçlu kalmamak için bir şeyi yapmaya zorlanmaya tahammül edemediğinde, aileyi ayakta tutmak da mümkün değildir çünkü aile bir ortaklıktır ve her şeyden önce birbirlerine karşı tavizler vardır.

Ve birbirimize boyun eğmek, kendini bunu yapmaya zorlamak demektir. Bunu istemem! Bundan haz alamam, egom buna izin vermez. Ve bu yüzden günümüz ailesinin dağıldığı anlaşılmaktadır. Ve daha da korkunç zamanlar bizi beklemektedir.

İnsanlar bunun için bir çeşit ikame bulmaya çalışacaklar, bir çeşit aslının yerini tutan şey, bir araya gelip ayrılacaklar. Çocuklar ebeveynlerini erken terk edecek ve daha erken bağımsız hale gelecekler. Devlet ve toplum bazı ek işlevler üstlenecektir.

Yani hayvanların bile sahip olmadığı bir şeyin, insanlık biriminin, toplumumuzun en temel biriminin yavaş yavaş yıkıldığını göreceğiz. Bununla birlikte hayvanlarda aile, türün üremesi için gerekli olduğu kadar korunur.

Ve bugün devlet bekar annelere veya bekar babalara yardım sağladığında, aileyi bir arada tutmak için hiçbir neden görmüyorlar.

Işığa Nasıl Geçilir?

Bizler, sanki bilincini kaybetmiş gibi manevi süreçte hiçbir şey görmediğimizi anlamalıyız. Manevi dünyadan tamamen kopuğuz ve eğer bu bilince geri dönmek istiyorsak, Kabala bilgeliğinin öğrettiklerini yerine getirmeliyiz: kendimizi egomuzdan ayırmak ve kendi dışımızda başkasının arzusuyla bütünleşmek.

Yabancı bir arzu, Yaradan’ın bana tamamen zıt olan arzusudur ve bu yüzden ona öylece geçiş yapamam. Kendimden Yaradan’a nasıl geçiş yapabilirim? Bunu yapmak için bana bir araç verildi: grup.

Üst ışık Sefirot boyunca yukarıdan aşağıya dört aşamada yayılır -Keter, Hohma, Bina, Zeir Anpin ve Malhut- ve Malhut’un içinde alma arzusunu inşa eder. Ve ışığa geçmek için aynı basamakları tekrar tırmanmak zorundayım.

Eğer bir on’lu grup toplar ve kendimi onların önünde ilk yüksek Sefirot’a doğru Malhut olarak iptal edersem, o zaman Keter gibi olma arzumu ifade ederim. Onlu grubun, grubun yardımıyla kendi tarafımdan Yaradan’ın tarafına geçerim. Tüm imtiyaz budur.

Erkek Ve Kadın: Hayata Karşı Tutum

Yorum: Şu anda 15 ila 20 yıl önce yalnızca erkeklere ait olan alanlarda kadınların temsili önemli ölçüde arttı.

Cevabım: Bu iyi bir hayatın sonucu değil. İş kadınlarıyla kalpten kalbe konuşun ve buna ihtiyaç duymadıklarını göreceksiniz. Bu kadınları mutlu etmez. Biraz daha fazla para, biraz daha fazla şey.

Bir kadın hayata bir erkekten daha gerçekçi davranır. O dünyaya, toprağa, doğaya bağlıdır. Ve yeterince maddi olmayan şeyler yani bankadaki hayalet gibi para ya da onun gibi şeyler onun için çok önemli değildir. Kadın, emniyet ve güvenlikle ilgilenir, ancak yaşamı için mevcut koşullarda gerekli olduğu kadarıyla ve daha fazlasını değil.

Bir adam çeşitli oyuncakları kovalar: gemiler, uçaklar ve yatlar. O çocuk kalır. Kendisine fayda sağlayıp sağlamadığı onun için önemli değildir; oyunlarına kapılır ve zamanını bu şekilde geçirir.

Kadının buna ihtiyacı yoktur. Dünyaya daha gerçekçi bakar: Bir eve, bir aileye, sağlam bir güvenliğe ihtiyacı vardır.

Soru: Bir erkeğin kendini yeterli hissettiği bu olgunun doğası nedir? Eğer bir kadın ondan bir şey talep etmezse oyunlarını oynamaya devam ederdi.

Cevap: Erkek Yaradan’a ulaşmayı hedeflemeli, bu edinimi dünyamıza getirmeli, kadına aktarmalı ve onun yardımıyla Yaradan’a ulaşmalıdır çünkü bu olmadan imkânsızdır. Erkek ve kadın ortak arzularında yani insanlığın erkek ve dişi kısımları birlikte Yaradan’a ulaşır.

İnsan tek bir varlık olarak dünyamıza indi ve sonra erkek ve kadın olmak üzere iki karşıt parçaya ayrıldı. Sadece bir araya gelerek (bu sadece manevi niteliklerle ilgilidir, fiziksel niteliklerle değil) yukarıya tırmanabilir ve üst dünyaya ulaşabiliriz.

Dünyanın Algısını Değiştirmek

Soru: Dünyamızda gözlerimizle değil beynimizle görüyoruz. Gözler ışığı alır ve optik sinirler aracılığıyla beyne iletir ve tüm görüntüleri çizer. En azından bilim adamlarının inandığı şey budur. Maneviyatta bu nasıl çalışır?

Cevap: Maneviyatta, beyinde değil arzularımızda çalışır. Arzular esasen fiziksel beden boyunca dağılır ve duyularımız (işitme, görme, tat, koku ve dokunma) tarafından kontrol edilir.

Ayrıca arzular gelişebilir, onlar kişiye bağlıdır ve kontrol edilebilir. Bu şekilde kendimizi ve diğer insanları etkileyebiliriz.

Dünyamızda, gözlerimiz aracılığıyla bilgiyi alırız, o arkasında benmerkezci bir dünya algısının olduğu beyne geçer. Bu nedenle, yalnızca egoist arzularımızın bıraktığı görüntüleri görürüz.

Ve manevi dünya,  zıt, özgecil arzuların dünyasıdır. Egoizmimize zıt bir bağ içinde olabildiğimiz ölçüde, yansıyan ışıkta tamamen farklı bir resim elde ederiz. Bu tamamen algıyı değiştirir.

Soru: Ama bir insan biyolojik bir bedende yaşadığı sürece, dünyaya dair özgecil bir vizyon edinse bile, yine de her şeyi beş bedensel duyuyla görmeye devam eder mi?

Cevap: Evet, manevi duyu, bedensel duyulara bir ilavedir.

Yaradan’ı Neden Yumuşatamıyoruz?


Yaratılışın amacına yükseldikçe, bize ifşa edilen egoizm daha büyük ve daha saldırgan hale gelir. Yazıldığı gibi: “Dostundan daha yüce olanın eğilimi daha büyüktür.” Biz bu egoist arzuyu ıslah ederiz ve bu şekilde yükseliriz.

Yükselebilmemizin tek yolu, bilgi ağacının günahından yani Adam HaRishon sisteminin parçalanmasından miras aldığımız kırık arzular dağına tırmanmaktır. Yaradan, bize çalışma ve ıslah için bir yer vermek için bu sistemi kasten kırdı.

Düşüş bitmiyor, sadece yoğunlaşıyorsa o zaman onu yeterince ıslah edememişimdir. Bu düşüşle onluya daha da fazla dahil olmam ve bu düşüşü bir yükselişe dönüştürmek için herkesi dahil etmeye çalışmam gerekiyor.

Bizler bu şekilde ilerleriz: bir düşüş, sonra aynı yüksekliğe bir çıkış, sonra daha da derin bir düşüş, daha da yüksek bir yükseliş, ta ki en derin düşüşe gelene kadar ve sonra maksimum yüksekliğe, nihai ıslah seviyesine çıkana kadar yükseliş.

Bu nedenle yükselişin derecelerini tırmanabilmek ve düşüşlerde mümkün olduğunca az kalabilmek için grup içinde kendimizi daha çok güçlendirmemiz gerekiyor.

Mümkün olan her şeyi yaptıysam ama yine de düşüş durumundan çıkamıyorsam, Yaradan bana burada bir duanın eksik olduğunu gösteriyor demektir.

Yükseliş için iki koşul vardır:

  1. Grup içinde bağ;
  2. Yukarıdan yardım.

Yukarıdan yardım alabilmek için düşüşten bir dua yükseltmem gerekiyor, MAN ve yukarıdan yardım almam gerekiyor, MAD. O zaman yükselmek için gücüm olacaktır.

Bütün bunları grup içinde uygulamam gerekir. Eğer kişi bir grupta değilse ve MAN’ı dostlarıyla birlikte yükseltemiyorsa, yukarıdan yardım, MAD alamaz ve yükselemez. Sonra bu yörüngeden çıkar ve eski durumuna geri döner. Grup içinde bağ olmadan daha yüksek bir dereceye yükselmez.

Bu nedenle, egoizminin içinde kalır ve öğretmene, gruba ve Yaradan’a lanet okuyarak içindeki her şeyi tartar. Bunun neden başına geldiğini anlamak için, bu egoizm üzerinde her gün çalışması gerektiği üzerine doğru bir hesaplama yapabilirdi.

Yükseliş için özel bir asansöre ihtiyacımız var: grup içinde bağ ve Yaradan’a bir talep. Asansöre giriyorum yani gruba giriyorum, Yaradan’a dönüyorum ve O sadece beni değil hepimizi birlikte yükseltiyor.

Kabala bize doğanın kanunlarını açıklar. Onlarla hemfikir olsak da olmasak da değiştirilemezler. İlerlemek istiyorsanız, onları inceleyin ve tutun. Doğa yasalarını öğrenmez ve onları tutmazsak, hiçbir şey yardımcı olmaz. Yaradan onlarda hiçbir şeyi değiştirmeyecek. O’nu yumuşatamayacağız ve O’na doğanın kanunlarını değiştirmesi için yalvarmayacağız. Bu asla olmadı ve asla olmayacak. Sonuçta, Yaradan’ın Kendisi doğadır.

Neden Devletler Oluşturuyoruz?

Soru: Başkalarının ihtiyaçlarımızı karşılaması için mi devletler oluşturuyoruz?

Cevap: Elbette. Bu yüzden bir devlette yaşamak isterim. Yoksa ıssız bir adaya gidip orada kendime bir kulübe yapıp yaşayabilirim. Ama ne yazık ki bu mümkün değildir.

Belli bir rahatlık içinde normal bir şekilde var olmak istiyorsam, o zaman kendimi toplumdan ayırmamalıyım. Toplumdan koparak kendimi tüm haklardan, ayrıcalıklardan, fırsatlardan ve rahatlıktan mahrum bırakırım.

Egoizmin İki Yönlü Çalışması

Bir bebek bu dünyaya doğduğunda, ona aşina olmaya başlar. Bebek insanların ne icat ettiğini, hangi sistemlere, bankalara, sağlık hizmetlerine vb. sahip olduğunu bilmez.

Ancak, yeni doğmuş bir hayvan yavrusu, çevresinde olup biten her şeyi anlar. Hayvan yavrusu: bu anne, bu baba, sürüde benimleler, bu benim ve bunlar düşman, yabancı vb. olduğunu bilir.

Ancak insan için her şey çok karmaşıktır. Egoizmimiz hem bizim için hem de “aleyhimize” çalışır. Bir yandan, onlardan zevk alabilmek ve kendi iyiliğim için kullanabilmek için başkalarına daha yakın olmak isterim.

Diğer yandan, onlardan uzak durmaya ve bana hükmetmelerine fırsat vermemeye çalışırım. Bizler sürekli birbirimizle, reddetme ve çekim gibi zıt ilişkiler içindeyiz. Ve onları nasıl dengeleyeceğimizi bilmiyoruz.

Bu konuda çok çeşitli teoriler vardır ve doğal olarak egoizm geliştikçe hem teoriler hem de uygulamalar değişir. Büyüyen egoizm, gitgide ilerlememiz ve yeni bir seviyeye geçmemiz gereken belirli bir sınıra ulaşır.

Bu seviyeye diğerlerinden daha hızlı ulaşan insanlar vardır. Bu nedenle, bir devrim yapmaya isteklidirler. Bir de şöyle diyenler vardır: “Ne olmuş yani? Sorun nedir? Özel bir şey olmuyor.”

Yani toplum homojen değildir. Bu, bizim böyle yaşadığımızı anlayan bir sürü değildir. Herkesin egoizmin gelişme hızı farklıdır. Ayrıca, tüm insanlar yaşam tarzlarında, hayata bakışlarında, karakterlerinde, tezahürlerinde farklıdır. Bu yüzden sosyal sistemimizin yapısı çok kafa karıştırıcıdır.

 

Gözler Kapalı İlerlemek

Soru: Gözler kapalı ilerlemek maneviyatta ne anlama gelir?

Cevap: Kendim için almak istemiyorsam ve sadece ihsan etmek için çalışmak istiyorsam, hiçbir şey görmek istemiyorum demektir. İnançla ilerliyorum.

Ancak Yaradan ile bağın faydalarını açıkça görürsem, o zaman bu benim manevi düşüşüme neden olur, egoizmden çıkamam.

İlerleme her zaman egoizmimde hissettiğim şeyin üzerindedir. O zaman egodan soyutlayabilir ve dünyanın resmini doğru ve nesnel bir şekilde algılayabilirim.

 

Gezegenin Nüfusunu Azaltmak Gerekli Mi?

Soru: Dünya küreselleşmekte. Birçok ekonomist ve bilim adamı bu konuyla ilgili yazmakta. Ama Kabala açısından, bu bilgi bana sıradan bir insan olarak ne verir?

Cevap: Bu bilgi, nereye gittiğimizi anlamıyorsa, kişiye hiçbir şey vermez. Küreselleşme dünyanın yuvarlak olduğunu ve hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu gösterir.

Dahası, burada iki tür ilişki vardır. Ya zayıf, egoist bir şekilde bağlıyızdır ve o zaman kavgalara girip birbirimizden kopmaya başlarız ya da bir şekilde aramızda uygun iletişim yollarını bulabiliriz.

Bu nedenle, bir yandan, ciddi bilimsel hesaplamalara göre, gezegenin nüfusunu %60 ila %70 oranında azaltmak gerekiyor, yoksa gezegen bizi desteklemeyecektir.

Ya da kendimizi doğayla karşı karşıya bırakabilir ve muazzam acılar, salgın hastalıklar veya savaşlarla nüfusumuzu hızla ve acımasız bir şekilde azaltabiliriz.

Veya bu, kendimizi azaltmadan ve hatta belki daha da geliştirerek (bizimle doğa arasında doğru bağlantıyı bulursak) bizim tarafımızdan farklı bir şekilde yapılabilir. Ve doğa bize karşı gelmeyecek, ama bizim ona davrandığımız gibi bize iyi davranacaktır.