Category Archives: Kabala

Islah Olmuş Kli

Yaratılan, arzuya sahiptir. Eğer yaratılan, ışığı almaktan kendini alıkoyabilirse, buna kısıtlama (Tzimtzum) denir. Eğer bundan sonra ışığın içine girebilmesi için kısmen kendini açarsa,  bu yaratılanın doğasıdır.

Başka bir deyişle, bu zaten uygun bir alımdır, ihsan etme uğruna almaktır.

İncelediğimiz dünyada, ışığı almak ve reddetmek arasında bir denge vardır; yani ışığı kabul etmeyen, ancak aldığı ışık aracılığıyla Yaradan’a benzeyebilmek ve O’na eşit olabilmek için kendini açan bir Kli vardır; böyle bir Kli’ye ıslah olmuş Kli denir.

İlahi Basit Plan

O’nun eylemleri, bizim yolumuz gibi birçok düşünceyle gerçekleşmedi, çünkü O bir, eşsiz ve birleşiktir. Ve O, basit olduğu için, O’ndan yayılan Işıkları, herhangi bir form çoğalması olmaksızın, basit ve birleşiktir; şöyle yazıldığı gibi: “Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değildir ve sizin yollarınız Benim yollarım değildir.”

Bu nedenle, tüm adların, unvanların ve üstteki ve alttaki tüm dünyaların, tek bir basit, eşsiz ve birleşik ışık olduğunu anlayın ve idrak edin. Yaradan’da, yayılan ışık, düşünce, işlem, operatör ve kalbin düşünüp tefekkür edebileceği her şey, O’nda bir ve aynı şeydir (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılması – İç Gözlem).

Soru: Plan ve eylemin, Yaradan için bir ve aynı olduğu nasıl anlaşılabilir?

Cevap: Sadece bizimle ilişkili olarak bu çeşitli eylemlere ayrılmıştır, ancak Yaradan için hiçbir bölünme ve hiçbir eylem yoktur. Bizler farklı eylemler hissederiz çünkü saf olmayan arzular içinde, Klipa’da var oluruz. Klipa zamanı yaratır; onu lastik gibi gerer. Tek bir eyleminiz vardır ve onu gerer ve parçalarını birbirinden ayırırsınız, sanki lastik çekiyormuş gibi; işte Klipa’nın eylemi budur.

Yaradan’ın böyle bir şeyi yoktur ve bu nedenle O’nun düşüncesi, eylemi, yaratılışın başlangıcı ve sonu tek bir planda yer alır. Ve bu planda hiçbir ayrıntı yoktur; ancak bizimle ilişkili olarak, direkt ışığın dört safhası ve tüm diğer gelişmeler olarak kendini göstermeye başlar. Yaradan için her şey kökte, “Yod harfinin ucu”ndadır; hatta Yod’un kendisinde bile değil, hatta O’nun planında zaten var olduğumuz yerden bile daha yüksektedir.

Ve gelişimin geri kalanı, yaratılanlarla ilişkili olarak gerçekleşir, böylece nerede olduklarını ve var olduklarını anlayabilir, hissedebilir ve edinebilirler.

Saf olmayan arzunun kökü olan Klipa da Yaradan’da bulunur, çünkü o O’nun tam karşıtıdır, ters bir mühür gibidir. Işık, karanlığı yaratır, onun ters yüzünü. (İbranice’de “Ohr” ışık, Aramice’de “Orta” gece anlamına gelir). Yaradan’dan başkası yoktur! Ama O, bazen yüzüyle, bazen sırtıyla size döner ki, O’nu bu şekilde inceleyebilesiniz.

Sanki O şöyle der: “Beni iyi bir koşul içinde bilmek istemedin, bu yüzden şimdi senin için maceralar düzenleyeceğim ve Beni kötü tarafımdan bilmeni sağlayacağım, böylece sana daha önce iyi davrandığımı anlayacaksın. Şimdi anlarsan, tekrar iyiliğe döneceğim, ama tüm bu döngüden sonra Benim tavrımı takdir etmeye başlayacaksın. Ve bu, senin tavrına çok ihtiyacım olduğu anlamına gelmez, ancak o zaman ne tür bir nitelik edindiğini anlamaya başlayacaksın: sevgi ve ihsan etme niteliği.”

Bize öyle geliyor ki, sanki O bunu bize bilerek yapıyor. Ama Yaradan bize bunu bu yolla öğretmek istemiyor; sadece biz böyle hissediyoruz.

Yaradan’la Birleşin

Soru: Yaratılanın kendisini, Yaradan’a nasıl yönlendirdiğinden ve O’nunla bağını nasıl düzenleyebildiğinden defalarca bahsettiniz. Şimdi, TES’i (On Sefirot’un Çalışılması) okurken, kendimizi Yaradan’la daha güçlü bir bağ kurmaya nasıl yönlendirebiliriz?

Cevap: Okuduklarımızdan yola çıkarak, en önemli görevimizin kendimizi mümkün olduğunca ihsan etme arzusuyla (daha sonra yansıyan ışık olarak inceleyeceğimiz şeyle) donatmak ve Yaradan’ı hissetmek, O’nu algılamak ve bu koşul içinde O’nunla birleşmek olduğunu anlamalısınız.

Yani, tıpkı O’nun, bizi etkilediğini ifşa etmesi gibi, biz de kendimizi O’nu etkileyen olarak ifşa etmeliyiz.

Bu kendini nasıl tezahür ettirir? Çok basit bir şekilde, Yaradan’dan ihsan etme arzusunu almalı ve bu arzuyu O’na geri yönlendirmeliyiz.

Bu durumda, O’na benzer, tamamen O’nunla aynı hale geliriz. Yaradan, bize ışık göndererek bizi etkiler ve biz de karşılığında ışık alarak O’nu etkileriz. Bundan, Yaradan’ın bizi doldurduğu sonucu çıkar; bu O’nun amacıdır. Ve almama arzumuza rağmen, Yaradan’dan gelen ışığı kabul eder ve O’nunla birleşiriz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 257

Soru: Yaradan ile bağ, benim kişisel gerçeklik hissiyatım mıdır, yoksa benim hislerimden bağımsız gerçek bir durum mudur?

Cevap: Bu sizin kişisel durumunuzdur.

Soru: Manevi dünyalarda, algılanan ya da hayal edilen hiçbir şeyin olmadığı söylenir. Peki, kişisel yönetim gibi nitelikleri nasıl ifşa edebilir ve hissederiz?

Cevap: O noktaya geldiğimizde, onu hissetmeye ve onunla çalışmaya başlayacaksınız.

Soru: Bizler aramızda çalışıp, Yaradan’dan ihsan etme niteliğini alırız ve bu noktada O’na bağlanırız. Bu noktadan itibaren, ortak kalbin yükselişi ne olarak kabul edilir?

Cevap: Bunu daha sonra öğreneceğiz. Şu anda düşüncelerinizin yönünü kaybetmenizden korkuyorum.

Kökümüzü İfşa Etmek

Soru: Yaradan’ın üst kökü, sanki alma arzusundan, yaratılandan kopmuş gibi görünmektedir.

Bir yandan ona tamamen bağlıyken ve diğer yandan ondan tamamen kopukken, onunla nasıl bağ kurabiliriz?

Cevap: Biz ondan kopuk değiliz. Aksine, kökümüzle, Yaradan’la, üst güçle ne kadar derin bir bağımız olduğunu ve O’na nasıl yaklaşabileceğimizi ve O’nu daima kökümüz olarak nasıl ifşa edebileceğimizi keşfetmeliyiz.

Soru: Alma arzusu, doğası gereği, bu kökü tamamen ifşa edebilir mi?

Cevap: Hayır, çünkü bu sadece bir sondur. Kökümüzü, ancak ona zıt olarak ifşa edebiliriz. Bu nedenle, yaratılanı anlamak için Yaradan’ı çalışmalıyız.

Manevi Çalışmanın Sonucu

Soru: Maddenin yaratılışla ilgili tüm potansiyeli içimizde nasıl ortaya çıkarılabilir? Bu maddeyi Yaradan’a mı bağlamalıyız yoksa Yaradan’da bulunan her şeyi bu arzuya, maddeye mi bağlamalıyız?

Cevap: Prensip olarak, alma arzusuyla çalıştığımızda, Yaradan’a yükselir ve O’na katılabilir, O’nunla birleşebilir ve O’nunla bütünleşebiliriz. Bu, O’nun bizden istediği manevi çalışmamızın sonucudur.

Gücümüz Dahilinde

Soru: Yaratılanın, Yaradan ile alma arzusu aracılığıyla bağ kurduğunu söylediniz. Peki, bu arzu aracılığıyla, kişi ihsan etme arzusuyla nasıl bağ kurabilir?

Cevap: Bu iki tür arzu, hem bizim aramızda hem de bizimle Yaradan arasında birbirine bağlıdır. Bu nedenle, alma arzusu aracılığıyla, yaratılan Yaradan’ı yani O’nun bize ihsan etme arzusunu etkileyebilir. Bu bizim çalışmamızdır

Bu, ipliğin bir ucu gibidir: bizden Yaradan’a uzanır ve bu bizim gücümüz dâhilindedir, bizim elimizdedir.

Arzularınızı Netleştirin

Soru: Yaradan’ın ışığını alma arzusunun, yaratılanın özü olduğu söylenir. Peki, Yaradan’ı memnun etme arzusu farklı bir şey midir? Bu bizim yarattığımız bir şey midir?

Cevap: Bu aynı zamanda yaratılan ile Yaradan arasındaki bir ilişkidir: Ya Yaradan’a ya da yaratılana göre. Bu nedenle, her ikisiyle de çalışmalıyız.

Soru: Öyleyse kişi arzusunu eğitmeli midir? Ne arzulanmalı ve hangi amaçla?

Cevap: Evet, arzularımızı saymalı ve hangilerinin bizi Yaradan’a yaklaştırdığını, hangilerinin uzaklaştırdığını ve bunlarla ne yapacağımızı bulmalıyız.

Ve böylece yavaş yavaş değişerek bir safhadan diğerine geçeceğiz.

Egonun Üstünde Mi, Egonun Altında Mı?

Soru: Kişi sıklıkla psikolojiyi işin içine katar ve içsel bir çalışmayla meşgul olduğunu düşünür. İçsel çalışma, psikolojiden nasıl ayırt edilebilir?

Cevap: Psikoloji, egoizminizle çalıştığınız, manevi çalışma ise egoizminiz üzerinde çalıştığınız zamandır.

Manevi çalışmada, başkalarının arzularını dikkate alır ve kendinizi aşmaya ve diğerlerinin içinde var olmaya çalışırsınız. Sizin için neyin önemli olduğunu tanımlayan Kabalistik çevrenin değerlerini kabul eder ve ondan aldığınız yönergeleri hayata geçirmeye çalışırsınız. Manevi çalışma, egonun üstündedir çünkü çevrenin arzularıyla çalışırsınız.

Psikolojide, kendi egonuzun içinde çalışır, kendi içinizde neyin önemli neyin önemsiz olduğunu, nasıl düşündüğünüzü ve nasıl etkilediğinizi çözersiniz.

Manevi gelişim, sürekli olarak kendinizden şüphe duymaya, ileri geri atlamaya ve böylece kendinizi incelemeye dayanır. Manevi gelişim, sürekli olarak içe dönüp kendinizi daha fazla anladığınız öz-bilgidir. Sonuçta, tüm algı sizin içinizdedir, dünyalar sizin içinizdedir, sonsuzluk dünyası sizin içinizdedir, tüm evren sizin içinizdedir.

Soru: Peki, kendi içimde bir gezegene nasıl ulaşabilirim?

Cevap: Ah! Perdenizdeki belirli bir noktanın Ay, diğerinin de Güneş olduğunu göreceksiniz. Bunlar, tıpkı bilgisayar ekranınızda bir resim gördüğünüz gibi, içinizdeki güçler tarafından içinize çiziliyor.

İçsel perdenizde, 613 güç vardır ve bunların vektörel birleşimi sizin için genel resmi çiziyor. Hepsi bu, başka hiçbir şey yok. Tıpkı şu anda konuşurken, siz beni bilgisayar ekranınızda görüyorsunuz, ben de sizi kendi ekranımda görüyorum. Kesinlikle aynı şey.

Şu anda ofisimde oturuyorum ve dışarıdaki bir düzine başka yeri görebilmemi sağlayan bir cihazım var. Bunlar benim gözlerim. Bu cihaza o kadar alıştım ki, sanki binanın dışında, koridorda, başka bir bölümde, bir derslikteymişim gibi, bedenimin bir parçası gibi hissediyorum. Bu yerlerde yaşıyorum. Bu cihaz gözlerimden ne kadar farklı? Hiç farklı değil.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 152

İlerleme, Neden Önce Kötülüğe Girmeyi Ve Sadece Oradan İyiliğe Çekilmeyi Gerektirir?

Bunun birkaç nedeni var. Alma arzusunun iki niteliği vardır. Bir nitelik dinlenmeye doğru bir çekimdir ve ikinci nitelik ise hazla dolma arzusudur. Yani bizim için en iyi durum dinleniyor olmak ve hazla dolmaktır. İkisi birlikte nasıl var olabilir?

Alma arzusunu, dolumu istemeye getirmek için, içinde bir tatmin eksikliği, bir boşluk yaratmamız gerekir. İçimizdeki karanlığı görmeli, onu incelemeli, ardından gerçekte neye ihtiyacımız olduğunu fark etmeli ve ona nasıl ulaşabileceğimizi ve doyuma ulaştığımızda ne olacağını düşünmeliyiz. Karanlık koşulun içindeyken bile, onun tamamen zıt koşulunu çalışmamız gerekir, ardından zıt koşulu aldığımızda, ondan gerçekten haz alabiliriz.

Güzel bir şarkıyı ilk kez duyduğumuzda, kulağa yeni geldiği için tam anlamıyla keyif almak zordur. İyi olduğu konusunda etkilenmiş olabiliriz. Daha sonra onu tekrar duymak isteriz ve tüm sözleri ve melodileri ezberlediğimizde, şarkıdan aldığımız keyif artacaktır çünkü kap hazırdır. Şarkıyı bildiğimizde, onu duymadan bir saniye önce, ilk notadan itibaren bile keyif alırız, çünkü kaplar hazırdır ve yakında doyuma ulaşacaklardır.

Şarkı örneğinde olduğu gibi, her doyum için de hazırlık yapılmalıdır. Kap, doyuma önceden öyle bir şekilde adapte edilmiş olmalıdır ki, doyumdan önce bile bunu hissedebilir hale gelsin. Kap o kadar çok geliştirilmelidir ki, doyum gerçekten gelmeden önce bile haz mümkün olsun ve sonuç olarak, bundan gerçekten haz alırız.

Bir eksiklik hissi, verenin yüceliği, doyumun kendisinin büyüklüğü gibi duygular mutlaka olmalıdır. Pek çok koşul vardır, en önemlisi de nasıl haz alınacağını bilmektir. İşte bu, Kabala bilgeliğidir. Nasıl alınacağını bilmek oldukça karmaşıktır.