Mantık Ötesi İnanca Nasıl Yükseliriz?
Mantık ötesi inanç, kendi anlayışımla çeliştiğinde bile üst olanın görüşünü kabul etmem anlamına gelir, nitekim şöyle yazılmıştır: “Gözleri var ama görmezler; kulakları var ama duymazlar.” Bu, her seferinde kendimi daha yüksek bir seviyeye çıkarabileceğim anlamına gelir; sanki bir sonraki basamağa doğru çekiliyormuşum gibi, bildiğim her şeyle çelişse bile, kendi görüşüm yerine üst olanın görüşünü seçerek yükselirim.
Eğer bir dostum bana içinde 1.000 dolar olan bir zarf uzatır ve ben güvenerek miktarı kontrol etmezsem bu mantık altı inançtır. Güvenim, bildiklerimle çelişmez ve bu yüzden inanç gerektirmez.
Bilgi, bu maddi dünyada sahip olduğum zihin ve algıdır; sadece gözlerinin görebildiğine dayanan bir yargıç gibi. Ancak inanç, bu bilginin üzerinde durur, tıpkı Bina’nın Malhut’un üzerinde durması gibi. Ve Malhut derecesinden Bina’ya yükselmek için, mantık ötesi inançla ilerlemeliyim.
Eğer parayı sayar ve 1.000 dolar yerine 999 dolar bulursam, o 999 dolar benim bilgimdir ve geriye kalan “1 dolar” ise inancımın ölçüsüdür. Fakat zarfın içinde yalnızca 1 dolar varsa, hatta tamamen boşsa, yine de üst olanın görüşüne inanır ve onu doğru kabul edersem, o zaman kendimi kendi mantığımın üzerine yükseltmiş olurum ve üst olanın bakış açısından görmeye başlarım.
Üst olanın aklı, grubun ya da öğretmenin görüşüdür. Her seferinde mantık ötesi inanca yükselmeye çalışırsam, bu manevi derecelere yükseldiğim anlamına gelir. Eğer üst olanın aklını kabul etmeye hiç çaba göstermezsem, ne manevi dünyaya girerim ne de yaklaşırım.
Mantık ötesi inanç, bu dünyada kişiye verilen tek özgür seçim noktasıdır.
Eğer üsttekinin görüşünü kabul edersem ve zarfın 1.000 dolar olduğunu kabul edersem, oysa ben sadece 999 dolar saydım, o zaman O’nun derecesine ulaşırım. Ve sonra zarfın nasıl parayla değil, Yaradan’ın yüceliğiyle dolduğunu bizzat görüyorum.
Mantık ötesi inanç, bizi maddi dereceden manevi dereceye, daha düşük bir manevi dereceden daha yüksek bir dereceye taşıyan özel bir mekanizmadır, benzersiz bir yöntemdir. Yükselmenin tek yolu budur: Üstün olanın görüşünü kabul etmek.
Her seferinde sanki bir sonraki derecede yeniden doğmuş gibiyimdir, tekrar tekrar. Yeni koşula, öncekinden hiçbir şey taşımayan, yeni doğan gibi girerim; Üst olanın aklına tutunup ilerlerim.
Kendi duyularımla zarfın içinde yalnızca 1 dolar görürüm. Yine de duyularımın ötesinde, 1.000 dolar olduğunu kabul etmeliyim. Bilgimi yok etmem; onu olduğu gibi bırakırım. Bildiklerim ile bilginin ötesinde duran şey arasındaki uçurumu net bir şekilde görürüm.
Bu uçurum, Malhut ile Bina arasındaki farkı tanımlar. Bir yandan, “Yargıcın elinde yalnızca gözlerinin gördüğü vardır” — bu Malhut’tur. Fakat bu bilginin tersine gitmeli ve üst olanın bilgisine, yani Bina’nın—inancın bilgisine öncelik vermeliyim.
Ve tam bu aralıkta—Malhut ile Bina arasındaki bu ayrılıkta, bilgi ile bilgi ötesi inanç arasındaki bu farkta—üst dünya ve manevi gerçeklik kendini ifşa etmeye başlar.
Onludaki tüm çalışma, mantık ötesi inançla ilerler. Dostlar arasında hiçbir sevgi görmeyebilirim; tam tersine, sanki birbirimizi parçalamaya hazırmışız gibi görünürüz. Yine de birbirimizi sevmek için çalışırız. Üst olanın gözünde onlumuz mükemmeldir ve tam bir birlik içinde durur; bizim gözümüzde ise durum tamamen farklı görünür. İşte bu fark, incelememiz ve üzerine yükselmemiz gereken şeydir.
Ve bu çelişki varlığını sürdürür. Bunu uzlaştıramam, çünkü bu mesafe Bina ile Malhut arasındaki boşluğun ta kendisidir; kapanamaz, hatta aksine giderek genişler.
Bu, Yaradan ile yaratılan arasındaki farkın içimde uyanmaya başlamasıdır. Ve ben ne kadar inancı takip edersem, kendi aklıma ve hayvani bedenime tutunmak yerine Yaradan’a o kadar bağlanırım. Manevi ilerleyiş işte böyle gelişir.

