Category Archives: Kabala

Efendi’nin Günü Ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Gündüz ve gece, Dünya’nın dönmesine bağlı olarak güneşin doğuşuyla tanımlanabilir. Peki, Yaradan’ın günü ve Yaradan’ın gecesi nedir? Gündüzün ve gecenin nerede olduğunu nasıl kontrol ederim? Elbette bunun astronomi ya da fiziksel dünyayla hiçbir ilgisi yoktur çünkü orada cansız seviyedeki güçler çalışır.

Yaradan’ın günü ve gecesi, insanın içinden geçtiği koşulları ifade eder. Kişi ne kadar ilerler ve kendini Yaradan’la özdeşleştirirse, O’na o kadar yaklaşır; buna bağlı olarak da Yaradan için günün ve gecenin ne olduğunu hisseder. Kişi, bu sürece eşlik eden koşul değişimlerini hisseder. Yaradan’da hiçbir değişim yoktur; Yaradan’ın gecesi mi gündüzü mü olduğuna karar veren, kişidir.

Gecenin olmadığı gün, günün olmadığı gece yoktur. Tora elbette günlerden ve gecelerden manevi anlamda söz eder; yani Yaradan’ın günü ve gecesinden. Bu kavramların içine dalmalı, manevi gündüz ve gecelere göre yaşamaya başlamalıyız ve gelişimimizin tüm sürecini, sonsuz manevi doğanın sonsuz evrimini fark etmeliyiz.

Manevi çalışmamızda kişi, karanlığın ışık gibi parladığı ve akşam ile sabahın tek bir gün hâline geldiği noktaya gelmelidir.

Yaradan’ın gününde tüm dualar kabul edilir; çünkü o anda ben Yaradan’a yakınımdır ve O’nunla doğrudan bağdayımdır: ben O’nunla, O da benimle. Buna Yaradan’ın günü denir. O zaman Yaradan dualarımı kabul eder ve Yaradan’ın bana ne şekilde hitap ettiğini anlarım. Aslında, her zaman Yaradan ile bağdayız ama ben bunu anlamıyorum ve O’nunla iletişimde olduğumu da fark etmiyorum.

Yaradan’ın gününü beklemek, mantık ötesi inanç için yani ihsan etme nitelikleri için çabalamak demektir. İnanç öyle güçlü olmalıdır ki, Yaradan’ın dünyayı iyilikle yönettiğini açıkça görebilelim.

Bir Kişi Ölür Ve Sonra İdrak Eder

Soru: Ben değişirim ve dünya değişir. Formül bu mu?

Cevap: Formül bu. Ama beni değiştiren kim?

Soru: Bu önemli bir soru. Beni değiştiren Yaradan mı? Neye karşılık olarak? Yoksa bu sadece O’nun iradesi mi?

Cevap: Bu, benim yavaş yavaş O’nun otoritesi altında olduğumu ve O’nun tek başına yarattığı dünyayı O’nun yönettiğini anlayabilmem içindir. Ve tüm bu dönüşümlerden geçmemi sağladığı için O’na minnettarım.

Yorum: Ama bu gerçekleşene kadar…

Cevabım: Önemli değil. İnsan öldüğü zaman sonunda böyle bir koşula ulaşır. O zaman anlar ve idrak eder.

Yorum: Size dikkatlice soracağım: “O kim?” Siz “İnsan ölür” dediniz, sonra da “anlar ve farkına varır” dediniz.

Cevabım: Kişi, kendi ruhu içinde.

Yorum: Ama o ölü.

Cevabım: Peki “ölü” ne demek?

Yorum: Bu ilginç. “Ölü” ne demek? Siz dediniz ki: “İnsan ölür ve sonra anlar.”

Cevabım: Ve sonra anlar, fark eder ki, Yaradan onu bu hayatın tüm koşullarından geçirdi.

Soru: Peki o kim? Kim anlıyor?

Cevap: İnsan.

Yorum: Ama o artık burada değil. Öldü.

Cevabım: Gömüldü mü, yakıldı mı? Ne fark eder?

Soru: Peki o kişi, insan nerede?

Cevap: Ruh. Kişi budur.

Soru: Öyleyse bu ruh ölümsüz mü?

Cevap: Elbette. Ne sanıyorsun, o sadece bir et parçası mı?

Soru: Öyleyse, bir insanda her şeyi hisseden, her şeyden geçen ve sadece onun var olduğunu söyleyen sonsuz bir şey olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Peki bu dış kabuk, bu nedir?

Cevap: Onu gömebilmeniz içindir.

“Sırları Bilen O, Tanıklık Ettiğinde”

Kişi, tam bir tövbenin kendisine bahşedildiğinden ne zaman emin olur? Bunun için kişiye açık bir işaret verilir: “Sırları bilen O, kişinin aptallığa geri dönmeyeceğini tanıklık ettiğinde.” Bu, kişinin yüzün ifşasını edineceği anlamına gelir ve o zaman, kurtuluşunun kendisi, kişinin aptallığa geri dönmeyeceğini tanıklık edecektir. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”)

Soru: Kişinin bir daha asla aptallığa dönmeyeceği ne anlama gelir?

Cevap: Bu, kişinin Yaradan’ın ifşası aracılığıyla, O’nunla olan bağının derecesini açıkça fark ettiği bir koşuldur. Bu farkındalık onu düşmekten korur. Yaradan ona karşı tutumunu ona açıklar ve bu nedenle artık düşmez.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 278

Soru: Yaradan bir kişi hakkında tanıklık eder. Bu, ödül ve ceza derecesinin başında mı gerçekleşir, yoksa kişi bu çabayı tamamlayıp bu dereceyi geçtiğinde mi gerçekleşir?

Cevap: Başında gerçekleşir.

Soru: Kişi, Yaradan ile doğrudan bağlı olarak arzularını ıslah etmek için mi çalışır, yani eylemlerinin sonucunu görür mü?

Cevap: Evet.

Soru: Kişi, yüzün ifşasıyla ödüllendirildiyse, bu noktadan itibaren özgür seçim nelerden oluşur?

Cevap: Kişi kendini sürekli olarak kişisel arzularının üstünde bir seviyeye yükseltmelidir. Hepsi bu kadar.

Acı Çekmemize Gerek Yok

Acı çekmeyi savunmuyorum. Acı çekmeyi seçen ve bunun kendilerini yücelttiğine inanan birçok insan var. Bu doğru değildir.

Soru: Acı çekmemek ne demektir?

Cevap: Eğer bunu açıkça anlıyorsanız ve acı çekmeniz birisinin zorluklarını hafifletip ilerlemesine yardımcı oluyorsa, o zaman evet. Ama bu sadece sizin hayal gücünüzde varsa…

Yorum: “Benim acım bir başkasının hayatını, kaderini ve ruhunu hafifletiyorsa” diyerek çıtayı yükselttiniz. “Benim için” değil, “başkası için” dediniz.

Cevabım: Elbette başkası için.

Soru: Öyleyse, bu birisi için örnek teşkil ediyorsa ve ben bunun mümkün olduğunu göstermek için bunu yapıyorsam, denemeli miyim?

Cevap: Evet.

Yorum: Bu çok yüce!

“Özel Etkiler” Üzerinden Çalışmak

Soru: Bir kişinin Kabala çalıştığını varsayalım. Ancak çevresinde her türlü olumsuz eylem, nefret, sindirme vb. olaylar yaşanıyor. Siz şöyle diyorsunuz: “Bunların hiçbir etkisi yoktur. Hedefe doğru, net bir yol izleyin. Ve olan her şey, sizi dikkatinizi dağıtan özel etkilerdir; bunlar sizi ana yoldan saptırır.”

Ama ne için? Kişi bu “özel etkilere” dikkat etmez ve hedefe odaklanırsa, bunlar neden gereklidir?

Cevap: Onları aşmak için. Onların üstüne çıkmalı ve hedefe bağlanmalısın. Bu “özel etkiler” ve dünyada yaratılan her şey, seni hedefe yönlendirmek, seni yükseltmek, hareketini keskinleştirmek ve hızlandırmak için gereklidir. Sadece bunun için! Seni hedefe daha keskin bir şekilde yönlendirmek ve ona doğru hareketi hızlandırmak için. Başka bir şey için değil.

Yorum: Yani biri boğazınıza bıçak dayasa, “Affedersiniz, şimdi derse yetişmem gerekiyor” ya da başka bir şey diyorsunuz. Ve “Korkma, hepsi senin iyiliğin için” diyorsunuz.

Cevabım: Evet, her şey bu şekilde düzenlenmiştir. Ve bu, kişi kendi içinde Yaradan’ın imajını bir şekilde yaratmak için kendisi üzerinde çalıştığında hissedilir. O, kendisi tarafından yaratılan, gözünün önünde, içinde ve dışında bulunan tüm bu imgelerin, kendi içinde Yaradan’ın imajını doğru bir şekilde oluşturabilmesi için olduğunu görür.

İmaj, görsel bir imaj değil, nitelikler, diyelim ki karakter anlamına gelir. İhsan etme ve sevgi niteliğinin karakteri.

Mahsom Öncesi Ve Sonrası

Kişi mahsom’u geçtikten sonra, ilerler – ruhu ona öğretir. Nerede olduğunu anlar.

Soru: Kabalistlerin aktardıkları metot, öncelikle hazırlık aşaması için mi tasarlanmıştır?

Cevap: Hayır. Kabalistler birçok seviyeden bahsederler. Örneğin, Zohar Kitabı, manevi yükseliş merdiveninde ilerlerken, sadece üç çizgiden bahseder. Kabala bilgeliğinde, devam eden manevi hareketten bahsediyoruz.

Elbette, hazırlık aşamalarını ele alan makaleler ve mektuplar da var. Ancak prensip olarak, ana materyal ciddi manevi ilerlemeyle ilgilidir.

Hazırlık aşaması şöyledir: elinden geleni yap ve sonra ne olacağını gör. Ne kadar konuşursanız konuşun, kişi yine de tam olarak anlamaz.

İnsanları yanıltan ana sorun, ya Kabala’yı dinlerle karıştırıp bazı dışsal eylemlerde bulunmaları gerektiğine inanmaları, ya da sonucu doğrudan kendi çabalarına bağlı olan dünyamızdaki işlerle karıştırmaları, ya da hiçbir şey yapmadan her şeyin gelmesini beklediğiniz Doğu yöntemleriyle karıştırmalarıdır.

Kabala bilgeliğinde manevi çalışma, orta çizgi üzerinde inşa edilmiştir. Çok çaba sarf etmeli, kendi gücünüzden hayal kırıklığına uğramalı ve sizi ıslah etmesi için ışığa içten bir talepte bulunmalısınız. Bunu yaparak, ışığın üzerinizde etki etmesi için gerekli koşulları yaratırsınız. Yaradan, sizin acı çekmenize veya yalvarmanıza ihtiyaç duymaz; aksine, arzunuz değişmeye hazır hale gelir ve sonra da değişir.

Dünyanın Temel Kanunu

Soru: Sürekli olarak sözlerimizle başkalarını öldürüyoruz. Ve daha akıllı olanlar hemen değil, yavaş yavaş öldürüyorlar. Düşman edinmemek için, başkaları arasında yayılan dedikodular başlatarak yavaş yavaş öldürüyorlar. Başkasını aşağılamak bizim doğamızda var.

Başka birini yavaş yavaş aşağılayıp, onu yolumdan çekmem ve öldürmem neden bana acı vermiyor?

Cevap: Diğer kişinin benim yaşamama izin vermediğine, onun yoluma çıkan ve beni yok etmesi gereken düşmanım olduğuna inanıyorum.

Soru: Neden bu şekilde yaşamak için, bize böyle bir doğa verildi?

Cevap: Hepsi aynı nedenden dolayı, egoizmimizi ıslah etmemiz için, “komşunu kendin gibi sev”in dünyanın temel kanunu olduğuna ikna olabilmemiz için.

Yorum: Öyleyse, bir noktada, böyle olduğum için kendimi kötü hissetmem gerekir.

Cevabım: Evet, elbette.

Soru: Şu anda tüm bu savaşları, tüm bu cinayetleri, doğrudan, dolaylı olarak vb. görüyorum. Peki, hangi noktada şunu düşünmeye başlarım: “Ben ne yapıyorum? Bunların hepsi benim içimde. Bundan nasıl kurtulabilirim?”

Cevap: İfşa anında.

Soru: Peki bu ne zaman olur? Bu hızlandırılabilir mi, yoksa bir şey yapılabilir mi? Anlıyorum ki bu gerçekten hayatımın en önemli anı. Her şey benim içimde, her şey benim yüzümden, hatta katil benim. Bir insana bu olur mu?

Cevap: Kötülükle dolu olduğuna ikna olduğunda, gerçek doğası ifşa olur ve artık buna tahammül edemez ve Yaradan’a döner.

Soru: Bu, kişi için beklenmedik bir şekilde mi olur? Yoksa sanki zaten bunu istiyormuş gibi mi olur?

Cevap: Hayır, bu ifşa, genellikle ciddi bir itilişle gelir.

Soru: Yani bundan önce bir şey var; sonuçta bir tür dürtü mü var?

Cevap: Evet.

Soru: Bu kişiye ifşa olduğunda, her şeyin sadece O’na bağlı olduğunu anladığı için Yaradan’a dua etmek doğal hale mi gelir?

Cevap: Evet, o zaman kişi Yaradan’a döner, kendini yargılar ve kendini ıslah ederek çevresindeki dünyayı ıslah eder.

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 4

Çocuklarımız Eski Dünyanın Kıyafetleriyle Kısıtlanıyor

Genç nesil neden bu kadar sorunlu?

Çünkü insan gelişiminin bir sonraki seviyesine yükselmemiz gerekiyor.

Ve doğrusu şu ki, bütün ebeveynler, hükümet, BM ve UNESCO bir eğitim programı başlatsa bile, bundan hiçbir sonuç çıkmaz. Bunu size bir Kabalist olarak söylüyorum.

Şunu anlamalıyız: Bir sonraki nesil, gelişimin farklı bir düzeyinde olmak zorundadır. Bu da daha eğitimli, daha bilgili ya da daha başarılı olmak anlamına gelmez. Bu, algının yeni araçlarının geliştirilmesi anlamına gelir.

Bugün insanlar arasında var olan iletişim biçimi bizi yok ediyor. Çocuklar birbirleriyle bilgisayarlar aracılığıyla bağ kuruyor; hiçbir şeyi gerçekten bilmelerine gerek yok, her türlü bilgiyi oradan serbestçe çekebiliyorlar. İnsanlık, tüm bunların üzerine yükselmek ve yeni bir dünyayı ifşa etmek zorundadır.

Ve her zamanki gibi, bir dereceden diğerine geçerken, her nesil ulaştığı her şeyden, artık onu tatmin etmeyen şeylerden hayal kırıklığına uğrar ve onların üzerine yükselmek ister. Ve sonra sahip olduğumuz her şeyi ezer ve bir sonraki seviyeye doğru ilerleriz.

Şimdi de çok önemli ve özel bir dereceye, yeni bir dünyanın ifşasına yükselmek zorundayız. Bu nedenle öncelikle, bu dünyada sahip olduğumuz her şeyden hayal kırıklığına uğramaya zorlanıyoruz. Bizim için en değerli olan şeylerin – çocuklarımız, torunlarımız, gelecek neslin – ne kadar boş olduklarını ve onlara verecek hiçbir şeyimizin olmadığını anlıyoruz.

Onlar için ölümü hazırladık. Gelecek nesil için 10, 20, 30 yıl önce inşa ettiğimiz her şey, dünyayı yaşanamaz bir yer hâline getirdi. İşte çocuklarımızın böyle olmalarının nedeni budur.

Bu düşüş, insanlık gerçekliği algılamanın başka bir düzeyine ve varoluşun başka bir seviyesine yükselmekten başka bir seçenek olmadığını anlayana kadar daha da devam edecektir. Ve sonra eski dünyanın tamamını yok edecekler; artık ona katlanamayacak ya da içinde yaşayamayacaklar.

Bunların hiçbirinin onları tatmin edemeyeceğini hissettiklerinde, tüm bilgisayarları, ekranları ve cep telefonlarını bir kenara atacaklar. Şimdilik hâlâ bu onları dolduruyor gibi görünüyor, ama zamanla kendilerine dayatılan bu oyunlardan yorulmaya başlıyorlar. Bu acı, ıstırap ve hayal kırıklığı; mevcut durumun umutsuzluğu, bir sınıra kadar birikmelidir ve o zaman bu nesil, tüm eski değerleri yıkacak ve yeni bir dünyayı ifşa etmeyi arzulayacaktır.

Ve yeni dünyanın ifşası, Kabala bilgeliğinin tam olarak anlattığı şeydir. Bunun yakın zamanda olmasını ve hayatımda buna tanık olmayı çok ümit ediyorum. Tüm ebeveynlere sesleniyorum: Bunu düşünmeliyiz ve genç neslin bir sonraki dereceye yükselmesini kolaylaştıracak bu dünyayı, bu temeli hazırlamalıyız!

Manevi Bir Embriyodan İnsan Olmaya

Soru: Bir keresinde bu dünyada bedenlerde kıyafetlenmeden ifşa olan birçok ruh olduğunu söylemiştiniz. Beden, ruhlar arasındaki etkileşim için bir araçtır. Ancak bulundukları yeri anlayamayan ruh biçimleri de vardır. Bu, bu dünyayı algılayan ruhlar olduğu gibi bu gerçekliği hissetmeyen ruhların da olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: Başlangıçta, ışıkla tam bir kopuşa, en alt seviyeye kadar inmek zorunda olan bir arzu yaratıldı. Ancak bu en alt durumdan, kendi ayakları üzerinde durarak, kişi kendisini doğru şekilde idrak etmeye başlar.  Ama şu an bulunduğumuz yerde, bedenlerde değil, çünkü en düşük durum, Yaradan’ı hissetmeye başladığımız durum olarak kabul edilir.

Mevcut durumumuz gerçek gerçeklikten tamamen kopuktur. Sanki bilinçsiz bir halde var oluyoruz. Döndürülüyor ve hareket ettiriliyoruz, fakat özümüzde biz kendimiz hiçbir şey yapmıyoruz. Üzerimizde çeşitli eylemler gerçekleştiriliyor; bunlar, içimizde ışığın ilk hissini, yani bizim niteliğimize zıt olan niteliği geliştirebilmemiz için geçmemiz gereken eylemlerdir.

Bunu az da olsa hissetmeye, farkına varmaya ve anlamaya başladığımız anda, kendimizi hemen asgari manevi derecede gerçekten var olurken buluruz. Ve önceki durumumuz, annenin rahmindeki bir embriyo gibidir; anne onun için her şeyi yaptığı için, onun varlığından söz edilemez ve bu sadece organizmanın doğumu için hazırlık sürecidir.

Her ne kadar ondan var olan, öldürülemez bir şey olarak söz etsek de yine de o, henüz hiç kimse ve hiçbir şeydir. Şu anda biz de tam olarak böyle bir durumdayız.

Ancak ilk manevi duruma yükselir yükselmez büyüme başlar. Yani sürekli olarak başımız yukarıda olacak şekilde, gittikçe daha yükseğe doğru büyürüz; 125 dereceden geçerek sonsuzluk dünyasına kadar ilerleriz. Tıpkı bir insanın sıfırdan 125 santimetreye kadar büyümesi gibi.