Category Archives: Kabala

Yaradan’ı Hissetmek

Soru: “Beyaz eldivenleri” pratikte nasıl çıkarabiliriz, yani iyi kalpli ilişkilerin yapay gösterisini nasıl bırakabiliriz?

Cevap: “Beyaz eldivenleri” çıkarmak yavaş, bilinçli ve yalnızca durum ve koşullarınızı kontrol edebildiğiniz ölçüde olmalıdır.

Koşullarınızı kontrol ettiğinizde, dostlarınızla ilgili bazı olumsuz düşünce ve duygulara izin verebilirsiniz, ancak aynı zamanda Yaradan’ın bunları bilerek tetiklediğini, aksi takdirde ortaya çıkmayacaklarını anlarsınız.

Kendi başımıza hiçbir şey yapmıyoruz. Bir şey yaptığımızı düşünsek bile, bu sadece bize öyle görünür. Her şeyi Yaradan yapıyor – O’ndan başkası yok.

Kendimi biraz bu şekilde bıraktığımda ve gruptaki dostlarımla olan kötü ilişkilerimi hissettiğimde, bunun bana yükselmem için verildiğini anlamaya başlarım. Bu, dostlarımla ilgili kötü düşüncelerimi ve duygularımı inkâr etmediğim, iptal etmediğim veya gizlemediğim, aksine dostlarımla ilgili mevcut düşüncelerime rağmen onların üzerine çıktığım anlamına geliyor.

Genel olarak, onlara karşı tutumumun doğru olduğunu hissediyorum. Başka ne yapabilirim? İşte bu yüzden doğru olmalarına rağmen onların üstünde olmak ve onları bu şekilde kontrol etmek istiyorum.

Bu, egoizminizi biraz açığa çıkardığınızda ve dostlarınıza yönelik eleştirileri hissetmenize izin verdiğinizde sol çizgiyi kontrol ettiğiniz anlamına gelir. Aynı zamanda, Yaradan’a döndüğünüzde ve O’ndan size bu eleştirinin üzerine çıkma gücü vermesini istediğinizde, kendi içinizde sağ çizgiyi inşa ediyorsunuz. Böylece iki çizgiye sahip olursunuz. Bu zaten inşa etmeniz gereken ruhun yaratılışının başlangıcıdır. O’ndan talep ettiğinizde bunu yapan siz bile değilsiniz, Yaradan’dır.

Bu nedenle, birbirinize her zaman “eldivenle” davranmış olmanız iyi bir şeydir. Ancak, eldivenleri dikkatlice çıkarmanın zamanı gelmiş olabilir. Bunu bilinçli olarak yaptığınızda, olumsuz düşüncelere izin vererek kendinizi hem olumsuz hem de olumlu yönden koşulunuzun sahibi olarak hissedeceksiniz.

İyi koşulunuzun da kötü koşulunuzun da size ait olmadığını, Yaradan’dan geldiğini göreceksiniz. Ayrıca, kötü ve iyi koşulları yaratma kararları da size ait değildir. Onlar da Yaradan’dan gelir. Ve bundan sonra bu kötü ve iyi koşullar ve düşünceler arasında Yaradan’ın Kendisini hissedeceksiniz.

Yaradan’dan Sizi Islah Etmesini Talep Edin

Soru: Işık, bir dostumun bende olan bir kusurunu vurguluyor çünkü onu görebilmemin başka bir yolu yok. Benim eylemlerim nelerdir?

Cevap: Eğer birinde olumsuz bir nitelik görürseniz, bu olumsuz niteliği bir dostunuzda görmeyi bırakana kadar Yaradan’dan sizi ıslah etmesini istemelisiniz.

Soru: Bunu sürekli bir dua olarak tekrarlamak: “Islah et beni!”?

Cevap: Elbette.

Yaradan’a Güven

Soru: Şöyle denir: “Ne mutlu Efendi’ye güvenen insana!” Efendi’ye güvenmek ne anlama gelir?

Cevap: Yaradan’ın kendisi için yarattığı her şeyi alan ve bundan Yaradan’a giden bir yol inşa eden, yani O’nun gibi olmaya, O’nu ifşa etmeye çalışan bir kişiden bahsediyoruz.

Soru: Olan her şeyi Yaradan’a ihsan etmeye, O’nunla bir bağa nasıl dönüştürebiliriz?

Cevap: Hayatınızın her anında böyle bir fırsata sahip olduğunuzu hayal edin. O zaman tüm eylemlerinizi, düşüncelerinizi, arzularınızı ve niyetlerinizi Yaradan’a yükselmek, O’na daha yakın olmak için nasıl dönüştürebileceğinizi göreceksiniz.

Torunlar Önceki Koşulun Sonucudur

Bu toprağı senin tohumuna vereceğim (Rabaş, Notlar 344, İleri Gidin)

Torunlar, bazı yükümlülükler üstlendiğimde ve bunları yerine getirmek, kendimi değiştirmek ve ek eylemlerde bulunmak için çaba gösterdiğimde bir sonraki eylemlerimizdir.

Yani, bir önceki koşuldan gelen sonuçtur. Bu, manevi merdivendeki yükselişin her basamağında gerçekleşir.

Herkesin İhsan Etmeye Yaklaşmasına Yardımcı Olun

Başkalarına ihsan etme arzusunda Yaradan’a ortak olmak, kişinin insanların ihsan etme niteliğini edinmelerine yardımcı olmak için her şeyi yaptığı bir koşula ulaşmayı, yani içsel egoist arzularını özgecil arzulara dönüştürmeyi dilediği anlamına gelir.

Dolayısıyla, onlu ile Yaradan arasındaki bağın günlük olarak doğru bir şekilde uygulanması, dünyadaki herkesin ihsan etme niteliğine, başkalarıyla bağa ve kolektif ıslaha yaklaşmasına yardımcı olmak için çaba göstermemizi içerir.

Soru: Onlu bağlandıktan sonra Yaradan’dan ne duymalıdır?

Cevap: Yaradan’ın düşüncelerinde ne kadar yüce olduğunu, eylemlerinde ne kadar kudretli olduğunu ve eylemlerinin herkesi nasıl etkilediğini duymalıdırlar.

Yaratılışın Amacına Ulaşın

Yaratılışın amacına ulaşmak için, kendi aramızda birleşmemiz, tek bir arzuyla, yani tek kalpte tek bir kişi gibi olmamız ve sadece amaca nasıl ulaşacağımızı düşünmemiz gerekir.

Bu, Yaradan’ı ifşa etmek anlamına gelir, böylece O, manevi sistemin merkezi olarak tezahür eder ve biz de yaratılışın amacının ne olduğunu, ne için yaşadığımızı ve ne için var olduğumuzu anlarız. Derslerimizin amacı budur.

Yaradan’ı edinmek çabalarımıza, dersleri kaçırmamaya çalışmamıza, birbirimizle birlik olmamıza, çalışmanın ana noktalarını yazmamıza ve konuyla ilgili sorular sormamıza bağlıdır. Böylece, birkaç ay içinde bağımızı ve bu bağın merkezindeki üst dünyayı hissetmeye başlayacağız.

Yeni Bir Derece İçin Sıçrama Tahtası

Soru: Dost sevgisi aracılığıyla Yaradan sevgisine ulaştığımızda ve bu işe yaramadığında, bu bir başarısızlık, bir darbe olarak algılanır. Bu nasıl haklı çıkarılabilir ve yeni bir derece için bir sıçrama tahtasına dönüştürülebilir?

Cevap: Onlunun tamamı kucaklaşmalı ve birbirinizle kaynaşmanızı engelleyen her türlü düşünce ve duyguyu dışarı atmaya çalışmalıdır.

Bir yaradaki irin gibi tüm kötü, tüm olumsuz duyguları sıkın. Serbest kalan boşluğu olumlu bir duyguyla doldurduğunuzda bu arınmadır.

Onluların Gelişimini Ölçmek Mümkün Mü?

Soru: Onludaki gelişimi ölçmenin herhangi bir yolu var mı? Örneğin, onda şu ve şu ilişki eğitimin birinci derecesidir. Diğer ilişkilerin tezahürü çalışmanın ikinci derecesidir vs. Onluda çalışmanın ilk on yılını birinci sınıfta, ikinci on yılını ikinci sınıfta geçirdiğimi biliyor muyum?

Cevap: Bunu kendiniz hissetmelisiniz. Size hiçbir şey söyleyemem çünkü kelimelerle ifade edilemez. Yani, sadece hissetmeye değil, görmeye ve olası koşullarınızı karşılaştırmaya başladığınızda, o zaman duygularınız hakkında daha spesifik konuşabilirsiniz.

Ve bu yüzden konuşacak bir şey yok, tıpkı mırıldanan bir bebek gibi ve hepsi bu. Bu yüzden yakında gevezelik etmeye başlayacağınızı umalım.

Soru: Güvenebileceğiniz herhangi bir duyusal parametre var mı? Diyelim ki derse kalkamıyorum, bu ikinci sınıfta olduğum anlamına geliyor; dostlarımla konuşamıyorum, bu benim için bir artı, üçüncü sınıf.

Cevap: Böyle bir şey yok. Her koşulda, her koşulun içinde negatif ve pozitif kuvvetler kendini gösterir ve bu şekilde onları kendinize uyarlarsınız ve kendi deneyimlerinizden öğrenirsiniz. Ve size hangi dersleri alacağınızı önceden söylemek zaten yardımcı olmayacaktır. Örneğin, tırmanmamız gereken 125 basamağın hepsini sayabilirim ama bunlar size hiçbir şey anlatmayacaktır.

AB, SAG, Ibur, Yenika, Mochin, yükselişler ve düşüşler – tüm bunları çalışıyorsunuz ama hala yeterli duyumlara sahip değilsiniz ve bu nedenle nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Uygun duyumlar geldiğinde, hemen onlara çalıştıklarınızdan isimler vermeye başlayacaksınız.

Neden Yaradan Bize Hayat Okyanusunda Yüzmeyi Öğretmedi?

Soru: Bir balık Tanrı’ya, “Tanrım, okyanusu küçültebilir misin?” diye sorar. “Neden?” der Tanrı şaşırır. “Çünkü nasıl yüzüleceğini bilmiyorum.” Tanrı şöyle yanıtlar: “Yüzmeyi öğren, okyanus sana daha küçük görünecektir.”

Bu dünyada yaşıyoruz ve sık sık hayattan şikâyet ediyoruz. Aslında bu yaşam okyanusunda nasıl yüzeceğimizi bilmiyoruz. Yüzmeyi nasıl öğrenebiliriz?

Cevap: Bunun için herhangi bir doğal yeteneğimiz yok. Bizler egoizm içinde yaratıldık. Birbirimizi eleştirebiliriz ama birbirimiz hakkında nadiren iyi düşünürüz. Her insanın diğerlerinin dostu, yoldaşı ve kardeşi olduğu bir koşula ulaşmak özünde bir hayaldir.

Soru: O zaman Yaradan neden bu “akvaryumu” doldurdu ve bize nasıl yüzeceğimizi öğretmeden, balık gibi içine yerleştirdi?

Cevap: Bize kendi başımıza öğrenme fırsatı verdi.

Soru: Bu bana ne kazandırıyor?

Cevap: Bize kendi hayatlarımızın yaratıcısı olma şansı veriyor.

Soru: Yani ben aslında “yüzgeçleri” ve “solungaçları” olan, bu su için donatılmış bir insanım ama yüzmeyi bilmiyor muyum?

Cevap: Evet.

Soru: Bu “yüzgeçleri ve solungaçları” geliştirmem gerekiyor mu?

Cevap: Evet.

Soru: Bunu nasıl ve ne zaman anlayabiliriz?

Cevap: Başka seçeneğimiz kalmadığında anlarız. Ya sıraya girip uçuruma doğru yürüyeceğiz ya da yüzmeyi öğreneceğiz.

Soru: Yani bu çıkmaz sokağa getirilmemiz mi gerekiyor?

Cevap: Evet.

Soru: Bu hayat okyanusunu nasıl doğru algılamalıyız?

Cevap: Önümüzde açık duruyor. Her şey birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuza bağlı. Bu hala bir sorun. Her zaman başkaları iyi şeyler yaparsa, bunun bir şekilde bizim için daha kötü olacağını düşünürüz.

Bir insan bunun böyle olmadığına nasıl ikna edilebilir? Tam tersine, kendimiz üzerinde çalışalım ki herkes kendini iyi hissetsin, siz herkese karşı iyi hissedin ve herkes de size karşı iyi hissetsin. Ancak insanlar bu fikre direniyor.

Soru: Yani burada bile balık, Tanrı’dan, “Okyanusu küçült” diye talepte bulunuyor. “Bana yetenek ver; bana yüzmeyi öğret” demiyor. Yani biz de “Bize bu okyanusta yüzmeyi öğret” demiyoruz. Bunu Yaradan’dan talep etmiyoruz, yoksa ediyor muyuz?

Cevap: Hayır.

Soru: Okyanusun farklı olmasını mı istiyoruz?

Cevap: Evet.

Soru: Bu da bizim doğamızda var mı?

Cevap: Tabii ki içimizde var! Kendimizi değiştiremeyiz. Egoizmimiz gerçekten de doğanın tam tersidir.

Soru: Yüzmeyi öğrenmek manevi olarak ne anlama geliyor?

Cevap: Manevi olarak “yüzmeyi öğrenmek”, Yaradan’ın sevgi denizini etrafınızda hissetmek ve onun içinde nasıl kalacağınızı bilmek demektir.

Soru: Bu sevginin içinde mi?

Cevap: Evet ve nihayet kollarımızı ve bacaklarımızı biraz hareket ettirmeyi öğrendiğimizde, nasıl yüzüleceğini bildiğimizi anlamaya başlayacağız.

Ancak sadece Yaradan’a döndüğümüzde gerçekten “yüzmeyi” öğrenebiliriz. Çünkü deniz, okyanus, dalgalar, gökyüzü, yeryüzü, her şey O’dur. O’nun içinde olmayı öğrenmemiz gerekir. Ve O’nun içinde olmak, ihsan etme, sevgi ve herkesle bağ kurma niteliklerinde var olmak demektir. “Yüzmeyi” öğrenmenin anlamı budur.

Onluya Katılımın Önemi

Soru: Her gün yarım saat onluda buluşuyoruz. Bazı dostlar genellikle öyle bir koşulda oluyorlar ki, diğerlerine amacın önemini veremeyeceklerini veya hatta onluya zarar verebileceklerini düşündükleri için toplantılara gelmiyorlar.

Ne yapmalı: gelmemeli mi yoksa yine de gelmeli mi?

Cevap: Yokluktan daha kötü bir şey yoktur. Eğer bir kişi bir derse veya onlu toplantısına gelebilecekken gelmemeye karar vermişse, bunun hiçbir mazereti yoktur. Sonuçta, onun her katılımı bir şekilde onluyu ileriye taşır.