Category Archives: Kabala

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 39

Yaradan’ın Niteliklerini Duygulardan Arınmış Olarak Nasıl Edinebiliriz?

Yalnızca duygulara güvenemeyiz. Bir duyguyu diğeriyle karşılaştırıp hangisinin gerçek olduğunu nasıl ayırt edebiliriz? Akıl bu sürece rehberlik etmelidir.

İyi ve kötü, tatlı ve acı, doğru ve yanlış kavramları vardır. Tatlı ve acı duygusal yargılar iken, doğru ve yanlış entelektüel değerlendirmelerdir. Doğru ayrım yapabilmek için bizi Keduşa’dan uzaklaştırabilecek tatlı ve acı yerine doğru ve yanlış ölçülerini kullanmalıyız.

Keduşa’nın zıttını anlamak faydalıdır, ancak böyle bir anlayış bile tatlı ve acı gibi duygusal ölçülere güvenmek yerine akıl gerektirir.

İçsel Güçlerin Dışsal Tezahürü

Soru: Yaradan’a yapılan bir talebin doğru bir şekilde formüle edilebilmesi için, bunun mevcut koşulumuzu, gelecekteki koşuluma ilişkin bir vizyonu, gruba dahil olmam için harcadığım çabayı ve bu grubun geçirmesi gereken değişiklikleri içermesi gerekir mi?

Cevap: Evet, Yaradan’a yapılan bir talep tüm bunları içermelidir. Bu yüzden buna MAN, (Mei Nukvin) denir; burada “Mayim” (su) Bina’nın bir niteliği, “Nukva” ise Malhut‘un bir niteliğidir.

Başka bir deyişle, mevcut koşulumuz ve gelecekteki koşulumuz, benim yeteneklerim ve grubun yetenekleri, ne şekilde birleşmemiz gerektiği ve Yaradan’ı ne şekilde ifşa etmek istediğim ve ihsan etme niteliği hakkında arzu edilen bir vizyona sahip olmalıyız.

Yaradan’ın ifşasını başka bir şeyle karıştırmayın. Bu ihsan etme, sevgi ve bağ kurma niteliğidir. Yaradan’ın içimizde tezahür etmesinin tek yolu budur; aksi takdirde O hiç var olmaz. Üst gücün kendi içinde ne olduğunu bilmiyoruz, sadece içimizdeki tezahürünü biliyoruz.

Diyelim ki elektrik hakkında konuşuyoruz. Bunun ne olduğunu nasıl bilebilirim? Sadece bu özelliğin, bu etkinin bazı eylemlerindeki tezahürünü biliyoruz. Bir iletkenden geçer, ısıtılır, voltajı değişir vb.

Yani, herhangi bir niteliği reaksiyon yoluyla inceleriz. Örneğin, yerçekimi kuvvetinin ne olduğunu bilmiyoruz, ancak bunun maddenin doğasında var olan bir nitelik olduğunu biliyoruz, başka bir şey değil. Biz her zaman reaksiyonu inceleriz.

Kendimizi, grubu ya da Yaradan’ın Kendisini tanımıyoruz, ancak bu güçlerin sadece dışsal tezahürlerini inceliyoruz. Bu nedenle, Yaradan’a döndüğümüzde, en doğru yaklaşım O’nun etkisini bizim değişimlerimizin bir sonucu olarak tasavvur etmektir.

Peki, bizim değişikliklerimiz ne olabilir? Sadece grup değişiklikleri. Yaradan bir ihsan etme niteliğidir. Bu niteliği nerede gözlemleyebilirim? Sadece grupla olan bağımda ve başka hiçbir şekilde değil.

Bu nedenle, eğer Yaradan’a dönersem, şu anki koşulumu, grupla ve dünyayla birlikte olduğum koşulumu ve Yaradan’ın eylemi gerçekleştiği zamandan sonraki sürede hangi koşulda olacağımı tasavvur etmeliyim.

Bu nasıl gerçekleşecek? Aramızdaki daha büyük bir yakınlıkla. Ve sonra, yakınlaştığımız ölçüde, O’nun niteliği kendini gösterecektir – ihsan etme ve sevgi niteliği. Bunu üst dünyanın bir niteliği olarak hissetmeye başlayacağız. Bu en yüksek manevi kazanım olacaktır. Bunun başka bir yolu yoktur.

Rehavete Kapılmayın!

Soru: Kişi öfke, nefret ve saldırganlık gibi güçlü duygularla başa çıkmayı nasıl öğrenebilir? Bu duygular dışa vurulmalı mı yoksa kişi onları dizginlemeyi mi öğrenmeli? Bunların üstesinden gelmenin sınırı nerededir?

Cevap: Sizi etkileyen ve insanların birbirleri için doğru örnekler oluşturduğu belirli bir ortamda değilseniz, ilerleyemezsiniz.

Yalnızsanız, her zaman düşer ve yükselirsiniz, ancak bu gerçek bir ilerleme olmaz. Bu sadece aramızdaki bağı sağlamanın gerekliliğini fark etmenizi sağlamak için olur.

Rabaş ve diğer tüm Kabalistler, birliğe yönelik çabalar olmadan, hiçbir manevi çalışmanın mümkün olmadığını yazarlar. Bu sadece aramızdaki bağın sürekli derinleşmesi ile gerçekleşir. Sadece bu şekilde.

Soru: Peki ya hem eşim hem de ben bir gruptaysak ve yine de bu duygularla baş edemiyorsam?

Cevap: Başa çıkamadığınızı anlıyorum ve böyle de olması gerekiyor. Bu her zaman böyle olacak! Kötülük her zaman iyiliği aşacaktır, bu yüzden kötülüğün ıslahını istersiniz; aksi takdirde rehavete kapılırsınız.

Dünyaya Ne Anlatmamız Gerekiyor?

Zamanımızda, Kabalistik bilgiyi yaymak en büyük ve en önemli koşul haline gelmiştir. Yaradan tüm Kli’nin, kesinlikle tümünün ıslahını beklemektedir.

Ve sadece başkalarına vermek, başkalarını yakınlaştırmak için çabaladığınız ölçüde, ihsan için çalıştığınızı söyleyebilirsiniz. Dağıtım dışındaki tüm diğer eylemleriniz, nereden bakarsanız bakın, yine de egoistçedir.

Biz sadece insanlara birlik olmaları gerektiğini söylemek için dağıtım yapıyoruz.

İnsanlar için birlik daha iyi, daha güvenli, daha keyifli bir yaşam anlamına gelir. Ama bizim için birlik, ortak Kli’nin parçalanmış parçalarını Yaradan’a yaklaştırmak anlamına gelir. Mekanik birlik ölçüsünde, üst ışık onları etkiler ve böylece daha da fazla birleşmelerine yardımcı olur.

İnsanlar için bunun bir önemi yoktur. Onlar için önemli olan bunun iyi geleceklerini garanti altına almasıdır. Dünyaya aktarmamız gereken şey de budur. Bugün dünyanın umutsuzca birliğe ihtiyacı var! Küresel dünya tamamen bölünmüş ve parçalanmış durumda. Bu korkunç bir durum!

Size tek bir şey söyleyeceğim: şu anda bunu hafife alıyorsunuz, ancak inişler, çıkışlar ve bunların her birinin alacağı zaman, yalnızca halka, kitlelere ulaşma gücümüze bağlıdır.

Tüm Gerçeklik Yaradan’ın Tek Bir Düşüncesiyle Yaratıldı

Tüm gerçeklik Yaradan’ın tek bir düşüncesiyle yaratılmıştır. Bu tek düşünce, yaratılışın geçmesi gereken tüm süreci başlatır ve sonuçlandırır. Kendisi hem tüm gerçeklik hem de nihai ödüldür. Yaradan’ın arzusu dışında her şey O’nun niyetini gerçekleştiren bu düşüncenin içinde yer alır. Yaradan’dan yayılır ve yaratılan tüm varlıklar onun içinde tezahür eder.

Beklenen ödül de onun içindedir çünkü tüm eylemler ve onların tüm sonuçları ıslahın sonuna ulaşmaya yöneliktir.

Kişinin Yaradan’ı kendi üzerinde bir Kral olarak konumlandırması gerektiği söylenir. Yani, Yaradan’ın bizim için her şeyi, yaratılışı ve gelişimini, var olan ve olacak olan her şeyi hazırlamış olması yeterli değildir. Önemli olan, insanın Yaradan’ın eylemlerini incelemek ve O’nu üst gerçekliğe yükseltmek için de çalışması gerektiğidir: O’nu kendi üzerine bir Kral olarak yerleştirmek.

Kişi yaratılışı tüm seviyeleriyle incelemeye ve bu sayede her şeyi üst güce bağlama becerisi kazanmaya çabalar. O zaman bu üst gücün Yaradan olduğunu görür.

Kişi doğru seçimi yapar ve yaratıldığı dünyada doğru yolda yürürse, yavaş yavaş bu dünyayı yöneten gücü ifşa eder ve onun önünde eğilme gerekliliğini hisseder.

İnsan doğaya yaklaştıkça, onun içinde, kendisi de dâhil olmak üzere her şeyi kuşatan bir üst güç olduğunu keşfeder. Birbirimizle olan bağımız aracılığıyla ifşa etmemiz gereken işte bu güçtür.

Dostlarımızla daha da yakınlaşmaya ve daha da derin bir şekilde birleşmeye çabalarken, yavaş yavaş tüm bunların bizim için Yaradan tarafından hazırlandığını ve birliğimizin merkezinde Yaradan’ın ifşasına yol açtığını görmeye başlarız. Bunun başka bir yolu yoktur.

Böyle bir çalışmanın kalitesi kişiyi diğer her şeyin üzerine çıkarır çünkü bu sayede Yaradan’a benzemeye doğru adım atar. Kişi Yaradan’la en ufak bir benzerlik bile edindiğinde, Üst’e bağlılığı sayesinde O’na doğru yükselmeye başlar. Bağ çalışması bizi üst güce yaklaştırır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 121

Gerçek Doğa

Her bir safhadan geçmeden kökümüze, yaratılış amacımıza ulaşamayız. Bazen bize belirli bir safhadan zaten geçmişiz ya da onu zaten tanıyıp anladığımız için deneyimlememize gerek kalmayacakmış gibi gelebilir. Ancak bu bize yardımcı olmayacaktır. Tüm safhalardan geçmemiz gerekir.

Kitaplarda yazılı olan tüm anlayışları ve hatta bahsedilmeyenleri bile kapsarız. Yani, kirlilik (Klipa), kutsallık (Keduşa), Firavun, melek ve benzeri tüm anlayışların içine girmeli, onların içinde olmalı, onların içinde olmamayı istemeli ve kendimizi onlardan çıkmaya ve ilerlemeye hazırlamalıyız, her seferinde yeni bir form ve yeni bir rol giyerek, bir aktör gibi, böylece birçok giysiden geçerek.

Bir şeyin farkına varmaktan kaçınamayız, yani dereceleri atlayamayız. Dişi olmadan önce erkek olmayı arzulayamayız. Dişi olmalı ve hissetmeliyiz, bu koşulu reddetmeliyiz ve sonra bu reddetme ve pişmanlıktan erkek koşuluna ulaşacağız. Her bir koşulda, ıslah için bir eksiklik ve sonrasında da tamamlama için bir eksiklik hazırlamamız gerekir.

Peki, bizim gerçek doğamız nedir? Doğamız ne erkek ne de dişidir. Erkek ve dişi, her bir derecede birbiri ardına geçmemiz gereken iki koşuldur. “Erkek” ve “Dişi” niyetleri temsil eder, alma arzusunu değil.

Karşılıklı Garanti Yönünde

Ortak ruhun ıslah olması ve ışığı almaya uygun hale gelmesi için temel koşul, parçaları arasındaki karşılıklı garantidir.

Kendi çabalarımızla Yaradan tarafından yaratılmış olan koşula erişmeliyiz. Bu çabalar nelerdir? Arvut’taki çabalardır.

Aşağıdan yukarıya doğru yapışma dereceleri boyunca yükselirken, bunu elbette bilinçsizce, güç olmadan, anlamadan, önümüzde ne olduğuna dair önceden bir anlaşma olmadan yaparız. Bizden istenen tek şey, en basit ve en naif şekilde bile olsa, henüz tam olarak bilmediğimiz bir şeye duyduğumuz arzuyu ifade etmektir.

Sadece yürürüz ve saran ışık (Ohr Makif) sayesinde manevi dünyadan gelen kutsallığın cazibesini üzerimizde uyandırırız. Bunun arzu edilen bir şey olduğunu hissetmeye başlarız ve sonra Arvut yönünde hareket ederiz.

Bu ne anlama gelir? Kli’nin (kabın) ıslahı yönünde hareket ettiğimiz anlamına gelir. Yani, Yaradan’ın ışığı mevcuttur ve bizi doldurur; bizim görevimiz sadece onu ifşa etmektir. Yaradan zaten içimizdedir. Bu durum değişmez, ancak biz onu sadece Arvut adı verilen belirli bir eylemle ifşa edebiliriz.

Kabalistlerin Soyundan Gelenler

İsrail halkının kökeni “babalara”, Kabalistlere dayanır. Bu nedenle, tüm yapıları diğer ulusların yapısından farklıdır. O dönemde hüküm süren krallar ve bakanlar bile diğer uluslarda olduğu gibi aristokrat değillerdi.

Bir grup Kabalistin soyundan gelen tüm ulus, başlangıçta herkesin eşit olduğunu ve hiç kimsenin bir diğeri üzerinde hak etmediği herhangi bir ayrıcalığa sahip olmadığını, ancak dünya halkları arasında olduğu gibi babadan veya anneden miras yoluyla aldıklarını belirten açık bir yasaya sahipti.

İsrail halkı arasında hiçbir zaman kölelik ya da bir kesimin diğeri üzerinde baskı kurması söz konusu olmamıştır. İbrahim’in zamanından beri, her çocuğun maneviyatı edinmesinin öğretilmediği, okuyamadığı ve ne için yaşadığını bilmediği hiçbir durum olmamıştır. Bu, Tapınağın yıkılmasından yüzlerce yıl önceydi.

Böylece halkın temelinde ıslahın sonu için gereken koşullar, yasalar ve görevler başlangıçta atılmıştı. Ancak yıkımın gücünden etkilendiklerinde, komşularının ahlakını benimsediler ve sonuç olarak her şey dağıldı.

Dünyanın tüm uluslarıyla karışmış olmalarına rağmen, bu yine de insanların kendilerinde herhangi bir değişikliğe, birinin diğerlerinin üstünde veya altında olduğuna dair yasaların getirilmesine, eğitim alanında, sosyal işlevlerde vb. değişikliklere yol açmadı.

Gerçek şu ki, Kabalistler halkın temelinde durdular ve böylece ıslahın temeli atıldı. Bu grup gerçekten de insanlığın geri kalanının ıslahına öncülük edebilir. Bu ıslahlara neden olduğundan değil, ama dünya uluslarında doğru formlarını uyandırır.

Birbirimizi Doldurmadaki Yetersizlik

Soru: Arvut (karşılıklı garanti) eylemde gerçekleştirilmeli mi yoksa toplumun sadece bunu kabul etmesi yeterli midir?

Cevap: Baal HaSulam “Tora’nın Verilişi” makalesinde, sizin bir başkasına ihsan etme yeteneğine sahip olmadığınızı açıklar. Tüm insanlık arasından kimi seçerseniz seçin, en küçük, en mütevazı arzularını bile yerine getiremeyeceksiniz.

Başından beri başarısızlığa mahkûm olan bir girişimde yalnızca “kendinizi tükettiğiniz” açıktır. İnsanların mutlu olabilmeleri için eylem yoluyla ihtiyaçlarını doldurmayı amaçlıyorsanız, bu iyi sonuçlar vermeyecektir.

Mutluluğun bir para, politika ya da psikoloji meselesi olmadığını anlamalıyız. Mutluluk yukarıdakine bağlılık duygusundan kaynaklanır. Bir insanın hissettiği arzuların içindeki tüm eksiklikleri dolduran şey budur.

Bizim kaygımız insanlığı, dolumun bu dünyadaki çeşitli eylemlerle değil, yalnızca ışık aracılığıyla geldiği anlayışına yönlendirmek olmalıdır.

Kişi ne olursa olsun asla tatmin olmayacaktır. Onları asla doyuramazsınız. Önemsememiz gereken şey, insanların gerçek anlamın ne olduğunu anlamaları ve onu edinmeleridir.

Bedenin Ötesindeki Kabalist

Soru: Bir Kabalist başka bir boyuta geçtiğinde, bu dünyada olup bitenleri bedeni olmadan gözlemleyebilir mi; yani süreci yandan gözlemleyebilir ve etkileyebilir mi?

Cevap: Doğal olarak! Ama bedenler şeklinde değil, güçler şeklinde.

Bedenleri görüyorsunuz. Örneğin, şu anda bilgisayar ekranınızda beni görüyorsunuz. Ama ya beni ekranda değil de sabit diskin içinde görebilseydiniz? İşte tüm bilgi orada!

Neden monitöre bakmanız gerekiyor ki? Doğrudan sabit diske bakın! Hepsi bu kadar. Neden beş duyuya ihtiyacınız var? Neden bu “kılıflara ve kaplamalara” ihtiyacınız var? Elektronların içinde, üst manevi yaşamın olduğu yer burasıdır. Bir Kabalist böyle görür.

Tam bir resim vardır ve hepsi maneviyatın içindedir. Dünyamız maneviyatın içinde yer alır.

Örneğin, küçük çocuklar hakkında konuştuğumuzda, onların arzuları, çabaları ve nitelikleri hakkında konuşuruz, dış görünüşleri hakkında değil. Bizimle ilgili oldukları düzeyden, bizimle bağ kurdukları düzeyden konuşuruz.

Yani bizim dünyamızın tüm nitelikleri manevi dünyada tamamen yoktur. Manevi dünyada yalnızca egoist güçleri algılarız.

Yorum: Ama öte yandan, manevi dünyayı her zaman bizim dünyamızın seviyesine indiriyorsunuz.

Yanıtım: Çünkü gerçek bir fark yoktur! Tek fark kişinin nasıl algıladığıdır: biri bu şekilde görür, diğeri başka şekilde görür. Ama dünyaların kendileri mevcut değildir.

Soru: Şu anda bir ekran aracılığıyla konuşuyoruz, telepatik olarak değil. Biz iletişim kuruyoruz ve bu bilgi bir şekilde başkalarına ulaşıyor. Neden bu şekilde olmak zorunda?

Cevap: Aramızdaki bağın gerekliliğini anlamamız ve gerçekten birleşmeyi istemeye başlamamız için!