Category Archives: Kabala

Doğru İletişim Biçimini Bulun

Onlularla çalışma Rabbi Şimon’dan gelir. Kabala’ya göre, çalışma İbrahim’le başlamıştır ama yine de bu Kabala’nın gerçek bir pratik bilim haline geldiği Ari’den itibaren esas enkarnasyonunu almıştır.

Rabaş bunu çok detaylı bir şekilde anlatmıştır. Diğer Kabalistler ondan önce bu konuda yazmışlardı. Tora her yerde insanlar arasında birlik olması gerektiğini belirtir, çünkü Adem’in parçalanmış ruhunu ancak birlik içinde bir araya getirebiliriz.

Manevi koşulları algılamaya başlamak için iki kişi bile yeterlidir, çünkü karşınızda sizinle aynı hedefe sahip, sizin gibi başka bir egoist olmalıdır.

Çalışmamız sadece kendi aramızda bize uygun, Yaradan’a benzer ve aramızda açılmaya başlayabilecek bir bağ şekli bulmaya dayanır ve bunun içinde O’nun yaklaşımını hissedeceğiz.

Onluda birbirimize ne kadar yakınlaşırsak, bencilliğin o kadar üstüne çıkar ve iki katlı bir sandviç inşa ederiz: en altta nefret ve onun üstünde sevgi ya da en altta kayıtsızlık ve en üstte en azından bir tür bağ. Ve egoist özellik ile ihsan etme özelliği arasındaki bu sandviçte, Yaradan’ı her iki niteliğin de kaynağı olarak ifşa ederiz.

İki Gücün Etkisi

Evrende işleyen yalnızca iki güç vardır.  Egoist olan şu anda içinde bulunduğumuz güçtür. Bu yapay ve hayalidir ve aslında yoktur, çünkü sadece Yaradan’ın “O’ndan başkası yoktur” niteliğinin bir yansımasıdır.

O’ndan başka hiçbir şeyin olmadığını belirlemek için, zıt bir şey vardır, çünkü yaratılış sadece karanlıktan aydınlığa, kötülükten iyiliğe vb. ulaşabilecek şekilde yapılmıştır. Aksi takdirde tek bir etki, eylem veya nitelik hissedemezdik.

Amaca Nasıl Daha Fazla Yaklaşabiliriz?

Bir grup, Yaradan’a bağlılık adı verilen bir amaca ulaşmak için bir tür anlaşmaya varan insanlardır. Bu potansiyel bir anlaşmadır. Henüz bunu başarmamışlardır, hatta bu konuda hemfikir bile değillerdir, ancak kendileri için bunun aslında bir amaç olduğuna karar verirler.

Otantik kaynakların söylediği budur ve biz de bunun böyle olması gerektiğini düşünüyoruz. O halde kendi içimizde bazı mekanizmalar, bazı çalışma seviyeleri oluşturmaya başlayalım ve amaca yaklaşmamıza yardımcı olmak için çaba sarf edelim.

Elbette eninde sonunda ilerlemenin ancak Adam HaRishon’un tüm parçalarını ıslah eden, düzenleyen ve birbirine bağlayan ışığın yardımıyla gerçekleştiğini göreceğiz.

Tüm eylemlerimizi kendimize ne kadar ıslah eden ışık çekebileceğimize göre belirleyeceğiz.

Buna göre, eylemler az ya da çok önemli olacak, her zaman düşünmeniz gerekenler ve her zaman düşünemeyecekleriniz olacak.

Her seferinde farklı bir ifşa, farklı bir araç anlayışı, ama her zaman doğru idrak söz konusudur. Bu, ışığın Kelim’i kontrol etmesi ve ıslah etmesinden ibarettir; biz ise bunu en faydalı şekilde başaracak eylemler aracılığıyla onu çekmeliyiz.

Ruhların Uyanışı

Rabbi Şimon’un oğlu Rabbi Elazar, herkesin Arvut (karşılıklı garanti) koşulunu edinmesi gerektiğini yazar. Ruhları tek bir Kli’de (kap) birleştirmek için, Arvut olarak adlandırılan aralarındaki ıslah dışında hiçbir olanağımız yoktur.

Arvut yalnızca birliğin gerçekleştirilmesidir. Başka nedenleri olan yapay veya ikincil bir durum değildir. Tek bir nedeni vardır – ruhların ışığa benzer hale gelecek ve onunla birleşecek şekilde birleşmesi. Bu çok basittir.

Adam HaRişon’a dahil olanlardan bir ruh, bir arzu, Arvut aracılığıyla değilse, kendisini diğer tüm ruhlara onlarla kaynaşmış ayrılmaz bir parça olarak teslim ettiğinde, nasıl olur da diğerleriyle birleşebilir?

Elbette, dünyamızda bu öyle bir biçimde ifade bulmalıdır ki, hem dünya ulusları hem de İsrail nihayetinde Arvut yasasına dahil olsun.

Sürgün sırasında İsrail halkı dünya uluslarıyla karıştı ve şimdi “İsrail halkı” ve “dünya ulusları” kavramları öyle bir hal aldı ki, kimin nerede olduğunu tam olarak bilemiyoruz. İsrail’in kabilelerini bilmiyoruz; karışmanın nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz.

Bu nedenle, sözde dünya ulusları arasında, burada ve orada, İsrail halkı içinde var olmayan böyle bir uyanışı gözlemlediğimiz birçok durum vardır. Eğer bir ruh uyanıyorsa, bu onun rolünü yerine getirme imkanına çoktan ulaştığının bir işaretidir.

Başka bir deyişle, eğer bir kişi Arvut gibi bir ıslahı edinme yükümlülüğünü kendi üzerine alabiliyorsa, henüz buna erişmemiş olan tüm diğerleriyle ilişkili olarak “İsrail” olarak adlandırılır.

Ve zaten bunu edinmiş olan ya da edinmek isteyen ruhlar geri kalanlarla dünya ulusları gibi ilişki kurmalıdırlar – onları ıslah etmek, bağlamak ve onlara bakmak için.

Böyle bir bölünme artık herhangi bir ulusa ait olmaya karşılık gelmez; bu bölünme daha içseldir: Yaradan’a doğru çabalayan kişiye “İsrail” denir ve hala çabalamayan kişiye “dünya ulusları” denir.

İsrail halkının sadece dünya uluslarını kendilerine bağlamak için sürgüne gönderildiği söylenir. Ve görüyoruz ki, Yaradan’a olan arzunun içinde yaşadığı kişiler var ve karışımın bir sonucu olarak İsrail’in içlerindeki parçası çok güçlü. Yapılacak bir şey yoktur; bu, yukarıdan önceden belirlenmiş olan parçalanma ve sürgünün sonucudur.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 123

“Dişi”- Almak İçin İhsan Etmek- Bir Klipa Mıdır?

Almak için ihsan etmeye “Klipa” denir. Ancak, önce bu kabın var olması gerekir ve sonra onu dişi olarak tanımlarız ve oradan da erkek olma arzusunu geliştiririz. Başka bir deyişle, dişi aşaması gereklidir.

Çöl, Bölüm 5

Soru: Gürültülü bir şehirden çöle gittiğinizde kişisel olarak ne hissediyorsunuz?

Cevap: Kendinizi her yöne binlerce kilometre uzanan, sadece ağaçlarla çevrili bir taygada ya da uçsuz bucaksız bir vadide bulabilirsiniz. Ancak çöl, hayatın anlamı sorusuna yanıt arayan bir kişi için en doğal ve etkileyici yerdir.

Çölde, arzu (“Ratzon”) anlamına gelen toprak (İbranice’de “Eretz”) çıplaktır; otlarla veya ağaçlarla örtülmez veya maskelenmez. Çöl, en saf haliyle ham, açık egoist arzudur ve ondan hiçbir şeyin yetişemeyeceği açıktır.

Böyle bir çöl gördüğümde, aslında tam da bu noktadan yükselebileceğimize dair büyük bir güç ve güven duyuyorum. Bir çözüm, bir hedef arayışına ilham veriyor. Dünya yüzeyindeki diğer örtüler gerçeği bizden gizler ve altında egoist arzularımızı saklar ki bu da verimli herhangi bir şeyin büyümesini engelleyen aynı arzudur. İşte bu yüzden çöl insanla çok daha doğrudan konuşur.

Soru: Egoist arzu derken neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Başkalarıyla bağ kurmaktan aciz, birine hayat vermekten veya birinden hayat almaktan aciz, her şeyi kendisi için alma arzusudur. Başka bir deyişle, tamamen ölü bir arzudur. Bir kişinin haz alma arzusu o kadar kendi içine kapanmıştır ki, kendisini tamamen kurumuş bir halde tutar. İçinde yaşayan hiçbir şeyin büyümesine izin vermez.

Bu çok önemli bir farkındalık noktasıdır çünkü kişi tam da bu farkındalıktan yola çıkarak yaşamının kaynağını ve nedenini aramak üzere kendi içine dönmeye başlayabilir. Ben neden varım? Hangi amaç için? Beni kim yarattı? Çöl genellikle doğası gereği insanı bu tür temel, varoluşsal sorulara iter.

Çölde olmayı gerçekten seviyorum çünkü orada her şey ifşa oluyor. Türkmenistan’da, Arizona’da farklı çöllerde bulundum ama en güçlü izlenimi İsrail çölü veriyor. Muazzam bir güce sahiptir. Boyut olarak büyük bir çöl değil ama inanılmaz derecede yoğun.

Bizim Görevimiz

Soru: İlerlemek için Aviut’un gelişiminden yoksun muyuz?

Cevap: Aviut’un ifşa olup olmaması konusunda endişelenmemeliyiz. Verilen koşullar içinde aramızdaki bağla ilgilenmeliyiz. Aviut seviyesini, doğasına göre, seviyeye karşılık gelen tüm ağırlık, karışıklık ve engellerle birlikte alırız. Olması gereken de budur, nokta! Öfkelenecek hiçbir şeyimiz yok ve neden bunun böyle olduğunu ve başka türlü olmadığını bulmaya ihtiyacımız yok.

Biz bunu anlamıyoruz. En küçük parçasında bile ortak kabın ifşasına dair hiçbir kavrayışımız yok! Öyleyse bu konuda ne söyleyebiliriz?

Bunu bilginin üstünde kabul etmeliyiz. Elbette bunu araştırabiliriz ama tüm bu incelemeler bizi eylemin kendisinden uzaklaştırabilir.

Sadece tek bir yön vardır. Aviut’un seviyeleri ifşa olacak, engeller ifşa olacak, içsel ve dışsal her türlü koşul ifşa olacak ve bunları kabul etmeliyiz çünkü her ifşa oluş bir başka aşamanın ve bir başkasının ifşa oluşudur, burada bağlar kurmamız ve ortak bir Kli yaratmamız gerekecektir.

Bugün, ifşa olmakta olana göre, hazır olanlar arasında, açıkça, karşılıklı anlaşmayla birleşmeliyiz. Hazır olmayan ve neler olup bittiğini anlamayan dünyanın geri kalanında bu bilgiyi mümkün olan her şekilde dağıtmalıyız ki yukarı doğru yükselsin. Bizim görevimiz budur.

Kendimizi Doğurmak

Başlangıçta yaratılan kolektif ruhta, harikulade bir bağ içindeydik. Ancak tüm arzular arasında parçalanma meydana geldiğinde, her biri yalnızca kendisiyle ilgilenmeye başladı.

Bedenimizdeki çeşitli organların, hücrelere, moleküllere, atomlara ve en küçük temel parçacıklara kadar, binlerce olmasa da yüzlerce formda var olduğunu ve bağımsız hareket etmeye başladığını hayal edin.

Dünyamızın durumu tam olarak budur. Doğal olarak böylesine parçalanmış bir resimden nasıl olup da mükemmel bir biçimde birbirimize bağlı olduğumuzu anlamak çok zordur.

Her biri kendi küçük Kli’sine hapsolmuş bu kadar küçük parçacıklar, küçük, egoist zihinleriyle, tüm parçaların önce moleküler sistemlere, sonra organlara ve nihayetinde daha yüksek bir amaç için işlev görmesi gereken bütün bir organizmaya bağlandığını nasıl kavrayabilir? Bu bedenin üzerinde Yaradan diye bir şeyin var olduğunu ve O’na bağlanmanın, O’nun ifşasının tamamen farklı ve eşsiz bir varoluş biçimi olduğunu?

Her birimizin özünde olduğu temel bir parçacığın bunu anlaması kesinlikle imkânsızdır.

Ancak bu bizi ne muaf tutar ne de “Yaradan ve yaratılanın birliği” olarak adlandırılan yasanın etkisinden kurtarır. Her halükarda, aramızdaki Arvut (karşılıklı garanti) adı verilen bağ ortadan kalkmadan önce, ayrılmamızdan önce var olan aynı durumdan yönetiliyoruz.

O yerden, aslında oraya geri dönmek için, ama şimdi kendi farkındalığımızla hareket ediyoruz. Bugün kendimizi içinde bulduğumuz durumdan – dağınık ve kopuk, her biri sadece kendini hisseden – birleşmek, yakınlaşmak, bir üst güç vasıtasıyla bağlanmak gibi bir görevimiz olduğunu yeni yeni duymaya başlıyoruz.

Elbette bu temel parçacıklar kendi başlarına hiçbir şey yapamazlar. Ancak üst ışığın onları yeniden birbirine bağlayacağı ve her birine diğerleriyle tek bir sistem halinde birleşme arzusu vereceği arzusuna gelmeleri gerekir. O zaman, her bir bağ eylemiyle, yaşamda yeni bir amaç, daha yüksek bir varoluş biçimi için bir ihtiyaç edineceklerdir.

Eğer bu işi yaparken çaba sarf eder ve yardım için ışığa dönerlerse, o zaman bir zamanlar onları daha yüksek bir seviyede ayakta tutan aynı ışık gücüyle, orijinal hallerine geri dönerler.

Ama aradaki fark nedir? Fark şudur ki, şimdi sanki kendilerini doğuruyorlar. Yeniden bağlanırlar, kendilerini ıslah ederler, kendi kararlarıyla varlıklarını güvence altına alırlar, böylece bağımsızlık, akıl, edinim ve anlayış elde ederler ve gerçekliğin tüm yapısına dair bir anlayışla donanmış olarak önceki varoluş durumlarına geri dönerler.

Kendilerini bilmeye başladıktan sonra, kendilerini yaratan ve birbirine bağlayan ışığın eylemlerini de bilmeye başlarlar ve böylece Yaradan’ın seviyesini edinirler: “Biz Seni eylemlerinden bileceğiz.”

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 122

“Dişi” Doğuştan Sahip Olduğumuz Doğal Niyet Midir?

“Almak için” doğal bir niyetle doğmayız. “Almak için” sadece Yaradan ile ilişki içinde ifade edilen bir niyettir ve sadece hayattan haz alma dürtüsü değildir. Sadece hayattan haz almak hiçbir ıslah gerektirmez. Almak için bir bardak su içersek, bu eylem “ihsan etmek için” olmaz. “Almak için” veya ‘ihsan etmek için’ sadece Yaradan’la ilgili olarak ifade edilir, başka herhangi bir konuda değil. Bu nedenle, Kabala bilgeliği bu dünya ile ilgili değildir; sadece Tanrısallık ile ilgilidir. Yaradan’la nasıl ilişki kurduğumuzla, O’ndan almak ya da O’na vermek isteyip istemediğimizle ilgilenir.

Arzunun Büyüklüğüne Göre

Soru: Arvut (karşılıklı garanti) küçük ve büyük Aviut’lu Kelim (kaplar) için aynı mıdır?

Cevap: Arvut yasası Aviut’a bağlı değildir. Doğal olarak, Aviut seviyesine ve kişinin edindiği Kli’nin doğasına uygun olarak farklı şekillerde tezahür eder.

Arvut ile ilgili olarak Aviut dereceleri arasındaki fark nedir? Örneğin, İbrahim ve ev halkı Arvut yasasını yerine getirdi, çünkü Kelim’in onları manevi yaşamın bir seviyesine yükseltecek olan üst ışığı ifşa etmesi için birbirleriyle belirli bir dereceye kadar bağlı olması gerekir.

Ancak çaba sarf etmelerine pek gerek yoktu çünkü ruhları o kadar saftı ki, yapışmaya nasıl ulaşacaklarını ve kendi aralarındaki bağ yoluyla ışıkla form eşitliğine nasıl ulaşacaklarını anladılar.

Her bir kişi kendini gruba adadığı ölçüde, ışığa benzerliği hak eder. Ve tüm grup ihsan etme uğruna niyette öyle güçlü bir bağa ulaşır ki ışık içinde parlamaya başlar.

Bununla birlikte, grup içindeki arzu daha bayağı hale geldiğinde, doğal olarak Arvut yasası artan Aviut’a göre farklı bir biçimde uygulanmalıdır. Bu bir sorun yaratır: bir metodolojiye ihtiyaç vardır; Kelim’in ıslah edilmesi için özel ışıklara ihtiyaç vardır. İşte Tora dediğimiz şey budur.

Bu nedenle, ilk etapta Arvut’u edinme ihtiyacının nedeni daha az belirgin hale gelir; ortadan kaybolur. Artan Aviut, Yaradan’ı gizler, ışık geri çekilir ve bunun neden gerekli olduğu belirsizleşir.

Alma arzusu kendisi için her türlü şeyi talep etmeye başlar ve kişi artık dünyanın komşuyu sevme yasasına göre işlediğini açıkça göremez. Kişinin algısı bulanıklaşır.

Bu durum, insanlar artık bu gerçekliğin başkalarına yönelik sevgi yasasına göre işlediğine inanmayana kadar devam eder.

Birbirleriyle kendi alma arzularına göre ilişki kurmaya başlarlar, bu da giderek büyür, kişinin kafasını karıştırır ve giderek daha da alçalmasına neden olur.

Bize olan da tam olarak budur. Kendimizi bir ilhamın içinde buluruz, sonra da düşüşe geçeriz. Bir an kendimizi teslim edebileceğimizi ve o durumda kalabileceğimizi hissederiz ve sonra aniden daha hayvansal, daha dünyevi hesaplar yapmaya başlarız.

Bize öyle geliyor ki gerçek dünya bu, böyle yaşamalıyız, uymamız gereken yasalar bunlar. Her şey içinde bulunduğunuz mevcut durumla, alma arzunuzun artıp artmadığıyla ya da içinizde sakinleşip sakinleşmediğiyle uyumludur.