Category Archives: Grup

Bir Olmak

Soru: Onlunun bir olması gerektiğini söylüyorsunuz. Bu koşul nedir?

Cevap: Bir, her birimizin tek bir birlikte, tek bir nitelikte, karşılıklı ihsan etme niteliğinde bir araya geldiğimiz anlamına gelir. Ve ne Yaradan’a ne de birbirimize karşı başka bir ilişki yoktur

Bir insanın diğer tüm nitelikleri, ihsan etme niteliğiyle bağlantılıdır. Kendimi iptal ederim, başkalarıyla bağ kurarım, kendimi diğerlerinden daha aşağıda veya daha yukarıda hissederim, böylece onları hedefin yüceliğiyle etkileyebilirim. Onları birleştirmeye, Yaradan’ı her birinin yerine koymaya çalışırım. Böylece “bir” denen niteliğe ulaşırız.

Soru: Bu koşulu yalnızca kısa bir süre için mi ediniriz, yoksa sürekli olarak sürdürmemiz mi gerekir?

Cevap: Bu koşul tek bir an için gelir, ancak edindiğimiz anda, Yaradan’ı ifşa ederiz.

Hemen ardından düşeriz ve her şey kaybolur, Yaradan hissiyatı kaybolur, içimizde nefrete varan ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkar ve bunların üzerindeki çalışma yeniden başlar, bu da “bir, eşsiz” niteliğine yol açar. Ve yine Yaradan’ı ifşa ederiz.

Ve böylece, adım adım hedefe doğru ilerler, her seferinde yeni dünyalar ediniriz.

Bu nedenle, şimdilik sadece onlumuzu düşünmeliyiz. Eğer grubum ve diğer gruplar uygun onlularla çevriliyse, o zaman diğer onlulardan büyük bir güç artışı hissederiz. Bu nedenle, mümkün olduğunca çok sayıda onlunun olmasını ve mümkün olduğunca güçlü olmalarını isterim. Ancak prensip olarak, manevi çalışmam kendi onlum içinde yoğunlaşmıştır.

Zamanla, burada bizi ileriye taşıyacak bir tür iyi rekabet teşvik edilebilir. Ancak bunun hakkında konuşmak için henüz çok erken. Çok dikkatli davranmalıyız. Ama bu da gelecektir.

Gözyaşı Kapılarında Durmak

Bilgelerimiz şöyle der (Berahot 59): “Rabbi Elazar dedi ki: ‘Tapınağın yıkıldığı günden beri dua kapıları kilitlidir. Dua kapıları kilitlenmiş olmasına rağmen, gözyaşı kapıları kilitlenmemiştir.’” (Rabaş, Madde 3: Gözyaşı Kapısı ile Diğer Kapılar Arasındaki Fark Nedir?)

Bizler birleşmeye çabalıyoruz. Gerçek bağın ne olduğunu simgeleyen birlik günleri ve diğer etkinlikleri düzenliyoruz. Yaradan’la birlik, yaratılanlar arasında, birbirimizle birleşerek ıslah ettiğimiz ortak bir Kli aracılığıyla elde edilir.

Bunu yapmak için, kişinin Yaradan ile birliğe ulaşmanın koşullarını derinlemesine düşünmesi ve böylece bu koşulları net bir şekilde tanımlayabilmesi için tüm bileşenleri doğru bir şekilde düzenlemesi gerekir.

Bu koşullar üzerine düşündükçe kendilerini sorgulamaya başlarlar: Yaradan ile birlik olma ihtiyacı hissediyor muyum? Dostlarımla gerçekten birleşmek istiyor muyum?  Onların önünde eğilip, onları neslin en yücesi olarak kabul etmeye hazır mıyım?

Elbette bu, dostların bedensel bağını değil, ruhsal bağını ifade eder. Baal HaSulam, dostların önünde kendimizi dışsal olarak alçaltmanın faydalı olabileceğini yazsa da, henüz buna hazır değiliz ve bunu zamanından önce yapmak, yapaylığa, kafa karışıklığına neden olabilir ve içsel ilişkilerimize zarar verebilir.

İnsan, nihai hedeften (Yaradan’a bağlanmaktan) başlayarak, yolun aşamalarını açar ve araçları değerlendirir. Ardından, hedefin onlar için ne kadar gerekli olduğunu ve bu hedefin onları gözyaşı kapısına götürüp götürmediğini görürler.

Gözyaşları kapısı, kişinin arkadaşlarıyla gerçekten birleşmek istemesi ama bunu başaramaması anlamına gelir.

Bu durumda, Yaradan’la birlik yolunu aramaya devam etmenin bir anlamı yoktur; çünkü ilk şartı bile yerine getiremezler. Gözyaşı kapılarında dururken; kişi gerçekten ağlayabileceği bir noktaya ulaşmak adına, yalnızca arzulanan hedef için kederi aramalıdır.

Bu tamamen grup içindeki karşılıklı çalışmaya ve kişinin çevrenin manevi özlemini ne kadar özümsediğine ve bundan daha önemli bir şey olmadığını ne kadar fark ettiğine bağlıdır. Henüz hedefe ulaşamamış olmanın verdiği yakıcı ateşi hissetmeli, arzunun ve acının yoğunluğuyla parçalanmalıdır.

İnsanı böyle bir safhaya ancak çevre getirebilir. O zaman onların haykırışları mutlaka karşılık bulacak, dostlarla birliğe, yüce gücün ifşa olduğu büyük bir ortak arzuya yol açacaktır.

Her şey o içsel zorunluluğa, özleme, MAN yükseltmeye, birlik eksikliğinin hissedilmesine ve parçalanmış koşulun ıslahına bağlıdır. Sonunda her şey buna dayanır.

Ortak Çalışmanın Sonucu

Soru: Dördüncü safhanın Kli’sini inşa etmemiz ve ardından önceki üç safhanın ışığını almamız gerektiğini söylediniz. Ortak çalışmamızda dördüncü safha nasıl inşa edilir?

Cevap: Yaradan’a yakınlaşmayı arzularız, O’nun niteliklerine benzer olmak için dualarımızı, arzularımızı ve eksiklerimizi gidermeye yönelik isteklerimizi yükseltiriz. Bu, Yaradan’ı etkiler ve bu şekilde O, içimizdeki arzuları değiştirir.

Geçmişe Bakmayın

Soru: Siz bizi her zaman geriye bakmamamız konusunda uyarıyorsunuz, tıpkı Lut’un, Sodom’a bakıp bir tuz sütununa dönüşen karısı gibi. Öyleyse, bir kongre veya dağıtım etkinliğinden sonra büyük bir ilhamla dolduğumuzda, bu onu hatırlamamamız gerektiği, bunun yerine bir sonraki dereceye kadar ilerlemeye çalışmamız gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Geriye bakmamak, önceki bir durumda kalmak istememek anlamına gelir. Ancak bu, kişinin sanki geçmiş yokmuş gibi kendini geçmişten kesmesi gerektiği anlamına gelmez. Bugün daha iyi bir durumda devam etmek için dünden ders almak gerekir.

Kişi dünün koşulu içinde olmak istememelidir, ancak yarının koşulu içinde olmak istemelidir. “Geriye bakmamak” anlamına gelen budur.

Ama bunun Sodom ile hiçbir ilgisi yok. Sodom, kişinin gerçekten yozlaşmış bir durum olarak ortaya çıkmış olan, önceki bir dereceye geri dönmeyi dilediği zamandır. Artık ona geri dönülemez.

Eğer önceki koşulumun bozuk olduğuna ve ıslah için, hedefe doğru ilerlemeye, ihsan etmeye doğru uygun olmadığına karar verdiysem, o zaman başka seçeneğim yok: onu bitirmeli ve ilerlemeliyim.

Geriye bakan, geri dönen ve geçmişteki hallerde kalmayı, “küçük” olmayı dileyen insanlar var. Bu, gelişimle çelişir ve bunu yapmamız yasaktır.

Bunun aracı, gruptur. Eğer grupla bütünleşmek için az da olsa çaba gösterirsem, hem grubun hem de kendi durumum ne olursa olsun, her zaman gelecekteki durumumu gruptan alırım. Bu nedenle, her zaman ileriye gitme imkânımız vardır; geriye değil.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 99

Kabalistik Bir Grupta Nasıl Davranmalıyız: Gerçeğimize Göre Mi Davranmalıyız, Yoksa Rol Mü Yapmalıyız?

Kabalistik bir toplumda ve grupta iki tür davranış vardır:

1) İçlerinde yanan kalplere sahipken, dışlarında küçümseyici davranışlar sergileyen en büyük Kabalistlerin karakteristik davranışı. Bu, Kotzk Hasidimlerinin (Sneh Boer B’Kotzk kitabında anlatıldığı gibi) davranışına benzer. Bunlar, içsel olarak yüksek anlayış, özlem, gerçek çalışma ve sürekli içsel çaba seviyelerine ulaşmış, dışsal olarak ise açıkça küçümseme sergileyen kişilerdi. Bunu öyle bir noktaya getirdiler ki, insanlar Yahudi olmadıklarına bile ikna oldular. Yom Kippur’da sakallarında ekmek kırıntılarıyla sinagoga girdiler ve dışarıdakilerin içsel çalışmalarına hiçbir şekilde müdahale edememesi için kasıtlı ve meydan okurcasına başka şeyler yaptılar ve bunu son derece ciddiyetle yaptılar.

2) Neslimizin karakteristik özelliği olan, küçümsemenin yasak olduğu ve bunun yerine gruba ilham vermenin gerekli olduğu bir davranış. Çünkü hepimiz gruptan manevi ilham almaya ihtiyaç duyarız, aksi takdirde manevi olarak kayboluruz. Nasıl mı? Mevcut durumumuzda, dostlarımızın kalbini göremediğimiz için yalnızca dışsallıklardan etkileniyoruz. Herkes küçümseseydi, biz de küçümseyici olurduk.

Tüm dostlarımız tamamen erdemli kişiler olabilir, ancak dışsal davranışları, dışarıdan gelenlerin bizi etkilemesini önlemek için bilgelerin tavsiye ettiği gibi olacaktır. Ancak, bizim önümüzde böyle davranırlarsa, bu gerçeği algılayamayız, bunun yerine dışsal, sahte davranışlarına odaklanırız ve böylece kafamız karışır ve tüm meseleyi terk ederiz.

Bu nedenle, tam tersi şekilde davranmak gerekir. Sanki gerçekten maneviyatı arzuluyormuşuz, sanki birbirimizi seviyormuşuz, sanki birbirimiz için her şeyi yapmaya istekliymişiz gibi görünen bir davranış benimsemeliyiz. Bu dışa dönük bir eylem olsa da ve hepimiz bunun bir aldatmaca olduğunu bilsek de, bedenimiz görüp duyduğunu anlar, sadece gördüğüne inanır ve bu dışa dönük davranıştan gerçekmiş gibi etkilenir.

Bedenin tepkilerini inceleyen psikologlar, insanların eşlerine her gün, öfkeli veya sevgi eksikliği hissetseler bile, “Seni seviyorum” demelerini öneriyor. Bu cümleyi eşlerine tekrarlarlarsa, eşleri bunu duyar ve sevgi bu cümleyle kalplerine ulaşır. Manevi çalışmada bedenle bu şekilde hareket etmemiz gerekir. “Yaradan yücedir, dostlarımı seviyorum, amaç önemlidir” vb. demeliyiz. Buna göre, beden bunların önemli ve anlamlı olduğunu özümseyecektir.

Dünyamızda işler böyle yürür. Moda ve zevkler değişir ve dalgalanır. Gerçekte hiçbir anlamları, gerçeklikle hiçbir bağları yoktur; sadece yanılsamalardır. Ancak bir şeye aniden önem atfedildiğinde ve insanlar ona taptığında, içeriği boş olsa bile, herkes öyle dediği için bizim için de önemli hale gelir. Manevi çalışmalarda da durum böyledir. Bu nedenle, manevi hedefin ve Yaradan’ın önemini açıkça ortaya koymalı ve tartışmalıyız.

Ruhun Yenilenmesi Üzerine Çalışma

Yorum: Kabala metodunu uygulamak için üç bileşen gereklidir: benzer düşünen bireylerden oluşan bir grup, orijinal kaynaklar ve bir eğitmen. Benzer düşünen bireylerden oluşan bir grupla çalışmak, Kabala’nın bahsettiği hedef için yani Yaradan’ın ifşası için birbirimize yakınlaşma çalışmasıdır.

Cevabım: Dünyamız, ruhun yenilenmesi adı verilen çalışmayı yapmamız için tasarlanmıştır. Kabala bilgeliğine göre, Yaradan, “Âdem” adı verilen tek bir ortak ruhtan oluşan bir sistem yaratmıştır. Bu sistem, orijinal halinde, birbirine bağlı ve birbirini desteklemek olan tek bir hedefe doğru çalışan egoist arzulardan oluşuyordu.

Sonra bir parçalanma meydana geldi ve tüm yapı, artık birbirleriyle göreceli bir bağ halinde olan çok sayıda cansız, bitkisel, hayvansal ve insan unsuruna bölündü. Görecelidir, çünkü birbirleriyle olan ilişkileri yalnızca karşılıklı tamamlayıcılığı yani birbirlerini kullanmayı ve diğer yandan da sürekli olarak başkalarının pahasına gelişme, birbirlerini yutma arzusunu ifade eder. Bu, tüm sistemin egoist varoluş ilkesidir.

Şimdi onu, tüm parçalarının birbirleriyle ilişki kuracağı, salt tüketimci bir bakış açısıyla egoistçe değil, tüm sistemin bir bütün olarak, herkesin iyiliği için çalışması gerektiği anlayışıyla, orijinal haline geri döndürmeliyiz. Bu nedenle, sistemin her olgun ve sağlam unsuru “komşunu kendin gibi sev” koşuluna ulaşmalıdır.

Ancak bu koşul altında, tüm unsurlar başlangıçtaki egoizmlerinin ötesinde birleşecek ve düzgün bir şekilde var olabilecek ve Yaradan olarak adlandırılan özel bir güçle dolu tek, birleşik ve bütünsel bir sistem oluşturacaktır.

Bu çalışmayı burada, bu dünyada, şimdi bizim neslimizde gerçekleştirmeliyiz. Bizler, bu çalışmanın önemini, doğanın veya Yaradan’ın bize sağladığı koşulları, misyonumuzun önemini anlayan ve bunun için böyle bir dürtü ve sorumluluk hissedenleriz.

Bu nedenle, karşılıklı yardımlaşma, karşılıklı çabalar içinde birleşmek ve tüm bağlarımızı Yaradan’ın küresel gücüne benzer şekilde birbirine bağlamak için bir grupta toplanıyoruz. Yaradan, ihsan etme, bağ kurma, sevgi ve karşılıklı tamamlama gücünü temsil eder. Ve bu gücü, ilişkilerimizde O’na benzeyecek şekilde aramızda üretmeliyiz.

Bunu kendi başımıza yapamayız çünkü başlangıçta birbirimize zıtız. Her birimiz egoistiz ve başkalarını düşünemeyiz. Ancak O’ndan bizi değiştirmesini isteyebiliriz. Ve o zaman, grup içinde bu düşünceyi gerçekleştirebileceğiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 86

Kendimizi Grubun Kararına Nasıl Boyun Eğdirebiliriz?

Toplumdaki diğer gruplardan farklı olarak, Kabala’da gruba boyun eğmek, aptallığa yol açan kendini sınırlama yoluyla elde edilmez. Normal bir toplumda, kişi toplumun taleplerine ne kadar uyarsa, o kadar iyi bir vatandaş veya dindar bir birey olarak kabul edilir. Bundan fazla bir şey gerekmez.

Hayatlarını fazla kargaşa olmadan sessizce yaşamak isteyen insanlar, içlerindeki yoğunluğu azaltmalı ve gizlemelidir. Gerçekte olduklarından biraz daha azmış gibi davranmalıdırlar. Böylece toplumun etkisini ve kurallarını kabul ederler ve karşılığında toplumun desteğini alırlar. İnsanlar hayatlarını bu şekilde huzur içinde sürdürürler ve sanki hiç doğmamışlar gibi hayatlarını sonlandırırlar.

Kabala ile meşgul olan bir grupta ise tam tersi geçerlidir. Grubu birleştirmek için arzularımızı, kişiliklerimizi ve içimizdeki her şeyi tam olarak kullanmamız gerekir, herkesten farklı olmak için değil, herkesi bir araya getirmek için. Bu, normal bir toplumdan nasıl farklıdır? Dış toplumda, yani manevi amaca doğru ilerleyen bir grubun dışında, arzularımızı güçlendirerek değil, kendimizi azaltarak ve gizleyerek birliği sağlarız.

Kabala’da, sosyal uyum için ne kadar çok çalışırsak, özgüvenimiz o kadar güçlenir, yeteneklerimiz o kadar artar ve grubu birleştirmeye o kadar çok katkıda bulunuruz. İki tür toplum, zıt yaklaşımlar kullanır. Kabala’da, her üyenin tüm gücünü ve enerjisini kolektifi birleştirmek için adadığı bir grup oluştururuz. Buna göre, birlik, önceden boyun eğme, kendini gizleme veya kolektifin içinde erime değil, çabanın bir sonucudur.

Kabala’da herkes öne çıkar ve birbiri ile bağ kurar. Böyle bir ortamda elde ettiğimiz birlik çok yüksek bir seviyededir.

Birliğin İçinden Ne Doğar?

Soru: Genellikle insanlar kongrelerimizde ve birlik gecelerimizde şarkı söyler ve dans ederler. İnsanların yaklaşık %50’si içtenlikle katılmaya heveslidir, %50’si ise bunun için çaba sarf eder. Metodumuzdan haz mı almalısınız, yoksa çaba göstererek mi yapmalı ve bu yolla ışığı mı çekmelisiniz?

Cevap: Her ikisi de.

Kitlesel festivallerin, pop gruplarının, şarkıcıların ve dünyanın “Madonnalarının” insanlara nasıl ilham verdiğine bakın. Siz ne yapabilirsiniz? Kitleler bu şekilde ortak bir düşünceyi, bir birlik duygusunu ifade etmenin yolunu bulurlar. Her şey bu yolla yapılır. Başka bir şey icat edemeyiz. En önemli şey genel ortak izlenimdir.

Elbette bana sorarsanız, birliği en çok hepimiz birlikte öğrenirken, tek bir fikri özümserken, tek bir bütün olarak bunun içindeyken hissediyorum. Umarım yeni bir düşüncenin, yeni bir fikrin, yeni bir duygunun birliğimizde nasıl doğduğunu hissedebileceğimiz bir koşula ulaşırız. Bu, tam olarak aramızdaki bağda, tutunmada ortaya çıkacak ve bu düşünce, bizim tarafımızdan üçüncü bir güç, Yaradan olarak hissedilecek. Tabii bu noktaya yavaş yavaş ulaşacağız.

Doğal olarak, çalışma sırasında, dans ederken olduğundan daha fazla ortaya çıkacaktır. Ancak her ikisi de gereklidir.

Sonuç olarak, insanlar birkaç gün süren bir kongre boyunca; dersler, soru-cevaplar, çalıştaylar ve kültürel etkinlikler gibi her şeyin bir araya gelmesinden doğan belirli bir izlenim edinirler.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 81

Yaradan İle İlişkimiz Bireysel İse, Nasıl Gruptan Güç Alabiliriz?

Grup davranış kuralları, tam bir metodoloji, bir tekniktir. Kabalistler her zaman gruplar halinde çalışmışlardır, örneğin Rabbi Şimon Bar Yohai, ARİ, Maymonides, Baal Şem Tov ve diğerleri. Onlar, eksiksiz bir metodoloji ve grup davranış kurallarına dair birkaç örnek aktardılar.

RABAŞ’ın toplumla ilgili makaleleri, bir grupta nasıl davranılacağını, grubun doğru bir şekilde nasıl inşa edileceğini, gruptan nasıl güç alınacağını ve grubun nasıl güç sağlaması gerektiğini açıklar. Bir grup olmadan hiçbir şey başaramayız.

Grup kurmak neden gereklidir? Grup, manevi bir meseledir. Manevi ilerleme için gerekli gücü elde etmek için, bir grup kurmak çok önemlidir.

Grubun Gücü

Bu nedenle, tek bir tavsiye vardır: Birkaç kişi, ihsan etmenin bağımsız olması için dışarıdan yardım almadan, kendini sevmeyi bırakma arzusu ile bir araya gelmelidir. Şimdi, eğer bu insanlar, her biri, gerçekte onu muhafaza edemeseler de en azından potansiyel olarak Yaradan sevgisine sahip oldukları için, birbirlerinin önünde kendileri iptal ederlerse, o zaman, her birinin gruba katılması ve onun önünde kendilerini iptal etmeleriyle, tek bir beden haline gelirler.

Örneğin, eğer o bedende on kişi varsa, o zaman, tek bir kişinin sahip olduğundan on kat daha fazla güce sahip olur. (Rabaş, “Dost Sevgisi – 2”)

Bu, egoizmin üzerine çıkma gücünü, kendinizi başkalarına, başka bir alana, başka bir seviyeye dahil ettiğinizde ortaya çıkan “ben”den kopma gücünü ifade eder. Açıkça şunu hissedersiniz: ya “ben” ya da bir sonraki seviye olan “biz”. O “biz”in içinde, sizin “ben”iniz sadece o “biz”i düzenlemek için gereklidir.

Soru: Kişi egoizmin üzerine çıkma gücünü gruptan mı alır?

Cevap: Gruptan değil, grup aracılığıyla alır.

Soru: Kişi, maneviyatta bir eylemi gerçekleştirmek için bütün grubun gücüne sahip olduğunu nasıl hissedebilir?

Cevap: Eğer kişi dostlarına hizmet ederse, o zaman tüm grubun gücünü kazanır. Burada ihsan etme gücünden, verme yeteneğinden bahsediyoruz. Dolayısıyla kişi grubu yüceltmek için çaba gösterdiğinde, o gücü alır. Bu onun kabıdır yani Malhut’udur.