Category Archives: Grup

Nasıl Tora’yı Almaya Layık Olunur?

Grup, kişinin düşüncelerinin sürekli olarak kendisiyle bağda olmasını sağlamalıdır. Burada taviz yoktur – 24 saat boyunca.

Bu nasıl kontrol edilebilir? Kendinizi grubun içinde olduğunuz hissinden hiç koparıp koparmadığınıza, dostların çevrenizde olduğunu ve hepinizin birlikte tek bir hedefe yöneldiğinizi hissedip hissetmediğinize bakarak. Eğer bu his sürekli olarak içinizde mevcut değilse, grup maneviyat için doğru şekilde programlanmamıştır.

Ancak kendimizi 24 saat boyunca gruba ait ve sürekli hücum halindeymişiz gibi hissetmek için programladıktan ve bu bizim için rutin ve alışkanlık haline geldikten sonra, farklı bir hayat, manevi bir hayat deneyimlemeye başlayacağız. Buna bireyler değil, bir ulus olmak denir, Tora’yı talep eden bir ulus. Ve o zaman onu almaya layık oluruz.

Grup, Tüm Umutlarımızın Toplandığı Yerdir

Soru: Gruptan ilerleme alamıyorsam, sorun nedir?

Cevap: Gruptan almanız gerektiğini düşündüğünüz şeyi almıyorsanız, şunlardan biri olabilir: ya grup size yeterince ilgi göstermiyor ya da genel olarak her bir kişiyi sürekli olarak uyandırma görevinde dikkatsiz davranıyor.

Belki de grup üyeleri ortak fikre, ortak arzuya yeterince enerji ve çaba harcamıyorlar; belki de dostlar arasında içten bir ateşin gerçekten alevlenmesi gerektiğine, bunun sadece sözlerle, mesajlarla veya diğer dışsal şeylerle değil, havada hissedilmesi gerektiğine yeterince dikkat etmiyorlar.

Bu mümkün olduğunca içeriden gelmelidir, ama öyle ki kimse dinlenememeli ve herkes bu kasırgaya atılmak zorunda kalmalıdır. Başka bir deyişle, grubu uyandırmamaktan kişi sorumludur, ama aynı zamanda tüm grup da sorumludur, çünkü grup herkesi içerir. Sonuçta grup, tüm arzularımızın, tüm umutlarımızın birleşimidir.

Soru:  Böyle bir durumu düzeltmek için nereden başlamalıyız?

Cevap: Bir araya gelip ne istediğimize karar vererek. Ve kendimizi düşerken hissettiğimiz anda, her birimiz hemen grubu “uyandırmaya” başlarız, böylece ulaştığımız seviyeden düşmeyiz. Aynı şey dışsal eylemler için de geçerlidir.

Dışsal eylemler içsel bağ ve içsel ateşleme için sadece birer araç olsa da, grubun içinde ilerlemek için çaba göstermeye istekli olan her bir kişiden ilham alırız.

Kendinizi Çemberin Merkezinde Hissedin

Bir kongreye katılıyormuşum gibi hissediyorum. Sadece ilk gün 3.000 kişi katıldı, bunların 800’ü farklı ülkelerden geldi ve 3.500 kişi sanal olarak bağlandı. Herkes kongrenin alışılmadık derecede ciddi ve sorumlu olduğunu söylüyor.

Bu yüzden en önemli şey, her arzunun gerçek biçimiyle gerçekleştirilmesi niyetiyle konsantrasyonumuzu korumaktır.

Tüm katılımcıların toplantının merkezinde, kongrenin merkezinde bir bağ hissetmelerini diliyorum. Umarım herkes bunu hisseder ve bu bizi adım adım ileriye götürür.

Bunu yapmak çok basit: kendinizi iptal edin ve tüm katılımcıları cennete yükseltin. Yaradan’ın bizden memnun olacağına şüphe yok.

Öğretmenim Rabaş ile çalışırken, Bnei Baruch gibi binlerce insanı içeren böylesine geniş bir dünya çapında hareketin olacağını hiç hayal etmemiştim. Bunun benim tarafımdan yapıldığını düşünmüyorum; hepsi yukarıdan yapıldı. O’ndan başkası yok. Yaradan’ı birliğimizin merkezinde görmeli ve tek bir şey istemelisiniz: bizim için yaptıklarından dolayı O’na teşekkür etmek.

Bir yandan bugün olanlardan memnunum, diğer yandan da her bir kişinin çemberin merkezinde olduğunu, herkesle bağda olduğunu ifşa edecek bir birliğe ulaşacağımızdan eminim. Bu bağ içinde almamız gereken her şeyi alacağız.

Bu, gelişimin zirvesidir: yıllarca sabahtan akşama kadar çalışmak ve sonunda kendinizin hiçbir şey yapmadığınızı, her şeyi Yaradan’ın yaptığını hissetmek. Sonuçta, Yaradan’ın tüm işi sizin aracılığınızla yapmasına izin verdiniz. Kişi kendini Yaradan’a teslim eder ve O’nun dünyayı geliştirmek için her şeyi kendisi aracılığıyla yapmasına izin verir. Sonuçta, kişi gerçekte hiçbir şey yapmadığını, her şeyi Yaradan’ın yaptığını görmeli ve kendisine ne gelirse gelsin, her şeyi Yaradan’a geri vermek istemeli.

Yaradan’ın yapmanızı istediği her şeyi yaparsınız ama tüm bunlar Yaradan’ın eseridir. Ve kişinin tek erdemi şudur: Kendini Yaradan’a layık bir Kli haline getirmek.

Grup Bize Ne Öğretir?

Soru: Eğer grubun yapması gerekeni yapmadığını hissediyorsam, bu, benim bu duruma hazır olmadığım anlamına mı gelir, yoksa grup gerçekten yapmıyor mu? Bunun benim sorunum olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Cevap: Eğer siz gruba karşı eylemlerinizi yerine getirmeyi taahhüt ederseniz, grup da size karşı eylemlerini yerine getirmelidir.

Burada hem dışsal eylemlerden hem de içsel eylemlerden bahsediyoruz. Dışsal eylemler tek başına hiçbir anlam ifade etmez! Sadece dışsal eylemler gerçekleştirirsek, bu sadece bir girişimden ibaret olur.

Bu yüzden içsel eylemler burada son derece önemlidir. Gruptan ne istiyorum? Arzumu, enerjimi ve çabalarımı ona hangi amaçla yatırıyorum? Bunu sebepsiz yere mi yapıyorum? Çabalarımla bir şeye ulaşmak istiyorum!

Eylemlerimle, esasen gruptan tüm umutlarımı yerine getirmesini, beni ilerletmesini, uyandırmasını talep ediyorum. Aksi takdirde, tüm bunları neden yapıyorum ki? Sadece zaman geçirmek için mi?

Gruptan bir şeyler almalıyım. Soru şu: Ne istiyorum?

Ve grubun bana öğretmesi gereken şey bu: ondan ne istemem gerektiği.

Akıl Ya Da Kalp

Yorum: Birçok insan, şarkı ve danslarla ifade ettiğimiz Kabala’nın dışsal biçimini kabul etmekte çok zorlanıyor. Neden buna bağlı kalıyoruz? Neden başka bir biçim denemiyoruz? Kabala’nın bir bilim olduğunu söylüyorsunuz, üniversitelerde olduğu gibi dersler verseydiniz, Kabala’nın dağıtımına ne kadar daha fazla yardımcı olabilirdi?

Cevabım: Bunun dağıtıma yardımcı olacağını sanmıyorum. Dünyadaki insanların yüzde doksan dokuzu bizim bilimimize hiç ihtiyaç duymuyor. Onların ihtiyacı, kendilerini iyi ve güvende hissetmek, bu da birbirleriyle hoş bir iletişim, hoş bir birliktelik içinde ifade edilir.

Doğam gereği, ben tamamen antisosyal bir insanım. Dahası, hayatım boyunca dört duvar arasında oturmaya hazırım ve bunu hiç de hapishane gibi hissetmem. Bilgisayarım, kitaplarım ve içimdeki şeyler var. Bu bana yeter! Dünya bana ne katabilir ki?

Ancak manevi olarak ilerlemek için bu dünyevi dünyaya ihtiyacımız var. Bu nedenle dış çevreye çıkıyorum, aksi takdirde öğretmezdim.

Kendimizi açık bir üniversite olarak konumlandırmanın, büyümüş çocukların daireler çizip şarkı söyledikleri bir anaokulu gibi bulanık bir imajdan çok daha saygıdeğer olacağını anlıyorum. Bunun neye benzediği hiç belli değil.

Ancak ortak yemekler, şarkılar ve danslar, Baal Şem Tov zamanından beri eski Kabalistler arasında kabul görmüştür. Bence hem Ari hem de Rabbi Şimon için durum böyleydi. Bu, insanların içsel duygularının, özlemlerinin ve birlikte olma arzularının doğal bir ifadesidir.

İnsanlar ateşin etrafında daire şeklinde oturup birlikte şarkı söylediklerinde, bunun onları birleştirdiğini biliyoruz. Bunda garip bir şey görmüyoruz. Bunlar Güney Amerika’daki yerli halklar, ateşin etrafında mızraklarıyla oturan Afrikalılar, masalarında oturan Avrupalılar, çömelmiş Japonlar veya Çinliler olabilir; kim ve nasıl olduğu önemli değildir. Bu, birleşme yöntemi, duyguların ifadesi olduğu için her yerde kabul görür.

Doğal olarak, Avrupa’da İsrail’deki gibi böyle bir dışsal ifade çok garip ve hatta itici olarak kabul edilir. Ancak öncelikle İsrail’i, sonra da dünyanın geri kalanını ıslah etmemiz gerektiğinden, bu şekilde davranmak zorundayız. Bunun dünyanın geri kalanında da kabul gördüğünü görüyorum. Ben kendim büyük çember danslarının hayranı değilim, ama insanlar kendiliğinden bu şekilde davranmaya başlıyorlar.

Ben ateşin başında oturup şarkı söylemeyi ve konuşmayı tercih ederim. Bu, insanların zıpladığı ve terli arkadaşlarını kucakladığı danslardan daha fazla heyecan veriyor bana.

Buna ilgi duyan insanlar var ama bazıları ise, edinmekten, anlamaktan gelen içsel bir duygudan daha fazla ilham alıyor.

Kalp ya da akıl yoluyla, bize ulaşan iki tamamen farklı ıslah yöntemi vardır. Biri Ari’den (akıl yoluyla), diğeri Baal Şem Tov’dan (kalp yoluyla) gelmiştir. Ve ikisi de eşittir.

Günümüzde, hangi yöne gittiğimizi söylemek hala zor. Ben ve Baal HaSulam, günümüzün Ari’nin zamanı olduğunu, akılla kanıtlamak, göstermek ve açıklamak zorunda olduğumuzu düşünsek de, insanları daha çok etkileyen şeyin tam olarak “içelim ve dans edelim” olduğunu görüyorum. Çünkü bu, ortak bir arzu aracılığıyla kalpten kalbe geçiyor.

Yani şarkılar ve danslar gerekli, ancak daha fazla içsel derinleşme gerektiriyorlar.

Soru: Rabaş bu konuya nasıl yaklaşıyordu? Sonuçta, kendisinin bazı ilkeleri vardı. Ortodoks bir ortamda yaşadığına göre, hem dışsal hem de içsel bir formu olmalıydı.

Cevap: Dışsal formu çok basitti; diğerlerine benziyordu. Ama içsel olarak, diğerlerinden tamamen farklıydı, ancak bunu göstermiyordu.

Çoğu İnsan Neden Her Şeyi Geride Bırakıp Yeni Bir Başlangıç Yapmaktan Korkar?

En başından itibaren bu dünyaya ince bir “ip” ile bağlıyız ve bu dünya bizi çocukluğumuzdan beri baskılar. İçten içe, bir yerlerde özgürlüğün var olduğunu hissederiz; fakat ona doğru tek bir adım atmaya bile cesaret edemeyiz. Neden? Çünkü burada her şey tanıdık. Burada bir evimiz, yemeğimiz, alışkanlıklarımız ve güvenli bir alanımız var. O ipin ötesinde ise bilinmezlik var… ve bilinmezlik, bildiğimiz tüm ızdıraplardan daha çok korkutur bizi.

Özgürleşmek için kendimizi aşmamız gerekir: alışkanlıklarımızı, dünyaya bakışımızı, insanlara yaklaşımımızı, hatta hayat anlayışımızı. Bizi sürekli aşağı çeken o içsel çekim gücünü etkisiz hâle getirmeliyiz.

Evet, bundan gerçekten korkarız; fakat zayıf olduğumuz için değil. Doğamız gereği benmerkezciyiz; başkalarının pahasına kendi çıkarımız için haz almak isteriz. Egoizm ise kökünden sökülmeye kolay kolay izin vermez.

Kabalistler, dünyevi yaşamın bizler üzerinde yarattığı bu çekim gücünün üzerine yükselmemiz gerektiğini söyler. O zaman başka bir dünya, başka bir gerçeklik algısı, bütünüyle farklı bir varoluş görürüz. Peki, bu cesareti nereden bulacağız? Gerekli cesaret, kişisel bir cesaret değildir; yukarıdan, doğanın kendisinden gelir. Bazı ruhlara bu uyanış doğrudan verilir. İnsanlığın geri kalanı ise onların rehberliğinde ilerler; özgürleşmek için gerekli içsel gücü adım adım biriktirerek.

Bu yüzden yol bazen hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Yıllarca deneriz, tekrar ve tekrar… ve yine de hiçbir şey değişmiyormuş gibi görünür. Oysa bu çaba boşa gitmez. Birikir. Her deneme, içimizdeki enerjiye bir miktar daha katkı yaparak manevi birikimimizi artırır. Ta ki bir gün o ip kopana kadar.

Bu süreçte umutsuzluğa kapılmamak mümkün mü? Evet. Öncelikle, başka bir yol olmadığını anlamamız gerekiyor. Umutsuzluğun kendisi, bu fark edişin bir parçasıdır. Gidecek başka bir yer yok ve alternatif bir yol da yok. Eğer kaderimizde bu kurtuluş varsa, yeterli gücü biriktirir ve egodan özgürleşiriz. Fakat bu yazgı henüz oluşmamışsa, bir sonraki uyanış döngüsüne kadar egoya bağlı kalırız. Buna “şans” deriz; çünkü içinde yaşadığımız sistemin tüm yasalarını bilmiyoruz.

İçimizdeki gücü artıran şey nedir? Başkalarıyla iyi bağlar kurma yönünde attığımız her adım. Ayrıca kim olduğumuzu, doğamızı, bizi kuşatan genel doğayı ve kendi doğamızdan nasıl gelişerek evrensel doğayla uyum kurabileceğimizi anlamaya yönelik her çabamız.

Kısacası, bir üst ve kapsamlı varoluş alanına geçişi tek başımıza değil, bir grubun parçası olarak çok daha kolay gerçekleştirebiliriz. Çünkü grup içindeki herkesin özlemi ve müşterek çabası, özgürleşmek için gereken enerjiyi tutan ortak bir kap hâline gelir.

Peki, kendimiz henüz özgürleşmemişken bu sürece nasıl güvenebiliriz? Çünkü özgürleşmediğimiz sürece dünyevi yaşam temelini kaybeder. Hayat, ancak bizi bu ipten kopma noktasına götürdüğü ölçüde anlam taşır.

Özgürleştiğimiz zaman kendimizi nasıl bir alanda buluruz? Kendimizi özgürlüğün içinde, yani egoizmin köleliğinden kurtulmuş olarak buluruz. Burada tüm eylemlerimiz egoisttir; tamamen ip tarafından yönlendirilir ve kontrol edilir. Oradaysa özgür alanın yasalarına göre hareket etmeye başlarız: ihsan etme, sevgi ve bağ yasalarına göre.

Şu anda özgürlüğü tam olarak kavradığımız söylenemez. Biz yalnızca ipin baskısını hissediyor ve bu baskıdan kaçmak istiyoruz. Belki bu ilk başta çocuksu bir dürtü olarak algılanabilir. Fakat gerçek özgürlük acıdan kaçmak değildir; egoizmden kurtulmaktır. Hayatın anlamı da budur: böylesi bir özgürlüğe ulaşmak.

Birey Mi, Grup Mu?

Soru: “Dost satın almak” mümkün mü? Yoksa her bir kişiyle ayrı ayrı çalışmamız mı gerekiyor?

Cevap: Birini veya bir şeyi ayrı ayrı ele almanız ya da kendiniz için üç veya dört kişi seçmeniz gerektiğini düşünmüyorum. Diyelim ki burada birkaç kişiyle çalışıyorum. Örneğin, işyerimde benim departmanımdan birkaç iş arkadaşım var.

Aynı grupta olduğum için onları daha iyi tanıyorum ama bu, onlarla manevi dostlarmış gibi ilişki kurduğum anlamına gelmez.

Manevi dostlarım tamamen farklı olabilir, bana daha fazla ilham verenler, maneviyata yaklaşımları, beni etkileme biçimleri ve çalışmaya olan bağlılıkları ile bana kendi tarzlarında etki edenler olabilir. Belki bu kişi, aynı çalışmayı yapan diğer çalışma dostlarımdan farklıdır; bu, karakterine bağlıdır. Kişinin işini yapma şekline bağlıdır.

Diyelim ki içlerinden biri sabah akşam burada çalışıyor, her şeyi yapıyor ve ben onunla sürekli iletişim halindeyim ama diğerini daha çok takdir ediyorum. Birinin diğeriyle hiçbir ilgisi yok.

Bunu yapma şekli beni etkiliyor gibi görünür; bu benim karakterime, sahip olduğum belirli niteliklere bağlıdır. O beni herkesten daha fazla etkiler. Ne yapabilirim? Durum böyle.

Genel olarak, tek bir kişiye değil, sadece gruba odaklanmalısınız. Bu size gruba daha fazla şey verme fırsatı verecektir.

Yeni Nitelikler Kazanmak Değerli Midir?

Soru: Bir kişinin ilerlemek için bazı niteliklerden yoksun olduğunu hissettiğini varsayalım. Bu nitelikler kazanılabilir mi?

Cevap: Şikâyet edecek bir şey yok. İnsanlar, içlerindeki her şeyin ilerlemeleri için en ideal olacak şekilde yapılandırılmıştır, ne fazla ne eksik. Tam da bu nitelikler, en kötüsü bile olsa, insana yardımcı olur.

Herkesin kendine özgü, olumsuz görünen bir yanı vardır, ama sonunda, bu niteliğin, hatta hatalı gibi görünen şeyin bile en yararlı şey olduğunu göreceksiniz. Sonuçta bu, ruhun güçlerinin bir sonucudur ve bu nitelik olmadan, kişi bunu ıslah edemez.

Yol boyunca ne hissettiğinizin önemi yoktur, tüm bunlar yararlıdır. İlerlemeyi durdurup durdurmadığınızı anlamanız gerekmez, bunu bilemezsiniz. Sizden tek bir şey istenir: seçme özgürlüğünüzün farkına varmak. Yaradan’ın size verdiği güçlerden daha büyük olan ilerleme güçlerini gruptan almak.

İlk başta böyle güçlerimiz yoktur. Bize ilk itici güç verilir ve gerisini gruptan kendimiz elde etmeliyiz. Bunu yapabilirsek ilerleriz, yapamazsak ilerleyemeyiz. Sorun şu ki, çeşitli bilgiler ve hisler ediniriz ve bize bu bir ilerleme gibi gelir. Ama öyle değildir. 20-30 yıl boyunca böyle devam edebiliriz ama gruptan ek kuvvet almazsak hiç ilerleme olmaz.

Yaradan’ın Yüceliği Hakkında Düşünün

Soru: Rabaş, grup hakkındaki makalelerinde, önce grubun gözünde Yaradan’ın yüceliğini güçlendirmek gerektiğini, ancak ondan sonra konuşmak gerektiğini yazar. Ağzımızı açmadan önce dikkatlice düşünmemiz mi gerekir?

Cevap: Evet, Rabaş önce Yaradan’ın yüceliğini düşünmeniz gerektiğini yazar. Ama hayatta her şeyin yazıldığı gibi gitmediğini görüyorsunuz; hayat hayattır. Bizim seviyemizde olduğu gibi, böyle ise böyle, değilse değil.

“Önce Yaradan’ın yüceliğini düşünmek” ne demektir? Düşünmek veya düşünmemek ne demektir? Bu benim dış zihnimde. Ama kalbim buna hazır mı? Yaradan’ı hissettiğim, O’nun kalbimde olduğunu düşündüğüm ve bu seviyeden yargılamaya başladığım bir duygu, bir seviye içinde miyim?

Bu sadece oturup basitçe düşünmek değildir. Oturup düşünüyorum, sonra bir süre ağzımı kapatıyorum ve hiçbir şeyi eleştirmiyorum. Öyleyse ne? Her şey kalpteki ıslaha, bulunduğunuz seviyeden daha yüksek ve daha yüksek bir seviyeye bağlıdır.

Çelişkiler ve tartışmalar olmadan ilerlemenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar gruba karşı tutumlarını ortaya koymalıdır. Ve elbette, grup olmadan ilerleyemeyecekleri, grup olmadan hiçbir şeyde başarılı olamayacakları düşüncesiyle kendilerini donatmaları gerekir.

Dostlar Toplantısı Gündemi

Bir araya geldiğimizde, gündem baştan belirlenmelidir. Başka bir deyişle, herkes elinden geldiğince grubun önemi ve grubun kendisine sağladığı faydalar hakkında konuşmalıdır. Grubun, kendisine önemli bir şey, kendi başına başaramayacağı bir şey vereceği beklentisi doğrultusunda, o ölçüde grubu dinler.

Bunun nedeni, başlangıçta grubun büyüklüğünü, doğanın amaçlarını ve bunları gerçekleştirmenin gerekliliğini oluşturmaktır. Çünkü amacın büyüklüğü ölçüsünde, egosunun ötesinde çaba gösterebilir, grubun görüşü karşısında kendi görüşünü iptal edebilir ve sadece grup için değil, doğa ve bütünlüğü için de hareket edebilir. Düşüncelerinin bu yönde olmasıyla, doğanın tüm güçlerinin yardımını hissedecektir.

Aynı şey dost sevgisi için de geçerlidir. Bir araya gelmeden önce, dostların önemini, her birinin önemini inşa etmek gerekir. Ve grubun büyüklüğünü takdir ettiği ölçüde, gruba saygı ile davranabilir. Bundan sonra, grubun yararı için ne kadar çaba gösterdiğini kontrol etmelidir. Grubun yararı için hiçbir şey yapmaya gücü yetmediğini fark ederse, o zaman gruba başvurarak güç almak ve komşusuna sevgi duymak için çalışma arzusu isteyebilir.

Ve eğer düşüncelerinde bile gruba dönerse, grubun gücüne ve ıslaha ulaşmasına yardım etme isteğine inandığının bir göstergesi olarak, birleşmek ve kendisinin neşe içinde olup olmadığını kontrol etmek için güç alacağından emin olmalıdır.

Ve bu durumda tüm dostlar tek bir arzuyu temsil ettiğinden, herkesin mutluluğunu görmek ister. Bu nedenle, tüm hesaplamalardan sonra, dostların sevgisinin mutluluğu için zaman gelir. Ve her biri, sanki iyi bir iş yapmış ve bununla çok para kazanmış gibi mutlu hissetmelidir. Ve artık, bu dünyada gelenek olduğu gibi, dostlarına öyle davranır.

Benzer şekilde, burada da durum böyledir; herkes, dostunun iyi bakıldığından emin olmalıdır, çünkü şimdi mutludur ve dostlarının da iyi hissetmesini ister. Bu nedenle, toplantının kapanışı neşe ve ilhamla sonuçlanmalıdır. Ve sonra herkes mükemmelliği hissedecektir.