Category Archives: Grup

Grubun Görüşünü Nasıl Kabul Edebilirsiniz?

Soru: Kişi grubun görüşünü zorla kabul etmeyi nasıl başarabilir?

Cevap: Bu en zor sorudur. Bir insan tüm birikmiş nitelikleri, güçleri ve özellikleriyle grubun yönlendirmesini nasıl kabul edebilir? Bir grubun içindeyken bunu gelişimine uygun olarak her an nasıl yapabilir? Motorun durmaması için basabileceğiniz o düğme nerede?

İşte bizim yapmamız gereken de tam olarak bu. Grubu dinleyecek, ona boyun eğecek ve ondan verdiklerini alacak gücü nerede bulabilirsiniz? Her seferinde kendinizi yapmaya zorlamanız gereken şey tam olarak budur. Buna “kendinize bir dost satın almak” denir.

Ancak grup sadece dostlar değildir. “Haver” (dost), “Hibur” (bağ) kelimesinden gelen bir denkliktir. Grup aynı zamanda size ne yapmanız gerektiğini dikte eden, kendi fikrinizin üzerinde onun fikrini kabul etmeniz gereken bir öğretmendir.

Rabaş’ın grupla ilgili makalelerini çalışın ve belki de başınızı gerçekten nasıl eğeceğiniz ve gruptan bu fikri nasıl alacağınız konusunda tavsiyeler bulacaksınız.

Kendinle Baş Başa, Bölüm 2

Soru: Kişi kendini izole ettiğinde ve düşünceleriyle baş başa kaldığında ona ne olur?

Cevap: Bu, kişinin kendisine ve yalnızlık arayışındaki amacına bağlıdır. Eğer kişi özel bir manevi hedef için çabalıyorsa, o zaman kendisini Manhattan’ın ortasında mı yoksa gerçek bir çölde mi izole ettiği çok az fark eder.

Soru: Eğer kişi düşüncelerini temizlemek ve iç sesini dinlemek niyetiyle çöle giderse, gerçekte kim olduğunu anlama şansı var mıdır?

Cevap: Eğer bir grup insan, içsel, ortak bir manevi hedefe ulaşmak için dünyanın geri kalanından uzakta çöle giderse, o zaman böyle bir yalnızlık kesinlikle mantıklıdır. Kuşkusuz çöl bunun için bir ormandan daha uygun bir yerdir, çünkü sessiz ve boştur.

Çöl, insanda hiçbir yanılsama bırakmaz; oradaki yaşamdan hiç iyi bir şey çıkmayacağı apaçık ortadadır, tıpkı sıradan insan hayatından da hiç iyi bir şey çıkmaması gibi. Bu yüzden çölde doğa ile uyum içinde hissederiz.

Çölü seviyorum çünkü orada yer ve gök dışında başka bir şeyiniz yoktur, özellikle de geceleri. Bu kişiye özel bir ruh hali, izlenim ve his verir, özellikle de birçok insan orada bir aradayken, hayatın anlamını ararken. Sonra çöl ve gökler onlarla konuşmaya başlar ve şunu gösterir: “Var olan tek şey bu ve siz burada, bu bomboş boşlukta tek başınasınız. Öyleyse yaşamın gizli kaynağını arayın!”

Soru: Özel bir amaç için çöle giden bir grup Kabalistten bahsediyorsunuz. Fakat eğer sıradan bir insan kendini çölde tecrit ederse, kendi içsel özünü keşfetme şansı var mıdır?

Cevap: Kendi başlarına, bu imkânsızdır. Tora’nın bile İbrahim, İshak, Yakup ve Musa’dan bahsederken tüm gruplara atıfta bulunduğuna inanıyorum. Çünkü tek bir kişi manevi olamaz; kişi, maneviyatla ilgili olarak ayrı bir unsur olduğunda değil, ideal olarak ondan az olmamak üzere yalnızca diğerleriyle bağlı olduğunda var olur.

Soru: “Bir grup içinde yalnızlık” bir çelişki değil midir? Ya yalnızlık ya da grup; ikisinden biri değil mi?

Cevap: Yalnızlık sadece bir grup içinde mümkündür! Çünkü bireyin yalnızlığı sadece hayvansal bir eylemdir, bedenin fiziksel olarak izole edilmesidir. Ancak bir grup içindeki yalnızlık, manevi yalnızlıktır. 

Birbirimizle bağ içinde olarak, hayatın anlamından ve onu sürdüren güçten ne kadar yoksun olduğumuzu ifşa etmeye başlarız.

Grup İle Bir Anlaşmaya Varmak

Yorum: Rabaş’ın grup hakkında verdiği ve yerine getirme şansımızın olmadığı 30 maddelik kısa bir tavsiye listemiz var.

Cevabım: Bunları yerine getirme şansımızın olmadığı doğru. Ancak, bunun için gerekli araçlara sahibiz.

Elbette, grupla ilgili olarak ve dolayısıyla Yaradan’la ilgili olarak alma arzuma boyun eğdirecek güce sahip değilim. Aradaki fark nedir? Basitçe, Yaradan’ı ilgilendiren şey gizlidir ve ben kendi kendimi kandırabilir, kafam karışabilir ve zaten erdemli olduğuma ve her şeyin benim için yolunda gittiğine karar verebilirim.

Ancak grupla ilgili olarak, her şey daha nettir. Ve eğer bunu şimdi soruyorsanız, o zaman belki de zaten aciz olduğunuzu görüyorsunuzdur. İşte o zaman gerçek soruya gelmiş olursunuz.

Kişi grupla birleşme gücünü ya da arzusunu kendi içinde bulamaz. Sadece prensip olarak bunu yapması gerektiğini anlar: Kabalistlerin yazdığı budur ve görünüşe göre, eğer bunu kabul etmezsem, o zaman ilerlemiyorum demektir.

Buradan, tıpkı Sina Dağı’ndaki İsrail halkı gibi, bir koşulun önünde durduğumuzu görüyoruz; eğer bunu tek kalpte tek adam olarak yapmazsanız, yani kendinizi gruba teslim etmezseniz, kendinizi ona boyun eğdirerek bu bağı gerçekleştirmek istemezseniz, kendinizi ölü hissedersiniz. “Burası gömüleceğiniz yer olacak.”

Bu karşılıklı anlaşma dışında başka bir şeye gerek yoktur. Şöyle diyerek: “Yapacağız ve duyacağız”, bunun gerçekleşmesi için hemfikir oluruz. Ve sonra gerçekleşir.

Arvut’un (Karşılıklı Garanti) Sarsılmaz İlkesi

Alma arzumuz ne kadar büyürse Arvut (karşılıklı garanti) da o kadar güçlü olmalıdır. Bunu tarihin akışında da görebiliriz. 

Mısır’dan çıkışla birlikte, Aviut‘un ilave bir derecesini özümsediğimizde, “Sina Dağı’nın eteklerinde tek kalp tek adam olarak durmak” olarak bilinen Arvut‘un ilk seviyesini kabul etmek zorunda kaldık. Bu birlik sayesinde Tora’yı hak ettik.

Daha sonra, çöl yolculuğu sırasında, halkın kabilelere bölünmesinde ve Kohenler, Levililer ve İsrailliler olarak kendi rollerinde kendini ifade eden kolektif katılımın ve karşılıklı garantinin genişletilmesi gerekiyordu.

Yöntem üzerinde çalışıldığında, tüm bunların esasen Arvut adı verilen aynı prensibi ıslah etmenin sürekli bir süreci olduğu, her birinin kendi ruh köküne göre diğerleriyle bağ kurduğu ıslah olmuş bir biçimde tek bir Kli’ye bağlı olduğu anlaşılır.

Halk tapınak inşa etme aşamasına geldiğinde, zaten ülkedeki bağın farkına varmaları gerekiyordu.

Yani, her bir bireyin ve bir bütün olarak halkın içsel durumları değişse de, alma arzuları giderek daha şiddetli bir şekilde yanmaya ve büyümeye devam etti ve bu durum dış koşulları da etkiledi (insanlar İsrail topraklarına girdiler, diğer uluslarla savaştılar ve bu topraklara yerleştiler). Arvut sürekli yeni biçimler almak zorundaydı. Yine de ana fikir değişmedi: birbirimize garantör olmak.

Grubun Merkez Noktasında

On Sefirot Çalışmasına Giriş, madde 17’de şöyle denmektedir: “Bu nedenle, öğrenci çalışmaya başlamadan önce Yaradan’a olan inancını güçlendireceğine dair söz verir…”

İnanç gücünü, ihsan etme gücünü, alma arzumun üzerinde olmamı sağlayan gücü almak için kitabı açıyorum. Yani, diğer ruhlarla bağa gelmek ve karşılıklı garanti koşulunu yerine getirmek için.

“Komşunu kendin gibi sev” ilkesini küçük bir grupta, sadece ben ve bir başkası olsa bile yerine getirebileceğimizi düşünürsek, bu kesinlikle gerçekçi görünmez. Birilerinin bunu başarmış olması imkânsızdır. Ve bu gerçekten de böyledir.

Ancak bunun gerçekleşmesini istediğimize dair bir karar verebiliriz ve öyle bir talebe ulaşmak isteriz ki, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, gece gündüz bunun etrafında döneriz. Ve bu yeterlidir.

Her saniye bizi grubun merkezine doğru çeken gücün ne kadar içinde olduğumuzu kontrol etmeliyiz ki dışsal olan her şey arkamızda kalsın ve içsel olan her şey grubun merkezinde birleşsin.

Her biri bunu kendi içinde ayırt eder. Kendimi nasıl kontrol edebilirim ve grup kendini nasıl kontrol edebilir? Sadece kişinin kendisini ve diğerlerini grubun merkez noktasında birleşmiş olarak görmeyi nicelik ve nitelik olarak ne kadar önemsediğine göre.

Karşılıklı Garanti – Başkalarını Düşünmek

Soru: Bir grup anayasasına duyulan ihtiyaçtan bahsettik. Bunu formüle etmenin en iyi yolu nedir?

Cevap: Hiçbir çabanın, paranın ya da başka hiçbir şeyin grubumuzu ileriye taşıyacak ortak duygunun ortaya çıkmasına yol açmayacağı bizim için açık olmalıdır.

Bu ortak duyguya karşılıklı garanti (Arvut) denir, çünkü bu basitçe her bir kişinin hiçbir şeyden yoksun kalmayacağından emin olduğu bir duygudur çünkü herkes onu sever.

Tıpkı bir çocuğun, iyi ya da kötü olsun, ebeveynlerinin hiç şüphesiz kendisiyle ilgileneceğinden ve ona her şeyi vereceğinden emin olması gibi. Bu bir psikoloji meselesidir, bir duygu meselesidir, gerçek bir uygulama meselesi değildir.

Elbette grup bunu kendi başına sağlayamaz çünkü bu üst ışığın etkisinin bir sonucudur. Ancak bunun olmasını arzulamalı ve bunun olmasına gayret etmeliyiz.

Atamız İbrahim’in İzinde

Soru: Grupta karşılıklı garantiyi yerine getirme konusunda bir anlaşma varsa, bu beni etkileyecek ve egoizmden çıkmamı sağlayacak güveni sağlamak için yeterli midir?

Cevap: Kişi karşılıklı garantinin nasıl yerine getirileceğini İbrahim’den öğrenmelidir. Ona Av (baba) Le Am (halkın), halkın, grubun babası denmesi boşuna değildir. Bu herkes için bir örnektir. O zamanki koşulların farklı olup olmaması önemli değildir.

Gittikçe daha fazla insanı kendine çekerek, onlara karşılıklı garanti yasasının özünü, Yaradan’ın içimizde ifşa olması için ne tür ilişkiler içinde olmamız gerektiğini ve böylece manevi gerçekliği, gerçekten içinde olduğumuz varoluş türünü hissedeceğimizi açıklayarak bunu ilk uygulayan kişi oldu. Her bir kişi bunu atamız İbrahim’in yolunu izleyerek yapabilir. Bunda yeni bir şey yoktur.

Elbette, eğer bir grup hâlihazırda mevcutsa ve şu ya da bu şekilde, gelişim düzeyine göre karşılıklı garantiyi uygulamayı kabul ediyorsa ya da bu garantiyi edinmeyi en yüksek standart olarak benimsiyorsa – kendi ıslahları ve üyeler arasındaki karşılıklı destek yoluyla ulaşabileceklerine inandıkları bir hedef – o zaman bu gerçekten bağımsız bir ilerlemedir. Bu durumda grup her bir bireyi etkiler ve her bir birey de grubu etkiler.

Burada karmaşık hesaplamalara gerek yok, sadece bu yasayı içselleştirmek ve karşılıklı bağ olmadan ışığa benzer olamayacağımızı anlamak yeterli.

Grup Çaresizliği

Soru: Grup çalışmasından bahsediyorsunuz ama geçmişte Kabalistler gerçekten bir grup içinde çalışmıyorlardı, değil mi?

Cevap: Hayır, sadece o zamanlar insanların tüm çabalarını tükettiklerini ama yine de ilerleyemediklerini hissettikleri bir koşul yoktu, çıkmaza girdiğinizi hissettiğiniz ve bir sonraki adımda ne yapacağınızı bilmediğiniz bir grup çaresizliği koşulu yoktu.

İnsanlar her zaman bu gibi aşamalardan geçmiştir. Kabala’yı dağıtırız, harekete geçeriz, kendimizi önemli, sorumlu hissederiz, çok bilgeyizdir. Ama sonra şöyle dediğimiz bir noktaya ulaşırız: “Peki şimdi ne olacak? Elimizde hiçbir şey yok” – bu tür bir koşul henüz ortaya çıkmamıştı.

Ben bunu bekliyordum. Zohar Kitabı’nı bu an için hazırladım. Biz daha okumaya başlamadan önce Zohar’ın neredeyse %70’ini hazırlamıştım. Bu çok uzun bir yolculuk oldu.

Ama şimdi içsel harekete, içsel gerilime ihtiyaç duymaya başladığımız zaman geldi. Grubun büyük bir kısmı, yıllardır ilerleyen, tüm makaleleri defalarca gözden geçiren, tüm materyali özümseyen, Kabala’yı her yere dağıtan, dünyayı dolaşan, küresel olarak dostlarıyla bağ kuran insanlar, esasen bu seviyedeki her şeyi gerçekleştirdi ve tüketti. Peki, sırada ne var?

İşte tam da bu nokta gerçek koşulun ifşa olduğu, şunu söyleyebileceğimiz noktadır: “Çocuklar, bu kadar oyun yeter! Dışarıdan hiçbir şeyin yardımcı olamayacağını görüyorsunuz. Şimdi ya yükseleceğiz ya da hiçbir şey yapmayacağız.”

Elbette, olduğumuz gibi devam edebiliriz. Kabala’yı dağıtabilir, küresel bir akademi, iyi fikirleri teşvik eden dünya çapında bir topluluk gibi hissedebiliriz. Ancak gerçekte, bu bize gerçek bir şey getirmeyecektir.

İlerlemek için, Yaradan’ın bireysel değil, grup olarak ifşa edilmesine ihtiyacımız var. İşte bu yüzden bu yönde çalışmaya başladım.

Soru: Gerçekten bu eşikte duruyor muyuz – yukarı mı yoksa aşağı mı?

Cevap: Hayır, “ya yukarı ya aşağı” değil. Düşmeyeceğiz. Hareket etmeye devam edeceğiz ama en kısa yolu seçmek yerine aynı düzlemde kalacağız.

Ya gerçekten noktalarımızı birleştirmeye, Yaradan’ın yardımıyla birleşmeye ve kendimizi O’nunla doldurmaya başlayacağız ya da yavaşça ilerlemeye devam edeceğiz – başka bir kitap, başka bir klip, başka bir küçük adım, yavaşça yayılacağız.

Elbette bu hala varoluştur ve kişinin hayatta olduğu sürece yalnızca fiziksel bedenini düşündüğü tamamen hayvansal varoluştan kesinlikle daha iyidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 89

Birbirimiz Hakkında Övgü Dolu Sözler Söylemenin Faydası Nedir?

Bir grupta oturuyorum ve aniden tüm grup orada bulunmayan bir dost hakkında konuşmaya başlıyor. Herkes onun eylemlerini övüyor, ne kadar harika ve ciddi olduğundan bahsediyor. Şaşırdım çünkü onun hakkında hiç böyle düşünmemiştim ve aslında ona pek de değer vermiyordum. Ancak başkalarının onu bu kadar övdüğünü duyduğumda içimde bir ateş tutuşuyor. Kıskanmaya ve onu kendimle kıyaslamaya başlıyorum: “Bu nasıl olabilir? Neden o? Ve ben neredeyim? O çoktan benden daha yüksek bir seviyede olabilir mi?” Bu yakıcı kıskançlık bana enerji veriyor.

Bu iç ateşi tutuşturan, amaç için faydalı olan kıskançlığı uyandıran davranışlar aramalıyız. Bizi bir dostumuzun çok fazla öne çıkmaması için onun yolunu sabote etmeye iten şey kıskançlık olmamalıdır. Böyle bir kıskançlık sadece bize zarar verir. Faydalı kıskançlık olmadan ilerleme olmaz ve kıskançlık doğru şekilde kullanılması gereken büyük bir güç taşır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 88

Grup Kararlarının Uygulanması Hangi İlkelere Dayanır?

Kararların uygulanması ve yürütülmesi, grup içindeki çoğunluk görüşüne dayanmalıdır. Grupta değeri diğerlerinden daha yüksek olan hiçbir birey yoktur. Her kişi çoğunluğa uyup uyamayacağını görmek için kendini sınamalıdır.

Çoğunluğa mı yoksa gruptaki bireye mi uyulacağı sorusu karmaşıktır. Her iki yaklaşımın bir arada var olabilmesi için, her iki yaklaşımın dengelenmesine yönelik koşullar incelenmelidir. Her durumda, grubun bir birlik durumuna ulaşması gerekir. Hangi kararın verildiği önemli değildir. Görünüşte yanlış bir karar verilmiş olsa bile, herkes birlikte kabul ederse, bu doğru karar olacaktır. Bir karar gerçekten tek bir yürekle alınırsa, temelde yola aykırı olmayacağı için başarılı olacaktır.