“Duy, Ey İsrail!”

“Gün”, güneş ışığının olduğu zaman değil, manevi ışığın bir kişiye ifşa olduğu zamandır. Bu, birkaç ayda bir, ömür boyu bir kez veya her an olabilir.

Ve kişi her ifşaya ulaştığında, bu ifşa tam ve mükemmel olmalıdır. Bu nedenle, kişi şöyle demek zorundadır: Duy, ey İsrail, Yaradan bizim Tanrımızdır, Yaradan Bir’dir!

Bu, kişinin “Bir”e yani doğanın tek ve birleşik gücünün anlayışını edindiği anlamına gelir.

“Duymak” Bina derecesini (işitme, kulak) ifade eder. “İsrail” ise “Yaradan’a doğru” özlem duyan, Malhut’un Zeir Anpin’e yükseldiği ve onunla birlikte Bina’ya yükseldiği anlamına gelir. Yaradan bizim Tanrımızdır; Yaradan Bir’dir, her şeyin Bina’da tek bir bütün halinde birleştiği anlamına gelir.

Malhut’ta birleşen ruhlar, Zeir Anpin’e, sonra Bina’ya katılır ve hepsi birlikte “Bir” kelimesine dahil olur.

“Bir” kelimesi, kişinin yaptığı tüm ıslahları özetler ve “O ve O’nun ifşası Bir’dir” (Hu veShmo Ehad) koşuluna ulaşır. Bu nedenle, “Duy, ey İsrail, Yaradan bizim Tanrımızdır, Yaradan Bir’dir” duası, derecenin ıslahının ve tamamlanmasının bir işaretidir.

Her derecede yani her “günde”, koşulumuzu bu şekilde ifşa etmeliyiz. “Söylemek” sadece edinmek değil, aynı zamanda edinileni ifade edebilmek anlamına da gelir.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Sonraki yazı: