Gerçekten Özgecil Olabilir Miyiz, Yoksa Hepimizin Gizli Hesapları Mı Var?
Özgecilik, ruhun niteliğidir; başka bir deyişle ruh, sevgi ve ihsan etme niteliğidir. Peki, dünyamız, doğamız ve hissettiğimiz her şey başkalarının pahasına haz almaya dayalı, yani alma ve nefretten beslenen bencil bir yapı üzerine kuruluyken, bu nitelik içimizde nasıl var olabilir? Tam da bu nedenle, manevi sistemin yapısını bilmek zorundayız. Bizim dünyamız egoizm üzerine kuruludur: kendimiz için almak ve başkalarını dışlamak. Manevi dünya ise bunun bütünüyle tersidir; tamamı özgecilik, ihsan etme ve sevgiyle inşa edilmiştir.
İçsel niteliklerimizi nefret ve almaktan, ihsan etmeye ve sevgiye dönüştürdüğümüzde, içimizde bambaşka olgular ve süreçler hissetmeye başlarız. Bu yeni algı “üst dünya” diye adlandırılır. Dışımızda bir yer değildir; aksine, niteliklerimiz değiştikçe içimizde açığa çıkar.
İnsanlar zaman zaman özgeci dürtülerinden söz eder. Ama dürüst olalım: Kimin için? Her özgeci dürtü, eninde sonunda bir tür kişisel kazanca dayanır. Duygusal, toplumsal ya da psikolojik olarak bir karşılığı olmasaydı, kimse iyilik yapmazdı. Bu gerçek iyilik değildir; inceltilmiş bir çıkarcılıktır. Kabala’da “kötülük” diye adlandırılan egoizm, dünyamızın temel doğasıdır.
Bu yüzden dünya aslında benim. Algıladığım her şey içimde, egoizmimin içinde yer alır. Kendimi değiştirdiğimde, başka bir boyutta var olmaya başlarım. Dış dünya değişmez; değişen benim algımdır.
Peki, kötü eğilimi dengeleyecek iyi güç nerede bulunur? Yalnızca tek bir yerde. Eğer onu gerçekten edinmek istiyorsak, Kabala bilgeliğini incelememiz gerekir. Bu çalışma sayesinde içimizde yavaş yavaş iyi bir güç oluşur. Bir anda, tanımı gereği daha önce var olması mümkün olmayan niteliklerin içimizde belirdiğini fark ederiz. İşte bunlar, ruhun özgeci nitelikleridir.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

