Sanat Sineması, Dostoyevski, Elmaslar…
Soru: Sinemanın farklı kategorileri var. Sanat sineması, deneysel sinemadır. Daha ciddi filmler var, Hollywood var ve hepsi kendini önemli bir şey olarak konumlandırıyor. Eskiden sanat sinemasına hayrandım. Ama şimdi bu filmleri bile izleyemiyorum çünkü özünde, Dostoyevski hakkında söylediğin gibi, bir adamın yaşlı bir kadını öldürüp bunun hakkında yazması gibi, düz deneyimlerdir. Aslında bunun hiçbir faydası yok. Bu, insana gerçekten ne kazandırır ki?
Cevap: Sorun şu ki, insanın kendini ölçebileceği net bir ölçüt yok.
Örneğin, Dostoyevski’nin bir yandan aşk, diğer yandan nefret hakkında harika ifadeleri var. O, kendini nasıl konumlandıracağını bilmiyor.
Yani, insanların mutlak bir referans noktası, bir standardı yok. Bu da işi çok zorlaştırıyor.
Ve bahsettiğiniz sanat, çeşitli deneysel filmler ve diğer her şey, insan doğasında net bir temel olmadığı, kendimizi ölçebileceğimiz hiçbir şey olmadığı için sonu gelmez bir gevezelik.
Sonuç olarak, tüm bunlar hayvansal varoluş seviyesinin üzerine çıkmaya başlayan insan tarafından ihmal edilmeye mahkûmdur. Bunlar zeki, arayış içinde olan insanlardır, ancak kafaları karışıktır. Her şey yolundadır, tek bir şey hariç: Kendilerini ölçebilecekleri hiçbir şey, mutlak bir nokta yoktur.
Bu nedenle, yazılanlara rağmen, sonsuza dek kalacak hiçbir imge yaratamazlar. Sonuçta, eğer bu, Yaradan’a göre doğru ölçütlere sahip olmayan bir kişinin iç dünyasının tasviriyse, bu hiçbir şey vermez. Dolayısıyla her şey aynı kalır: yaşlı bir kadını öldürdü, başka bir şey değil.
Sanat bu yüzden ölüyor, bu yüzden insanlar, insanlığın binlerce yıldır yarattığı tüm büyük eserleri ihmal etmeye başlıyor. Buna değer veren sadece birkaç naif entelektüel kalıyor.
Her şey yok olacak, belki müzik hariç, zira bir müzik eserinde her insan bir şekilde kendini ifade edebilir. Ama edebiyat, resim veya başka bir şey…
Resmin hâlâ bir geleceği var çünkü değeri hakkında yanlış bir uzlaşım var, zira sermayeyi koyacak başka bir yer yok. Diyelim ki Rembrandt bir milyon dolar değerinde, Rubens beş yüz bin dolar, bir diğeri şu kadar vs. Onların resimleri, para birimi olarak kalacak. Resim de böyle değerlendirilecek, başka bir şey değil.
Peki, elmaslar neden değerli? Gerçek şu ki, dünyada çıkarılması yasaklanmış birçok elmas yatağı var, aksi takdirde fiyatları düşer ve insanlar hiçbir şeysiz kalırdı. Ama diyelim ki kasamda 30 veya 100 milyon değerinde küçük bir taşım var. Ama aniden piyasaya birkaç kilo elmas atarsanız, taşımın fiyatı otomatik olarak on kat düşer. Bunu yapmanıza izin vermeyeceğim! Yani tüm bunların değeri görecelidir.
Ama klasik müzik kalacak çünkü tüm insani duyguları yansıtır ve onun içinde insan kesinlikle her şeyi ifade edebilir. Ahengi, ruhun yapısına uygundur. Resim kalacak çünkü menkul kıymet gibidir. Edebiyat ise hiç kalmayacak.
Soru: Öyleyse edebiyatın ne faydası var? Klasiklerin Tolstoy’un, Puşkin’in?
Cevap: Onları kim okuyacak?! Eminim ki şimdi bile artık okunmuyordur. Genç nesil bu kitapları okuyor mu?! Hayır.
Belki de klasiklerin, Tolstoy’un tüm eserlerinin elli sayfada sunulduğu kısaltılmış versiyonları vardır. Peki, bugün kim oturup Savaş ve Barış’ı okur? Kimin buna vakti var? Genç bir insan için sunduğu tüm olanaklarla günümüz internetinin yerini alabilir mi? Bu bambaşka bir dünya! Ve bunun için gençleri suçlayamayız.

