Einstein’ın Ölümsüz Sözleri, Bölüm 2
Bütün insanlar yalan söyler ama bu korkutucu değildir, kimse birbirini dinlemez.
Cevabım: Korkutucu olan şey, dinlememeleridir. Bu doğrudur.
Dinlemek, farkına varmak, anlamak demektir. Mutlaka aynı fikirde olmak değil, karşınızdaki kişinin ne demek istediğini, neden böyle bir dünya görüşüne sahip olduğunu anlamaktır.
Yorum: Onu biraz içinize almak mıdır?
Cevabım: Hayır, onu içinize almak bile değil. Onun içine girip, nasıl davrandığını, nasıl düşündüğünü anlamaktır. Onun düşünme şekli, hayata yaklaşımı doğru olabilir. Onunla tartışmaya çalışın, bir şekilde onunla aynı fikirde olun, vb.
Başka birini dinlemek budur. Dinlemek, her şeyden önce anlamak demektir.
Soru: Sizce insanlar birbirlerini dinliyor mu, dinlemiyor mu?
Cevap: Hayır. Egoistler birbirlerini dinleyemezler. Onlar başlangıçta egoizmlerini açıkça tatmin etmeye ayarlıdırlar.
Soru: Yani, sadece kendi fikirlerini dayatmaya mı?
Cevap: Sadece kendi görüşlerini değil, istediğim her şeyi elde etmek için. Bu, tüm davranışlarımın temelidir ve kimse beni bundan vazgeçiremez. Sadece büyük bir acı altında fikrimi biraz değiştirebilirim; yine de egoistçe, bir tarafa ya da diğer tarafa meylederken, yine de egoistçe hareket etmeye devam ederim.
Yorum: Bu, prensip olarak, tüm sorunların sebebidir — insanlar başkalarını dinlemezler.
Cevabım: Biz böyle yaratıldık. Sonuçta, ortak ruhun, ortak arzunun parçalanmasından geldik. Bu nedenle, her birimizin içinde sadece kendi içinde hareket eden egoist bir arzu vardır. Her birimiz kendi içimizde yaşıyoruz.
Yorum: Eğer insan bunun egoist doğasının bir sonucu olduğunu duysaydı, bu küçük bir değişimin başlangıcı olur muydu?
Cevabım: Hayır, bu yardımcı olmaz. Duymak yeterli değildir; mesele de budur.
Burada, doğanın üs güçleri gereklidir, doğanın içindeki gizli güçler, bizim farklı olmamıza, şu anki durumumuzun tam tersi olmamıza yardımcı olabilir. Bu da, bütün bir metodu gerektirir.
Soru: Einstein’ın, doğanın gizli güçlerinin olduğunu anladığını düşünüyor musunuz?
Cevap: O, insanı değiştirmenin mümkün olduğunu anlamamıştı.
Her şey mümkün olduğunca basit hale getirilmeli ama daha basit hale getirilmemelidir.
Cevabım: Bu doğru. Çünkü her şeyi ayrı ayrı, birbirinden yalıtılmış olarak değil, birbiriyle bağlantılı olarak algıladığımızda, üst dünyanın yani ihsan etme dünyasının, sevgi dünyasının ne kadar basit, bize yakın ve zıt olduğunu hayal bile edemeyiz.
Yorum: “Sevin, bu çok basit! Birleşelim, birbirimizi sevelim.” diyoruz. Siz ise “Bu o kadar basit değil!” diyorsunuz.
Cevabım: Hayır. “Bu o kadar basit değil” diyorum, çünkü bunu yapabilecek durumda değiliz.
Aynı tuzağa tekrar düşmemeliyiz. Ayrıca, sevgi, bizim dünyamızda sevgi olarak tanımladığımız- bazı hormonal, psikolojik veya cinsel tatminler- değildir. Hayır.
Burada kastedilen, insanların içsel bir birlik içinde birbirleriyle kurdukları bağdır; bedenlerimizin değil (bedenler sanki yok olur), kendimizin içsel olarak birbirine bağlı olduğunu hissettiğimiz, bir tür içsel birleşmenin, kaynaşmanın gerçekleştiği ve bunun yeni bir topluluk, içsel, manevi bir topluluk yarattığı durumdur. Bu içsel, manevi toplulukta, kendimizi sanki başka bir balonun içinde, yeni bir dünyada yaşıyormuşuz gibi hissetmeye başlarız.
Soru: Bu sevgi midir?
Cevap: Bu, sevgi ile elde edilir. Böyle bir bağa sevgi denir.
Eğer dağınık bir masa, dağınık bir zihnin işareti ise, boş bir masa neyin işaretidir?
Soru: Sık sık gerçekliğin algılanmasından bahsediyorsunuz. Boş bir masa, bu aslında ne anlama geliyor?
Cevap: Bu bir alegoridir. Genel olarak, içsel düşünceleri, mücadelesi, sürekli kafa karışıklığı, sürekli arayışı olmayan bir kişi ilerlemez, gelişmez. Kişi her zaman kendinden şüphe duymalı ve sürekli araştırmalıdır.
Soru: Hayat dediğiniz şey bu mu?
Cevap: Evet. Ama böyle bir insana baktığımızda, “Muhtemelen hiçbir şey bilmiyor. Muhtemelen emin değil.” diye düşünürüz. Gerçekte ise tam tersidir.
Hayvansal huzur, her şeyi öldürür. Bu elbette korkunç bir şeydir! Yaradan’ın bizi gözetmesini ve huzur bulmamıza izin vermemesini umalım.

