Dünyaların Ortaya Çıkışından Önce Ne Vardır?

Soru: On İgulim’in (dairelerin) ve on Kavim’in (çizgilerin), Adam Kadmon dünyasının beş Partzufim’inin ortaya çıkışından önce geldiğini söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet, elbette. Onlar, tabiri caizse, ön hazırlık temelleri olarak hizmet ederler. Biri diğerinden ortaya çıkar.

Soru: Bu, maneviyatta hiçbir şey yok olmadığı için bunların paralel olarak var olmaya devam ettiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır, var olmaya devam ederler ama artık üst ve alt dereceler olarak.

Onluyu Yaradan’a Götürün

Soru: Manevi çalışmada kişi çabalarını neye odaklamalıdır: onludaki dostların bireysel arzularını hissetmeye mi, yoksa ayrıntılara takılmadan ortak özlemi hissetmeye mi?

Cevap: Çabalarınızı ortak özlem üzerine yoğunlaştırmanız daha etkilidir. Öncelikle bu ortak özlemi bulmanızı, ona bağlanmanızı, onu kendinize aitmiş gibi kabul etmenizi ve ilerlemek için kullanmanızı öneririm.

Her bir kişi, tüm onlunun kendisine bağlı olduğunu hissetmelidir. Onluyu ellerinize almalı ve Yaradan’a doğru taşımalısınız. Hissetmemiz gereken tam olarak budur.

Onlu, her birimizin kalbinde yaşamalıdır; onu sürekli hissetmeli, asla bırakmamalı ve bu şekilde Yaradan’a doğru götürmeliyiz.

Soru: Behina Dalet’in hiç ışık almadığı söylenir. Kelim’i ayıran boş alan bu mudur?

Cevap: Behina Dalet boş bir alandır çünkü önündeki perde ışığın geçmesine izin vermez.

Bu boş alanın amacı, Kli’nin ışığı kısıtlama kurallarına yani “düz çizgi”ye (Kav) uygun şekilde almaya başlamasını sağlamaktır.

Kalp Üzerinde Güç Sahibi Olmak

Soru: Kalbi açmak ne demektir? Kalp üzerinde güç sahibi olmak nedir?

Cevap: Kalp üzerinde güç sahibi olmak, kalbimi yönlendirebilmem ve onun nasıl çalışması gerektiğine, başkalarına açık mı kapalı mı olacağına, biriyle birlikte ilerlemeye yönelip yönelmeyeceği vb. gibi konularda karar verebilmem anlamına gelir. Bu, kalpteki çalışmadır.

Soru: Kendi kalbimiz üzerinde bir “atak” yaptığımızda, en büyük hatamız nedir?

Cevap: Bu, her insanın kendi başına keşfetmesi gereken bir şeydir. Kalp meseleleri başkasına devredilemez. Genel olarak bunun hakkında konuşabiliriz, ancak özünde, bunu yalnızca siz kendiniz kesin olarak belirleyebilirsiniz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 264

Soru: Rabaş, dostlarımın kalplerini uyandırmam gerektiğini yazıyor. Kendimi buna adamam mı gerekiyor, yoksa Yaradan mı beni buna mecbur ediyor?

Cevap: Bunun sizden veya Yaradan’dan gelmesi önemli değil. Ama dostlarınızın kalplerini uyandırmalısınız. Sizin için en önemli şey herkesle birlik olmak ve onların kalplerini uyandırmaktır.

Soru: Kongre yaklaşıyor ve katılan herkesin ortak hedefimize ulaşmak için ekstra çaba sarf etmesi gerekiyor gibi görünüyor. Bu süper çaba nedir?

Cevap: Birliğimizin merkezinde, Yaradan’ı hissetmek uğruna birleşmek.

Soru: Yol boyunca ortaya çıkan korku ve şüpheleri nasıl ortadan kaldırabiliriz?

Cevap: Bunu bireysel olarak yapmanın bir yolu yok. Sadece birbirimize tutunarak ve Rabaş’ın tavsiyeleri doğrultusunda birlikte çalışarak karanlıktan aydınlığa çıkabilir ve aynı zamanda hiçbir şey kaybetmeden, sadece kazanabiliriz.

Soru: Eğer bazı dostlar, iş nedeniyle kongreye sanal veya fiziksel olarak katılamıyorsa, onlularıyla nasıl bağ kurabilirler?

Cevap: Cihazlar, telefonlar aracılığıyla, mümkün olan her şekilde bağ kurun. Elinizden gelen her şeyi yapın.

İçinizdeki Yaradan’a Yer Açın!

Zohar’daki (Tikkunim) sözlerin anlamı şudur: “Ratzon’u [arzu] ters çevirin ve Tzinor’u [boru hattı] bulacaksınız…” Bu, boru hattının, arzunun tam tersi olduğu anlamına gelir, çünkü arzusunu zorlar ve istediğinin tam tersini yapar.

Genel olarak kabı yani kap ve perdeyi birlikte ele aldığımızda, onu “boru hattı” adıyla tanımlarız. Işığı, kabı ve perdeyi birlikte ele aldığımızda, yani boru hattının ölçüsünde kıyafetlenmiş ışığı birlikte ele aldığımızda, “çizgi” adıyla tanımlarız ve perdesi olmayan bir kabı ele aldığımızda, onu “daire” adıyla tanımlarız. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılması”)

Malhut yani yaratılan, haz alma arzusu, her türlü istek, dua ve talep nedeniyle kendi içinde ihsan etme niteliklerini edinir. Bu yeni ihsan etme nitelikleri, doğal alma niteliğiyle birleşir; bu iki zıtlığın -haz alma arzusu ve bu arzu içinde kıyafetlenmiş ihsan etme niyeti – birleşiminden yeni bir kap (Kli) doğar. Alma arzusu, ihsan etme formunu alır ve böyle bir ihsan etme formu içinde, dördüncü safha ile kök, yaratılan ve Yaradan arasındaki bağ ortaya çıkar.

Her şey yaratılanın içinde gerçekleşir. Daha önce var olan o dairede (İgul) şimdi bir çizgi (Kav) uzanır. Başka bir deyişle, yaratılanın, Yaradan’ın girebileceği bir alanı kendi içinde nasıl açtığını görürüz. Bu yeri, geliştirdiği yeni, boş arzusundan yaratır!

Bu, yukarıdan, Yaradan’dan aldığı arzu değildir, çünkü o zaman kendini doldurmak isteyen, haz alma arzusu yani dördüncü safhanın kendisi olurdu. Ancak yaratılan, içindeki tüm arzulara, doğadan yeni arzular ekleyerek ihsan etme niteliklerini ifşa eder. Bu ihsan etme niteliği bir insana geldiğinde, onun kendini kıyafetlendirebileceği ve var olabileceği bir yer zaten vardır.

Yaradan, kendini yaratılanın içinde bu şekilde kıyafetlendirir ve biz de O’nu ifşa ederiz. Bu nedenle O’na Yaradan (Bo-Reh) denir; bu da “gel ve gör” anlamına gelir.

Yaradan’ın bu tezahüründe, aramızda on Sefirot adı verilen, belirli bir düzen, bir bağ ifşa ederiz. İlk Sefira Keter, Yaradan’dır, sonuncusu yaratılan, Malhut’tur ve ara Sefirot, aralarındaki her iki yöndeki ilişkilerdir: Keter’den Malhut’a ve Malhut’tan Keter’e.

Bu Sefirot’da, Yaradan ile yaratılan arasında doğrudan (Yeshar) bağ kanalları ve daire Sefirot (İgulim) de vardır; bu da bir bağdır, ancak yaratılanın henüz kendi başına gerçekleştiremediği, yalnızca tek bir yönde, Yaradan’dan kendisine doğru hissettiği bir bağdır. Misafir, ev sahibinin, ince bir ışık huzmesi (çizgisi) gibi, dar bir tüpten aldığına ek olarak, neredeyse tüm sonsuzluk dünyasını ona vermek istediğini hisseder. Ancak misafir, bu sonsuzluğu henüz kabul edemez ve onu bir saran ışık olarak hisseder.

Dolayısıyla bir çizgi vardır, yani ışıkla dolu bir boru, tıpkı bir mağara gibi, suyla (Hassadim ışığıyla) dolduğunda kuyu adı verilen bir şey. Tüm ışık, çizgi adı verilen bu borunun içinde ifşa olur.

Şimdilik, geriye kalan her şey, dairesel kaplar (Kelim) ve dairesel ışıklar gibi, saran şey olarak kalır.

Yaradan’ın Gönderdiğiyle Çalışın

Soru: Bir onlunun Kli’sinin (kap) daha büyük bir Kli’ye dahil olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Şüphesiz. Tüm Kelim (kaplar) birbirine dahil olur.

Soru: Yani bu, onlunun kendisinin ayrı ayrı var olmaması, diğerleriyle birleşmesi gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Neyin “olması gerekeni” dikte etmeyin! Hissettiklerinizden, Yaradan’ın size gönderdiği şeyin bu olduğunu ve üzerinde çalışmanız gereken şeyin bu olduğunu anlamalısınız.

Adem İle Onurlu Bir Yakınlık

Adam HaRishon (ilk insan), bizi şaşırtan ve ona benzediğimizi düşündüren bir adla anılır, zira bizler de insan olarak adlandırılırız. Fakat bu, henüz hiçbir bağa sahip olmadığımız, tek bir temas noktamızın olmadığı manevi bir Partzuf’tur (ihsan etme sistemi).

İhsan etme uğruna haz alma arzusunu edindiğim ölçüde, bu sisteme entegre olmaya başlayacağım. Ama bu, bugün kendimi algıladığım “ben”, fiziksel bedenim ve kişiliğim olmayacaktır. Bu tamamen yeni bir arzu, yeni bir niyet, algı ve histir; her şey yenidir.

Bu nedenle, henüz Adam HaRishon’un manevi Partzuf’una ait olduğunuzu düşünmeyin. Adam HaRishon, ıslah olmuş bir ruhun yapısıdır. Ve eğer ben, komşuma ihsan etme koşulundaysam, onun arzularını benimser ve pratikte onlarla çalışırım, nihayetinde etrafımda Adam HaRishon’un Partzuf’unu inşa ederim.

Fakat komşuma ihsan etme arzusuna sahip değilsem, bu Partzuf’u yaratacak maddesel güce sahip değilim demektir. Maddesel varlığım (arzularım) üzerinde bir ihsan etme niyeti yaratmalı, onu işlemeli, düzenlemeli, Roş, Toch ve Sof’a (manevi baş, beden ve son) ayırmalı, niyetlerle çalışmalı, planlamalı ve harekete geçmeliyim.

Kendimi bu yolla şekillendirirsem, Adam HaRishon’un bir parçası olurum ve “insan” (Adem’in oğlu, Ben Adam) olarak adlandırılırım. Bu arada, onunla hiçbir bağa sahip değilimdir.

Adam HaRishon’un bedeni, tüm ruhların arzularıdır. Eğer Adem’ın bir parçası haline gelmek istiyorsam (ve her birimiz nihayetinde bunu yapmalıyız), dünyanın dört bir yanındaki diğer insanların arzularını da dahil etmeli ve onları yerine getirmeye başlamalıyım.

Işıklar Ve Sonsuzluk Işığı Arasındaki Fark

Soru: İgulim (daireler), Kav’ın oluşturduğu perde nedeniyle üst ışıkta kaybolmaz.

Neden önce İgulim’in, sonra Kav’ın (düz çizgi) geldiğini söylüyoruz? Bu, Kav olmadan İgulim’i ayırt edemeyeceğimiz anlamına mı geliyor?

Cevap: Üst ışık, İgul (daire) formunda önce gelir, çünkü bu, on Sefirot’taki ışığın, sonsuzluk ışığına en yakın olan şeydir.

Sonsuzlukta hiçbir değişim yoktur. Ama burada zaten bir fark vardır.

Hayatta Ne Destek Olur?

Yaşamak için bir ‘neden’i olanlar, neredeyse her türlü ‘nasıl’a katlanabilirler. (Viktor E. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı).

“Neden”, hedeftir. Ve “nasıl” zaten hedefe ulaşmaktır.

Soru: Peki üzerime çöken bu ağırlıktan, umutsuzluktan nasıl kurtulabilirim? Nasıl?

Cevap: Hedefe nasıl yaklaşılacağını sürekli netleştirin. Ve sizi devam ettiren de budur. Hedef sizi çeker; sizi şekillendirir; hayatta nasıl ilerlemeniz gerektiğini belirler ve her an onu nasıl kullanacağınızı bilirsiniz.

Soru: Bunlar ara hedefler mi olmalı?

Cevap: Her an ulaşılan nihai hedeftir.