Manevi Sünnet (Brit Milah)

Soru: Manevi açıdan Brit Milah veya sünnet nedir?

Cevap: İçsel koşullarımın ıslahını başarırsam, “deri” koşuluna ulaşırım. Bu bedenin en dış kısmıdır. Beden kemikler, et, tendonlar ve deriden oluşur. Dolayısıyla arzularımı, dediğimiz gibi içten dışa ıslah ettiğimde, yavaş yavaş derinin ıslahı koşuluna gelirim.

İnsan bedeninin en dışında sünnet derisi vardır, yani kendimi düzeltemediğim aşırı bencil arzu. Onunla yapabileceğim tek şey onu kesip ayırmaktır.

Ve o zaman, içimde kalan her şey ıslah edilebilir, kutsal olabilir ve sünnet derisini kuma, hiçliğe atarım. Bu, egoizmin ıslah edemediğim kısmıdır. Sünnet (Brit Milah) bu nedenle yapılır.

İçsel arzulardan bahsettiğimize göre bunu kendi irademle ama daha yüksek bir gücün yardımıyla yaparım. Buna sözleşme (antlaşma) denir.

Soru: Bundan son Sefira Malhut’u kullanmadığımız ortaya çıkar. Ve burada, sünnet derisinin sünneti Sefira Yesod’da gerçekleşiyor. Neden? Bu, Malhut dışında kullanmadığımız başka arzular olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır. Yesod’da olan ve zaten dışa doğru olan arzunun son aşamasını kesip attık. Bu nedenle, başka bir arzumuz kalmadı.

Soru: Brit neden sadece bir erkeğe yapılmalı? Prensip olarak, maneviyatta bir fark yoktur. Öyleyse, kadın da bunu yapmalı mı?

Cevap: Hayır. Çünkü erkek insanlığın ihsan eden kısmı, kadın ise alan kısımdır.

Soru: Ama kadın Yaradan’ı edinirse, bunu da yapabilir mi?

Cevap: Evet. Manevi sünnet, dünyamızda cinsiyetten bağımsız olarak herkes için geçerlidir. Esasen, yalnızca ihsan etmek için çabalayan bir kişi bu eylemi yapabilir.

İlk Sayfadan

Kabala üzerine en temel kitap olan On Sefirot’un Çalışması, hayatın anlamı sorusuyla başlar. Bu kitap, yaratılış anından ıslahına ve en eksiksiz hale gelmesine kadar tüm evren hakkında bilgiler içermektedir. Çok spesifiktir, her şeyi kapsar ve yalnızca Kabalistlere yöneliktir.

On Sefirot Çalışmasına Önsöz”, bir kişinin neden Kabala’ya ve tüm dünyalar, bunların yapısı, etkileşimi ve işleyişi hakkında bilgiye ihtiyacı olduğunu açıklar.

İlk sayfadan itibaren okuyucu çok basit bir soruya yönlendirilir. Hayatınızın anlamının ne olduğunu merak ediyor musunuz? Kendinizi neyle dolduruyorsunuz? Memnunsanız, yaşadığınız gibi yaşamaya devam edin.

Ama bu soruyu kendinize soruyor ve kendinizi boşlukta hissediyorsanız, hayatın anlamını sorguluyorsanız ve bunun ne için olduğunu anlamıyorsanız ve bu soru sizi öylesine çok zayıflatıp depresyona sokuyorsa, herhangi bir şey yapmak için motivasyon eksikliği veriyorsa bu kitap tam size göredir. Size gerçekte nerede olduğunuzu, amacınızın ne olduğunu, şimdi gerçekten neyi gerçekleştirebileceğinizi ve neyi başarabileceğinizi söyleyecektir.

Kişiye sonsuzluk ve mükemmellik sunulur, aksi takdirde yaşamaya değmez.

Şehir, Kişinin İçsel Koşuludur

Kudüs (“Ir shlema”), İbranice’den mükemmel şehir olarak tercüme edilmiştir. Kabala’da “Ir – şehir” kelimesi, kişinin yaptığı her şeyin tek bir mükemmel yapıda toplandığı içsel koşuldur. Bu onun evi gibidir ve içsel koşulunu Yaradan ile ilişkilendirmek ister.

Bu, insanlar arasındaki mevcut tüm anlaşmazlıklar üzerinde, tek bir yüce değer oluştuğunda ya bir kişinin içinde ya da insanlığın tümünde gerçekleşir. Bu nedenle Kudüs dünyanın kalbi, dünyanın başkenti olarak anılır.

Buna ek olarak, 3000 yıl önce yaşamış ve kendi içindeki mükemmel koşulu ifşa etmiş olan Kral Davud’un onuruna, Davud’un Şehri olarak da anılır.

Ama Kudüs o zamandan çok önce de vardı. Kaynaklara ve nesilden nesile aktarılanlara göre biz burada yeni bir şey inşa etmedik. Daha ziyade, biz zaten bu dünyada olan her şeyi kabul ettik ve sadece onu bir sonraki dereceye yükselttik.

Esasında, İsrail cansız seviyeyi alıp, manevi seviyeye yükseltmekle övünür.

Soru: Manevi açıdan Hebron ve Kudüs arasındaki fark nedir?

Cevap: Kral Davut Kudüs’e gelmeden önce Hebron’da (“hibur – birlik” kelimesinden gelir) yedi yıl hüküm sürdü. Ve mükemmel bir huşu edindiğinde, içsel ediniminden Kudüs’e taşınması ve orada Tapınağı inşa etmesi gerektiğini anladı.

Manevi açıdan, Kudüs yukarıya doğru çaba gösterir, Hebron ise aşağılara özlem duyar. Hebron, Malhut’un arzusuyla ilişkilidir ve bu nedenle, ataların mezarları orada Makpela mağarasındadır: Adem ve karısı, İbrahim ve karısı ve Yakup.

“İbranice ‘Zohar’ Adı Ne Anlama Geliyor?” (Quora)

Kabala bilgeliğinde “Zohar”, “üst ışık” olarak da adlandırılan, üst aydınlığa veya bütün olan, aydınlanmanın, anlayışın, sevginin ve katılımın ışığına atıfta bulunur. Bu ışık üzerimize indiğinde, gelişmemize rehberlik eden ve bizi yaratılışın nihai amacına yani bir sonsuzluk ve mükemmelliğe götüren, “Yaradan” olarak da adlandırılan, doğanın genel kuvveti hakkında bir fikir verir.

Üst ışığı üzerimize çekerek, yaşamlarımızı, içinde olduğumuz ve büyük bir güce, Yaradan’a ait olduğumuz duygusuyla doldururuz. Bu güç bize tamamen farklı bir seviyede, kesinlikle uyumlu ve sakin bir yaşam duygusu verir.

Zohar Kitabı, doğanın genel gücü olan Yaradan ile nasıl bağ kurulacağı ve nasıl ifşa edileceğine dair bir talimat kılavuzu olarak hizmet eder. Ne kadar çok onunla bütünleşirsek ve onun ışığını hayatımıza çekersek, bu dünyada yaşarken Yaradan’ın ifşasına o kadar yaklaşırız, Yaradan’ı ifşa ettiğimiz ve üst ışıkla karşılıklı hareket ettiğimiz bir noktaya kadar.

Anlaşmazlığın Gerçek Nedeni

Anlaşmazlıkların olması gerekir. Sonuçta o zaman, tam olarak çatışmanın olduğu yerde, dünyamızdaki gibi düşmanı öldürmeye, kırmaya, onları yok etmeye değil ama birbirini tamamlamaya çalışırken farklılıkların üzerine çıkmak için çaba gösterme fırsatına sahip oluruz.

Tamamlama koşulu,  her zaman karşılıklı ihsan etmede, Yaradan’ın niteliğinin itilaf halindeki taraflar arasındaki yani yaratılanlar arasındaki çekiminde açığa çıkar. “Barış” anlamına gelen doğru tamamlamayı elde etmenin tek yolu budur.

Bu nedenle Yaradan, herkes arasında açığa çıkacağı gerçeğinden dolayı, aramızda barışı tesis etmek için, onları orta çizgide karşılıklı tamamlama formunda ıslah etmemize fırsat vermek için tüm savaşları ve sorunları uyandırır. Ve bu dünyadaki tüm savaşların sonu olacaktır.

O zamana dek savaşlar ve çatışmalar bitmeyecek ve “Yukarıda barışı yaratmak ve bize barışı getirmek” için orta çizgiye nasıl ulaşacağımızı giderek daha da iyi öğrenmemiz gerekecek.

Genellikle sorun şudur ki, her iki taraf da egoizmi içinde iken, Yaradan’ın ifşasının eksikliğinden oluşan anlaşmazlığın gerçek nedenini belirleyemez. Ve eğer tüm çatışmaların bize üst gücü ifşa etmek için daha fazla arzu, fırsat ve yetenek vermek için tasarlandığını bilirsek, o zaman zaten doğru yönde hareket edeceğiz. Ve sonra giderek daha fazla yeni çatışmalar ortaya çıkacak, ancak bunlar bizi Yaradan’ın ifşasına daha doğru ve daha kesin olarak yönlendireceklerdir.

İnsan ve Yapay Zeka

Soru: Yapay zeka ve robot teknolojisi ile çalışma nasıl son bulacak? Yapay zeka doğaldan daha mı iyi? Yoksa gerçekten insanlığa karşı bir komplo mu?

Cevap: Makinalar her zaman kişinin yanında sadece yardımcı bir parça olacaktır. Hiçbir zaman kendi kendini yönetemeyecek, kanunlar icat edemeyecek ve bunları uygulayamayacak.

İnsan farklı maddeden yapılmıştır. Alma niteliğine ek olarak daha yüksek bir öze, ihsan etme niteliğine sahiptir ve kendi üzerine yükselme imkânına sahiptir. Bunları hala yeterince tanımıyoruz ve kullanmıyoruz.

Ve bunu kesin olarak biliyorum ve bu nedenle kişinin şüphe duymayacağını, makinenin onu ele geçirmeyeceğini söylüyorum. Elbette, insanları kovalayacak ve bir sopayla dövecek bir robot yaratabilirsiniz ama daha fazlası değil. Bir makine bizi ATM’lerde veya başka herhangi bir yerde kandırabilir, ancak bir insandan daha akıllı olamaz.

Yapay zeka, zeka değil, sadece bir hesap makinesidir. Esasen, onlar hiç bir şeyle sonuçlanmaz: aynı sıfırlar ve birler sayılır, sadece daha hızlı. Ve kişi sadece sıfırları ve birleri saymaz, aynı zamanda duygulara da sahiptir. Bunu anlamak için zamana ihtiyacımız var. Bu nedenle yapay zeka tutkusu yavaş yavaş geçecektir.

Haman Neden Mordehay’ı Öldürmek İstiyor?

Purim hikayesinde Mordehay, krala karşı bir komployu ortaya çıkarır ve onu kurtarır. Ancak kral bir başkasını, Haman’ı yükseltir ve onu kendisinden sonra ikinci sorumlu bakan yapar.

Haman, Amalek’in soyundan biridir (“Al Menat Lekabel“in kısaltması, “Kendi iyiliği için”). O, bir insandaki egoist arzuların temsilcisidir.

Ve kralı kurtaran Mordehay, bunun için hiçbir şey almaz. Sonuçta, ihsan etme niteliği, vermenizi gerektirir. Neyi vermeyi? Her şeyi! Ne zaman? Şimdi! Ne kadar süreliğine? Sonsuza kadar!

İhsan, sadece ihsan etmek ve karşılığında hiçbir şey almamaktır. Aksi takdirde, bu ihsan etme değil, bir tür pazarlıktır.

Ancak doğa sürekli içimizde egoizmi büyütür, o gelişir, daha da büyük hale gelir. Bu nedenle Haman’ın gücü artar, Mordehay dışında herkesi dize getirir.

Mordehay kendisinin Yehudi (“Yehud“, “Birlik” kelimesinden gelmektedir) olduğunu ve bu nedenle egoizmin önünde eğilmediğini beyan eder. Egoyu temsil eden Haman, herkesin kendisine itaat etmesini ve egoizm için çalışmasını talep eder. Ama bu doğanın temel yasasına, Yaradan’a aykırıdır.

Bunu anlayanlar, bunu kabul edemezler. Mordehay da bunu kabul edemez. Ancak diğerleri, dünyadaki en yüksek gücün ihsan etme ve sevgi niteliği, özgecilik olduğunun, Mordehay’a olduğu gibi, güvenilir bir şekilde kendilerine açıklanmadığı bir durum içindedirler.

Onlar, her şeyin nasıl egoist bir şekilde kontrol edildiğini ve egoizmini kullanan herkesin başarılı olduğunu görürler.

Bu nedenle, egoist niyetlerimiz her zaman kendileri için bir tür fayda talep eder, böylece onları doldurur ve sürekli onlarla ilgileniriz. Eğer birdenbire, karşılığında hiçbir şey almadan biri için bir şeyler yapma arzusu ortaya çıkarsa, o zaman, elbette, egoizm böyle bir eğilime direnir ve onu öldürmeye çalışır. Bu nedenle Haman, Mordehay’ı mümkün olan her şekilde öldürmeye çalışır.

 

Gözleri Kapalı İlerlemek

Soru: Kişi, “Dilediğini yap, gerçek bir dua yükseltme” diyen egoizmiyle aynı fikirdeyse ne yapmalıdır?Sonuçta, ego bir cevap alacağını biliyor.

Cevap: Yaradan bizimle böyle oynuyor. Ama insan gözleri kapalı ilerlemelidir.

Yolumuzda, aniden durduğumuz ve ilerlemek istemediğimiz, böyle birkaç nokta vardır. Hatta geriye gitmeye, her şeyden vazgeçmeye hazırızdır. Üstelik buna herhangi bir özel koşulun etkisi altında değil, çok ciddi bir şekilde karar veririz.

Bu nedenle, bu tür durumların üstesinden nasıl geleceğimizi bilmemiz ve grupla birlikte, her şeye rağmen ilerlemeye devam etmemiz gerekiyor. Olacağı varsa olur.

 

“Sonsuz Enerji Mümkün Mü?” (Quora)

Doğanın bize karşı tutumunda, koşulsuz sevgi ve ihsan etme tutumunda sonsuz enerji vardır.

Doğa bir sevgi, ihsan etme ve bağlantı gücü olduğundan, bu gücü başkalarına fayda sağlamak için kullandığımızda, sonsuz enerji, ışık ve güzellik kaynakları keşfederiz.

Esasen, her şeyi başkalarına fayda sağlamak için kullanmamız şartıyla hiçbir eksiğimiz yoktur. Doğada neden böyle bir durum vardır? Çünkü doğa bir bütündür. Doğayla doğru bir ilişki kurabilmek için,  insanlık olarak bizim de doğa gibi bütün olmamız gerekir.

Bu nedenle, doğanın bizimle; mutlak sevgi ve ihsan yoluyla ilişki kurduğu gibi birbirimizle ilişki kurduğumuz bir noktaya kadar insan bağlarını geliştirmeye yatırım yapmalıyız. O zaman bu enerjiyi başkalarının yararına kullandığımız için sonsuz enerji keşfederdik.

“Gizliliğin Olmadığı Bir Dünya Nasıl Görünürdü?” (Quora)

Sanki hepimiz birbirimizin önünde çıplakmışız gibi olurdu.

Kulağa korkunç gelse de, şu anda kendimiz üzerinde her türlü korumaya sahip olmamıza güveniyoruz, korumalarımızı kaldırsaydık, o zaman özgür hale gelirdik. Yani, kendimizi birbirimizden uzaklaştırmaya gerek duymazdık ve kendimizi açıp birbirimizin önünde utanmadığımızı hissedebilirdik.

Ya hiçbir şeye sahip olmadan ya da her şeye sahip olarak özgür olabiliriz. Dahası, doğanın pozitif gücüne bağlanarak ve onu hayatımıza davet ederek her türlü güvensizlik hissini bitirebiliriz.  Realitemize rehberlik eden yasaya (form eşitliği yasasına) göre birbirimize karşı tutumlarımızı ayarlayarak ki böylece onlar doğanın üst gücünün bize karşı tutumuna benzer hale gelirlerdi, o zaman kendimizi doğa ile aynı sınırsız durumda hissederdik.

Ancak şu anda doğanın tam tersi bir durumdayız.

Doğa özgecil iken biz egoistiz. Bu nedenle, mahremiyetimizin kaldırılması şu anda çoğu insan için bir kâbus gibi görünmektedir. Her şey ne kadar iyi bağ kurduğumuza bağlıdır: Her birimizin, doğuştan gelen egoist dürtülerimizin üzerinde birbirimize karşı özgecil tutumlar oluşturmak için, birbirimizi desteklediğimiz ve teşvik ettiğimiz bağlarımızı uyumlu bir şekilde gerçekleştirirsek, o zaman kendimizi tamamen güvende, emniyette ve kendimizden emin hissederiz ve mahremiyetimizi kaybetmekten korkmayız.