“Evrensel Manevi Yasa Nedir?” (Quora)


Evrensel manevi yasa, “Komşunu kendin gibi sev.” diye yazıldığı gibi, bir sevgi yasasıdır.

Bizler, doğuştan gelen niteliklerimizden gizlenmiş bir boyutta var olduğu için bu yasanın dünyamızda algılanması ve hissedilmesinden yoksunuz. Bu yasayla bağ kurabilmek için, niteliklerimizi o boyuttaki niteliklerle eşitlemeliyiz.

Evrensel manevi yasayı keşfedebilir ve doğrudan kendimizden çıkarak deneyimlediğimiz boyutu ifşa edebiliriz. Başka bir deyişle, dünyevi dünyamız olarak bildiğimiz şu anda hissettiğimiz arzulardan çıkıp, “üst dünya” veya “manevi dünya” olarak adlandırılan bizim dışımızdaki arzulara girmemiz gerekir. Bunu yaparak, dışımızda olanı: evrensel manevi yasayı gerçekten hissedebiliriz.

Zohar Kitabı’nın Özel Niteliği

Soru: Zohar Kitabı hakkında özel olan nedir?

Cevap: Bu kitap, eğer onu takip ederlerse insanları değiştirir. Bir insanı büyük ölçüde etkileyen ve onun içindeki ihsan etme ve sevginin gizli niteliklerini ortaya çıkarabilen çok daha yüksek kaynaklarla yazılmıştır ve bunlarla bağlantılıdır.

Zohar Kitabı, bir kişi üzerinde üst ışığın bir aydınlanmasını çağrıştırır. Efraim Kampının Bayrağı adlı kaynaklarda şöyle yazılmıştır: “Zohar Kitabı’nı anlamaktan onur duymayanlar yine de onu çalışmalıdır, çünkü Zohar’ın dili ruhu temizler.”

Soru: Aynı kaynak kitapta, Zohar Kitabı’nın Maase Bereshit (İlk Eylem) ve Maase Merkava’yı (Yaratılış Eylemi) açıkladığı söylenir. Bu koşullar nelerdir?

Cevap: Maase Bereshit, dünyanın yaratılışı, tüm yaratılış ve onun sistemi hakkında metinlerdir. Maase Merkava, bu dünyanın sistemlerinin yönetim çalışmalarını, tüm ruhların bağlantısını ve döngülerini anlatan metinlerdir. Her ikisi de özellikle bizim için geçerlidir. Bu sistemleri ortaya çıkarmamız ve onların içinde yer almamız gerekiyor. Bunun hakkında Zohar Kitabı’nda yazılmıştır, belki birkaç satırdır ama onlar aracılığıyla kişi tüm sistemi görmeye başlar.

Zohar Kitabı’nın her gün yeni bir yorumu olduğu söylenir. Bu kişinin niteliğine bağlıdır. Kişi değişirse, daha çok ıslah olursa, o zaman her gün Kitabın kendisini farklı görür. Kitap ona metninin gitgide daha fazla derinliklerini ifşa eder.

“Korkuyu Gitmesi Gereken Yere Götürmek” (Linkedin)

Böyle zamanlarda, insanlar evden çıkmaya, işe gitmeye, çocukları okula götürmeye korktuklarında, korkunun bir amacı olduğunu unutmamalıyız: hepimizi birbirimize bağlamak. Korkumuzu birlik olmaya yönlendirirsek, o da nedeni ile birlikte yok olacak.

Savaş ve terör zamanlarında kesinlikle bu şekilde hissedilmeyebilir ama insanlık tek bir varlıktır. İbrahim’in önderliğindeki atalarımız, bunu hissetmişler ve birlik ve sevgi ilkesini her türlü ayrılık ve nefretten üstün tutan, herkesi aralarına kabul eden bir millet oluşturmuşlardır. Kral Süleyman bu ilkeyi “Nefret çatışmayı kışkırtır ve sevgi tüm suçları örter” ayetinde (Eski Ahit Özdeyişler, 10:12) kutsallaştırmıştır.

Gerçekten de, birlik en başından beri bizim temel ilkemizdi. Biz ancak “tek kalp tek adam” olarak birleşmeyi kabul ettikten sonra ulus ilan edildik. Hemen ardından, dünyanın geri kalanına birlik örneği vermekle yani “milletlere ışık” olmakla görevlendirildik.

Eşsiz çağrımız nedeniyle, başarımız veya başarısızlığımız her zaman birlikteliğimize veya onun eksikliğine bağlı olmuştur. Çağlar boyunca bilgelerimiz bu noktayı defalarca vurguladılar. Maor VaShemesh kitabı şöyle diyor: “Felaketlere karşı en önemli savunma sevgi ve birliktir. İsrail’de aralarında sevgi, birlik ve dostluk olduğu zaman onlara hiçbir felaket gelemez… [Eğer] aralarında bir bağ varsa ve kalplerin ayrılığı yoksa, onlar huzur ve sükûnete kavuşurlar… ve bütün lanetler ve ıstıraplar o [birlik] sayesinde ortadan kalkar.” Maor Eynaim kitabı şu sözleri tekrarlar: “Kişi kendini tüm İsrail’e dahil edip birlik sağlandığında… o zaman sana hiçbir zarar gelmeyecek”, Shem MiShmuel kitabında yazdığı gibi: “[İsrail] tek kalp tek adam gibi olduğunda, onlar kötü güçlere karşı surla çevrili bir duvar gibidirler.”

Maor VaShemesh kitabı şöyle der: “Felaketlere karşı en önemli savunma sevgi ve birliktir. İsrail’de aralarında sevgi, birlik ve dostluk olduğu zaman onlara hiçbir felaket gelemez.

Birlik sadece bizim savunmamız için değildir, dünyaya birlik örneği vermek bizim görevimizdir ve dünya milletlerinin bizi aralarına kabul ettikleri tek zaman budur. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rav Kook, dünyanın sorunları ile İsrail’in birliği arasındaki bağlantıyı özetlemek zorunda hissetti. Orot (Işıklar) adlı kitabında, “Şu anda kanla dolu bir kılıcın korkunç fırtınalarıyla parçalanan dünyanın inşası, İsrail ulusunun inşasını gerektiriyor. Ulusun inşası ve onun maneviyatının ifşası, bir ve aynıdır, ve birlik ve yücelikle dolu bir güç beklentisiyle çökmekte olan dünyanın inşasıyla birdir ve bu İsrail’in ruhunda olan her şeydir.”

Bu nedenle, askeri düzeyde kendimizi ve ailemizi korumak için elimizden gelen her şeyi yaparken, birliğimiz için de eşit derecede sıkı çalışmalıyız, çünkü sorunlarımızın temel nedeni onun eksikliğidir. Bunu başardığımızda, kendimize ve Rav Kook’un dediği gibi “kanla dolu kılıçların korkunç fırtınaları tarafından parçalanan” tüm dünyaya kalıcı barışı getireceğiz.

Egoistçe Bağlanmanın Tehlikeleri ve Çözümü—Kabala Metodu

Soru: Doğanın bize bugün sadece manevi olarak gelişmemiz için daha fazla boş zaman ayırma fırsatı verdiğini söyleyebilir miyiz?

Cevap: Sadece bu amaç için. Nihayetinde, bir insan neden bu dünyada var olur? Mutlak olanı elde ederken hayvansal seviyede sadece gerekli olanı sağlamak ve manevi seviyede Yaradan’a eşit olmak için.

Neden yaşamalıyız ki? Vücudunuzun tonlarca yiyeceği işlemesine ve ölmesine yardımcı olmak için mi? Bu durumda bir ineğin var olmak için benden daha fazla nedeni var çünkü bana süt ve et sağlıyor. Onun var olmasında net bir amaç var: beni beslemek.

Ben ne için yaşıyorum? Benim var oluşum kesinlikle anlamsız. İnsan dışında doğadaki her canlının belirli bir amacı vardır. Hiçbir şey boşuna yaratılmaz. Ve ancak bu yüce amacı bilmeyen insan boş yere yaratılmıştır.

Yorum: Ama Kabalistler, yine de buna geleceğimizi iddia ediyorlar.

Cevabım: Elbette! Ve bunu bir an önce yapmamız daha iyi olur; yoksa doğa bizi darbelerle itecek.

Binlerce yıllık varoluşumuz boyunca, içsel olarak, bencilce, kendimizi küresel olarak birbirine bağlı tek bir zincirde bulduğumuz bir gelişim seviyesine ulaştık. Ve bu zaten manevi bir sistem.

Küresel iletişim, doğanın bir sonraki seviyesinde mevcuttur. Ve bu bir problemdir çünkü küresel olarak bencilce birbirine bağlı olmak çok büyük bir tehlikedir. Herkes herkesi olumsuz olarak etkiler.

Şimdi nasıl bir tarihsel duruma girdiğimizi bir düşünün; her yıl toplumda ve doğanın her seviyesinde büyük olumsuz değişimler gözlemleyeceğiz. Tsunamiler, depremler ve salgınlar, hepsi dengesizliğimizin bir sonucu. Doğayı böyle biz kendimiz yapıyoruz.

Bu nedenle, küresel seviye kendini gösterir göstermez, Kabala hemen onun dengesi için bir metod olarak ortaya çıktı. Ve eğer onu kullanmaz ve tek bir sistem içinde dengeyi sağlamazsak, o zaman karşılıklı olarak birbirimizi “zehirler”, iter ve başkalarına yabancılaştırırız. O zaman bu sistem çok hızlı olarak çökecek ve Allah korusun bir dünya savaşına geleceğiz.

Kabala metodu bizim tek kurtuluşumuzdur.

“Neden İnsanlığın Büyük Kesimleri, Bazen Doğal Afetler Ve Savaşlar Gibi Büyük Istırap Darbelerine Maruz Kalıyor?” (Quora)


İnsanlık ne kadar gelişirse, doğanın küresel ölçekte birbirine bağlılığını ve karşılıklı bağımlılığını keşfetmeye o kadar yaklaşır. Gelişimimizin belirli bir noktasında, sıkılaşan küresel bağlantımız aracılığıyla yepyeni bir varoluş seviyesine yükselmek için bir davet alırız, karşılıklı endişeyi harekete geçirmekten başka bir şey kalmadığını anlarız.

O halde neden doğal afetler, savaşlar ve salgın hastalıklar gibi büyük ıstırap darbeleri alıyoruz? Bu, doğanın kendisini dengeye geri döndürmeye çalışması nedeniyledir ve doğanın bir bütün olarak dengeye girmesi için insanlığın belirli bir tür ahlaki ve manevi ıslahtan geçmesi gerekir.

Ve doğanın, insanlığı ıslah ihtiyacını fark etmeye teşvik etmesinin en basit ve en doğrudan yolu, bize ıstırap göndermektir.

Acı çektiğimiz an ihtiyaçlarımız anında azalır. Acı çekmemek için daha azıyla yetinmeye hazır hale geliriz. Örneğin, savaşlar sırasında ve doğal afetlerden sonra olanları ele alalım. İnsanlar, yaşamlarına lüks fazlalıklar için hiçbir hamle yapmadan azla yetinir ve birleşmeye ve birbirlerine yardım etmeye hazır hale gelirler.

Acı çekmek bizi arındırır, egoist dürtülerimizi azaltır ve bizi daha azıyla yetinmeye hazır hale getirir. O zaman güven ve destek almak için başkalarıyla bağ kurmaya hazır hale geliriz.

Şehir Duvarı ve Manevi Anlamı

Soru: Kudüs’ten bahsederken, onu çevreleyen sekiz kapılı surdan bahsetmeden olmaz. Bu manevi olarak ne anlama geliyor?

Cevap: Sur, şehri çevreleyen şeydir. Şehir içinde ihsan etmenin özel niteliklerinin: bağ, sevgi ve karşılıklılık olduğunu vurgulamak gerekliydi.

Bu nedenle duvar, özgecil, manevi olarak birbirine bağlanma zorunluluğunu üstlenen tüm egoist arzular arasındaki bağ anlamına gelir. Böylece duvarın varlığı, şehrin içinde egoizmin olamayacağı anlamına geliyordu. Aksi takdirde o bir şehir değildir.

Kapılara gelince, kural olarak, bir şeyi kabul edebilmeniz için kapılar açılır ve kapanırlar ya da onu kendi içinizde tutmanız imkânsızdır ve onu şehir dışına çıkarmanız gerekir.

Kabala dilinde bu perde (Masah) olarak temsil edilebilir. Eğer ihsan etme uğruna çalışırsanız, o zaman Yaradan’ın hazzının ışığının arzularınıza girmesine izin verir. Aksi halde kapılar kapanır.

Yorum: Kudüs surlarındaki kapılardan birinin duvarla örülmesi ilginçtir. İleride açacaklarını söylüyorlar.

Cevabım: Burası Moşiyah Kapısı’dır.

Hayvansal Arzuları Kurban Etmek

Soru: İnsanın hayvansal arzusunu kurban etmesi ne anlama gelir?

Cevap: Sadece kendini düşünen hayvansal egoizmden bahsediyoruz.

Başka bir deyişle, kendinizle ilgili tüm düşünceleri öldürmeniz ve yakmanız gerekir. Egoizmin doğru bir şekilde işlediğiniz kısmı, onu yiyebileceğiniz yani doğru şekilde kullanıp enerjiye çevirerek manevi durumunuzun daha da yükselmesini sağlayacak seviyeye yükseltilmelidir.

Tıpkı bugün yemek yediğiniz ve bunun hayvansal bedeninize enerji verdiği gibi, hayvansal egoist arzunuzu doğru kullanmak da manevi bedeninize enerji verir.

Ruha Uygun Dil

Zohar Kitabı’nın dili, kişinin, onun ne dediğini anlamamasına rağmen, ruh için uyarlanmıştır. Örneğin, bir parfüm mağazasına giren bir kişi gibi, oradan hiçbir şey almasa bile, yine de hoş kokularını içine çeker (Moshe Chaim Ephraim, Degel Machaneh Ephraim).

Alma yerine ihsan etme niteliğine, egoizm yerine özgeciliğe doğru ilerlemeye başladığımız an, Zohar Kitabı’nın neden bahsettiğini ve bizi ne yapmaya teşvik ettiğini anlamaya başlarız. Bu nedenle, tavsiyelerini kolayca takip eder ve Zohar Kitabı’nın ruhu ıslah etmek ve doldurmak için bir talimat olduğunu anlarız.

Soru: Birçok bilge, Zohar Kitabı’nı çalışan bir kişinin hiçbir şey anlamadığını, ancak onu okuyarak kendisini değiştiren bir aydınlanmayı davet ettiğini yazar. Neden bir insanın okuyup anlamadığı şekilde düzenlenmiştir?

Cevap: Bir çocuğa yetişkin kitapları okumayı deneyin, karmaşık olanları bile değil, en temel, basit ve günlük olanları, o da ne hakkında olduğunu anlamayacak çünkü kelimelerinin anlamını bilmiyor.

Metot, Zohar Kitabı’nı açarak ve okumaya başlayarak, dostlarınızla ve onlar aracılığıyla, söylenenlere göre Yaradan ile daha büyük bir bağ kurmayı arzulamanızdır, çünkü neyin nereye gittiğini bilmiyorsunuzdur.

Ama tüm bu eğilimler, Zohar Kitabı ile birlikte içinizdeki dünyanın içsel sistemini ifşa etmeye başlar. Aynı zamanda, sizi ıslah eden üst ışığın bir tür aydınlatmasını elde edersiniz. Ve bu şekilde ilerlemiş olursunuz.

Soru: Yani Zohar Kitabı’nı tek başına okumayı önermiyor musunuz? Birlikte mi okumamız gerekiyor?

Cevap: Tercihen en az iki veya üç kişi ile birlikte.

Doğa Nasıl Dengeye Geri Dönmeye Çalışır?

Ne kadar gelişirsek, doğanın bizimle küresel bir bağ kurduğu ve esasında bizi başka bir varoluş düzeyine yükselmeye davet ettiği ana, o kadar yaklaşırız. Küresel bir sistemde birbirimizi önemsemek dışında var olamayız.

Ama neden sürekli tsunamiler, depremler, savaşlar, salgınlar gibi büyük darbeler alıyoruz? Çünkü doğa kendini tekrar dengeye getirmeye çalışıyor.

Gerçek şu ki, bir şekilde insanlığın bir tür ahlaki, ruhsal ıslahını üretmek gerekiyorsa, o zaman doğanın en basit ve en doğrudan eylemi, acı çekmenin etkisidir.

Acı ile bir insanı etkilediğiniz anda, ihtiyaçları hemen azalır. Acı çekmemek için daha azıyla yetinmeye hazırdır. Bu nedenle, bir savaş sırasında neler olduğuna bakın. İnsanlar azla yetinip daha fazlasını istemezler, birleşmeye ve birbirlerine yardım etmeye hazırlardır.

Acı çekmek insanı hemen saflaştırır, bencilliğini düşürür, daha azıyla yetinir ve güven ve bir tür destek kazanmak için başkalarıyla bağ kurar.

Manevi Köklerin Maddesellikte Tezahürü

Soru: İnsan, herkesin bir millet olarak yaşadığı Babil Kulesi’nin inşasından önce olduğu gibi, bir ahenkle manevi yoluna başlar. Sonra arzuları büyümeye başlar, bu da onu her şeyin karıştığı ve hiçbir uyumun olmadığı Babil denen duruma götürür. Daha sonra egosunu küçülttüğünde Kenan (Ahnaa – Azalma kelimesinden) denilen duruma gelir.

Bunu, önce kendi içinde ifşa ettiği anlaşılıyor ve sonra insanın gerçekten tarihsel olarak bir yere gittiğini de görüyoruz.

Manevi kökün maddesel dünyada en az bir kez kendini göstermesi ne tür bir yasadır?

Cevap: Tüm evrenin yapısı olan dünyevi yapımızın maddi ve manevi bir biçimde paralel olarak kendini ifade etmesi gerektiğinden, herhangi bir kökün insanda yavaş yavaş büyümesi ve manevi bir duruma ulaşması gerektiği söylenir.

O bu yüzden böyledir: bir zamanlar fiziksel fetih ve fiziksel ıslah vardı ve şimdi buna sadece içsel, psikolojik, manevi ıslahımızı eklememiz gerekiyor.

Bilgeler, bir insan ruhunun gelişiminin manevi aşamalarını tarif ederken, onları bu dünyanın çeşitli sembolleri ve sözleriyle kodladılar. Örneğin, Kenan topraklarına girmek, azalan egoizm demektir. Kişi egosunun üzerine çıkıp ihsan etmek için çalışmaya başladığında, işte bu toprak (arzu) İsrail olarak adlandırılır.