Dostları Önemsemek, Kendi Islahını Önemsemek Demektir

Baal HaSulam, “Arvut [Karşılıklı Garanti]”: Olumlu yönden, eğer her biri Arvut’u dostunun ihtiyaçlarıyla ilgilenip karşılayana dek korursa Tora ve Mitzvot’u [emirleri] tam anlamıyla yerine getirebilirler, yani “Matan Tora” da belirtildiği gibi Yaradanlarına memnuniyet getirebilirler.

Yaradan, dostlarımın arkasında durandır. Dostlara nasıl davranırsam, Yaradan’a da öyle davranırım. Bunun aksi olamaz!

Eğer dostlarımı, mantık ötesi inancın ne anlama geldiğini anlamaları için önemsersem ve her zaman ihsan etme niteliğinde olduğumuzu, birbirimize çekildiğimizi ve birbirimizden itilmediğimizi, birbirimize yardım etmemiz gerektiğini ve yardım ettiğimi hayal edersem; eğer bu şekilde mantık ötesi inancı fark edersem; yani Bina’nın (inanç) niteliğini mantığın üzerine, Malhut’un (alma) niteliğinin üstüne yükseltirim, o zaman dostlarımı etkileyerek, onlar aracılığıyla kendimi tekrar etkilerim.

Bu yüzden dostlarınızı sürekli önemsemeniz çok önemlidir. Temelde, bu gizli bir biçimde kendini önemsemedir, çünkü ben bir egoistim ve kendimin özgecil olmasını istemem. Başkalarını sevemem ve ihsan edemem! Ve toplum da beni etkileyemez. Beni bu duruma hazırlayabilir ama daha fazlası değil.

Ve eğer ihsan etme, sevgi ve birlik değerlerini yayarak toplumu etkilersem, o zaman kendi çabalarım beni etkiler ve çevrede vasıtasıyla da kendimi ıslah ederim. Bu, bu şekilde işler.

Bana başka bir şeyi önemsiyormuşum gibi gelse de, bu aslında kendi ıslahımı önemsediğim anlamına geliyor. Herkese mantık ötesi inanca olan arzumu göstermeliyim, sanki gerçekten çok istiyormuşum gibi. Bu niteliğe sahip olmasam da, henüz gerekli ve zorunlu olarak görmesem de, bunu hiç bilmiyor olsam da ve mantık ötesi inancın, almanın üzerinde ihsan etmenin ve egoizmin üzerinde sevginin ne anlama geldiğini yeni yeni öğrenmeye başlamış olsam da, bunu yaparak dostlarıma ilham veririm.

Dahası, başkaları üzerindeki etkim ortak Kli’den (kab) tüm ruhlardan geçer ve bana geri döner. Onu herkesten alırım. Nicelik olarak olduğu söylenemez çünkü seçici davranır, ancak nitelik açısından esas olarak Yaradan’dan gelir.

Yaradan’ın İfşası İçin Yer

Rabaş, Mektup No. 42: Bilgelerimizin “Yüzleri birbirine benzemediği gibi, düşünceleri de birbirine benzemez,” dediklerini biliyoruz, peki nasıl tek kalp tek adam olabilirler?

Cevap: Eğer her biri yalnızca kendisiyle ilgili dersek, birbirlerine benzemedikleri için tek adam olmaları mümkün değildir. Ancak, hepsi kendilerini iptal eder ve yalnızca Yaradan adına endişe duyarlarsa, bireysellikleri iptal olduğundan ve tek bir otorite altına girdiklerinden, bireysel düşünceleri olmaz.

Bizim için en önemli şey kendimizi, kendi otoritemizi iptal etmektir. Grup içinde, gelişmek istediğimiz manevi alanda ne yaparsak yapalım, kendi otoritemiz olmamalıdır.

Gücümüz, kendi otoritemize sahip olmamakta olmalıdır. Yani, kişi, kalbinin egoist arzularını iptal edecek şekilde kendini kontrol etmelidir. Bu çok önemlidir!

Hepimiz farklıyız. Herkesin farklı arzuları, farklı niyetleri var. Ama kendimizi iptal ederek, iptal yönünde birbirimize benzer hale geliriz. Ve hepimiz çok farklı olmamıza, hatta bazı konularda zıt olmamıza rağmen, bu önemli değildir.

Eğer kendimizi iptal edersek, hepimiz aynı oluruz – iptal edilmiş oluruz. Ve bu iptal edilmiş olanlar birbirine bağlandığında, Yaradan Kendisini onların içinde ifşa eder çünkü içlerinde boş bir yer kalır, onlar kendilerini Yaradan’ın edinilmesi için açmışlardır.

Kendinizi Gruptan Ve Yaradan’dan Ayırmayın

Soru: Onlu ile bağ kurmaya çalıştığımızda ıslah eden ışığı çekiyor muyuz?

Cevap: Kesinlikle. Bu bağı ancak üst ışığı, üst gücü, ihsan etme, sevgi ve bağ niteliğini çekersem gerçekleştirebilirim. Başka türlü olamaz.

Bizler kendimizi bir şekilde gruptan ve Yaradan’dan ayırıyoruz ve tüm bunları birlikte hayal edemiyoruz. Ve hayatımızın her anında bunu kendimize hedef olarak düşünmeliyiz. Neye ilerliyorum? Ne elde etmeliyim? Bir sonraki koşul olarak önümde neyi görmeliyim?

Ben, grup ve Yaradan — buna “İsrail, Tora ve Yaradan birdir” denir. Hayal etmem gereken şey budur. Ve o zaman hiçbir sorun ve hata olmayacaktır.

Kendimi İptal Etmek, Egomu Değil!

Soru: Kendimin tamamen iptali nedir?

Cevap: Tamamen iptal, kendimle ilgili endişelerimi, düşüncelerimi ve niyetlerimi iptal ettiğim ve tüm niteliklerimi, duygularımı ve güçlerimi dostlarımla bağa yönelttiğim zamandır. Bu şekilde, hepimizi üst gücün ifşa olabileceği koşula yaklaştırırım.

Soru: Neyi iptal etmemeliyiz?

Cevap: Egoizmimizi iptal etmemeliyiz. Sadece onun üzerinde çalışmalıyım ve onu yok etmek isteyecek kadar ondan asla nefret etmemeliyim. Egodan nefret etmeliyim ki onun üstüne çıkabileyim ama aynı zamanda onun sayesinde yükselebildiğim için de onu takdir etmeliyim.

Deneyim Birikimi!

Soru: Sadece ihsan etme nitelikleri aracılığıyla onlunun tüm üyeleriyle bağlı olduğumu nasıl hissedebilirim?

Cevap: Birleşmenin koşullarını yerine getirdiğinizde ona yakınlaştığınızı hissedeceksiniz. Önceden endişelenmeyin, ama yapmaya çalışın! Ve o zaman içinizde uygun hassasiyet belirecektir.

Her türlü işte olduğu gibi, onu yapmazsak hiçbir şey hissetmeyiz. Ancak bir şeyi yapmaya başladığımızda, yavaş yavaş hissiyatta ortaya çıkar. Hiçbir şey yapmayan bir insanı, ustadan ayıran şey budur. Deneyim birikimi!

Soru: Yaradan’ı gerçekten onluda inşa ettiğimizi doğrulayan nedir?

Cevap: Aranızdaki bağı ve karşılıklı ihsan etme eylemlerini yaratmak için sürekli çaba sarf etmeniz. En önemli şey çabadır çünkü Yaradan’ı ifşa edecek bu tür ilişkiler ağı kurmamız gerekir.

“Bedenden Zihne” (Linkedin)

Mevcut dalga her zamankinden daha fazla kafa karışıklığına neden oluyor. Daha önce uzmanlar virüsün yayılmasını engellemek için toplu aşıların gerekli olduğuna inanıyorlardı, şimdi ise mevcut türün, pandemiyi soğuk algınlığı gibi endemik bir hastalığa dönüştüreceğinden tüm korumaları bırakmamız gerektiğine inanan uzmanlar var. Şayet bitecekse, nasıl biteceğini gerçekten bilmiyorum. Her iki durumda da, bir şey açık: sıkıntılarımız bitmeyecek. Bedenlerimizi değil zihinlerimizi etkileyecek yeni bir tehdit gelecek.

Öncelikle, tüm sorun zihnimizdedir. Hasta olan zihinlerimizdir ve onlar bedenlerimizi ve dünyanın geri kalanını hasta ediyor. Bu nedenle, gelecekteki sıkıntıların daha karmaşık ve daha sofistike, daha incelikli olacağına inanıyorum. Vücudumuza değil, beynimize saldıracaklar. Sonuç olarak, farklı düşünmeye ve olayları farklı görmeye başlayacağız.

Aklımızdaki hastalık, başkalarına karşı tutumumuzla ilgilidir. Başkalarına o kadar kötü davranıyoruz ki, bu süreçte kendimize zarar verdiğimizi bilsek bile duramıyoruz. Komşusunun kıskançlığına yenik düşen bir adamla ilgili bir anekdot vardır. Bir gün, adam bir lamba bulur. Ovalayınca bir cin çıkar ve ona istediğini vereceğine söz verir, ancak bir uyarıyla: “Sana ne verirsem, komşuna iki katını vereceğim.” Kıskanç adam bir süre düşünür ve sonunda cine: “Gözlerimden birini çıkar” der.

Kendimize yaptığımız budur. Zihinlerimiz başkalarının pahasına hakimiyet, güç ve zenginlik arıyor. Bu süreçte, dünyamızı yaşanabilir kılan bolluk kaynaklarını yok ediyoruz. Başkalarını ezmeye o kadar dalmışız ki, işin sonunda kendimizi yok etmek olsa bile onları yok etmeye çalışmaktan vazgeçemiyoruz.

Bu tavır bize bulaşacak, yeni virüsün hedefi olacaktır. Umarım bir an önce olur ama emin olamıyorum. Bildiğim şey şu ki, o geldiğinde çevremize verdiğimiz zararı fark etmeye başlayacağız.

Ne yazık ki, sadece acı çekerek öğreniyoruz. Yanlış yöne gittiğimizi görmek için sadece darbeler gözlerimizi açıyor. Aklımızı daha hızlı öğrenmek için kullanırsak, acının çoğunu boşa çıkartırız, ancak bu bizim öğrenme isteğimize bağlıdır. Maalesef şimdilik öğrenme modunda olduğumuzu söyleyemem.

Manevi Dünyanın Yasalarına Göre

Soru: Onluda dostların bazıları, Yaradan’ın dünyayı iyi ve iyilik yapan olarak yönettiğine inanmadığında ne gibi eylemler yapabiliriz?

Cevap: Eğer Yaradan’ı ifşa etmek istiyorsak ve bu yüzden bir gruptaysak, O’nu ifşa etmek için neler yaptığımızın farkında olmalıyız.

Sezgide ve anlayışta, yani hislerde ve bilgide gerçekleşen durum ve olaylara benzer olabildiğimiz ölçüde ifşa gerçekleşir. Bu aynı zamanda egoist dünyamız için de geçerlidir.

Bu nedenle, içimizde Yaradan’ın ihsan etme niteliğine benzer, O’nu ifşa edebileceğimiz ve hedefimize ulaşabileceğimiz bir organ yaratmalıyız. Hadi bunu yapalım.

Kabalistlere inanmalı ve onları takip etmelisiniz. Ve sonra başaracağınızı göreceksiniz. Her halükarda, size kötü bir şey öğretmezler, sadece sizin özel, küçük dost grubunuzla zaten ihsan ve sevgi niteliğindeymişsiniz gibi ilişki kurmayı öğretirler.

Bunu denerseniz, yavaş yavaş dünyamızın dışında başka bir dünya olduğunu, ilişki seviyemizin dışında başka ilişkiler olduğunu ve hepsinin bu nitelik üzerine kurulduğunu hissedeceksiniz.

Bunu yapmak için, dünyamızda, birbirinize manevi dünyanın yasalarına göre davranacağınız kapalı bir grup, bir alan yaratmalısınız. Sonra aranızda Yaradan’ı ifşa edeceksiniz.

Bu kelimeleri hatırlayın, onları hissetmeye çalışın! Akıllı olmaya çalışmayın, yoksa sadece bundan uzaklaşırsınız ve kim bilir ne zaman geri dönersiniz.

Kalpleri Birleştirmek

“Dolayısıyla, her şeye rağmen dostları sevmenin geçerliliğini sana hatırlatmama izin ver çünkü var olmamız ve yaklaşan başarımızın ölçüsü buna bağlıdır.

Bu nedenle, tüm hayali yükümlülüklerden vazgeç ve kalbini, sizi gerçek anlamda birbirinize bağlayacak ve bir yapacak taktikleri bulmaya ve düşünmeye doğru yönlendir.” (Baal HaSulam, Mektup 47)

Hepimizi öyle bir birlik haline getirmek gerekiyor ki, farklı duygularımız, düşüncelerimiz, güdülerimiz ve hedeflerimiz adeta birbirini tamamlar, tek bir kalbe, tek bir düşünceye kadar, her şeyi içerir. Bu koşul,  Adem,  “Yaradan’a benzer” olarak adlandırılacaktır.

Soru: Yaradan’ı ifşa etmek için bazı dostlarla bir araya gelmek yeterli midir? Yoksa onlunun tam bir birliğine mi ihtiyaç var?

Cevap: Buna katılabilecek tüm dostlarla, diyelim ki yarım düzine olsun, önemli değil. Ana şey, birlikte ilerlemeniz ve Yaradan’ın ifşasının koşullarını gerçekleştirmenizdir. Geri kalanlar, yapabildikleri zaman katılacaklardır.

Soru: Grubun üzerimdeki etkisini hangi işaretlerle değerlendirebilirim?

Cevap: Başınızı eğmek ve yalnızca dostlarınızın ne düşündüğünü ve istediğini almak istediğinizi ve yalnızca bununla yönlendirilmek istediğinizi gösteren işaretlerle.

 

 

Üst Işığın Etkisi Altında Hissedeceğiniz Zıt Nitelikler

Soru: Grup aracılığıyla hareket edersek, alma arzusunun cazibesini artık hissetmeyeceğimiz, sadece ihsan etme yönündeki çekimi hissedeceğimiz noktaya gelebilir miyiz?

Cevap: Elbette! Tıpkı şimdi doğal egoist dürtüleri, alma ve diğerlerinin üzerine çıkma arzusunu hissettiğiniz gibi, üst ışığın etkisi altında zıt nitelikleri: kendinizi diğerlerinin önünde alçaltma ve başkalarıyla ve onlar aracılığıyla Yaradan ile bağ kurma arzusunu hissedeceksiniz.

Tüm özgecil nitelikler yavaş yavaş sizin içinizde ortaya çıkmaya başlayacak ve onlara göre hareket etmeniz gerekecek.

 

“Bir Canlı Türü Olarak İnsanlar İçin Şu Anda En Büyük Tek Sorun Nedir?” (Quora)

Hayata, doğaya ve diğer her şeye karşı tutumumuzun ilk temeli, başkalarının ve doğanın pahasına haz alma arzusu olan egomuzdur.

Bu nedenle en önemli sorunumuz, olumlu ilişkiler geliştirmenin önüne koyduğumuz kişisel kazanç için sömürme arzumuzdur.

Herkesi kontrol etmek, yok etmek ve sonra bir köşeye atmak isteyerek devam edemeyiz.

Gezegenimizi böylesi bir tavırla tüketiyoruz ve kişisel, sosyal, ekonomik, ekolojik ve küresel ölçekte tüm sorunlarımızın ve krizlerimizin temelinde bu yatıyor.

Dünyamızdan başka hiçbir şeyimiz yok. O halde, Ay’da, Mars’ta veya başka bir yerde yaşayacağımızı düşünerek kendimizi kandırmayalım. Bu olmayacak. Hayatta kalmamız için uygun değiller ve dahası, onları bir şekilde doldurmayı başarsak bile, orada ne yapardık? Kendimize ve gezegenimize yıkım getirdiğimiz gibi kendimizi ve o yerleri aynı şekilde yok ederdik.

Bu nedenle, sadece birbirimize ve doğaya karşı tutumumuzu düzeltmemiz, egoist doğamızın emirlerini takip ederek kendimize yıkım getirdiğimizi görmemiz ve sonra toplumda karşılıklı saygı davranışlarıyla olumlu bir şekilde nasıl bağ kuracağımızı araştırmamız gerekiyor. Toplumun her yerinde birbirimize ve doğaya karşı olumlu tutumlar geliştirmeyle ne kadar çok meşgul olursak, doğada bulunan olumlu güçleri hayatımıza girmesi için o kadar çok harekete geçiririz, bu da bizim egomuza zıt olan, başkalarının ve doğanın yararına düşünmemize ve bunu istememize izin vermeye başlar ve o zaman yeni, uyumlu ve barışçıl bir dünyaya büyük bir olumlu geçiş görürüz.