Yaradan’a Güven

Soru: Şöyle denir: “Ne mutlu Efendi’ye güvenen insana!” Efendi’ye güvenmek ne anlama gelir?

Cevap: Yaradan’ın kendisi için yarattığı her şeyi alan ve bundan Yaradan’a giden bir yol inşa eden, yani O’nun gibi olmaya, O’nu ifşa etmeye çalışan bir kişiden bahsediyoruz.

Soru: Olan her şeyi Yaradan’a ihsan etmeye, O’nunla bir bağa nasıl dönüştürebiliriz?

Cevap: Hayatınızın her anında böyle bir fırsata sahip olduğunuzu hayal edin. O zaman tüm eylemlerinizi, düşüncelerinizi, arzularınızı ve niyetlerinizi Yaradan’a yükselmek, O’na daha yakın olmak için nasıl dönüştürebileceğinizi göreceksiniz.

Torunlar Önceki Koşulun Sonucudur

Bu toprağı senin tohumuna vereceğim (Rabaş, Notlar 344, İleri Gidin)

Torunlar, bazı yükümlülükler üstlendiğimde ve bunları yerine getirmek, kendimi değiştirmek ve ek eylemlerde bulunmak için çaba gösterdiğimde bir sonraki eylemlerimizdir.

Yani, bir önceki koşuldan gelen sonuçtur. Bu, manevi merdivendeki yükselişin her basamağında gerçekleşir.

Herkesin İhsan Etmeye Yaklaşmasına Yardımcı Olun

Başkalarına ihsan etme arzusunda Yaradan’a ortak olmak, kişinin insanların ihsan etme niteliğini edinmelerine yardımcı olmak için her şeyi yaptığı bir koşula ulaşmayı, yani içsel egoist arzularını özgecil arzulara dönüştürmeyi dilediği anlamına gelir.

Dolayısıyla, onlu ile Yaradan arasındaki bağın günlük olarak doğru bir şekilde uygulanması, dünyadaki herkesin ihsan etme niteliğine, başkalarıyla bağa ve kolektif ıslaha yaklaşmasına yardımcı olmak için çaba göstermemizi içerir.

Soru: Onlu bağlandıktan sonra Yaradan’dan ne duymalıdır?

Cevap: Yaradan’ın düşüncelerinde ne kadar yüce olduğunu, eylemlerinde ne kadar kudretli olduğunu ve eylemlerinin herkesi nasıl etkilediğini duymalıdırlar.

Yaratılışın Amacına Ulaşın

Yaratılışın amacına ulaşmak için, kendi aramızda birleşmemiz, tek bir arzuyla, yani tek kalpte tek bir kişi gibi olmamız ve sadece amaca nasıl ulaşacağımızı düşünmemiz gerekir.

Bu, Yaradan’ı ifşa etmek anlamına gelir, böylece O, manevi sistemin merkezi olarak tezahür eder ve biz de yaratılışın amacının ne olduğunu, ne için yaşadığımızı ve ne için var olduğumuzu anlarız. Derslerimizin amacı budur.

Yaradan’ı edinmek çabalarımıza, dersleri kaçırmamaya çalışmamıza, birbirimizle birlik olmamıza, çalışmanın ana noktalarını yazmamıza ve konuyla ilgili sorular sormamıza bağlıdır. Böylece, birkaç ay içinde bağımızı ve bu bağın merkezindeki üst dünyayı hissetmeye başlayacağız.

Yeni Bir Derece İçin Sıçrama Tahtası

Soru: Dost sevgisi aracılığıyla Yaradan sevgisine ulaştığımızda ve bu işe yaramadığında, bu bir başarısızlık, bir darbe olarak algılanır. Bu nasıl haklı çıkarılabilir ve yeni bir derece için bir sıçrama tahtasına dönüştürülebilir?

Cevap: Onlunun tamamı kucaklaşmalı ve birbirinizle kaynaşmanızı engelleyen her türlü düşünce ve duyguyu dışarı atmaya çalışmalıdır.

Bir yaradaki irin gibi tüm kötü, tüm olumsuz duyguları sıkın. Serbest kalan boşluğu olumlu bir duyguyla doldurduğunuzda bu arınmadır.

Onluların Gelişimini Ölçmek Mümkün Mü?

Soru: Onludaki gelişimi ölçmenin herhangi bir yolu var mı? Örneğin, onda şu ve şu ilişki eğitimin birinci derecesidir. Diğer ilişkilerin tezahürü çalışmanın ikinci derecesidir vs. Onluda çalışmanın ilk on yılını birinci sınıfta, ikinci on yılını ikinci sınıfta geçirdiğimi biliyor muyum?

Cevap: Bunu kendiniz hissetmelisiniz. Size hiçbir şey söyleyemem çünkü kelimelerle ifade edilemez. Yani, sadece hissetmeye değil, görmeye ve olası koşullarınızı karşılaştırmaya başladığınızda, o zaman duygularınız hakkında daha spesifik konuşabilirsiniz.

Ve bu yüzden konuşacak bir şey yok, tıpkı mırıldanan bir bebek gibi ve hepsi bu. Bu yüzden yakında gevezelik etmeye başlayacağınızı umalım.

Soru: Güvenebileceğiniz herhangi bir duyusal parametre var mı? Diyelim ki derse kalkamıyorum, bu ikinci sınıfta olduğum anlamına geliyor; dostlarımla konuşamıyorum, bu benim için bir artı, üçüncü sınıf.

Cevap: Böyle bir şey yok. Her koşulda, her koşulun içinde negatif ve pozitif kuvvetler kendini gösterir ve bu şekilde onları kendinize uyarlarsınız ve kendi deneyimlerinizden öğrenirsiniz. Ve size hangi dersleri alacağınızı önceden söylemek zaten yardımcı olmayacaktır. Örneğin, tırmanmamız gereken 125 basamağın hepsini sayabilirim ama bunlar size hiçbir şey anlatmayacaktır.

AB, SAG, Ibur, Yenika, Mochin, yükselişler ve düşüşler – tüm bunları çalışıyorsunuz ama hala yeterli duyumlara sahip değilsiniz ve bu nedenle nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Uygun duyumlar geldiğinde, hemen onlara çalıştıklarınızdan isimler vermeye başlayacaksınız.

Neden Yaradan Bize Hayat Okyanusunda Yüzmeyi Öğretmedi?

Soru: Bir balık Tanrı’ya, “Tanrım, okyanusu küçültebilir misin?” diye sorar. “Neden?” der Tanrı şaşırır. “Çünkü nasıl yüzüleceğini bilmiyorum.” Tanrı şöyle yanıtlar: “Yüzmeyi öğren, okyanus sana daha küçük görünecektir.”

Bu dünyada yaşıyoruz ve sık sık hayattan şikâyet ediyoruz. Aslında bu yaşam okyanusunda nasıl yüzeceğimizi bilmiyoruz. Yüzmeyi nasıl öğrenebiliriz?

Cevap: Bunun için herhangi bir doğal yeteneğimiz yok. Bizler egoizm içinde yaratıldık. Birbirimizi eleştirebiliriz ama birbirimiz hakkında nadiren iyi düşünürüz. Her insanın diğerlerinin dostu, yoldaşı ve kardeşi olduğu bir koşula ulaşmak özünde bir hayaldir.

Soru: O zaman Yaradan neden bu “akvaryumu” doldurdu ve bize nasıl yüzeceğimizi öğretmeden, balık gibi içine yerleştirdi?

Cevap: Bize kendi başımıza öğrenme fırsatı verdi.

Soru: Bu bana ne kazandırıyor?

Cevap: Bize kendi hayatlarımızın yaratıcısı olma şansı veriyor.

Soru: Yani ben aslında “yüzgeçleri” ve “solungaçları” olan, bu su için donatılmış bir insanım ama yüzmeyi bilmiyor muyum?

Cevap: Evet.

Soru: Bu “yüzgeçleri ve solungaçları” geliştirmem gerekiyor mu?

Cevap: Evet.

Soru: Bunu nasıl ve ne zaman anlayabiliriz?

Cevap: Başka seçeneğimiz kalmadığında anlarız. Ya sıraya girip uçuruma doğru yürüyeceğiz ya da yüzmeyi öğreneceğiz.

Soru: Yani bu çıkmaz sokağa getirilmemiz mi gerekiyor?

Cevap: Evet.

Soru: Bu hayat okyanusunu nasıl doğru algılamalıyız?

Cevap: Önümüzde açık duruyor. Her şey birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuza bağlı. Bu hala bir sorun. Her zaman başkaları iyi şeyler yaparsa, bunun bir şekilde bizim için daha kötü olacağını düşünürüz.

Bir insan bunun böyle olmadığına nasıl ikna edilebilir? Tam tersine, kendimiz üzerinde çalışalım ki herkes kendini iyi hissetsin, siz herkese karşı iyi hissedin ve herkes de size karşı iyi hissetsin. Ancak insanlar bu fikre direniyor.

Soru: Yani burada bile balık, Tanrı’dan, “Okyanusu küçült” diye talepte bulunuyor. “Bana yetenek ver; bana yüzmeyi öğret” demiyor. Yani biz de “Bize bu okyanusta yüzmeyi öğret” demiyoruz. Bunu Yaradan’dan talep etmiyoruz, yoksa ediyor muyuz?

Cevap: Hayır.

Soru: Okyanusun farklı olmasını mı istiyoruz?

Cevap: Evet.

Soru: Bu da bizim doğamızda var mı?

Cevap: Tabii ki içimizde var! Kendimizi değiştiremeyiz. Egoizmimiz gerçekten de doğanın tam tersidir.

Soru: Yüzmeyi öğrenmek manevi olarak ne anlama geliyor?

Cevap: Manevi olarak “yüzmeyi öğrenmek”, Yaradan’ın sevgi denizini etrafınızda hissetmek ve onun içinde nasıl kalacağınızı bilmek demektir.

Soru: Bu sevginin içinde mi?

Cevap: Evet ve nihayet kollarımızı ve bacaklarımızı biraz hareket ettirmeyi öğrendiğimizde, nasıl yüzüleceğini bildiğimizi anlamaya başlayacağız.

Ancak sadece Yaradan’a döndüğümüzde gerçekten “yüzmeyi” öğrenebiliriz. Çünkü deniz, okyanus, dalgalar, gökyüzü, yeryüzü, her şey O’dur. O’nun içinde olmayı öğrenmemiz gerekir. Ve O’nun içinde olmak, ihsan etme, sevgi ve herkesle bağ kurma niteliklerinde var olmak demektir. “Yüzmeyi” öğrenmenin anlamı budur.

Onluya Katılımın Önemi

Soru: Her gün yarım saat onluda buluşuyoruz. Bazı dostlar genellikle öyle bir koşulda oluyorlar ki, diğerlerine amacın önemini veremeyeceklerini veya hatta onluya zarar verebileceklerini düşündükleri için toplantılara gelmiyorlar.

Ne yapmalı: gelmemeli mi yoksa yine de gelmeli mi?

Cevap: Yokluktan daha kötü bir şey yoktur. Eğer bir kişi bir derse veya onlu toplantısına gelebilecekken gelmemeye karar vermişse, bunun hiçbir mazereti yoktur. Sonuçta, onun her katılımı bir şekilde onluyu ileriye taşır.

Dikenlerle Dolu Bir Eşle Yaşamayı Öğrenmek

Yorum: Bülbül her gece bir güle şarkı söylermiş. Bir gün gül sormuş: “Neden bana şarkı söylüyorsun?” Bülbül cevap vermiş: “Çünkü sen çok güzelsin.” Gül düşünmüş ve şöyle demiş: “Ama ben seni dikenlerimle, sivri uçlarımla dürtüyorum.” “İşte senin güzelliğin bu,” demiş bülbül, “Dikenler olmasaydı bu kadar güzel olamazdın.”

Cevabım: Belli ki bülbül…

Soru: Aşık mı?

Cevap: Evet, şarkı söyleyebiliyor ve ıslık çalabiliyor.

Soru: Lütfen söyleyin, dikenler neden güzellik katar? Neden bülbül için güzelliğini arttırırlar?

Cevap: Çünkü o seviyor.

Soru: Diken batırılmayı seviyor mu?

Cevap: Seviyor ve bu nedenle dikenleri bile seviyor.

Soru: Yani aşkın gözü kör mü?

Cevap: Kör değildir, her şeyi eşitler.

Soru: Sizce dikensiz, sürekli sevgi ve dostluk içinde bir evlilik mümkün mü?

Cevap: İki aptal bir araya gelir ve nasıl yaşayacaklarına bir şekilde kendi aralarında karar verirlerse, elbette hayal kurabilirler.

Soru: Ama hayat dikenlerle devam eder mi?

Cevap: Evet, kesinlikle.

Yorum: Yani siz böyle yaşamanın imkânsız olduğunu düşünüyorsunuz.

Cevabım: Hayır, elbette değil. Biz ne için yaşıyoruz? Dikenlerle nasıl yaşanacağını öğrenmek için yaşıyoruz. Eğer herkes egoistse, o zaman ne olabilir? Kendilerini barışçıl ve bilgece yaşamaya zorlamanın daha iyi olduğunu anlamak için özel bir bilgeliğe sahip olmalıdırlar.

Soru: Dikenlerin üstünde mi?

Cevap: Dikenlerin üstünde.

Soru: Ama dikenler olmak zorunda mı?

Cevap: Evet.

Soru: Lütfen bana dikenli bir eşi nasıl seveceğimi söyler misiniz? Dikenleri var, sizi aşağılıyor. Bu sizin için böyledir. Sizi aşağı çekiyor ve sizinle alay ediyor. Bu nasıl olabilir? Ancak siz bunun hala mümkün olduğunu söylüyorsunuz.

Cevap: Onu anlamak zorundasınız. Onun belli bir çocukluğu, belli bir yetiştirilme tarzı ve karakter özellikleri vardı. Bence bu şekilde iğnelenmeye konsantre olmamalısınız.

Soru: Bu nedenleri anlamak bana ne kazandıracak? Acı içindeyim.

Cevap: Hayır, tüm bunların onun kontrol edemediği doğal tepkileri olduğunu anlamaya başlayacaksınız.

Soru: Her şeyi sevgiyle örtebilir miyim? “Sevgiyle örtmek” dedikleri şey bu mu?

Cevap: Evet, sevgi bütün kusurları örter.

Soru: Lütfen bize söyleyin, yapay olarak “dikenler” yaratabilir miyiz? Sizin de dediğiniz gibi “dikensiz” bir çifti ele alalım. “Dikenleri” canlandırabilir miyim?

Cevap: Evet.

Soru: Sevgiyi arttırmak için mi?

Cevap: Bunun için bilge olmanız gerekir.

Soru: Siz buna bilgelik mi diyorsunuz?

Cevap: Eğer biri diğerinin zayıflığını, bu zayıflıkların aralarında daha büyük bir temasa yol açması için kullanırsa, bu bilgeliktir.

Soru: Yani daha fazla temas kurabilmemiz ve aramızdaki sevginin bir şekilde artması için bir tür “diken” ortaya koymak istersem, tüm bunlar gerekli midir?

Cevap: Elbette.

Soru: Genel bir soru soracağım. Biz genellikle her şeyi küresel düzeye kadar açıklıyoruz. Kişinin bir ülkede yaşadığını merak ediyorum. Bu ülke vergilerle, savaşlarla, yoksullukla, her türlü aşağılanmayla her zaman insanlara dikenlerini batırıyor. Ama kişi orada yaşamaya devam ediyor ve buranın güzel olduğunu, burayı sevdiğini ve buranın onun vatanı olduğunu söylüyor. Bu nedir?

Cevap: Yani onu seviyor. Yani her şey görünüşte öyle olsa bile o böyle hissediyor.

Soru: Bunu hissediyor mu?

Cevap: Evet, her şeyin kötü, iğrenç, zalim ve benzeri olduğunu hisseder; yine de derinlerde ona bağlıdır ve onu sever.

Soru: O zaman sevgi kavramını tekrar açıklayabilir misiniz? Şimdi “seviyor” dediniz. Bu ne anlama geliyor?

Cevap: Sevgi, her şeye rağmen, biriyle diğeri arasındaki tüm ilişkilerde – bu bir erkek, bir ülke, bir kadın, bir aile, ne olursa olsun fark etmez – sevgi, başka bir kişinin modülüne değer verdiğiniz zamandır. Matematikte artı mı eksi mi olduğunu hesaba katmadığınız zamanki gibi.

Soru: Bu şekilde yaşamak mümkün mü?

Cevap: Bazen bunun mümkün olduğunu görüyorum. Ve buna aşk deniyor.

Herkesten Öğrenin

Soru: “Kendine bir Rav yap” ilkesi “kendine bir dost satın al” ilkesi ile nasıl uygulanabilir?

Cevap: Eğer bir dostumu Rav (öğretmen) yaparsam, böylece onu kendimden daha yüce biri yapmayı öğrenirim.

Herkesin benden üstün olduğunu hissedene kadar devam ederim.

Dostlarımın önünde iptal olmanın doğru yolu, onlara başımı eğdiğimde, onları kendimden üstün gördüğümde ve bu nedenle onlardan öğrenebildiğimde ve söylediklerini daha yüksek bir şey olarak kabul ettiğimde olur.

Yani denilen şudur: kendinize bir Rav yapın ve bu şekilde ilerleyeceksiniz.

Bu en doğru koşuldur. Eğer her kişi kendini diğerlerinden daha aşağıda görürse, herkesten öğrenir.