Düşüncelerle Çalışın

Soru: Bize çarpan düşüncelerle nasıl çalışabiliriz?

Cevap: Öncelikle bu düşüncelerin nereden geldiğini düşünmemiz gerekir. Tabii ki Yaradan’dan.

O bizden ne istiyor? Almalı mıyız yoksa vermeli miyiz? İçimizde biriken tüm bu düşünceleri toplamalı ve nihayetinde bizden ne istendiğini ve ne yapabileceğimizi bulmalıyız.

Bu analiz bizi doğru eylemlere yönlendirecek ve Yaradan uğruna üst ışığı alıp içimizden O’na ileteceğiz

Soru: Bu düşüncelerin içimizde takılıp kalmaması için bu tür bir çalışmayı hızlı bir şekilde yapmayı nasıl öğrenebiliriz?

Cevap: Bu onlarla ne kadar çok çalıştığımıza bağlıdır.

Dönecek Bir Şeyimiz Var

Bir zamanlar hepimiz tek bir arzuda, “Adem’in ruhu” olarak bilinen şeyde, ışıkla doluyduk. Sonra bu koşul parçalandı ve her birimizin içinde, bizi ihsan etme, sevgi ve karşılıklı bağ nitelikleriyle dolduran bu ışığın bir kıvılcımı kaldı.

Şimdi ise bu sadece rotasız, yönsüz bir kıvılcımdır. Dolayısıyla içimizde bir şey olduğunu söyleyebiliriz ama ne olduğunu bilmiyoruz.

Sorular ortaya çıkıyor: dostlarımızdan ne isteyebiliriz ve bu kıvılcımı körüklemek ve bu kıvılcımı muazzam arzu ve doluma neden olan aynı ruha dönmemize yardımcı olacak büyük arzumu dolduran bir ışığa dönüştürmek için onlardan ne alabiliriz?

Geri dönecek ve başlayacak bir şeyimiz olan Reshimot‘u (manevi bilgi kayıtları) geçmiş koşullarımızdan bu yana muhafaza ederiz.

Dolayısıyla, kendimizi yeniden o koşulda bulmayı gerçekten arzulamak için birbirimizi teşvik etmeli ve kışkırtmalıyız.

Dünya Farkındalığın Eşiğinde

Ancak aşağı olanlar, sağ çizgiden gelen Hasadim ile giydirilmeden önce solun aydınlatmasını alamazlar.

Bu yüzden Esau yorgun düşmüş ve şöyle demişti: “İşte, ölmek üzereyim; doğum hakkının bana ne yararı olacak?” (Raşbi, Herkes İçin Zohar, Cilt 3, “Ölülerin Canlandırılması Hakkında”)

Sonuçta, egoist arzuları içinde, alma Kelim’inde Hohma’nın ışığını almak istedi ve bunu yapamadı.

Bu bizim tüm yaşamımız gibidir. Hayattan zevk almak isteriz; tüm hazların peşinden koşarız ve onları almak isteriz, ama bir haz elde etmek üzereyken, hemen kaybolur. Ve bu benim tüm hayatım boyunca böyle oldu.

İşte bu yüzden Esau yoruldu ve şöyle dedi: “Bu şekilde daha fazla devam edemem. Yoruldum. Bütün bunlardan umudumu kestim. Yakup’la birleşmeye hazırım.”

Bugün tüm insanlık böyle bir farkındalığın eşiğinde duruyor. İşte bu yüzden Kabala’nın bilgeliği -Yakup’un metodu- ifşa olmuştur. Sonuçta bu, orta çizginin nasıl inşa edileceğinin bilimidir.

Böyle bir umutsuzluk gelmeden önce, Kabala bilgeliğine ihtiyaç yoktu. Şimdi buna ihtiyaç ortaya çıkmıştır. Sonuçta, Tora orta çizgiden, egoizmin ıslah edilmesinden açığa çıkar.

Bozuk İlişkiler Nasıl Düzeltilebilir?

Yorum: Bozuk ilişkiler insanların tüm hayatını mahveder ve mikro yanlış anlamalar nedeniyle kafa karıştırıcı olabilirler. Kırgınlık ve bozuk ilişkileri önlemek ve tersine iyileştirmek için yapılması gereken doğru şey nedir?

Psikologlar, karşınızdakinin bakış açısını anlamaya çalışmanızı öneriyor çünkü bir eylemin sonucu her zaman kasıtlı değildir ve bazı mikro tezahürlerde zorluk vardır çünkü hepimiz bunları değerlendirmek için farklı standartlar uygularız.

Yanıtım: Burada standartlar nerede? Bu benim standardım: başkalarını nasıl gördüğüm ve kendimi onlarla karşılaştırarak ölçmeye çalıştığım ya da kendimi nasıl gördüğüm ve başkalarını kendimle karşılaştırarak ölçmeye çalıştığım. Bu tamamen yanlış. Bu tıpkı bir elbise giymek gibidir. Eğer onu giyersem göbeğim dışarı çıkar, kollarım ve bacaklarım ince görünür ve elbise bana çirkin görünür.

Burada genel bir standart yoktur. Sadece tek bir standart olabilir: kişinin komşusunun iyiliği için. Hepsi bu kadar. Hiç kimseyi, ne kendimi ne de bir başkasını herhangi bir şekilde algılamıyorum. Tek bir şeyle ilgileniyorum: meydana gelen olguların insanın iyiliği için olup olmadığı.

“İnsan” derken tüm insanlığı, insanın genel görüntüsünü kastediyorum. Hiçbir şekilde kendimi şu ya da bu kişiyle karşılaştırarak ölçmeye çalışmıyorum, o zaman kesinlikle kaybolurum.

Soru: Başka bir kişinin bakış açısını doğru bir şekilde nasıl anlayabilir ve doğru olup olmadığına nasıl karar verebiliriz?

Cevap: Başka bir kişiyi anlayamıyorum. Onu nasıl anlayabilirim? Başka bir kişiyi anlamak için kendimden nasıl çıkabilirim?

Basitçe, bir başkası için -herkes için- iyi olacak şekilde hareket etmeliyiz! Yani, varlığım için gerekli olana ek olarak, bana bağlı olan diğer her şeyde, başkalarının iyiliği için hareket etmeliyim.

Bu doğaldır. Çoğu zaman alışkanlıklarımız nedeniyle, başkalarının rahatsız edici bulabileceği bazı hareketler, jestler yapar veya bazı kelimeler ya da ifadeler kullanırız.

Bunu hissetmeyebilir veya anlamayabiliriz bile. Kalplerimizi ayarlamalıyız. Kalbimiz başka bir kişiye karşı nezakete ayarlanmalıdır! Başka hiçbir şey işe yaramayacaktır.

Bir kişi bir başkasına sıcak bir şekilde ayarlanırsa, bu yine de doğru algılanacaktır. Yanlış bir şey söylese ve kendini bir şekilde ifade edemese bile, diğer kişi onu hissedecektir.

Kalbinizi başka bir kişiye, tüm insanlara, iyiye yönlendirin! Buna alışmanız gerekiyor. Bunu yapmak için kendinizi eğitmeniz gerekir. Çevreye karşı, çevredeki topluma karşı aynı tutumu sürdürmek gerekir ve o zaman her şey yoluna girecektir!

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 17

Tora’nın Kabulü İçin Gereken Hazırlık Nedir?

Tora’nın kabulü, içimizde ortaya çıkan birçok şüphenin üstesinden gelmeyi içerir. Her birimizin kendi şüpheleri, umutsuzlukları, çaresizlikleri, kayıtsızlıkları, Tanrısallığa ulaşmanın öneminin azalması vb. vardır. Dolayısıyla bu tür şüphelerin üstesinden gelmek için sağlam ve çeşitli çabalara ihtiyacımız vardır. Kendimizi destekleyici kaynaklarla çevrelememiz gerekir: bir toplum, kitaplar, günlük rutinler ve aile. Bunu yapmak uzun zaman alır ve tüm bu çabalar Tora’nın kabulü için hazırlık teşkil eder. Nihayetinde asıl amaç, karşımıza çıkan şüphe ve belirsizliklerin üstesinden gelmektir.

Birçok insan öğrenmeye gelir, ancak bazı zorluklarla karşılaştıklarında veya başlangıçta aldıkları ve harcadıkları çabayla aşağıdan güçlendirilmesi gereken arzuda hafif bir azalma olduğunda, öğrenmeye olan ilgilerini kaybederler. Sonra da çalışmaya direnir ve bırakırlar. Bu tür insanlar “ölmenin yaşamaktan daha iyi” olduğunu hissedecek kadar derin bir ihtiyaçtan yoksundurlar. Başka bir deyişle, para, onur, bilgi, seks, yemek ve spor gibi çeşitli dünyevi zevklerde hala yeterli tatmini bulabilirler. Ancak bu da hazırlığın bir parçasıdır – başka bir yol yoktur.

Maneviyat bütünlüktür. Bütünlük nedir? Bu bütün bir arzu gerektirir. Eğer bir kişinin arzusu Tora’yı almakla, ışığın ve Tanrısallığın ifşasıyla uyumlu ise, o zaman Tora’yı alırız. Değilse, hazırlıklarımız hâlâ tamamlanmamıştır.

Boşanmaların Ana Sebebi

Soru: Dört aylık bebeğiyle Seul’den Kaliforniya’ya uçan Koreli bir kadınla ilgili bir hikâye okudum. Uçuştan önce tüm yolculara 200 küçük çanta dağıtmış.

Çantaların içinde kulak tıkaçları, şekerlemeler ve bir not vardı: “Merhaba, ben Joon Woo, dört aylık bebeğim, annem ve büyükannemle Amerika’ya uçuyorum. Bu benim ilk uçuşum ve ağlayabilirim. Annem sizin için şeker ve kulak tıkacı hazırladı. Benim yüzümden çok gürültülü olursa lütfen onları kullanın. Lütfen bana kızmayın. Özür dilerim ve teşekkür ederim.”

Sonuç olarak, bu çocuk, Joon Woo, harika bir şekilde davrandı ve 10 saat boyunca uyudu.

Annenin yani Koreli kadının başkalarına karşı tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bu kesinlikle övgüye değer.

Soru: Lütfen söyler misiniz, burada hangisi daha büyük bir rol oynuyor: ulusal bir özellik mi yoksa yetiştirilme tarzı mı?

Cevap: Bence bu daha çok ulusal bir özellik. Onları yeterince iyi tanımıyorum ama bana öyle geliyor ki, başkalarını rahatsız etmemek gibi bir özellikleri var.

Soru: Bu bir insanda geliştirilebilir mi ve geliştirilmeli mi?

Cevap: Geliştirilebilir ve geliştirilmelidir de. Ama bu görevi kim üstlenecek?

Soru: İşte burada şöyle bir soru var: “Ama yargıçlar kim?” Yani, “Öğretmenler kim?”

Cevap: Evet.

Soru: Öyleyse öğretmenlerin bu niteliği geliştirmek için onu tam olarak somutlaştırmaları gerekir.

Neden bazı insanlar başkalarını rahatsız etmekten rahatsız olurken diğerleri tam tersini söylüyor: “Neden beni rahatsız ediyorsun?” Bu neden böyle oluyor?

Cevap: Bu yetiştirilme tarzına bağlıdır. Her birimizin dünyaya farklı gözlerle bakmaya ne kadar istekli olduğumuza bağlıdır.

Soru: Başkalarını rahatsız etmek istemeyen gözlerle. Bunun yerine her zaman rahatsız edilme gözüyle mi bakıyorum?

Cevap: Elbette.

Soru: Dünyanın çoğu böyle mi? “Rahatsız ediliyorum.”

Cevap: Doğal dünya kendi egoizminden bakan dünyadır.

Soru: Boşanmaların nedenini bu Koreli kadın örneğinden yola çıkarak düşünürsek, başkalarının bizimle rahat etmesini önemseseydik boşanma olmazdı diyebilir miyiz?

Cevap: Evet.

Soru: Peki boşanmaların temel nedeni nedir?

Cevap: Sadece birbirimizi anlamıyor olmamız.

Yorum: Yani, ben senden rahatsız oluyorum ve…

Cevabım: Evet. Kendimi sizin yerinize koyamıyorum.

Soru: Koreli kadın örneğinden yola çıkarak savaşların nedenini sorabilir miyim? Eğer bir ülke başka bir ülkenin rahat yaşamasını önemseseydi, savaşlar olmazdı. Böyle fantastik senaryolar…

Peki hangi durumda bir savaş meydana gelir?

Cevap: Bir taraf diğer tarafı anlamayı reddettiği zaman.

Soru: Bu hiç sona erecek mi? Bu Koreli kadın gibi eğitilebilir miyiz ve yavaş yavaş…

Cevap: Umarım öyle olur. Ancak bu, insana çok ciddi yatırımlar gerektiriyor.

Soru: Eğitime mi? Tamamen maddi yatırımları mı yoksa manevi yatırımları da mı kastediyorsunuz?

Cevap: Ciddi emek ve para yatırımı. Mümkün olan her şeye.

Soru: Hiç kimse bunu yapmaya karar verecek mi?

Cevap: Bence öyle, çünkü eninde sonunda başka seçenek kalmayacak. Bana öyle geliyor ki şu anda bunun gerçekleşebileceği bir geçiş dönemindeyiz. İnsanlara öyle bir eğitim verilmeli ki kendilerini değiştirme ihtiyacı hissetsinler.

Soru: Söyleyin bana, bu gerçekleşecek mi? Buna yaklaşıyor olabileceğimizi söylüyorsunuz. Bu acı, ıstırap yüzünden mi olacak, yoksa ilerideki bir ışıktan gelen anlayış sayesinde mi olacak?

Cevap: Acı ve ıstırap yoluyla.

Yorum: Hâlâ buna inanıyorsunuz.

Cevabım: İnanıyorum… Ben bir materyalistim.

Soru: Bir materyalist. Yani esasen darbeler yoluyla mı?

Cevap: Evet, sadece darbelerle!

Ana Görev

Soru: Kötülüğün ifşası koşulunda olduğumuzda; bu sevinçten uzaktır. Bununla birlikte, manevi yolda kişinin neşeli olması gerektiği söylenir. Bu nasıl uzlaştırılabilir?

Cevap: Hâlâ koşulunuzun farkındalığına sahipsiniz. Manevi bir koşulda olmadığınızı ama olmanız gerektiğini hissedersiniz. Yalnızca bu farkındalık bile size biraz neşe getirmek için yeterlidir.

Soru: Yaradan’dan uzak olmanın verdiği umutsuzluktan gelen bir neşe ve yükseldiğimiz zamanki neşe vardır. Bu iki tür sevinç eşitlenebilir mi, yoksa farklı seviyeler midir?

Cevap: Bunlar farklı sevinç kaynaklarına sahip farklı seviyelerdir. Bu nedenle, basitçe her koşulda Yaradan’a yaklaşmaya çalıştığımızı anlamalıyız. Bu bizim en önemli görevimizdir. Deneyimlediğimiz her koşuldan, şüphesiz bize Yaradan’dan geldiği için, Yaradan’a daha yakın olmayı dileriz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 16

“Sırt” Veya “Arka” Nedir?

Yaradan, eylemlerini sanki insanlığın lehine değilmiş gibi ifşa ettiğinde, bu bir düşüş olarak kabul edilir. Tüm şüpheler kişiye dolaylı olarak Yaradan’dan gelir. Tıpkı Yaradan’ın yüzünü görmek isteyen Musa’ya, Yaradan’ın “Sana sadece ‘arkamı’ göstereceğim, çünkü yüzümü görmen imkânsız” diye cevap vermesi gibi. Bu, ifşanın her zaman dolaylı olarak, “arkadan” ya da kaplar aracılığıyla gerçekleştiği anlamına gelir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 205

Soru: Bir dostumuzun sık sık şöyle dediğini duyarız: “Artık daha fazla veremem.” Bu “veremiyorum” ile nasıl çalışmalıyız?

Cevap: Yardım teklif edin. Onlara yardım ederek kendinize de yardım etmiş olursunuz. Dolayısıyla, ikinizin de onların işlerinin bir kısmını ellerinden aldığınızı veya onları ileri ittiğinizi düşünmenize gerek yoktur. Tüm bunlar tamamen ihsan etme niteliğinden kaynaklanır.

Soru: Davut’un Mezmurları’nda “Yüzümü ara” ifadesi sık sık tekrarlanır. Yaradan’ın yüzünü aramak, sevinç aramak anlamına mı gelir?

Cevap: Yaradan’ın yüzünü aramak, O’nun ifşasını aramak anlamına gelir. Bu sevinçten daha fazlasıdır.

Soru: Düşüş koşulunda olduğumuzda, çoğunlukla acı hissederiz. Böyle bir koşulda insan nasıl neşe bulabilir?

Cevap: Doğru koşulu düşünün: Yaradan sizi yukarı kaldırır, O’nunla bağ kurarsınız, sizi nasıl kucakladığını ve bir bebek gibi tuttuğunu hissedersiniz ve O’na tutunur ve bundan sevinç duyarsınız.

Soru: Tüm kaynaklar insanların çokluğunda, Yaradan’ın yüceliğinin arttığını söyler. Yaradan’ın sevincini artırmak için her onlu dualarına dünya grubunu nasıl dâhil edebilir?

Cevap: Niyetlerinizle ve başka bir şeyle değil.

Soru: Yaradan için sevinç ve sevgi hissetme ihtiyacından bahsediyoruz. Bunu duymak ve gerçekten deneyimlemek arasındaki boşluğu doldurmak için ne yapmalıyız?

Cevap: Hem kendiniz hem de başkaları için ruh halinizi kendiniz aracılığıyla otomatik olarak yükseltmeniz gerekir. Bunu deneyin ve ne getirdiğini göreceksiniz.

Yolumuz Programlı Mı?

Soru: Yaradan’ın yerine geçebilseydiniz, bu çocukların sorularına nasıl cevap verirdiniz? 4. sınıf öğrencisi Oleg soruyor: “Neden insanları Dünya’daki ana varlıklar yaptın?”

Cevap: Bu karmaşık bir konu. İnsanları zeki yarattım ve onlara kendilerini ıslah etme yeteneği verdim. Eğer bunu yapmayı reddeder ve aptalca davranmaya devam ederlerse, sadece kabul edebilir, sessiz kalabilir ve bekleyebilirim.

Yorum: İnsanlara zeka verildi ve bu Dünya’ya yerleştirildi. Dünya gerçekten çok güzel, doğa ve her şey çok güzel. Yine de biz onu mahvediyoruz.

Yanıtım: Evet.

Soru: Biz bir hata mıyız, değil miyiz?

Cevap: Doğanın mı?

Yorum: Yaradan’ın diyelim.

Cevap: Yaradan’ın, bence biz bir hata değiliz. Ama bunu ancak kendimizi ıslah etmeye başladığımızda fark edeceğiz. Şimdilik bunu yapmak istemiyoruz.

Soru: Yolumuz programlanmış mı ve bir gün kaçınılmaz olarak ıslaha doğru bir dönüm noktası mı olacak?

Cevap: Evet, bunun gerçekleşmesi gerektiğinden eminim ve oldukça yakında.

Soru: Bu bir şok mu olacak, ani bir düşünce mi, yoksa yeni bir zihin türünün keşfi mi?

Cevap: Bu bizim içimizden çıkacak. Diğer dünyanın, yenidünyanın, daha yüksek dünyanın ne olması gerektiğini hissetmeye başlayacağız.

Soru: Ve ona ulaşmak isteyeceğiz?

Cevap: Evet, kesinlikle!