Embriyo Koşuluna Ulaşın

Soru: Manevi bir düşük meydana gelmemesi için, bağın üzerinde çalışmaya nasıl devam edebiliriz?

Cevap: Ana görevimiz onluda birleştiğimiz Ibur (embriyo) koşuluna ulaşmaktır. On kişi olmalı, daha fazla değil. Daha azı da mümkündür.

Bu gerçekleştiğinde, “tohumun emiliminin üç günü” olarak adlandırılan dönemden geçeceğiz. Rahme nüfuz eden tohumun, rahmin iç duvarına tutunması gerekir.

Bu üç gün sürer ve bu da üç çizgiyi sembolize eder. Bizim dünyamızda tüm bunlar manevi dünyanın eylemlerinin bir sonucu olarak gerçekleşir.

Bu koşuldan geçmeli ve kendimizi bir grup olarak Yaradan’a üç çizgide tamamen bağlamalıyız.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 142

Soru: Onluya katıldığınızda, kalbinizi dostlarınıza hangi yollarla açabilirsiniz ve hangi alanlarda her zaman suskun olmalısınız?

Cevap: Kişi kendi duygularını alçakgönüllülük içinde tutmalıdır.

Soru: Eğer dostlar içsel duygularını paylaşmayıp çoğunlukla çaba gösterirlerse, bir bağın, ortak bir Kli’nin inşası nasıl gerçekleşir?

Cevap: Dostlar yavaş yavaş birbirlerini, yani yerlerini ve manevi çalışmalarını hissetmeye başlarlar.

Soru: Dost sevgisi üzerine içsel ve dışsal çalışma arasında büyük bir fark varsa, tüm bunları nasıl birleştiririz?

Cevap: Kafanızı karışmayın ve sorunu çözün, Yaradan’ın yukarıdan nasıl çözdüğünü göreceksiniz.

Soru: Bazen bir dost “kendine bir Rav yap” ilkesini bir başkası için uygulamak ister. Bu prensibi onluda uygulamaya nasıl başlayabiliriz?

Cevap: Sadece dostunuzu yüceltmeniz, onun ne kadar büyük olduğunu ve diğerlerinden ne kadar farklı olduğunu anlatmanız yeterlidir. Bu şekilde kendinize bir Rav yaparsınız.

Soru: Yaradan’dan, örneğin kongrede yaşadığınız duyguları dostlarınıza aktarmasını istemek mümkün mü?

Cevap: İsteyin, bunu isteyebilirsiniz.

Soru: Onluda alçakgönüllülüğü nasıl koruyabiliriz? Ne hakkında konuşmaya değer, ne hakkında konuşmaya değmez?

Cevap: Alçakgönüllülük hakkında herhangi bir kısıtlama olmaksızın konuşabilirsiniz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 19

Neyi Aramak Doğru? Kötülüğün Farkındalığı Mı Yoksa Yaradan’ın Yüceliğinin Hissedilmesi Mi?

Kabalist Yehuda Aşlag’ın (Baal HaSulam) “O’ndan Başkası Yok” adlı makalesinde yazdığı gibi, ilerlemek için en doğru hareket tarzı üst güç olan Yaradan’a bağlanmak, tutunmak ve yapışmaktır. Ayrıca her gün yarım saatin öz yansıtma ile geçirilmesi gerektiğini, yukarıya değil, içe bakılması gerektiğini yazar. Ayrıca, içimize bakarken bile, Yaradan’da ne hissettiğimizi, incelediğimizi ve gördüğümüzü kontrol etmeliyiz.

Kendimize rutin bir şekilde odaklanmaya “bu dünyanın seviyesine tam bir düşüş” denir. İlerleme değil, umutsuzluk getirir. Düşüncelerimiz neredeyse biz de oradayız. Biz kimiz? Düşüncelerimiz. Eğer düşüncelerimiz materyalizme odaklanmışsa, materyalizmin içindeyiz demektir. Eğer Tanrısallığa odaklanırsak, Tanrısallık içinde oluruz. “Yükselişler ve düşüşler” dediğimiz şey budur.

Bu nedenle Tanrısallığa mümkün olduğunca özen göstermek faydalıdır. Kabalist Baruh Şalom Aşlag’ın (RABAŞ) yazdığı gibi, grup sürekli olarak Tanrısallığı yükseltmek için çalışmalı ve Yaradan’ın yüceliğini nasıl yükseltebileceğine odaklanmalıdır. Kendimiz hakkında değil, Yaradan’ın yüceliği hakkında düşünmeliyiz. Neden mi? Çünkü yukarıdan aldığımız şeylerden ilham alırız.

Elbette, içsel hedefi ve kötülüğün farkına varma arzusunu ihmal etmemeliyiz, ancak umutsuzluğa neden olduğu için olumsuzlukta çok uzun süre oyalanmamalıyız ki bu da yararlı değildir. Yalnızca Yaradan ile bağ kurmak faydalıdır. Kötü olduğumuz için kendimizi sürekli cezalandırarak, aslında Yaradan’ı cezalandırarak kendimizi ıslahtan uzaklaştırırız. Dolayısıyla, neşe, uyanış ve ruhun yükselişi doğru yönde ilerlediğimizin işaretleridir. Tersine, üzüntü, zayıflık, kendini cezalandırma ve suçluluk duygusu ilerlemenin değil durgunluğun işaretleridir.

Tanrısallık yönünde ilerlemek için genel yaklaşım budur. Grupta sağlıklı bir mücadele ve üstesinden gelme ruhu varsa, herkes şüphelerini daha kolay ve hızlı bir şekilde terk edecektir. Şüpheler sürekli olarak ortaya çıkar ve sürekli olarak bir kenara bırakılmalıdır. Sonsuz gibi görünebilir ama birkaç yıllık çabadan sonra gelen bir son vardır. Gereken zaman kısalmaktadır. Daha önceki zamanlarda Tanrısallığa erişmek yirmi ya da otuz yıl sürerdi ama zaman ilerledikçe daha gelişmiş ruhlar dünyaya girer ve ilerleme hızı artar, öyle ki bugün sadece birkaç yıl içinde Tanrısallığa erişmek mümkündür.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 206

Soru: Bir kişi başlangıçta Kabala’ya doğrudan Lişma’da gelebilir mi?

Cevap: Asla.

Soru: Kendim ve tüm dünya için teraziyi erdemliliğe doğru nasıl çevirebilirim?

Cevap: Bu büyük bir çalışma. Ben yardımcı olamam; bunu kendiniz çözmelisiniz.

Soru: İbrahim, İshak ve Yakup’un nitelikleri arzularımızın her birinde var mıdır?

Cevap: Her arzuda değil ama her insanda.

Soru: Üç atanın nitelikleri, çalışmamıza nereden başlamamız gerektiğini anlamamıza nasıl yardımcı olabilir?

Cevap: Tek bir grupta birleşerek başlarız – kadınlar ayrı, erkekler ayrı. Ve herkes haftalık Tora bölümünün etrafında toplanır.

Ortak Ruhu Hissedin

Soru: Bir insanın kendine ait hiçbir şeyi olmadığını, sadece Yaradan’dan aldığı ve başkalarına verebileceği şeyleri olduğunu söylediniz.

Eğer herkesin ortak ruhu hissetmesi gerekiyorsa, hangi noktada onu baştan sona görmeye başlar?

Cevap: Manevi bir embriyo haline geldiğimizde ortak ruhu hissedeceğiz. Bu, yükselmeyi hedeflediğimiz ilk manevi derecedir.

Birinci bağ derecesine ulaşır ulaşmaz, kendimizi hemen Aviut de Shoresh seviyesinde, yani tüm ruhun 1/125’i seviyesinde tek bir bütün olarak hissetmeye başlayacağız. Bununla birlikte, bu hepimiz için birlikte hissedilen bir his olacaktır.

Ölüm, Son Değil Yeni Bir Doğum Mu?

Igor soruyor:

Bir keresinde ölüm saatinin, ölüm saati değil yeni bir doğum saati olduğunu söylemiştiniz. Bunu nasıl anlamalıyız? Ben ölümden sonraki yaşama inanmıyorum. Peki, bu ne anlama geliyor?

Cevap: İnanıp inanmamanız size bağlı değil. Bu sadece yeni bir döngünün başlangıcıdır.

Soru: “Ölüm saati” dediğinizde, bu Igor için ne anlama geliyor?

Cevap: Bu yaşamla, ondan yaptıklarınızla, onu nasıl yaşadığınızla yollarınızı ayırırsınız ve bir sonraki döngüye geçersiniz.

Soru: Bu, bir yerlerde bir çocuğun aniden çığlık atması, bir çocuğunun doğması vb. anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır.

Soru: O zaman yeni doğum sizin için ne demek?

Cevap: Doğum elbette bir çocuğun doğmasıdır. Ama genel olarak bu, insan denilen şeyin üst dünyaya ve Yaradan’a ulaşmaya başlamasıdır.

Soru: Ölüm saati mutlaka benim fiziksel ölümüm müdür, yoksa öyle olması şart değil midir?

Cevap: Hayır, zorunlu değildir. Eski olan her şeyin, yaşadığım her şeyin, önemli saydığım her şeyin ölmesi anlamına gelir.

Soru: Önemli olduğunu düşünmediğim bir şey doğabilir mi?

Cevap: Doğal olarak, bir sonraki aşamada.

Soru: Geçmiş yaşamımda neyi önemli görmediğimi bana söyleyebilir misiniz?

Cevap: Tipik olarak, insanlarla bağlar, sevgi ve Yaradan ile ilişkidir.

Soru: Her zaman sevgiden bahsetmeme rağmen mi?

Cevap: Ne olursa olsun.

Soru: Başka bir sevginin ortaya çıktığını söylediğinizde, bu ne tür bir “başka” sevgidir?

Cevap: Bu daha doğal, daha yakın, kalbinizi basitçe açmaktan başka türlü açıklanamayan bir sevgidir.

Karşılıklı Garanti Ve Destek

Soru: Gebelikten (Ibur) önce veya sonra karşılıklı garantiye (Arvut) ulaşabilir miyiz?

Cevap: Arvut, embriyonun oluşması için gerekli bir koşuldur, ancak özellikle şu anda içinde bulunduğumuz koşullarda.

Her an farklı koşullardayız ve dostlarımızın önünde kendimizi iptal etmek ve diğerleriyle karşılıklı destek içinde bağ kurmak için çalışmalıyız. Bu koşula karşılıklı garanti ve karşılıklı destek anlamına gelen karşılıklı garanti (Arvut) adı verilir.

Manevi Bileşeni Alın

Soru: Bizi tutacak ve bizi zayıflatmak yerine güçlendirecek olan bu güç nedir?

Cevap: Yaradan’ın gücüdür. Başka hiçbir şey değil!

Dünyada sadece iki güç vardır: Yaradan’ın pozitif, ihsan eden ve dolduran gücü ve yaratılışın negatif, alan ve talep eden gücü.

Bu iki güç arasında var olmalıyız. Yani, kendimi negatif (alıcı) güçten ayırmalı, kendimi pozitif (ihsan edici) gücün önünde konumlandırmalı ve kendi içimde negatif güçten, alma arzusundan ve pozitif güçten, ihsan etme niyetinden oluşan bir mekanizma, bir sistem yaratmalıyım.

Negatif gücü doğamdan alıyorum ama ona bir kısıtlama getiriyorum ve ona tamamen dışsal bir şeymiş gibi davranıyorum.

Örneğin, doğamdan 10 gram alma arzusu ve Yaradan’dan 10 gram ihsan etme niyeti alıyorum, bunları birleştiriyorum ve manevi bir bileşen elde ediyorum – ihsan etmek için almak. Bu bizim embriyomuzdur. Ve bu şekilde gelişeceğiz.

Yaradan’ın Yeteneklerini Anlayın

Soru: Bazı ilkeler, bir kişiye onlunun önünde neyi iptal ettiğini açık hale getirir.

Herkes kalbinin sesini dinlerse, onluda temel olarak kabul edilmesi gereken nedir? Sonuçta, bu bizi rahatsız ediyor: biri öğretmeni bir şekilde duydu ve diğeri onu farklı şekilde duydu.

Cevap: Grupla ilgili izlenimleriniz ve yaşadıklarımız örtüşmeye başlayana kadar uzun bir süre bu devam edecek. Bu nedenle dostlarınızla ilgili olarak ortaya çıkan çelişkiler çok faydalıdır.

Sonuçta, her birimizin içindeki her şey Yaradan’dan gelir. Ve her birimizde dostlarımızla çelişen her şey de O’ndan gelir.

Yaradan’ın tek bir hareketle her türlü çelişkiyi nasıl harekete geçirdiğini görün. Ve tüm bunlar O’nun yeteneklerini daha iyi anlayabilmemiz içindir. Öyleyse devam edelim ve bize ne olduğunu görelim.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 18

Tora’nın Kabulü İle Mısır’dan Çıkış Arasındaki Fark Nedir?

Mısır’dan Çıkış, kapların hazırlanmasıdır. Mısır’dan kapları alırız ve kalpteki noktanın karşısında, içimizdeki kötülüğü algılamaya başlarız. “İsrail oğulları çalışmadan dolayı iç çektiler.” Geçirdiğimiz tüm süreç Firavun’un kontrolünden, yani bu tür kapların ve arzuların kontrolünden özgürleşmekle sonuçlanır. Böylece Sina Dağı’na ulaşmak olarak kabul edilen şüphelerle yüzleşmeye hazır hale geliriz.

Mısır’dan Çıkış olmadan, Tora’yı almaktan söz etmek mümkün değildir. Mısır’daki kaplara sahip olmamız gerekir ve sonra Mısır’dan ayrılabilir ve bu kaplarla Sina Dağı’na ulaşabiliriz. Dahası, Sina Dağı’nda Tora’yı alsak bile, Keter noktası -Musa- Tora’yı aldığında, Malhut noktası bir put oluşturur, bu da dağın eteklerinde bekleyen insanların manevi çalışma hakkında şüphelere kapıldığını, bunların üstesinden gelemediğini ve sonuçta bir put yarattığını sembolize eder.

Bu oldukça karmaşık bir durumdur. Tora’yı alma süreci çok uzun bir yolculuktur ve sonrasında daha fazla ıslah yapılması gerekir. Bunun nedeni Tora’nın biri diğerini takip eden iki safhada gelmesidir:

  • İlk safha: kapların ıslah edilmesi.
  • İkinci safha: kapların doldurulması.

Dolayısıyla süreç Mısır’dan ayrılmak ve Tora’nın kabulü ile sona ermez. Tora’yı aldığımızda, sadece kaplarımızı arıtmaya başlarız. İsrail Toprakları’na ulaşana kadar çölde geçirdiğimiz kırk yıl boyunca onları ıslah etmeye başlarız. Son ıslaha ulaşmadan önce yüzleşmemiz gereken pek çok zorluk vardır ve bunların amacı zaten içimizde olan gerçek, ebedi ve mükemmel koşula dair bir his geliştirmektir.

Özünde, tüm bu süreç kaplarımızı açmanın bir yoludur, böylece yerimizi giderek daha fazla hissedebiliriz. Süreç yalnızca içimizdeki algı kaplarını etkiler. Dışsal hiçbir şey değişmez, sadece bizim algımız değişir.

Tanrısallığın kabulünün nihayetinde nasıl içsel bir keşif ve ifşaat olduğu hayret vericidir; gerçekten nerede olduğumuzu ve içimizde ne olduğunu öğreniriz. Bunu bilinçsiz birinin yavaş yavaş uyanarak nerede olduğunu bilmesine benzetebiliriz. Dışsal olarak hiçbir şey değişmez, sadece farkındalığımız ve hislerimiz değişir.

Farkındalık ve uyanış safhaları olan içimizdeki kapların duyarlılığının safhalarına “Mısır’dan Çıkış”, “Sina Dağı”, “Tora’nın Kabulü” ve diğer isimler verilir. Bunlar manevi yolculuğumuzda geçirdiğimiz safhalardır. Değişim yalnızca içimizde, içsel kaplarımızda gerçekleşir. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmez. Değişen bizleriz.