Kabalistlerin İletişim Yöntemleri

Soru: Kabalistler birbirleriyle iletişim kurarken sıradan bir dilde mi yoksa bir tür anlaşılmaz dilde mi konuşurlar?

Cevap: Hiçbir şey söylemeyebilirler ve ortak bir perde aracılığıyla bağ kurarlar. Aralarında ortak bir perde aracılığıyla ruhlarıyla iletişim kurabiliyorlarsa neden bu bedene ihtiyaç duyuyorlar?

Elbette birbirleriyle de konuşabilirler. Buna ek olarak, iletişim kurabilirler ve her biri kendini belirli bir aralıkla sınırlayabilir ve diğerine açılmayabilir.

Böyle bir seçenek var ve bazen birbirlerine zarar vermeme ya da kendilerini ifşa etmeme ihtiyacı var – her şey herkesin iyi niyetine rağmen oluyor.

Yani, Kabalistlerin iletişim kurmaları için çok sayıda fırsat vardır: kitaplar aracılığıyla, şarkılar aracılığıyla, müzik aracılığıyla. Ve onlar, bu hisleri ve resimleri içsel olarak inşa ettikleri için, maddi dünyada ve aynı zamanda bir sonraki boyutta yaşadıkları için, duyularında onun içindedirler ve böylece iletişim kurarlar, ancak sadece form eşitliği yasasına göre. Bu doğanın en genel, en küresel, en temel yasasıdır.

Gerçekliğimiz Nedir?

Yorum: Prensip olarak, gerçekliğimizin bir rüya olduğunu anlıyorum, ancak yine de ona bu şekilde davranmak imkânsız.

Yanıtım: Bu gerçekliği biraz daha farklı, daha bileşik bir şekilde algılamamız ve diğer durumları da dikkate alan çoklu açılardan aydınlatmaya çalışmamız gerekiyor.

Bugün toplum, bilim, krizler ve yaşadığımız her şey bizden bunu talep ediyor. Aksi takdirde dünyamızı anlayamayız. Onu sıradan bir insan gibi değil, biraz daha yüksek bir düzeyde, farklı bir şekilde tasavvur etmeli ve kavramalıyız. Hayat bizden bunu talep ediyor.

Gerçek şu ki, günlük yaşamımız, en sıradan yönleriyle bile, bu yaşamı, bu dünyayı, onun nedenlerini ve amaçlarını anlamamızı gerektirmektedir. Dünyamızda olup bitenlerden hiçbir şey anlamadığımızı ve herhangi bir çözüme ulaşamadığımızı görüyoruz.

Ne politikacılar ne sosyologlar ne de siyasi analistler bir şey sunabilir. Yukarıya doğru yükselmemiz gerekiyor çünkü arkadan baskı artarken kendimizi ileriye doğru hiçbir yolu olmayan bir tür uçuruma götüren bir sürü gibi yolumuzu kaybettik. Belki de insanlığın tamamen farklı bir yöne gitmesi gerekiyor.

Yani, gerçekliği nasıl tanımlarsak tanımlayalım, yanılsamalı olan şu anki durumumuz, bizi uyanmaya, değişmeye ve durumumuzun nedenini ve sonucunu anlamak için birçokları arasında sadece biri olduğunu fark etmeye zorlar.

Beş milyar yıl önce evrenin, yarım milyon yıl önce Dünya’nın, bir süre sonra Dünya’da yaşamın ortaya çıktığını ve bir milyon yıl sonra, er ya da geç, her şeyin sona ereceğini söylemek kolaydır. Ne olmuş yani? Hepsi bu kadar mı?

Eğer öyleyse, o zaman kendimizi dünyevi hayvansal bir çerçeveye mi hapsedeceğiz? Peki ya hayat bizi bu sorunu çözmeye zorlarsa? Her ne kadar dünyevi, hayvansal varoluşumuzda yalnızca bedenle ilgileniyor olsak da ki bu yüzden böyle bir yaşama hayvansal varoluş diyoruz, yine de içinde kalmamıza izin verilmez. Yaşamın gerçek anlamını bulmalıyız; aksi takdirde acı çekeceğiz. Doğa bizi buna zorlayacaktır.

Kafa Karışıklığının Üstesinden Gelin

Soru: Dostlarımın niteliklerini doldurmam ve ıslah etmem gerektiğini doğru anlıyor muyum?

Cevap: Elbette, bunlar sizin nitelikleriniz!

Soru: Bununla tam olarak nasıl ilişki kurmalıyız? İnsanların farklı kişilikleri vardır. Diyelim ki bir alçak ya da iyi birini görüyorum. Onlarla nasıl etkileşime girmeliyim ve bağ kurmalıyım?

Cevap: Bunun ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu görebilirsiniz. Şimdi şunu soracaksınız: “Başkalarını kendimin bir parçası olarak görüyorsam, onları mı yoksa kendimi mi ıslah etmeliyim? Eğer onlar kendilerini ıslah ederlerse, benim içimde ıslah olmuş olacaklar. Ben kendimi ıslah edersem, onlar dışarıdan ıslah edilecekler. Ne yapmalıyız?”

Tüm bu kafa karışıklığını anlıyorum, ancak bunların hiçbiri gerekli değil çünkü sizi yalnızca gerekli pratik eylemlerden uzaklaştıracak her türlü felsefeye götürecektir. Nihayetinde hiçbir şey başaramayacaksınız; sadece kafanız karışacak veya başkalarına ne kadar zeki olduğunuzla övüneceksiniz.

İşte bu yüzden Kabala buna karşıdır! İlk olarak, insanlara verilen kısımları doğru bir şekilde uygulayabilecekleri ölçüyle sınırlar. Daha fazlasına ihtiyacınız yok. Ne için? Aksi takdirde, hepsi saçmalıktır, felsefedir.

Buna ek olarak, insanın doğru algılayamadığı bazı şeyler vardır ki bunlar onun kafasını daha da karıştırır. Buna izin verilemez. Hazırlıksız bir kişiye kuantum fiziğinden ve zamanın ötesindeki her türlü değişkenden bahsetmeye başlarsanız, sizin aklınızın başında olmadığını söyleyecektir.

“Mısır’dan Çıktığınız Bu Günü Hatırlayın”

Soru: Kişinin içsel manevi çalışmasında “Mısır’dan çıktığınız bu günü hatırlayın” talimatının anlamı nedir?

Cevap: Zohar’da (Paraşat Bo, §121) “Mısır’dan Çıkış’tan, Tora’da 50 kez bahsedildiği” yazılıdır. Dahası, kişinin her gün kendisini Mısır’dan çıkıyormuş gibi görmesi gerektiği söylenir, zira tüm manevi çalışmamız Mısır etrafında döner.

Kişinin egoist doğasını ıslah etme yönündeki manevi çalışması, ihsan etme niteliğinin ilk kıvılcımı olan İbrahim koşuluyla başlar. Fakat bu nitelik nasıl geliştirilebilir?

İşte bu nedenle İbrahim’in Yaradan’a sorduğu soru ortaya çıkar: “Benim soyumdan gelenler kutsal toprakları nasıl miras alacak?” (Paraşat Lech Lecha). Yani, Senin tüm ışığını alabilmem için, içimde (soyum- gelecekteki koşullarım) büyük bir ihsan etme ve sevgi arzusunu nasıl geliştirebilirim?

Cevap (Yaradan’dan İbrahim’e) şu şekildedir: “Bil ki senin soyun 400 yıl boyunca sürgünde olacak.”

Bu 400 yıl egoizmin dört seviyesini temsil eder. Başka bir deyişle, Yaradan kişiye kendisini tamamen egoizme kaptıracağını ve böylece sonsuzluğun ışığına eşit bir arzu edineceğini söyler.

İlk başta, her şeyi kendiniz için özümseme arzusuyla dolacaksınız ama sonra bunun yozlaşmış olduğunu fark edecek ve ondan kurtulmak isteyeceksiniz. Ve onu terk ettikten sonra, onu ıslah etmeye başlayacaksınız – egoizmden ihsan etmeye. Mısır’dan ayrılıp Kutsal Topraklara girmenin anlamı budur.

Böylece, edinilmiş egoizmi kademeli olarak ıslah ederek, kişi tam ıslaha (Gmar Tikkun) ulaşana kadar 125 manevi derece yükselir.

Bu şekilde, tüm manevi yolculuğumuz üç aşamadan oluşur.

  1. Başlangıç noktasından (Yaradan’ı ifşa etmeyi arzulayan İbrahim) Mısır’a girişe kadar.
  2. Mısır’da, Yaradan için çabalamanın gelişimi ki bu egoizmin büyümesine, bunun kötülük olarak tanınmasına ve bundan kurtulma arzusuna yol açar.
  3. Bu egoist arzunun tamamen dönüşene kadar ıslah edilmesi.

Her şey Mısır’ın etrafında döner: yolumuzun bir kısmı ondan önce, bir kısmı da sonradır. Mısır merkezi noktadır.

Bu nedenle, kişi her gün Mısır’dan ayrıldığını hissetmelidir; yani her gün egoist arzusunun bir parçasını alır, ıslah eder ve onun içinde yeni bir ışık alır. İşte buna yeni bir gün denir.

Ve böylece süreç tüm manevi seviyeler boyunca devam eder.

Tora’da Mısır’dan çıkıştan elli kez bahsedilir.

Grup İle Bağı Güçlendirmek

Soru: Eğer Yaradan’ı neredeyse her adımda özen ve yardım olarak hissediyorsam bu, grubumun doğru bağda ve doğru çalışmada olduğu anlamına gelir mi?

Cevap: Eğer grubun desteğini hem kötü hem de iyi durumlarda sürekli olarak hissediyorsanız, bu grubun iyi olduğu anlamına gelmez, ancak grupla olan bağlantınızın güçlü olduğu anlamına gelir.

Grup mükemmel olabilir, ancak onunla olan bağınızın kalitesi size bağlıdır.

Yaradan ile bağ kişisel olabilir, ancak o zaman bu çok küçük, tek taraflı ve hala yalnızca başlangıç aşamasındadır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 38

Akıl İle Denetim Nedir?

“Akıl” (Mocha) ve ‘kalp’ (Liba) vardır. Akıl, belirli bir hedefe yönelik sürekli ve amaçlı bir gözetimi ve koşullarımızı ve deneyimlerimizi değerlendirmeyi içerir. Kendimizi dışarıdan gözlemlememizi sağlayan eleştirel bir mekanizma gibidir. Örneğin, durağan olabiliriz, hareket edemeyebilir veya düşünemeyebiliriz ama yine de koşulumuzun farkındayızdır. Alternatif olarak, kafamız karışık olabilir, net düşünemeyebiliriz, ancak yine de kafa karışıklığımızı gözlemleyebilir ve fark edebiliriz. Böylesi bir dışarıdan bakabilme becerisi kim ve ne olduğumuzu öğrenmemize yardımcı olur. Yaradan’ın niteliklerini benimsersek, kendimizi Yaradan’ın perspektifinden görmeye başlarız. Yavaş yavaş, Yaradan’dan edindiğimiz niteliklerle özdeşleşmeye başlar ve kendi ıslah olmuş niteliklerimizi içimizdeki dışsal bir güç olan “Firavun” olarak görürüz.

Dünyanın Yaratıcısını Hissedin

Kendimi Yaradan’ın hissine uyumlamalıyım ki hislerim tüm dünyayı, O’nun içimde yarattığı her şeyi, beş duyumuz aracılığıyla hayal ettiğimiz bu dünyanın kaba görüntüsünden içsel manevi durumlara, Yaradan’ın buna karşı tutumuna ve benim bu dünyanın perdesi aracılığıyla O’na karşı tutumuma kadar algılasın.

Tüm bunları Yaradan’ın bana gösterdiği muazzam ilgi ve özen olarak hayal etmeliyim ki bu da O’nu hissetmeye başladığım bir koşula gelişimimi amaçlamaktadır. O gizlenmez; O’nu benden gizleyen benim bilincimdir.

Bir önceki koşulumda mükemmelliğe bir anlık bakışım ya da bir miktar anlayışım ve farkındalığım olduğunu düşündüysem, bir sonraki koşul bunun aksine hiçbir şey anlamadığımı, kaybolmuş hissettiğimi ve dünyanın bu karmakarışık algısıyla nasıl başa çıkacağımı bilmediğimi ortaya çıkarır.

Burada ne için çabaladığımın farkına varmalıyım. Doğal olarak, egoizmime göre, her şeyin zihnim için açık olmasını ve duygularıma ifşa edilmesini istiyorum ki böylece kendimi bir imgenin duyumları ve algılarıyla doldurabileyim ve bunun aracılığıyla bu imgenin Yaratıcısını, dünyanın Yaratıcısını görebileyim.

Dünya benim algıladığım görüntüdür. Yaradan ise onun arkasında durandır.

Bilinçsiz Gelişim

Soru: Bilinçsiz gelişimin anlamı nedir?

Cevap: Bilinçsiz gelişim, bir hayvanın insan olmaya hazırlanması anlamına gelir, çünkü en başından itibaren, bir hücreden, arzu noktasından, hiçlikten, Yaradan’a kesinlikle benzer ve eşit olacak böyle bir cihaz, böyle bir varlık geliştirmek gerekir.

Birleşmek Mi, Kişisel Sorunları Çözmek Mi?

Soru: Kişi sürekli sorun yaşıyorsa ve sürekli gruba başvuruyorsa. Grubu kullanma tutumunun eşiği nerededir?

Cevap: Fark, gruba tam olarak daha fazla birleşmesine, bağa ulaşmasına ve sorunlarım nedeniyle onları çözmekten ziyade yükselmesine izin vermek için döndüğümü anlamakta yatıyor.

Soru: Ama hedefe doğru ilerlemeyi engelleyen bir engel varsa bunun ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyorsunuz. Aynı zamanda, bu engeller bize onları iptal etmek yerine onların üzerine yükselmemiz için veriliyor. O halde gerçek nerede?

Cevap: Kişi gerçeği, yaratılışın amacına yönelik tutumunun saflığında keşfeder: ona şu ya da bu şekilde bakmak, onun üzerine çıkmak ve başkalarını rahatsız etmemek ya da tam tersine, herkesi daha da birleştirmek için onları bu sorunla uğraştırmak faydalı olacaktır. Bunu önceden bilemezsiniz.

Bir Peri Masalına Girin

Mutluluk, kişinin gerçek bir hedefi olması ve bu hedefte hiçbir şekilde ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramamasıdır çünkü bu hedef gerçek, ebedi ve mükemmeldir. O zaman kişi açıkça ona doğru ilerler.

Her zaman oradan buradan sorular gelse de, bu sorular tam da kişinin kendisini sürekli olarak bu hedefe doğru yönlendirmesi içindir. Ve o zaman her şey yoluna girecektir.

Soru: Ama bunu bir Kabalist olarak söylüyorsunuz. Sıradan bir insan için de aynı şey geçerli mi?

Cevap: Zamanımızdaki sıradan bir insan bile bunu zaten bilmelidir.

Soru: Bir hedeften bahsettiniz. Bu hedef herkes için aynı mıdır, değil midir?

Cevap: Hedef herkes için aynıdır, ama bu hedefi kim biliyor? Eğer herkesin aynı hedefe sahip olduğunu bilseydik, birbirimizle hemfikir olurduk. Bu hedefe nasıl ulaşacağımızı hep birlikte araştırmaya başlardık.

Ama şimdi herkesin kendine ait bir hedefi olduğunu hissediyoruz. Egoizm bizi parçalara ayırıyor ve hepimizin tek bir hedefe doğru birlikte hareket etmesi gerektiğini hissetmemize izin vermiyor.

Soru: Bu hedef nedir?

Cevap: Hedef çok basittir: hayatın anlamına ulaşmak.

Soru: Peki bu anlam nedir?

Cevap: Hayatın anlamı, onun anlamını bilmektir.

Hayatın anlamını hissettiğimde, kesinlikle tatmin olmuş hissediyorum! Neden var olduğumu, bana kimin rehberlik ettiğini, kime yöneldiğimi, varlığımın her anında neyi doldurduğumu ve nereye gittiğimi bilirim.

Önümde yeni ufuklar açılıyor. Kendimi Disneyland’e girmiş bir çocuk gibi hissediyorum. Ve tüm bunlar inanılmaz! Hepsi bir peri masalı! Yaradan’ın planını ifşa ederken bir insan böyle hissetmelidir.

Soru: Herkesin kendine ait bir hayat anlamı var mıdır, yok mudur?

Cevap: Bir kişi bireysel olarak bundan haz alacaktır çünkü hepimiz bu şekilde tasarlandık. Ancak kişi sürekli olarak başkalarıyla bağda olduğu gerçeğinden haz alacaktır. Bu manevi “Disneyland”in ifşası, aramızdaki bütünsel bağları giderek daha fazla ifşa ediyor olmamızdan kaynaklanmaktadır. Ve bunlar tam olarak üst dünyanın edinimi olarak ifşa olacaktır.