Category Archives: Yaradan

Ne İçin Dua Etmeliyim?

Soru: Ne için dua edebiliriz ve ne için dua etmeliyiz?

Cevap: Her şey için dua etmeli ve sadece Yaradan’a yönelmeliyiz çünkü başımıza gelen her şeyin kaynağı O’dur. Doğrudan O’ndan gelmeyen hiçbir şey yoktur.

Yaradan bizi bir arada tutan güç alanıdır. Biz bu alanda varız ve dua ettiğimizde, arzularımızla bu alanın ve onun fiziksel güçlerinin arzusunu uyandırırız, ki bu güçler ihsan etmek için çalıştıkları için bizim için hala zorlayıcıdırlar.

Biz egoistler almak için çalışırız ve bu alan manevidir; vermek için çalışır ve bu nedenle bunu hissetmeyiz. Ancak birleşmeyi istemeye ve egoizmin üzerine çıkmaya başladığımız an, Yaradan’ın alanına bir şekilde benzer hale geliriz.

O zaman onu etkileriz ve o da bizi etkiler. Bunlar fizik kanunlarıdır. Burada doğaüstü hiçbir şey yoktur.

Bu nedenle, tek bir hücrenin çalışmasından tüm organizmaya, akrabalarımızla, dostlarımızla ve dünyayla, her şeyle ve herkesle etkileşime kadar her şeyi, her küçük şeyi isteyebiliriz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 5

Tek Kalp, Tek His ve Tek Kaynakta Neden Bu Kadar Çok Ayrım Var?

Her seviyede, aracılıklarıyla Yaradan’ı ve O’nunla olan ilişkimizi hissettiğimiz duyusal araçlarımızı gittikçe daha fazla ıslah ediyoruz. O zaman dualarımız daha samimi hale gelir.

Özgecil Parça

Soru: Bilginin egoizm içinde hissettiğimiz şey olduğunu söylediniz. Bu, inancın onun üzerine inşa etmeye çalıştığımız şey, yani ruhumuz olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet, bilgi egoizmdir ve inanç özgeciliktir, kendim için değil başkası için hareket ettiğimde bunun tam tersi bir niteliktir.

Yaradan egoizmi birçok parçaya ayırdı, böylece ya kendi egoist parçamdan ya da başkalarının iyiliği için çalışabilirim. Bu benim özgecil parçam olur.

Eğer Yaradan kabı kırmamış olsaydı, ihsan etme niteliğine ulaşmamın hiçbir yolu olmazdı. Kime ihsan edecektim? Ancak şimdi, kendi dışımda birine ihsan etmek zorundayım. Bu diğer kişi bir zamanlar benim bir parçamdı. Adem’in parçalanmasından önce hepimiz tek bir bedendeydik. Şimdi onlar benim dışımda, bu yüzden onlardan nefret ediyor ve reddediyorum.

Ama sanki benimle birlikte tek bir arzu içinde, tek bir bedende, tek bir bütünmüş gibi onlar üzerinde çalışırsam, o zaman özgecil davranmış olurum.

Yaradan’ın Gözleriyle Hareket Edin

Soru: Bazen Yaradan’ı ifşa etmek için çabalamamız gerektiğini, bazen de mantık ötesi inançla hareket etmemiz gerektiğini söylüyoruz. Neden körü körüne gitmeliyiz?

Cevap: Mantık ötesi inançla hareket etmek, Yaradan’ın gözleriyle yürümek demektir, körü körüne değil. Manevi dünyayı egoist bakış açınızla göremezsiniz, ancak egoizmin üzerine çıkarsanız görürsünüz.

Bu nedenle, mantık ötesi inançla yürümek için koşul verilmiştir. Sadece başka bir duyu organına ihtiyacınız var ve ona yönlendiriliyorsunuz.

Hata Yapmaktan Korkmayın

Soru: Bir kişinin hem iyi hem de kötü bir eğilimi olduğu ve bedeninin belirli bir emri yerine getirmeyi kabul edip etmediğini test etmesi gerektiği söylenir. Manevi yolda beden (kötü eğilimimiz) her zaman iyi eğilime karşı çıkar. Onun rızasını kazanmak ne anlama gelir?

Cevap: Emri yerine getirmeyi gerçekten istiyormuş gibi biraz çaba göstermeli ve bunun yaratılışın doğasıyla ne kadar çeliştiğini hissetmelisiniz. Sonra bundan geri adım atın ve Yaradan’dan aynı eylemi gerçekleştirmenize yardım etmesini talep etmek için güç bulun.

Soru: Peki ya eylemi gerçekleştirirsem ve hata yaparsam?

Cevap: O zaman bir hata yapmışsınızdır. Bu, Yaradan’dan size hatalı olduğunuzu, kötü bir eylemde bulunduğunuzu, hatta belki de Yaradan’a karşı korkunç, berbat bir eylemde bulunduğunuzu, ama şimdi bunu fark ettiğinizi ve bundan derin pişmanlık duyduğunuzu açıklamasını isteyebileceğiniz anlamına gelir. Böyle bir durumda, eylem sanki hiç olmamış gibi silinir.

Soru: Onlu çalışmasında sık sık bazı dostlar birliğe doğru belirli bir eylemde bulunmayı kabul ederken, diğerleri bunun yanlış olduğuna inanır. Harekete geçmenin ve eylemin doğru olup olmadığını görmenin daha iyi olduğu gerçeği bize nasıl rehberlik edebilir?

Cevap: Uygulamada gerekli olduğuna inandığınız her şeyi yerine getirmelisiniz. Eylem yanlış, verimsiz veya Yaradan’ın iradesine aykırı olsa bile, yine de ondan çok şey öğreneceksiniz. Bu nedenle, hiçbir koşulda kendinizi geri tutmamalısınız; yapabileceğiniz her şeyi yapın.

Kafa Karışıklığı Bizi Bunalttığında

Soru: Yaradan, doğru olanı seçebilmemiz için kafamızı karıştırmak amacıyla bize bazen gereksiz arzular mı gönderiyor?

Cevap: Eğer böyle yapıyorsa, bu da bir yardımdır.

Soru: Bu kafa karışıklığından nasıl doğru bir şekilde çıkabilir ve bunu O’na yaklaşmak için kullanabiliriz?

Cevap: Geçecektir. Böyle pek çok koşuldan geçeceksiniz ve sonunda her şey açıklığa kavuşacak.

Kafanız mı karışık? Karmakarışık düşüncelerinizi yazın ve bize gönderin; dostlarımız bunları analiz edecek ve size cevap verecektir.

Soru: Yaradan neden hata yapmamıza izin veriyor?

Cevap: Islah edecek bir şeyimiz olsun diye.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 4

Yaradan’a Karşı Tutuma Neden Dua Denir?

Kalbimizde hissettiğimiz tüm duygular Yaradan’dan kaynaklanır ve bu nedenle kalpteki duyguya “dua” denmez. Dua bizim Yaradan’a yakarışımızdır. İbranice “dua” (Lehitpalel) kelimesi, “yargılamak” (Lehaflil) kelimesinden gelir, yani kendi kendini yargılamaktır, duygularımızın kaynağı olan Yaradan’la olan bağımızın bir değerlendirmesidir.

Duygularımızın kaynağı iyi ve yardımsever olduğu için, duamız duygularımız ile bu iyilik ve yardımseverlik arasındaki farkı ifade eder. Kalbimizdeki kusurun boyutunu keşfederiz. Dua, kişi ile Yaradan arasındaki farkın hissedilmesidir.

Başka bir deyişle, Yaradan’ın kalbimizi doldurduğu şey ile kalbimizin hissettiği ve bizim nasıl karşılık verdiğimiz arasındaki farkı ölçecek olsaydık, kusurumuzun boyutunu görürdük. Aynı şekilde, eğer tamamen ıslah olmuş olsaydık, kendimizi tamamen iyi ve yardımsever hissederdik. Hissimiz ne kadar zıt olursa, kusurumuzun göstergesi de o kadar büyük olur.

Bu sadece kusurumuzun seviyesini değil, aynı zamanda manevi konumumuzu da gösterir. Yaradan 620 kanalın hepsinden iyilik ve yardımseverlik gücü verdiğinden, hangi kanalları daha çok ya da daha az, nerede iyi ya da kötü hissettiğimizi bilebiliriz.

Eğer ruhun tam bir resmine sahipsek, her şeyi algılar ve hissederiz, her seviyede nerede olduğumuzu biliriz ve mevcut durumumuza kıyasla ıslah olmuş durumumuzun net bir resmine sahip oluruz. Yaradan’a karşı tutumumuzu değerlendirdiğimiz tüm yönlere toplu olarak “dua” denir.

Her Şeyin Ötesinde Niyet

Soru: Deneyimlediğimiz tüm hazların Yaradan’ın rızası için yönlendirildiği bir koşula ulaşmamız gerekiyor. Bu koşulu kendi içimizde nasıl geliştirebiliriz?

Cevap: Bunu kendi başımıza başaramayız. Ancak, kendimizi yavaş yavaş bu hedefe yönlendirir ve eylemlerimizi kabul etmesi için Yaradan’la ilişkilendirirsek, o zaman buna uygun hisler, arzular ve niyetler içimizde birikir. Sonuç olarak, niyetlerimizde yeterince güç topladığımızda, bize Lişma (Yaradan’ın rızası için) niteliği bahşedilir.

Ben bir egoist olarak yaratıldım ve öncelikli kaygım kendi egoizmimi tatmin etmektir. Ancak egoist arzularımın üzerine çıkar ve sadece dostlarıma ve Yaradan’a öncelik verirsem, onların iyiliği için çalıştığım ortaya çıkar. Bu, “kendi rızam için”den “Yaradan’ın rızası için”e geçişi oluşturur.

Soru: Fakat “Yaradan’ın rızası için”e geçmek için, her bir arzumdan önce “Yaradan ve dostlar” filtresi olmalı ve ancak ondan sonra mı kabul edilmeli?

Cevap: Evet, kesinlikle. Öncelikle bir niyet olmalı: bu eylemi ne için, kimin için ve kimin uğruna yapıyorum?

Soru: Yani Lişma’nın niyeti özünde Yaradan için olanla olmayanı, neyi alabileceğimi ve neyi alamayacağımı inceleme ve ayırma gücünü mü içerir? Başka bir deyişle, bu bir hesaplama mıdır?

Cevap: Evet, bu bir hesaplamadır. Dahası, Lişma ile ilgili olarak içinde bulunduğunuz koşulu tam olarak belirleyebileceğiniz hisler, bilgi ve duyumlar içinde bir hesaplamadır.

Bizi Kim Birleştirir?

Soru: 2013 yılında onlularda çalışmaya başladık. Bir onlu oluşturmak ve doğru niyete ulaşmak adına kuralları belirlemek için çok çaba ve kaynak harcadık. Bu içeriği her zaman gruplara temel olarak vermeye çalıştık, ancak başarısız olduk.

Şimdi bu kuralları onluda kullanmak için iyi bir fırsat olabilir mi?

Cevap: Aslında ortak kurallarımız var ama bunlar her seferinde farklı algılanıyor çünkü arzularımız ve dolayısıyla aramızdaki kombinasyonlar sürekli değişiyor. Yani, ortak arzular ağımız değişmektedir. Dolayısıyla bağ koşulları bize her zaman farklı görünür. Bu böyle devam edecektir.

Onların değiştiğini ve bilerek bizden kaçtıklarını görünce, Yaradan’dan bizi birleştirmesini istemeliyiz. Aynı zamanda, görünüşte aletlerimizle cıvataları sıktığımızda ve aynı anda aramızda bir bağa geldiğimizde sağduyumuza, bilgimize veya anlayışımıza güvenmiyoruz. Kendimizi birleştirmeyi başaramamamızın bir amacı vardır. Bunu yalnızca Yaradan yapar.

Sonunda, O bunu yapmadan önce, O’nun yardımı için bir haykırış oluşturmalıyız, yoksa başaramayız!

Bu haykırışa ulaşmak için, başarımızı garantilemek için, elimizden gelenin en iyisini yapmalı ve sonunda bundan hiçbir şey çıkmayacağını fark etmeliyiz. İşte o zaman gerçekten haykıracağız ve her şey yoluna girecek.

Genel olarak tüm söyledikleriniz doğru, ancak bir unsur eksik – bizi yalnızca Yaradan birleştirir.

Yaradan Kişiye Kimin Ruhunu Verir?

Soru: İkinci sınıf öğrencisi Stasik, Yaradan’a sorar: “Bana kendi ruhumu mu verdin yoksa başkasınınkini mi?”

Cevap: Hayır, kendi ruhunuzu aldınız. Ancak bundan memnun değilseniz, ıslah etmek için çalışabilirsiniz.

Soru: Kişi ne tür bir ruhu hedeflemelidir?

Cevap: Herkesi seven bir ruh.

Soru: İnsanlar bu arzuya sahip midir?

Cevap: Sanmıyorum.

Soru: Peki ya çocuklar?

Cevap: Kişisel olarak, çocukların yetişkinlere göre ıslaha daha meyilli olduklarını düşünüyorum. Yetişkinler zaten kendi yöntemlerine alışmışlardır ve işlerin daha iyiye gitmeyeceğine ve gidemeyeceğine inanırlar ve sadece sahip oldukları şeyi kabul etmelidirler.

Soru: Çocuklar hala umutlarını koruyorlar mı?

Cevap: Evet.

Yorum: İdeal olarak, deneyimle birlikte biz yapmalıyız…

Cevabım: Ama biz yapmıyoruz. Sahip olduklarımıza direnecek sabrı, deneyimi ya da kararlılığı nereden bulacağız? Onu olduğu gibi kabul ediyoruz.

Soru: Bunun nedeni aldığımız darbeler mi? Sürekli aksilikler yaşadığımız ve darbeler aldığımız için mi?

Cevap: Evet, çünkü kendimizi ıslah etmek için çok tembeliz.