Category Archives: Yaradan

Parazitler Hiç Cezalandırılacak Mı?

Yorum: Bir mektuptan: “Her zaman nezaket ve sevgiden bahsediyorsunuz ama gerçekte insanlar birbirlerine parazit gibi davranıyor.”

Yanıtım: Elbette.

Soru: “Ve bu dünyadaki en nazik insanlar başkalarından ve kaderden en çok darbeyi alırlar. Yani seçim ya hayatta bir parazit olmak ya da parazitlerden acı çekmektir. Lütfen bu dünyada neden nazik olunması gerektiğini ve bunu neden tavsiye ettiğinizi açıklar mısınız?”

Cevap: Çünkü eğer nazik olursak, Yaradan gibi oluruz. O zaman hem bu dünyada hem de öbür dünyada bizim için daha iyi ve daha kolay olacaktır.

Yorum: Ancak bu kişi bunun parazitler, başkalarını kullananlar ve bu şekilde yaşayanlar için daha iyi olduğuna inanıyor.

Yanıtım: Ona öyle görünüyor. Küçük, sınırlı koşullarda bir ölçüde haklı olabilir. Ama hayatın genelinde, hayır.

Yorum: Yani çocukları hala iyi ilişkilerle, arkadaşlık, terbiye ve benzeri kavramlarla yetiştirmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Ve büyük resme baktığımızda bunun doğru olduğunu söylüyorsunuz.

Yanıtım: Evet.

Yorum: Ama onun dediği gibi odağımızı daraltırsak, parazitler sadece…

Yanıtım: Odağınızı daralttığınızda, kendinizi münferit vakalarla sınırlamış olursunuz. Ve o zaman, elbette, egoist olmak daha iyi görünüyor. Ancak hayata bir bütün olarak bakarsanız, bir insana ne kaldığına ve sonunda nereye gittiğine bakarsanız, o zaman nazik olmak açıkça daha iyidir.

Soru: Söyler misiniz, bu iyilik insana geri döner mi?

Cevap: Tam olarak “geri dönmez”. Size her şeyin neden bu şekilde yapıldığını ve nazik davranmanın hala nasıl daha iyi olduğunu anlama becerisi kazandırır.

Soru: Bu önemli mi?

Cevap: Önemlidir.

Yorum: Şu anda iyiliğin, size iyilik olarak geri döneceğini bile söylemiyorsunuz.

Yanıtım: Biz bunu göremiyoruz.

Soru: Ama küresel olarak bakarsak, yine de geri döner mi?

Cevap: Bizim dünyamızda değil.

Soru: Çok kesin konuşuyorsunuz: eğer iyilik yaparsanız, iyilik size geri dönmez mi?

Cevap: Evet.

Soru: Ama bundan iyilik yapmamamız gerektiği sonucunu çıkarmamalıyız? Devam mı etmeliyiz?

Cevap: Evet, devam etmeliyiz.

Soru: Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını ve bizim de O’nun gibi olmamız gerektiğini söyleyerek başladınız. Bu bana hiç geri dönecek mi? Yoksa bunu hiç düşünmemeli miyim?

Cevap: Bu şekilde düşünmeniz ve bu şekilde hareket edebilmeniz zaten Yaradan’ın ihsanıdır. Bu zaten bir ödüldür.

Soru: Peki ya dediği gibi parazit olanlar, onlara ne oluyor? Onlar hakkında sormak istiyorum.

Cevap: Onlar kâr paylarını hesaplarlar ve mutlu olduklarını sanırlar.

Soru: Peki sizce mutlu değiller mi?

Cevap: Hayır.

Soru: Egoist bir soru olarak diyebilir miyiz ki, hayatlarını bitirdikten sonra, başka bir dünyada, parazit oldukları için cezalandırılacaklar mı? Ya da cezalandırılmayacaklar mı? Ceza olacak mı?

Cevap: Evet, hiç şüphesiz! Ve bu öyle bir şekilde olacak ki, ilk başta bunu anlamayacaklar bile.

Soru: Ama gelecek mi? Yaradan bir insana böyle mi öğretir?

Cevap: Evet.

Soru: Böyle acı çekerek mi?

Cevap: Kişiye öğreten Yaradan değildir; bu doğanın genel bir yasasıdır: bir insanın yaptığı her şey telafi edilmelidir – iyiliğe iyilikle, kötülüğe kötülükle karşılık verilmelidir.

Harekete Geçin!

Soru: Bir kişinin alma arzusu uyandığında, onu onlu aracılığıyla Yaradan’a yükseltirler. Bu arzunun Yaradan tarafından ıslah edilmesi ne anlama gelir ve daha sonra nasıl “Lişma”ya dönüşür?

Cevap: Yaradan’a yükselme arzusu O’na duyulan ihtiyaç hissiyle ifade edilir. Bu ihtiyaç duadır. Bir sonraki, daha yüksek dereceye yükselir. Oradan ışık iner ve üst ile alt arasında bir bağ başlar. Bu temelde, aşağı olan ıslah edilir, kendini değiştirir ve böylece aşağıdan yukarıya doğru hareket gerçekleşir. Bu bağın sonucu manevi perdedir.

Soru: Yani Yaradan’la temas kişiyi değiştirir. Bir perde almak bu anlama mı gelir? Ve bundan sonra derhal Yaradan uğruna hareket edebilirler mi?

Cevap: Evet.

Soru: Görünüşe göre en kritik nokta benim MAN’ı yükselttiğim ve Yaradan’ın beni etkilemeye başladığı zaman mı? Onlu olarak, MAN’ı yükselttiğimiz ve O’nun bizi değiştirmeye başladığı duruma nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Gözünüzde canlandırın, harekete geçin ve bu kendiliğinden gerçekleşecektir.

Emirlerle Çalışmak

Soru: Sıradan hayatımızı nasıl emirlere dönüştürebilir ve her şeyi Yaradan’a bağlayabiliriz?

Cevap: Bunu yapmak için Yaradan’ın direktiflerinin anlamını anlamamız gerekir. Hayatımızdaki her şey, O’nun rızası için eylemlere yönlendirilebilir.

Eylemlerimizin sonuçları sayesinde neyi başardığımızı ve Yaradan’a ne kadar yaklaştığımızı hissedeceğiz ve bu böyle devam edecek.

Emirlerle doğru bir şekilde çalışmak, O’na memnuniyet getirmek için onları yerine getirmek anlamına gelir.

Soru: Peki ya bunun ne anlama geldiğini hala anlamadıysam?

Cevap: O zaman sadece O’na daha yakın olmak için çabalayın.

Onlunun Keter’i

Onlunun Keter’i bizim Yaradan’ı, O’nun kim olduğunu algılayışımızdır. O bizim üzerimizde var olur ve bizi yönetir ve yaptığımız her şey yalnızca O’nunla bağ kurmak içindir. İçimizdeki her şeyi düzenleyen ve ilişki kurduğumuz bu gücün algısına Keter denir, tıpkı başı süsleyen bir taç gibi.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 200

Soru: Yaradan’ın emrini yerine getiren “İsrail’in” özgür manevi eylemi nedir?

Cevap: Yaradan gibi olmak.

Soru: Yaradan’a gerçek ihsan etme içinde olmak için engellerin üzerinde çalışmanın doğru yolu nedir?

Cevap: Doğru çalışma, egoizminizi dinlemek değil, Yaradan’ın gözünde hoş olanı yapmaktır.

Soru: Bizler bir eylem dünyasında yaşıyoruz. İçimizden kötülüğün değil, sadece iyiliğin akmasına izin verecek şekilde nasıl hareket edebiliriz?

Cevap: Bu ancak emirleri yerine getirerek başarılabilir. Yaradan’ın arzularını yerine getirmek bir emir olarak kabul edilir. O’nun isteğini yerine getirerek, kendimizi yavaş yavaş kötülükten uzaklaştırır ve iyiliğe doğru ilerleriz.

Soru: Kişi kötü eğilimini nasıl “sünnet edebilir”? Onunla pazarlık mı yaparız, onunla agresif bir şekilde yüzleşir miyiz, ona bir ödül mü vaat ederiz ya da kurban mı keseriz?

Cevap: Yaradan’a dönmeli ve O’ndan tüm egoist arzuları sizden uzaklaştırmasını istemelisiniz, bundan daha fazlası değil.

Soru: Tüm grup birlikte nasıl bir perde inşa edebilir, yoksa bu bireysel bir çaba mıdır?

Cevap: Bu aranızdaki bağa bağlıdır.

Ana Kaynakları Okumak

Soru: Ana kaynaklardan çok sayıda alıntı okurken, Yaradan’a karşı tutumumuz önemli ölçüde değişir. Bu koşula karşı tarif edilmesi zor olan inanılmaz bir sevgi doğar. Bu bir tür sevinç, olağanüstü bir şeye dâhil olmadır. Kişi sadece haz almak için değil, aynı zamanda Yaradan’a memnuniyet getirmek için nasıl doğru bir şekilde alabilir?

Cevap: Nasıl doğru bir şekilde alabilirsiniz? Sadece bu tepkiyi ihsan etmeye dönüştürebilirseniz almalısınız. O zaman kabul edersiniz ki, Yaradan’dan alarak O’na ihsan edebilir ve O’na daha yakın olabilirsiniz.

Soru: Kaynakları okurken her zaman bir niyet oluşturmaya çalışırım. Bu niyetin kendisi zaten bir ihsan etme eylemi midir ve bundan haz almak sorun değil mi?

Bu anı kavramakta zorlanıyorum çünkü okumada ortaya çıkan Yaradan’ın ışığından, yüceliğinden ve bilgeliğinden olağanüstü bir haz geliyor. Bunun tarafından tüketilmekten nasıl kaçınabilirim ve bunun yerine O’na hemen ihsan edebilirim?

Cevap: Hayır, kesinlikle etkilenmiş olmalısınız. Bu izlenimlerin kaynağı olarak tam tersine, O’na karşı bir tutuma dönüşmemiz gereken bu izlenimlerdir.

Yaradan’ın Yardımını Ummak

Soru: Şehina’yı aramızda pratik olarak nasıl hissedebiliriz? Onu aynı anda mı yoksa her kişi kendi içinde olmak üzere farklı zamanlarda mı hissetmeliyiz?

Cevap: Gruptaki herkes bunu hissetmeli ama aynı anda olması şart değil. Bazıları şimdi, bazıları bir hafta sonra, diğerleri bir ay sonra vs. hissedebilir. Ama herkes bunu hissetmeye gelmelidir.

Soru: Yaradan’ı edinmeden önce denemelerimiz ne kadar sürecek?

Cevap: Egoizminizle meşgul olduğunuz sürece. Bunun üzerine çıktığınız anda, tüm denemeler sona erecektir.

Soru: Rabaş’ın “Toplumun Amacı – 1” adlı makalesinde şöyle yazar: Ve bu amaca henüz ulaşmamış olsak da, ona ulaşma arzusuna sahibiz. Ve bu da bizim tarafımızdan takdir edilmelidir, çünkü yolun başında olsak bile, bu yüce hedefe ulaşmayı umuyoruz.

Başkalarına kefil olamadığımız için mi “umut ediyoruz”?

Cevap: Hayır, bunun nedeni bizi yüceltecek ve bize doğru, iyi düşünceler ve eylemler verecek olan Yaradan’ın yardımını ummamızdır.

Yaradan Her Şeydir

Yaradan ile çok karmaşık bir ilişkimiz vardır. O bir yandan bir dosttur; diğer yandan bir efendidir ve bir başka açıdan da ıslah eden, dolduran bir güçtür.

Yaradan her şeydir. O tek bir varlık olarak tanımlanamaz. Herhangi bir anda hissettiğim her şey, ilişki kurduğum, aldığım veya bağlandığım her şey Yaradan’dır.

O zaman grup benim algımda kaybolur. Bu benim Kli’m, yani aracılığıyla Yaradan’ı hissettiğim duyu haline gelir.

Neden Planlarımız Yaradan’ı Güldürür?

Soru: Bir adamın Tanrı’ya sormasıyla ilgili bir fıkra vardır: “Tanrım, seni güldürmenin en iyi yolu nedir?” Tanrı cevap verir: “Bana planlarından bahset.”

Neden planlarımız Yaradan’ı güldürür?

Cevap: Çünkü kişi plan yaptığında, sanki geleceği planlayabilecekmiş gibi, kendisini olup bitenlerin üzerinde görür. Bu hiç de haklı bir düşünce değildir. Bu nedenle, elbette O’nu güldürür.

Soru: Gerçekçi olalım. Kişi yaz için, tatil için planlar yapıyor. Ben de o gün için bir plan yapıyorum, bugün ne yapmam gerektiğini yazıyorum vs. Buna plan yapmak denir mi?

Cevap: Woland’ın ne dediğini hatırlıyor musunuz? Bir kişi kendini gelecek için programlayamaz. Bunu yapabilmesi için en az 1000 yıl önceden ne olacağını bilmesi gerekir.

Ben herhangi bir şeyi programlayabileceğimizi söyleyemem.

Soru: Plansız yaşamak mümkün mü?

Cevap: Planlarınızı bir kenara bırakır ve bir sonraki, daha yüksek seviyenin planlarını kabul ederseniz, plansız yaşamak mümkündür.

Soru: Bunlar ne tür planlar? O zaman hangi plana göre yaşayacağım?

Cevap: Üst doğanın, Yaradan’ın planına göre yaşarsınız.

Soru: Peki bu ne tür bir plandır?

Cevap: Bu, hayal edebileceğiniz her şeyin tek bir şey olduğu anlamına gelir: O’nunla yakın temas içinde olmak.

Soru: Ve bu artık O’nu güldürmüyor mu?

Cevap: Bu O’nu güldürmez. Siz sadece bunu başarmak istiyorsunuz ve ne olacağı sizin için önemsiz. Önemli olan sadece bu planların sizde gerçekleşmesini istemenizdir.

Soru: Yaradan’ın planlarının ne olduğunu bilmekle bile ilgilenmiyor musunuz? Sadece kendinizi tamamen adıyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Bir insan böyle yaşayabilir mi?

Cevap: O’nun planlarını gerçekten kontrol edecek misiniz?

Soru: Ben gerçekten yapamam. Ancak yine de, bunu telaffuz etmek bile birileri için korkutucu olabilir. Ya O’nun şöyle planları varsa…

Cevap: Her neyse, bunlar zaten üst planlar.

Soru: Yani bir üst planın önünde benim tamamen iptal olmamla mı ilgili?

Cevap: Evet.

Soru: Bu Yaradan’ı güldürüyor mu?

Cevap: Yaradan sevinir.

Soru: Beni neden böyle “büktüğünü” söyleyebilir misiniz?

Cevap: Planlarınızı bilinçli olarak değiştirmek isteyesiniz diye.

Soru: Yani ruhumu alıp bastırıyor muyum?

Cevap: Evet.

Soru: Tüm bunların benim gururum olduğunu, şu anda genel olarak gururdan bahsettiğimizi söyleyebilir miyim?

Cevap: Elbette.

Yorum: Ve Yaradan ondan şunu istiyor…

Cevabım: Kendi başına çıkarmasını istiyor.

Yorum: O’nun üzerimizde gerçekleştirdiği operasyon pratikte anestezisizdir.

Cevabım: Kişi kendisinde kötü olan ve kendisine müdahale eden şeyin bu olduğunun farkına varmalıdır.

Soru: Peki burada ağrı kesici yok mu? Acıya katlanmak gerekli mi?

Cevap: Evet.

Soru: Hangisi daha önemli: sonucun kendisi mi yoksa planlama süreci mi?

Cevap: Elbette her ikisi de diyebilirim. Ancak asıl önemli olan hala sonuçtur.

Soru: Örneğin planlar suya düştüğünde. Pek çok insanın planları suya düşer ve bugün bunların pek çoğu suya düşmüş durumda. Bir kişi buna verdiği tepkiden daha farklı bir tepki verebilir mi? Bir şekilde daha sakince.

Cevap: Bu onun hazırlığına bağlıdır. Eğer tüm planlarının gerçekleşmeyeceği ve onları Yaradan’ın planlarıyla değiştirmek zorunda kalacağı gerçeğine önceden hazırlanmışsa, o zaman bunu sakince atlatacaktır.

Soru: Yani, ben planlıyorum ama olacak olan Yaradan’ın istediği şey mi?

Cevap: Evet.

Soru: “Planlıyorum” cümlesinin doğru başlangıcı bu mudur?

Cevap: Bir kişinin plan yapması gereklidir. Ancak her halükarda gerçekleşecek olanın kendisinin değil Yaradan’ın planları olduğuna kendini ikna etmelidir.

Soru: Yani ben istediğimi yapacağım ve Yaradan’ın karar verdiği gibi mi olacak?

Cevap: Evet.

Soru: Bu şekilde mi yaşamalıyız? Bu doğru bir mesaj mı?

Cevap: Evet. Her zaman şunu eklersiniz: “Eğer Yaradan isterse.”

Manevi Çalışmada Bir Dost

Soru: Onluda bir dost ne demektir?

Cevap: Dosta “haver” denir. “Haver”, ‘hibur’ yani bağ kelimesinden gelir. Bağ, doğal arzularımızda farklı olduğumuzu ve aynı zamanda tek bir amaçta birleştiğimizi ima eder.

Diyelim ki bir Kli ve ikinci bir Kli var ve bunlar birbirleriyle bağ kuramazlar ama birleştikleri tek bir hedefe ulaşmak için çalışabilirler yani sadece Yaradan’da birleşiriz ve başka hiçbir şekilde birleşmeyiz.

Yaradan’da birleşmek, O’nunla bütünleşmek için kendi egoizmlerini iptal etmeye hazır olan egoistlere dost denir. Ya kadın ya da erkek, ama aynı cinsiyetten. Bizi sadece Yaradan birleştirebilir ve biz de bunu sadece O’ndan isteyebiliriz. Bu gerçek bir dua olmasa bile, yine de talep edebiliriz.

Eğer kişi, Yaradan’a ulaşma hedefini seçerse, o zaman bu ancak farklı arzuları tek bir hedefte birleştirerek başarılabilir. Bu nedenle en küçük grubun iki kişi olduğu söylenir.

Ancak bütün bir grup oluşturmak için on kişi olması arzu edilir. Rabaş ilk makalelerinden birinde bunu yazar, dokuz kişi değil, on bir kişi değil, tam olarak on kişi. Bu neden böyledir? Bunu direkt ışığın dört safhasının ortaya çıkışında, on Sefirot’un yapısında öğreniyoruz.