Category Archives: Yaradan

Düşüş Ve Sürgün Arasındaki Fark

Soru: Düşüş ve sürgün arasındaki fark nedir ve bunları karıştırmaktan nasıl kaçınabiliriz?

Cevap: Düşüş, benim gözümde maneviyatın önemini yitirmesidir. Daha önce sahip olduğumla karşılaştırdığımda, artık düştüğümü ve maneviyata eskisi kadar değer vermediğimi hissediyorum. Beni daha sonraki bir yükselişe götürmek için bir düşüş gereklidir.

Sürgün, maneviyatla hiçbir bağımın olmadığı bir koşuldur, ne düşüşlerle ne de yükselişlerle. Basitçe maneviyattan kopmuş durumdayım, yani ona az ya da çok bağlı hissetmiyorum ve beni ilgilendirmiyor.

Eğer beni ilgilendiriyorsa, dün hissettiğimden çok daha kötü hissediyorsam, o zaman bu sürgün değil, Yaradan’ın beni O’na dönmeye çağırdığı bir düşüştür.

Manevi Ve Maddesel Hayatı Nasıl Dengeleyebilirim?

Soru: Hayvan seviyesinde bir insan olarak büyüyor ve gelişiyorum ve hayvansal arzularım sürekli artıyor. Ama maneviyatla meşgul olursam, manevi arzularım da sürekli büyüyor. Sonunda hiçbir şeye odaklanamıyorum ve bir şeyden diğerine sürüklenip duruyorum. Manevi ve maddesel hayatı nasıl dengeleyebilirim?

Cevap: Bu bizim tarafımızdan dengelenmez. Kişi, hayvansal yaşamına makul bir şekilde bakmalı ve geri kalan tüm zamanını ve çabasını manevi edinime adamalıdır, bu da Yaradan’a daha çok benzemek için onluda başkalarıyla bağ kurmak için çabalamak anlamına gelir.

Bir kadına evlenmesi ve çocuk sahibi olması gerektiğini söyleyemem, bu onun kişisel kararıdır. Erkeklere gelince, onlar prensip olarak kadınlardan daha fazla evlenmekle yükümlüdürler. Erkekleri evlenmeye teşvik ediyoruz çünkü daha istikrarlı, gayretli ve tutarlı oluyorlar. Ancak bir kadın kendi başına istikrarlıdır, bu nedenle onun için bu kadar katı gereklilikler yoktur.

Nihayetinde bir kadının evlenip evlenmemesi kendi tercihidir. Ancak amaç, maneviyata mümkün olduğunca çok zaman ayırmak ve maddi şeylere, orijinal kaynaktan alıntı yapayım, sadece gerekli miktarda zaman ayırmaktır.

Ve hayatınıza biraz daha neşe katın; bu çok gerekli. Hayatta neşe hissetmiyorsanız, rahatsızlığınız için Yaradan’ı suçluyorsunuz demektir.

Kişi Nasıl Manevi Dünyada Doğar?

Soru: Bir izleyici soruyor: “Geçenlerde bir sorumu, Tora’da doğumdan bahsedildiğinde bunun fiziksel doğumla ilgili olmadığı ve bir çocuğun doğduğunu söylediğinde manevi doğuma atıfta bulunduğu şeklinde cevapladınız. Manevi olarak doğmak ne anlama gelir?”

Cevap: Manevi olarak doğmak, egoizmin üzerine çıkmak ve ihsan etme niteliğine yükselmek anlamına gelir.

Soru: “İbrahim’e İshak doğdu, Yakup doğdu” derken kastedilen bu mudur? Bu aşamalı bir doğum süreci midir?

Cevap: Evet.

Soru: “Neden bir ruhun bir insana doğduğu ve ona örneğin İbrahim adının verildiği açıkça yazılmıyor?” diye soruyor arkadaşımız. Neden doğrudan belirtilmiyor?

Cevap: Bence bu metinleri yazanlar ve okuyanlar için her şey açıktı. Neyin yazılması gerektiğini ve neyin yazılmaması gerektiğini anlayacak derecedeydiler.

Soru: Yani bugün biz bunu tarihi bir hikaye olarak okuyoruz ama gerçekte onlar bunu ruhun bir yolu olarak mı okuyorlardı?

Cevap: Evet.

Soru: Başka bir soru: “Ayrıca maddesellikte değil ama maneviyatta bir düşük kavramı olduğunu duydum. Bu ne anlama geliyor?”

Cevap: Düşük, egoizmin üstesinden gelmek ve özgeciliğe doğru ilerlemek yerine tam tersi olduğunda gerçekleşir – özgecilik bastırılır ve egoizm galip gelir. Dolayısıyla kişi tekrar egoizme düşer.

Soru: Egoizmin artması mı? Yani düşük burada mı gerçekleşiyor?

Cevap: Evet, o noktada zaten bir düşük söz konusudur.

Soru: Hamileliğin dokuz ayı, manevi anlamda ne demektir?

Cevap: Bunlar, Malhut’tan Keter’e kadar geçmemiz gereken dokuz Sefirot’tur. Ancak o zaman manevi doğum için hazır oluruz.

Soru: Malhut’tan Keter’e olan bu hareket neyi temsil eder?

Cevap: Alma arzusundan (kişinin başladığı yer) ihsan etme arzusuna geçişi temsil eder. Bu, kişinin aniden ihsan etmeyi arzulaması değil, Yaradan’ın niteliğiyle birleşmek istemesidir.

Soru: Dokuz aydan geçmekle kastedilen de bu mudur?

Cevap: Evet.

Soru: Manevi açıdan, embriyonun doğumdan önce başını aşağı çevirmemesi ne anlama gelir?

Cevap: Bu bir problemdir. Döndürülmesi gerekir.

Soru: Döndüğü zaman ne anlama gelir?

Cevap: Kişinin dünyaya karşı tutumunu değiştirdiği ve yeni bir bakış açısıyla çıkmaya hazır olduğu anlamına gelir. Başlangıçta başları yukarıdadır, kendilerine odaklanmışlardır ama şimdi başlarını aşağı çevirirler ve dünyaya girmeye hazırdırlar.

Soru: Başın eğik olması neden doğuma hazır olmanın bir işaretidir?

Cevap: Kişinin önceki tüm niteliklerini, daha ileri manevi gelişim için uygun bulmadığını gösterir.

Soru: Egoist nitelikler mi?

Cevap: Evet. Bu yüzden başları aşağı düşer. Kişi maddi dünyamızda gördüğümüz gibi dar bir geçitten geçmelidir ve sonra yavaş yavaş manevi doğum gerçekleşir. Bu süreçte pek çok aşama vardır ama şimdi ayrıntıya girmeyeceğiz.

Soru: Baş aşağı dönmek bir tür boyun eğme anlamına mı gelir?

Cevap: Bu onların dünya ile ilişkilerinde bir tersine çevirmedir.

Soru: Yani “dünya benim için var” dan “ben dünya için varım” a geçmek gibi bir şey mi? Bunu bu şekilde ifade edebilir miyiz?

Cevap: Evet. Ve böylece kişi baş aşağı doğar.

Yorum: Manevi ve maddi olan arasındaki bu ilişki beni her zaman şaşırtıyor. Bir bebeğin maddi dünyada da dönmemesinin çok tehlikeli olduğunu söylediniz. Dönmek zorundalar.

Yanıtım: Elbette.

Yorum: Bu çok doğrudan bir sonuç.

Yanıtım: Evet.

Soru: Manevi sezaryen diye bir şey var mıdır?

Cevap: Doğada böyle bir şey yoktur.

Soru: Doğa müdahale etmez mi?

Cevap: Hayır.

Yorum: Yani bu bizim icadımız, tamamen bizim dünyamız.

Yanıtım: Evet, elbette. Bu şiddettir ve insanlar bunu çok uzun yıllardır, yüzlerce yıldır uygulamaktadır.

Soru: Doğum insanın bir sonraki manevi derecesi olarak adlandırılabilir mi?

Cevap: Doğum, insanın içinde doğan bir sonraki manevi derecesidir ve insan bu dereceye yükselir ve o derecede işlev görmeye başlar.

Yaradan İçin Biz Kimiz?

Soru: Yaradan için biz kimiz – O’nun oğulları mı yoksa O’nun planını gerçekleştirmek için sadece “atlar” mıyız?

Cevap: Bizler atlarını doğru hedefe yönlendirebilen biniciler gibiyiz.

Soru: At neden biniciden daha büyüktür?

Cevap: Arzularımız genellikle çok daha büyüktür. Bu büyük arzularla, sonunda onların gerçekleşmesini sağlayabiliriz.

Soru: Eğer “atı” evcilleştirmek zorsa, onun üzerinde nasıl kontrol sahibi olabiliriz?

Cevap: Tüm niyetlerinizi kontrol etmeli ve egoist olduğunu fark ettiklerinizi filtrelemelisiniz. Bunu yaparak, Yaradan’ı bu arzulardan ayrı tutacaksınız.

Kongreden Kongreye

Soru: Kongrede her zaman manevi bir yükseliş yaşıyoruz, bundan sonra düzenli olarak derslere katılacağıma, dağıtım yapacağıma, makaleler yazacağıma ve metinleri düzenleyeceğime – her şeyi yapacağıma – güveniyorum. Tabii ki bu geçici bir durum. Kendimle ilgili düşüncelere takılıp kalmadan bu duyguyu nasıl kullanabilirim?

Bu sorumluluğu önce kendim mi üstlenmeliyim, yoksa dostlarımı düşünüp onların da aynı şeyi yapabilecek güce sahip olmalarını mı sağlamalıyım? Bir sonraki kongreye kadar ortadan kaybolmaktan nasıl kaçınabilirim?

Cevap: Bir sonraki kongreye kadar ortadan kaybolursanız, sadece katılmak, gözlemlemek ve dinlemek için gelen bir denetçi olursunuz, başka bir şey değil. Böyle bir koşulun varlığından pişmanlık duymanız için en önemli çalışma kongreler arasındaki günlük çabadır.

Kongreden sonra pasif bir duruma dönmek, hiç katılmamış olmaktan çok daha kötüdür. Geldiniz, bağlandınız, kendinizi doldurdunuz ve sonra gittiniz, bu da her şeyi dışarı döktü. Kendinize veya başkalarına hiçbir şey katmadınız; bu tam bir kayıptır. Bu koşula dikkat edin. Hayat başladığınızdan daha olumsuz bir dengeyle sona erebilir.

Eğer dağıtım yoksa, o zaman hepsi boşunadır! Baal HaSulam, Rabaş ve tüm büyük Kabalistlerin bu konuda yazdıklarına bakın.

Sizler oturup öğretmenin güzel sözlerini dinlemek için değil, dünyayı ıslah etmek için seçildiniz. Eğer bunu yapmıyorsanız, hiçbir şey yapmamak daha iyidir. Gidin ve dinlenin. Ciddi konuşuyorum.

Yaradan’ın iradesini kendileri aracılığıyla dünyaya getirmek için yukarıdan bir çekim alan ve bunu yerine getirmeyen bir kişiye ne olacağını hayal bile edemezsiniz. Bu konuda şöyle denir: “Onlar için hiç doğmamış olmak daha iyi olurdu.”

Yaradan’ın Yanıtına Hazır Olun

Soru: Bazen Yaradan’ın var olmadığını, O’nun ancak ihsan etmede ve aramızdaki iyi ilişkilerde ifşa olabildiğini söylüyorsunuz. Peki, Yaradan henüz ifşa olmadıysa kime dua edeceğiz?

Cevap: Yaradan’ın bize göre ifşa edilmemiş olması önemli değildir. Biz sadece O’ndan bizi anlamasını, bize yaklaşmasını ve bizi O’na yaklaştırmasını isteriz.

Soru: Yaradan’ın bize olan arzusunu her an nasıl hissedebiliriz?

Cevap: Bunun için kişi, Yaradan’a karşı ihsan etme içinde olmaya gayret etmelidir. O zaman, form eşitliği aracılığıyla, O’nun size karşı olan tutumunu hissedeceksiniz. O’nun yanıtı sayesinde, O’na yönelik doğru adımı attığınızı hissedeceksiniz. Ve Yaradan’ın cevabına her zaman hazır olmak için, O’na tutarlı ve net bir şekilde yaklaşmalıyız ve bunu zaman zaman bırakmamalıyız, sürekli olarak Yaradan’a baskı gücü, O’na yaklaşma gücü kazanmalıyız.

Nasıl Manevi Olarak Olgunlaşabiliriz?

Soru: Kim manevi açıdan olgun bir kişi olarak kabul edilir?

Cevap: Yaradan’ın kendisine neden bu şekilde davrandığını anlamaya çalışan kişi.

Soru: Manevi olarak olgunlaşmamıza ne yardımcı olur?

Cevap: Birbirimize bağlı olmak ve yaşadığımız koşulları birlikte tartışmak.

Soru: Onluda birleşerek, Yaradan’ın ışığıyla egoizmden şifalanırız. Ve en güçlü şifa aracı duadır, değil mi?

Cevap: Evet, bu doğru.

Adem’in Ruhunun Tüm Parçalarını Birleştirmek

Soru: Adem’in ruhunun sadece içimizde olan kısmı üzerinde nasıl çalışabiliriz?

Cevap: Her birimiz Adam HaRişon’un içimizde bulunan ve zaten ıslah ettiğimiz kısmının bir bölümünü alırız. Hala ıslah olmamış olanlar da içimizdedir. Yaptığımız şey budur.

Bizim için en önemli şey, hem erkekler hem de kadınlar olarak, ortak bir bütün olarak bir araya gelmektir. Bu sayede Adem’in parçasını içimizde hissetmeye başlayabiliriz.

Soru: Bu kongrede tüm parçaları tek bir ruh haline getirme fırsatını nasıl kaçırmayız?

Cevap: Yaptığımız şey budur. Bu, sıradan bir insan etkileşimi meselesi değildir. Duyularımızda birbirimize yaklaşmalı ve duygularımız aracılığıyla kaynağımızı, indiğimiz kaynağı hissedecek derecede bağ kurabileceğimizi fark etmeliyiz. Bu sayede her birimiz kendi bireysel ve kolektif ruhumuzu ıslah edeceğiz, bu da üst dünyayı giderek daha fazla hissetmemizi sağlayacaktır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 178

Soru: Bağ yolunda ilerlediğimizi nasıl anlayabiliriz? Başımıza gelenler sadece egoizmin bir oyunu olabilir mi?

Cevap: Eğer zaman zaman Yaradan’dan egoizmin üzerine çıkmak için yardım istiyorsak ve bir şeyler başarılıyorsa, bu ilerlediğimiz anlamına gelir.

Soru: Siz ve büyük öğretmenlerimiz gibi mantık ötesi inanca nasıl ulaşabiliriz? Bunu başarmak için ne yapmalıyız?

Cevap: Bu zamanla gelir ve arzuladığınız şeye zıttır. Hepsi gelecektir.

Soru: “Bir kutsallık anı” ya da ‘bir kutsallık anında olmak’ ne demektir?

Cevap: Bu Yaratıcı ile bir bağdır. Yaradan kutsaldır, yani O sadece ihsan etme arzusu içinde var olur. Bu nedenle, böyle bir arzuya sahip olanlara veya buna yaklaşanlara kutsal denir.

Bir Dostun Hatırı İçin Bir Yudum Kahve

Soru: Derste otururken ihsan etme uğruna nasıl kahve içebiliriz?

Cevap: Kahveden bir yudum aldığınızda, bunu yaparak o yudumdan aldığınız tüm keyfi dostunuza aktardığınızı düşünün.

Eğer dostunuza Kli’nizle (kabınızla) bağlanırsanız, o Kli’de aldığınız her şey dostunuz tarafından da alınır. Dolayısıyla, niyetinizi dostunuza doğru yönlendirirsiniz.

Bu süreçte, Yaradan her ikinizi de dolduran kaynak olarak hizmet eder. O’ndan alarak, O’na hoşnutluk getirirsiniz.