Category Archives: Yaradan

Kendinizi Işığa Maruz Bırakın

Soru: Kendimizi ışığın kaynağına maruz bırakmamız gerektiğini söylüyorsunuz. Diyelim ki bir kükürt kaynağını ziyaret ettim ve içinde ıslandığımda bana fayda sağlayacağını açıkça biliyorum. Soyut bir form söz konusu olduğunda, kişi ışığı nasıl ve nerede bulabilir? Onu çekmenin en etkili yolu nedir?

Cevap: Anahtar, bu ışığı arzu etmektir. Kişi değişmek ve ışığa benzemek için özlem duymalıdır. O zaman ışık, ona eşit olmayı diledikleri ölçüde onlara etki edecektir. Bunun başka bir yolu yoktur.

Bu nedenle, öncelikle ışık gibi olma arzusunu, ihsan etme arzusunu, sevgiyi, başkalarıyla bağ kurmayı ve Yaradan’ın ifşasını geliştirmemiz gerekir.

Bu nasıl yapılabilir? Bunun için bize belirli bir topluluk, bir grup verildi. İşte tam da bu yüzden sayısız parçaya bölünmüş durumdayız. Parçalanmışlığımızdan, ayrılığımızdan ve karşılıklı reddedişimizden, kendimizi bir araya getirebilmemiz ve bunu yaparken de içimizde Yaradan’ı hissetmek için bir detektör yaratabilmemiz içindir.

Kalpteki Noktaları Birleştirin

Soru: Kalpteki noktalarımızı pratik olarak nasıl ayırt edebilir ve birleştirebiliriz?

Cevap: Pratik olarak, karar verin! Bu noktayı kendinizden çıkarın! Diğer her şeyden kurtulun! “Ben”inizi, bedeninizi, tüm bu dış kabuğu bir kenara atın! İşte bu yüzden buna Klipa deniyor. Onu bir yılanın derisini yüzdüğü gibi yüzün.

Yorum: Bunu çok kolay söylüyorsunuz ama ben nasıl yapılacağını tam olarak anlayamıyorum.

Yanıtım: Aslında çok basit! Gerçekten. Sadece ayırın.

Bunu kavramsal olarak hayal edebiliyor musunuz? Her zaman duyguları kullanarak, bir şeyleri ifade ederek iletişim kurarız. O noktayı çıkarın!

Bir zamanlar onsuz yaşadınız, işinize devam ettiniz, normal bir hayvan gibi var oldunuz. Sonra aniden, sizi hayvansal seviyenin ötesine çeken bir nokta ortaya çıktı. Onu izole edin, fiziksel benliğinizden ayırın ve diğer noktalarla bağlayın.

Yaradan’ı talep edebilmemiz için ayrı olarak var olmamız yukarıdan tasarlanmıştır. Bu şekilde, O’na olan ihtiyacımızı tanımlayabilir, O’nun nerede var olduğunu ve ne yapması gerektiğini belirleyebiliriz. Bu gücün niteliklerini ve bizimle olan ilişkisinde nasıl tezahür ettiğini tanımaya başlarız.

Yaradan’ın Kendisini tanımıyoruz. Sadece O’nun bizimle ilgili eylemlerini ve tezahürlerini algılayabiliriz. Bunu özellikle noktalarımızı birleştirmeye çalıştığımızda yapabiliriz. Bu noktalar O’na yönelik arzularımızdır.

Ancak bu arzular egoist olmamalı, ihsan etmeye yönelik olmalıdır. Bu nedenle, bedenlerimizi ve bu dünyayı göz ardı ederek fiziksel varlığımızın üzerinde birleşmeye çalışırsak, O’nu ihsan etmek için talep etmeye başlayacağız.

Bilinç Kaybı

Yorum: Bir keresinde ihsan etme hakkında konuşurken, almanın var olmadığını söylemiştiniz.

Yanıtım: Evet, gerçekten de almak diye bir şey yoktur.

Bu yalnızca bizim hayal gücümüzde, fantezimizde vardır. Dolayısıyla, tüm dünyamız hayali ve gerçek dışıdır çünkü “almak” diye bir güç ya da nitelik yoktur. Kendini sanki bilinç kaybı halindeymiş gibi gösterir.

Başka bir deyişle, gerçek varoluşun farkındalığını yitirdiğimiz ölçüde, sanki bir rüyadaymışız gibi, yaşamımızı alma, biriktirme içinde hayal ettiğimiz bilinçsiz bir durumda var oluruz.

Bize her şeyi bu şekilde temsil eden yalnızca bulanık bilincimizdir. Sanki uykudasınızdır ve bu dünya size rüyanızda tasvir edilmektedir.

Mezmurlar’da söylendiği gibi, kişi Yaradan’la bağa döndüğünde, uykuda olduğunu ifşa eder.

Üst Gücü Çağırmak

Soru: Sürekli bağ kurmaya çalışıyoruz. Herkes yorgun ve nasıl yapacağını bilmiyor. Ve siz diyorsunuz ki: “Çok basit çocuklar! Sorun nedir? Sadece bağ kurun, hepsi bu.”

Cevap: Sorun, kişinin kendi içindeki o içsel noktayı, manevi “Ben”ini, Yaradan’ın yukarıdan bir parçası olan ve kişinin içinde var olan kalpteki noktayı izole edememesidir. Aksi takdirde, burada olmazlardı.

Çevremiz dünyanın dört bir yanından gelen ve kendilerini Yaradan’ı ve yaşamın özünü edinmeye çekilmiş hisseden seçilmiş bireylerden oluşmaktadır.

Bu noktayı çıkarabilmeleri, bedensel kabuklarından ve diğer her şeyden ayırabilmeleri ve dostlarının noktalarıyla birleştirebilmeleri için onları yükseltmeye çalışıyorum. Ancak o zaman manevi bir kap oluşturabilecekler.

Noktalarını birleştirmeye çalıştıkça, bunu kendi başlarına yapamayacaklarını fark edecekler ve onları birleştirmesi için üst gücü çağırmak zorunda kalacaklardır. O zaman birbirleriyle ve O’nunla olan bağları ölçüsünde üst gücü, Yaradan’ı kendi içlerinde hissedeceklerdir. Bu durum zaten manevi bir koşuldur.

Firavun’a Gidelim – Birlikte!

Dünyayı yani kendimizi ıslah etmek için çabalamaya gerek yoktur; sadece üst ışığın üzerimizde gerçekleştirdiği eylemleri incelememiz gerekir. Yaradan tarafından Musa’ya söylendiği gibi: “Firavun’a gidelim!”

Musa küçük ve korkaktır; insandaki bu nitelik çok zayıftır. Karşısında ise kocaman bir canavar vardır – tüm yaratılış, tüm dünya, tüm güç, tüm yiyecek, tüm oksijen onun elindedir.

Tüm bunları Firavun’dan alıyorum, bu benim tüm gerçekliğim! Ve buna karşı küçük bir nitelik yükseliyor, kaçmak ve bu gücün altından kurtulmak ve başka bir dünyada yaşamaya başlamak isteyen küçücük bir arzu (kim ki o?)!

Ayağa kalkmak ve egoizmimizden kurtulmak için böyle bir fırsatı pek hissetmiyoruz. Nereye gideceğimizi, bu Mısır köleliğinden nereye kaçacağımızı hiç bilmiyoruz!

Ama Yaradan bize diyor ki: “Firavun’a gidelim” -birlikte! Ve Musa, küçük bir çocuk gibi, yetişkinin elinden tutar ve birlikte yürürler.

İnsan tarafından ihtiyaç duyulan tek şey Yaradan’dan yardım istemek için rıza, bir istek, bir taleptir. Kötülükle kendisi savaşmak zorunda değildir.

Ancak insanlar bunu anlamaz ve kendi başlarına bir şeyler yapabileceklerini düşünürler. İnsan kendini kahraman sanan bir aptaldır.

Tüm dinlerin ve sözde “manevi” tekniklerin tökezlediği yer burasıdır, çünkü sol taraf (egoist arzular) bize tam olarak sağ tarafa bağlanmamız için verilmiştir; sonuçta tüm amaç budur.

Arzunuzu O’nun Arzusu Gibi Yapın

Soru: Yaradan’dan haz alabilmemiz için, içimizde bir perdeyi ne oluşturur? O’ndan aldığımız önceki koşulların tecrübesi mi, O’nunla bağı kaybetmek mi, yoksa zihnin öğretisi mi?

Cevap: İçimde benim arzum ve Yaradan’ın arzusu arasındaki doğru bağı perde kurar. Bu konuda şöyle söylenir: “Arzunuzu O’nun arzusu gibi yapın ki O da kendi arzusunu sizin arzunuz gibi yapsın.” Bu akla uygundur.

Soru: Ruhun arzusu aynı arzu mudur yoksa farklı mıdır?

Cevap: Hayır, bunlar aynı arzulardır. Onlardan tüm kabukları soyduğunuzda, birleşirler ve bunun sizin manevi Kli’niz olduğunu hissedersiniz. İçine giren ışık Yaradan’ın size görünüşü olacaktır.

Soru: Ruhun arzusunun Yaradan’ın arzusundan farklı olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Cevap: Ruhun arzusu sizin O’nunla birleşme arzunuzdur. Ve Yaradan’ın arzusu da size karşı aynıdır.

Arzuların Dolumu

Soru: Yaradan ve yaratılış arasında bir kanal olduğumda, Yaradan’dan ne alırım ve başkalarına ne aktarırım?

Cevap: Yaradan’dan dolum alırsınız ve bunu başkalarına aktarırsınız. Dolum, başkalarının arzularının, birbirlerine bağlanmayı istedikleri ölçüde doldurulmasıdır.

Kabala’da sadece ihsan etme arzularının dolumundan bahsederiz, burada bir başkasına ihsan etmek istersiniz ve bunu yaparken de tamamlanmış olursunuz. Bu sizi Yaradan’a benzer kılar.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 145

Soru: Sadece niyetle mi yoksa eylemlerle de Yaradan’a memnuniyet getirebilir miyiz?

Cevap: Sadece niyetle. Eylemler önemli değildir. Alma veya ihsan etme eylemleri olabilirler. Önemli olan niyettir.

Soru: İçsel çalışmamın doğru yolda olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Cevap:  Yaradan’ı ve O’nun aracılığıyla tüm dünyayı sürekli olarak hissediyorsanız, içsel çalışmanız doğru yoldadır.

Soru: Kaynaklarla çalıştığımızda, niyet üzerine konsantrasyonu artırıyoruz, ancak ışığın bize girmesine izin vermiyoruz. Bu süreci kontrol etmeyi öğrenmek için niyetimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Bunu ne zaman hissedeceğimi ne belirler? Saflık mı yoksa çabaların kendisi mi?

Cevap: Bu çabaların saflığına bağlıdır.

Soru: Yaradan’ın eylemlerimizden memnuniyet duyup duymadığını tespit etmeye çalışabilir miyiz?

Cevap: Bunu belirleyebiliriz. Yavaş yavaş bu konuda ustalaşacağız.

 

Yaradan İle Bağ Kurun

Soru: Yakında evlenmek üzereyim ve öyle bir sevinç içindeyim ki, bu armağan için Yaradan’a sürekli şükrediyorum. O’nu memnun etmek için başka ne yapabilirim?

Cevap: O’na sorun. Ben O’nun sekreteri ya da O’na özellikle yakın biri değilim. O’na neşe ve memnuniyet getirmek için neler yapabileceğinizi O’ndan öğrenin. Bunu sadece O’na sorun.

Soru: O’nunla doğrudan bir bağ kurmayı mı kastediyorsunuz?

Cevap: Evet, tabii ki.

Bir Aksiyomdan Çıkan Sonuçlar

Soru: Yaradan’ın alma arzusu yoktur; O yoktan var etmiştir. Yaradan sadece alma arzusu içinde olan yaratılışı nasıl hissedebilir? Bir yaratılan O’nu alma arzusuna nasıl davet edebilir?

Cevap: Aksiyomdan başlarız ve sonra şunu keşfederiz: kişinin Yaradan’la ilgili yaptığı her şey, O’nunla bağlantılı olarak ifşa olur. Burada gizlenecek hiçbir şey yoktur.

Soru: Yani Yaradan yaratılışı hem almakta hem de ihsan etmekte %100 hisseder mi?

Cevap: Elbette, çünkü biz O’nun içinde varız.